Çocukluğumuzun Çizgi Filmleri – Volume 2

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken şöyle bir yazı yazmıştım, hatırlayan var mı? Orada biz 80lerin sonu – 90ların başında çocuk olanların hatırlayacağı çizgi filmlerden bahsetmiştim. O yazıda sıra gelmeyen bir sürü harika çizgi film daha vardı ve zavallıcıklar bunca zamandır anlatılmayı bekliyor, ellerimden öpüyordu. Madem öyle, o zaman ilk yazıda anlatamadıklarımı burda anlatıp sizi 90’lara geri götüreyim, di mi? İşte geliyor:

Sophie et Virginie: Bu çizgi filmin bende ayrı bir yeri vardır: Çünkü kardeşimle birlikte izler, ikimiz de çok severdik; hatta kendimizi bu iki kardeşin yerine koyardık sanırım. Kardeşim gerçekten de (o günlerdeki) küt kumral saçları ve maviş gözleriyle acayip derecede Sophie’ye benzerdi, resmen kızın çizgi film karakterini yapmışlar yani, o derece! Oysa bendeniz incecik, uzun, sarışın Virginie olmaktan fersah fersah uzaktım! (Hâlâ da öyleyim, ne tesadüf 😛 :P) Yine de “abla” sıfatının hakkını vererek Virginie’liği kabul etmişimdir, çok fedakârım değil mi, öhöm..

Bir Fransız yapımı olan çizgi filmimiz, bu iki kız kardeşin hikâyesini anlatırdı: Kızların anne ve babası arkeologdu; onları bir yatılı okula bırakıp Afrika’ya iş gezisine gitmişlerdi (“iş gezisi” yalnız… oldu olacak “teknoloji fuarlarını gezip ihale almaya gittiler” de hikaru!). Sonra da yamyamlara yemek olmuş olacaklar ki, geri dönememişlerdi… Zavallı iki kız kardeş de bir başlarına kalmışlardı. Açıkçası Sophie’yle ilgili bir şey kalmamış aklımda, ben daha çok kendi karakterim olan Virginie’ye odaklanmışım: Çünkü hayatı heyecanlı olan kardeş bu Virginie’ydi: Bunun bir belalısı vardı, Natalie. Kızcağıza musallat olmuş, yapmadığı eziyeti bırakmamıştı. Hatta bu Natalie, okula yeni atanan genç bir öğretmene âşıktı, ama öğretmen Natatlie’ye yüz vermezken hep Virginie’yle ilgileniyordu; Natalie’nin bütün gıcıklığı ise burdan ileri geliyordu sanırım. Yalnız çizgi filmin ilerleyen bölümlerinde bu genç öğretmenin aslında pek de sağlam ayakkabı olmadığı ortaya çıkıyordu; galiba Natalie’yi baştan çıkarıp kızı kendi seks kölesi falan da yapıyordu (Oha! Umarım bunları münasip bi yerimden atmıyorumdur; eğer öyleyse çok acayip bir bilinçaltım var demektir! Ama çizgi filmde gerçekten de böyle şeyler olduysa o zaman da “bu nası çizgi filmmiş lannn??” diyeceğim, Fransızlar gene Fransızlıklarını yapmışlar anacım…) Neyse işte sonuç olarak pembe dizi kıvamında olsa da güzel çizimleri ve hoş jenerik müziğiyle güzel bir çizgi filmdi, severek izlerdik.

Little Princess Sarah: Bu çizgi filmde de Sophie ve Virginie’deki gibi anne babası ölmüş bir kızcağızın yatılı okulda çektikleri anlatılıyordu ki, Külkedisi masalı gibi bir şeydi: Prenses gibi yetiştirilmiş olan küçük Sarah, Hindistan’a giden zengin babası tarafından pahalı bir leydiler okuluna gönderiliyordu. Ancak baba oralarda ölüp gelen para kesilince okulun paragöz müdiresi zavallı yavrucağı hizmetçi gibi kullanmaya başlıyordu! Ama sonu mutlu bitiyordu galiba; zamanın yapımcıları biz zavallı çocukları ağlatıp helak etmekten hiç gocunmamakla birlikte neyse ki psikolojimizi biraz da olsun düzeltmek amacıyla “aa bakın ne kadar acı çekerlerse çeksinler en sonunda hep iyiler kazanır” demeyi amaçlamışlar; ben bu tür çizgi filmlerden bu dersi çıkarıyorum. (Buna benzer bir de Rémy’nin hikâyesi vardır mesela; orda da kimsesiz büyümüş fakir kemancı oğlan Rémy annesini aramış taramış, en sonunda nihayet ona kavuşmuştur.) Ayrıca çizgi filmlerdeki kötü kalpli, kıskanç kızların ismi hep mi güzel olur kardeşim; Şeker Kız Candy’de İlayza (Eliza), bu çizgi dizide ise Lavinia ile müşerref olmuşuzdur (Özdemir Asaf derdine yansın, Lavinia bana hâlâ kötü kız çağrışımı yapar!) Bu arada Sara, bir kitap uyarlamasıdır, bakınız bu kitap. Hatta bir de filmi varmış, bakınız bu film.

Sailormoon: İşte 90ların başında çocuk olanların Selena’sı, Sihirli Annem’i, (tabii onlardan çok daha iyisi, ama sihirli güçler bakımından şe’ettim…) süper çizgi film! Ben açıkçası bunu bayağı kopuk kopuk izledim; o yüzden kendimi özdeşleştirdiğim bir karakter olamadı maalesef… Ama hatırladığım kadarıyla ben gidip gene arka planda kalmış karakterleri sevmiştim: Favorilerim acayip zeki olan Merkür’le çok güzel siyah saçlı bir kız olan Mars’tı yanlış anımsamıyorsam… Neptün’le kuzeni (!) Uranüs’ün aslında lezbiyen bir çift olduğunu ise çooook sonraları öğrenecektim! o_O Bu arada Usagi’nin koruyucu meleği Mamoru (ki ismi bile zaten “koruyucu” gibi bir anlama gelmektedir) Şeker Kız Candy’nin Terry’siyle birlikte biz yaşlarda pek çok kızın ilk aşkıdır… Ayrıca bu çizgi film sevgili 9. gezegenimiz Plüton’un hakkını yememiş, ay savaşçılarından birini Pluton yapmıştır.. (Snıf snıf! Ağlamıyorum, gözüme bir şey kaçtı…) Son olarak, savaşçı kızlarımız şahane bir biçimde dönüşüm geçirirlerdi, her bölümde izlediğimiz halde şu sahneleri her seferinde ağzı açık ayran budalası gibi izlemeyen, acayip özenip salyaları akmayan hiçbir çocuk yoktur sanırım:

Önce ay kız (sadece ilk 40 saniyeyi izlemeniz yeterli, gerisi aynı :P):

Bu da hepsinin birden dönüşümü (“crystal palace, wake up” mı diyomuş onlar??):

Üç Silahşörler: Bu çizgi diziyi izlerken muhtemelen ilkokula bile gitmiyordum. Ama tek bir sahnesi ile aklıma hiç çıkmayacak şekilde kazınmıştır (çocukluk travması dedikleri bu olsa gerek…) O sahneden bahsetmeden önce, çizgi filmdeki çok acayip bir twist’ten söz etmem lâzım: Animeyi yapan sevgili Japonlar hikâyeye gene bir gender-bender eklemeden edememiş ve romanın anlı-şanlı, sapına kadar erkek, delüğanlı Aramis’ini kadın yapmışlardı! Evet evet, sarışın ve nazik görünüşlü Aramis, aslında bir kadındı! Bana travma yaşatan ünlü sahne ise çizgi filmdeki küçük veledin (ki, kimin nesi olduğu hakkında hiçbir fikrim yok, Alexandre Dumas’nın kitabında yok böyle bi velet…) Aramis’i yıkanırken görmesi ve tombul tombul memelerle karşılaşınca yuvalarından fırlayan gözleriydi, asafafahajajdh 😀 😀 Sonradan gerçekten de ortaya çıkıyordu ki, Aramis meğerse öldürülen nişanlısının öcünü almak için diğer silahşörlere katılmış… Ayrıca daha o yaşımda bile içimdeki çöpçatanlık aşkı bambaşkaymış ki ben çizgi filmi güzel Aramis’le yakışıklı Athos’un birbirlerine âşık olmasını umarak izlerdim! 😀 😀 (Ayrıca şimdi baktım da, yalnız değilmişim: Millet bunun fanwork’lerini yapmış ya: http://www7a.biglobe.ne.jp/~mokugyodou/jyushinoyakata_contents.htm) Bu animeyle birlikte aklıma kazınan diğer şeylerse Mileydi isimli fettan kadın, kötü kalpli kardinal Rişelyö (Richelieur?) ve animenin inanılmaz güzel jenerik müziğidir. Melodiyi şimdi bile hatırlıyorum. Yalnız işin tuhafı internette şöyle bir Fransızca opening’inden başka bir jenerik yok :/

Oysa benim hatırladığım müzik çok farklıydı, acaba ben başka bir animeyle mi karıştırıyorum diye düşünmeden edemiyorum…

(Birkaç saat sonra gelen edit: Hayır efendim, uzun uğraşlar sonucu söz konusu melodiyi bulmuş bulunmaktayım: Şu videoda 3.10-6.45 arasında dinleyebilirsiniz 😉 )

 

 

Genki: Ahhh, küçücük yaşımızda bizi dert sahibi eden, yetim, gariban, çileli Genki’miz! Senin o yeşil gözlerine kurban! Genki, bir zamanların ünlü boksörlerinden olan ve ringde rakibi tarafından öldürülen eski bir boksörün oğludur. Bu yeniyetme genç kendini babasının intikamını almaya adamıştır: Çok çalışıp dünyanın en iyi boksörü olacak, babasının ölümüne neden olan (ve sanırım dünya klasmanında şu anda bir numaralı boksör olan, kimselerin yenemediği) adamı yenip dünya şampiyonu olacaktır! Bu amaçla yalvar yakar kendine bir koç edinir, çok sıkı bir çalışmaya başlar. Onun trenlere bakıp içlerini görmeye çalışma sahnesi eminim herkesin hafızasında olanca tazeliği ile duruyordur! Sonradan ben de çok denedim ama trenlerin içini bir türlü Genki gibi göremedim! 😛 😦 Genki candır; çizgi filmin sonunu hiç bilemedim ama inşallah dünya şampiyonu olup babasının intikamını almıştır!

Bu da açılışı:

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı anime içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Çocukluğumuzun Çizgi Filmleri – Volume 2 için 30 cevap

  1. superunni dedi ki:

    Eline sağlık çingu, bende hepsini seyrettim yalnız bir tek şu virginie hatırlamıyorum 🙂 En çok sevdiğim Ay savaşçısıydı 🙂 Bittiğinde de çok ağlamıştık 😀 😀 çocukluk işte 🙂 Hep onları merak etmişimdir, bunlar değişim geçirene kadar kötülere ne oluyor donuyorlar mıydı ? 😀 Ama bir daha olsa izlerim 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @superunni: ben de hep merak etmişimdir onu! en sonunda kendimce şöyle bir çözüm buldum: biz aslında dönüşümün çok yavaşlatılmış halini izliyoruz, aslında bu olay hemencecik olup bitiveriyor 😛 😛 çizgi filme mantık uydurma çabası, çocukluk işte… 😀 sağol canım yorumun için ^^

  2. eunhye dedi ki:

    Saiolormoon 4. sınıfta tanışmıştım ilk. Burada tanıdığım tek çizgi film bu…Eline sağlık. Çok eğlenceli bir yazı ^^

  3. Unnicim bunlardan sadece Sailor Moon’u biliyorum. Benden büyük bir kuzenim var, bu çizgi filmin oyunlarını oynardı netten, birkaç bölüm de izletmişti. 😛 Witch ve Winx Club bu çizgi filmden türetilmiş muhtemelen. 😀 Benim küçüklüğüm de Will, Irma, Taranee, Cornelia, Hay Lin >> WITCH ile geçti. 😀
    Bu arada bence Sailor Moon çok da iyi bişi değil, dönüşürlerken neden sadece kızlar dönüşüyor + neden vücut hatlarını bu kadar belirgin çizmişler? Bir bit yeniği var, demedi demeyin. 😛 (Şu aralar çizgi filmlerdeki gizli şifrelere takmış vaziyetteyim, ne izlesem “bu olmamış” ” bunda bişi var” diye izliyorum…)
    Bu güzel yazı için teşekkürler. ^^ Ve öğrendim ki: Bizim zamanımızdaki çizgi filmler sizlerin çakmasıymış. fırt fırt. 😦 Bi de “Plüton” için çok üzüldüm, buz muymuş, cüce miymiş bişiymiş, bize 5. sınıfa kadar gezegen diye öğretip sonra absürt bi sebepten çizik atıverdiler üstüne, gururunu kırdılar gezegenin. Çok ayıp… 😦

    • hikaruivy dedi ki:

      @harmony: ah, ben de o witch’leri falan hiç bilmiyorum ya 😦 hiç seyretmedim… o yüzden ne desem yalan olur, sailor moon’un çakması mı yoksa farklı bir şey mi bilemiyorum…

      kızların vücutlarının haddinden fazla belirgin çizilmesine gelince, bu bütün animelerde böyledir canım, altında bir şey arayacaksak japonların bilinçaltına inmemiz lazım 😀 gizli şifreleri bilmem ama kızımızın “ay savaşçısı” olmasından çok gurur duyardım ben, alnında hilâl oluşu falan, hani hilâl bizim simgemizdir ya, öhöm 🙂 😀 ben de çok teşekkür ederim yorumun için, jalga! ^^

  4. lafea dedi ki:

    İçlerinde bir tek Küçük Prenses Sarah aklımdadır hala bulsam bölümlerini izlerim. Sailarmoom ayrı kategoride değerlendirilmeli manyak bir şeydi o 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @Lafea: Doğru diyorsun, Sailor Moon acayip bir şeydi; aşk entrika dram fantazi, hepsi var! 😀 Sara’yı ben warez-bb’de bulup ilk bölümleri falan indirdim, bi bak istersen 😉

  5. koroglu dedi ki:

    Eline saglik, cok guzel bir yazi olmus. Sabah sabah neselendirdi beni. Bizim cocuklugumuzdaki cigi filmlerin tadi bir baskaymis. Simdi bakiyorum izlenecek hicbir sey bulamiyorum. Ya ben buyudugumden, ya da artik bizim zamanimizdaki gibi pembe dizi formatinda cizgi filmler olmadigindan. 🙂

    Sirayla deginecek olursam Sophie et Virginie’yi hatirliyorum. Ne cok uzulurdum onlara. Ogretmenin kotu ciktigini bilmiyordum ama. Bak sen! 🙂

    Little Princess’i izlemedim ama dizi seklinde olani vardi, onu izlemistim biraz. Bir de bir zamanlar Japon versiyonunu izlemistim. Usenmedim (Japon drama isimlerini hatirlayamam da..), merak ederseniz diye linkini de buldum: http://www.mysoju.com/japanese-drama/shokojo-seira/

    Sailor Moon hepimizin en cok hatirladigi galiba. Okuldan eve gelince izler, ertesi sabah da kizlarla toplanip kritigini yapardik. 🙂

    Uc silahsorleri kit mit hatirliyorum ama Genki de sevdiklerimdendi. Bir de Genki’nin buyukbabasi vardi, boks yapmasini istemiyordu diye birsey hatirliyorum.

    Serinin devamini bekliyoruz efendim. Eminim daha cok cizgi film cikacaktir.

    • hikaruivy dedi ki:

      @koroglu: sağol canım, eğlendiğine sevindim 🙂 cidden bizim zamanımızda çizgi filmler bir başkaydı, şimdi olsa yine izlerim 🙂 Sophie ve Virginie’yi Fransızca dublajla youtube’da buldum, bakayım, anlayabildiğim kadarıyla neler oluyor, cidden öğretmen sayko mu çıkıyor, izleyince sana da haber veririm 😀 Little Princess’ın Japon dizisi olduğunu hiç bilmiyordum, vay be! Hem de 2009 yapımı! Üstelik Hindistan’ı bile değiştirmemişler, hikâye bayaa aynı galiba… Genki’nin büyükbabasını sen deyince hatırladım; galiba damatlarını serseri buluyorlardı, o yüzden Genki’nin de aynı yola girmesini istemiyorlardı, öyle bir şeyler, di mi? Yorumun için teşekkür ederim ^^

  6. sagbeyin dedi ki:

    ah sailor moon ah! ne çok severdim usagiyi, mamoruyu , lunayı 🙂 hatta mamoru benim de ilk aşklarımdan biridir ve hala onun ideal erkeklerden biri olduğunu düşünürüm 🙂 bu arada dönüşüm sahneleri asla unutulamaz:) çok güzeldi 🙂 bir de sailor moon küçükken karakterlerinin hep aynı kıyafet giymediği tek izlediğim çizgi filmdi o yüzden çok ilgi çekici gelirdi bana 🙂
    bu arada neptünle uranüsü duyunca çok şaşırmıştım:) ben de onları kuzen diye biliyordum oysa ki 🙂 sanırım bu durum trt’nin sansür konusunda ne denli başarılı olduğunu gösteriyor 🙂
    maalesef diğer çizgi filmleri hatırlamıyorum ama genki pek yabancı gelmiyor gibi 🙂
    ellerine sağlık çok keyifli bir yazıydı^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @sagbeyin: hahah, bir mamoru hayranı daha 😀 😀 bizi bu çizgi filmler mahvetmiş, hâlâ gerçek hayatta anthony’yi, mamoru’yu arıyoruz, bulamıyoruz haliyle 😛 dönüşüm sahneleri gerçekten unutulmazdı, di mi? kıyafet konusu da cidden öyle, vay be 😀 genki’yi de biraz izlesen hatırlarsın mutlaka, gözden kaçmış olamaz, birkaç defa tekrarını verdiler (ama hep yarıda kesildi :/) senin de yorumlayan ellerine sağlık ^^

  7. winpohu 'ca dedi ki:

    o yazını çok sevmiştim ve yenisini de çok sevdim. o iki kız ı hatırlıyorum .kız kardeşler falan izlemiştim . ama bu posta ilgimi çeken anime tabi ki sailor moon. ay savaşçısının tutkunlarından biri de benim işte itiraf ediyorum benim ilk aşkım mamaruydu . o zmaanlar bile tuhafmışım ilk aşkım bir anime karakteri ühü ühü 😦

    aahh nepost yazmışsın ya yine retro yeni nostalji alıp gitti beni ellerine sağlık 🙂

  8. besra dedi ki:

    Ellerine sağlık ne kadar tatlı güzelmi güzel bir yazı olmuş 🙂 Ah ah çocukluğmuzun çizgi filimleri ne kadarda güzellerdi, şimdiki çizgi filimlere bakıyorumda 😦 Şeker kız Kandy en sevdiklerimden seninde dediğin gibi ilk aşkımdı sanki gerçekmiş gibi hep hayal ederdim terry’i çok seviyordum canım her sıkıldığında sığındığım çizgi filmim 🙂

    Ay savaşçısı sayısını bilmediğim kim bilir kaç defa izlemişimdir. benim için çok farklı bir çizgi filimdi, bittiğinde inan ağlamıştım 😦 bir tane çizgi filim daha vardı Polyana, işte o çizgi filmi hiç unutamam o ağladığında bende ağlıyordum ;( çok güzeldi bu çizgi filimler unutulmaz hikaruivy : harika bir post olmuş çok teşekkürler çocukluğuma gittim valla 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @besra: Teşekkür ederim besra’cım, seviyorum nostalji yapmayı 🙂 Bizim zamanımızda çizgi filmler bir başkaydı azizim, ah ah 😀 😀 Bu ay savaşçısı’nı bir ara oturup en baştan izliycem zaten, bu kadar sevildiğine göre bir başka olmalı… Pollyanna’yı ise hiç hatırlamıyorum, Heidi’yi biliyorum ama Pollyanna da mı varmış?? Kitap uyarlaması çizgi filmler çok güzel oluyor, eminim o da çok hoştu… Yorumun için teşekkürler canım ^^

  9. nomuyeppuda dedi ki:

    Ben bi tek ay savaşçılarını biliyorum.Bizim zamanımızda yoktu bunlar galiba :)) Pokemon vardı, Jetgiller vardı, ninja kaplumbalar vardı.Sanırım bi sonraki nesil oluyorum ben.Önceki yazından da bir şeker kız candyi biliyorum onuda kim bilmez ? 🙂

    Ay savaşçısının da aşık halleri çok tatlı gelirdi bana o zamanlarda tabi ilk defa anime izliyorum.Hep “ay bunların gözleri ne güzel ya” diye söylenirdim.Tabiki kızlarcanak karakterleri paylamaşmıştık ben Mars kızıydım.Hatırladıkça gülüyorum.Ben bu yazıyı serisini sevdim.Çizgi filmlerin hatırlattıkları çok güzel anılar oluyor.Malum çocukluk ve saf-katıksız mutluluk :))
    Ellerine sağlık ^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @nomuyeppudaa: evet, 89 ve sonrası bir sonraki kuşak oluyor 😀 pokemon’ları ben de izledim ama o zaman lisedeydim galiba, artık o kadar sarmıyodu 😛 gerçi ninja kaplumbağalar zamanı biz de ilkokuldaydık, onları paylaşmışlığımız vardır (ben donatello’ydum :D) ay savaşçılarından senin olanını sevmişim ben de, haha 😀 seriyi sevdiysen sen de yaz, bi de sizin çizgi filmleri okuyalım 😉 öperim canım ^^

  10. seymsomething dedi ki:

    90ların başında çocuk olduğumdan ben en iyi ay savaşçısını biliyorum ki kendisi baya bağımlısı olduğum bi çizgi filmdi. hatta geçen sene bölümleri çeviriliyordu falan tekrar başlamıştım ama 200 bölüm yani kolay değil. 2.sezonda daha hızlı ilerlesin moduna geçtim (tabi her gün televizyon karşısında başlamasını beklemekle aynı değil internetten izlemek :D) derken eklenen bölümler silindi bi haller oldu sonunu getiremedim :/. ben plüton savaşçısını çok severdim anahtarı vardı kocaman elinde falan o zamanlar gözümde çok havalı görünürdü 😀 ama asıl savaşçılar arasında jüpiter en sevdiğimdi 😀 ve evet mamoru benim de ilk aşkım ahaha.

    diğer çizgi filmleri o çok bilmesem de sadece ay savaşçısı bile yetti küçüklüğüme dönmeme ya çok güzel bi yazı olmuş ellerine sağlık 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @seymsomething: vaow, 200 bölüm var mıydı yau? ben o kadar tahmin etmiyordum o_O plüton bayaa karizmatikti cidden; hatta o diğerlerinin öğretmeni gibi bir şey miydi neydi? (çok pis sallıyor muyum yoksa?) sağol canım yorumun için ^^

  11. makinosev dedi ki:

    İlk yazıyı da yorumları da tekrar okudum, yeni yeni yorum yazdığım nasıl belli hem çok konuşmak istiyorum hem de resmiyim olabildiğince 😀 😀 😀
    gelelim vol2ye 😀 yavrum genki burada karşıma çıktı ne güzel, o trenden bakma işini tabiki de yaptım ve başardım nıhahha 😀 😀 yavrum genki sonunda o adamla maç yaptı ve yendi diye hatırlıyorum ama çocukluk hayalleriyle bir tarafımdan sallamış da olabilirim 😀
    sophie ve kardeşini sen yazınca hatırladım ve şaşırdım bayaa, bana da sürpriz oldu yeni bir şey hatırlamak 😀 😀 sarah’ı da hatırlıyorum ama bu çizgifilmlerin saati mi ne uymuyordu bana ,ilkokula kadar tekelin yuvasında büyüdüm ben, 2 vardiya oluyordu yuva(sabahtan öğlen 4e kadar- öğlen 1den akşam 11e kadar) , bu çizgifilmler 90 öncesi yayınlanmış olabilir mi? çünkü hem hatırlıyorum hem de izlemedim hiç 🙂 3 silahşör desen yine aynı 😀 kendimi boşlukta hissettim şimdi, nasıl izlememişim ben bu çizgifilmleri 😀
    sailormoon’u ben de ara ara izledim 😀

    hikarucum ben bu yazı dizisinin devamını da bekliyorum 😀 benim aradığım bir çizgifilm var belki onu da bulup çıkarırsın hafızanın derinliklerinden 😀 yine japon çizgifilmiydi ve her bölümde yeni bir masal anlatıyordu, “moshimo anonim ino” diye başlayan tema müziği vardı hatta 😀 umarım bir gün buluruz o çizgi filmi 😀
    genki’ye tekrar selamlar 😀 xoxox

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: aa yok canım, ilk yorumlarında da gayet eğlencelisin 😀 yalnız senin ormanlı patikalı çizgi filmi ben hâlâ hatırlayamıyorum ya… 😦 ama en azından matt dallas görünümlü genki’mizi burada yad ettik!

      sophie ve virginie’nin yayınlanma tarihi 92-93 falan olmalı. sara’yı ise ben bayaa büyükken hatırlıyorum, hatta belki ortaokula giderken. sanırım şöyle bir şey olmuş; biz çok küçükken de gösterilmiş, daha sonra tekrar tekrar yayınlanmış bunlar. çünkü aynı şeyi rose of versailles’dan ve clementine’den de biliyorum: clementine mesela, daha okula gitmediğim günlerden hayal meyal hatırladığım bir çizgi filmdir; ama asıl ilkokul 1 veya 2’de izledim gibi kalmış hatrımda. 100lerce bölümü olmadığına göre aynı şeyleri tekrar tekrar vermiş olmalılar… ama bu dediğim 3 silahşörler için geçerli değil; onun tekrarını hatırlamıyorum bak.

  12. Uri Hikaru ben bunlardan onu da Winpohu sayesinde Ay Savaşçılarını biliyorum.Okuduğuma göre ben de bir sonraki nesil ürünüyüm.İzlemiş olsam kesin hatırlardım bunları.Ayrıca izleyemediğime de çok üzüldüm.Banane ben de istiyorum Genkileri, ahahaha anlattığım 3 Silahşör efsanesini.Kendimi Power Rangerslar,Ninja Kaplumbağaların yerine koymuşluğum vardır.Biz küçükken hadi en fazla Spice Girs kızları olurdun. Bizim de çocukluğumuz olmamış biraz desene.Gitti gül gibi çocukluk bir Genki izleyemeden,Little Princess Sarah’a üzülemeden vahlar olsun 😀 Ama yazı sayesinde öğrenmiş olduk.Ellerin dert görmesin hem güldük hem düşündük sayende 😛 😛

    • hikaruivy dedi ki:

      @egosantrik: evet canım burdakiler cidden daha eski kuşağın bileceği şeyler; senin F4’un en ufak üyesi olaraktan bilmemen normal 🙂 nasip kısmet tabii bu işler, ahah 😀 ama sen üzülme kok’cum, bi gün kekimizi pastamızı pişirir, topluca genki ya da 3 silahşörler izleme günü yaparız, olma mı? 😀 😀 ninja kaplumbağalar bütün bir on yıllık kuşağı etkilemiş yalnız; o çok uzun sürdü yanılmıyorsam; yoksa 83-86’lılarla 88-90’lıların hepsinin “kendini ninja kaplumbağaların yerine koyma” oyunu oynamasını açıklayamazdık 😛 😛 ama üzülme, spice girl olmak da o kadar kötü bişey değil (eheheh 😀 😀 😀 alınma, ben başka bişeye gülüyorum, mehehe :D) gene de hem güldürüp hem düşündüren çizgi filmlerin yerini tutmayabilir tabii (zamanında levent kırca skeci gibi çizgi filmler izlemişiz meğersem, bak sen şu işe, peyyy!)

  13. ühühüh ben hiç spice girls olmadım ki yeaa.Gülme bana 😀 😀 😀 Sen hele bir vatan toprağına ayak bas ben borcamda kısır yapacağım,çikolatalık kekimi de alırım sana kahve falı bakarız.Oh iyice annemin gününe döndü burası 😀 Ahahaha Levent Kırca güldürüyordu da düşündürüyor muydu ben orasından pek emin değilim kok 😀

  14. masalevi dedi ki:

    daha geçen gün ablamlarla konuşuyorduk şimdiki nesil ne kadar şanssız diye. tüm gün oturup vurdulu kırdılı savaş dövüş temalı çizgi filmler izleyip duruyorlar. ben maalesef yazdığın çizgi filmlerden hiçbirini bilmiyorum 😦 sailor moon azıcık işte.. ben çocukken taş devri, jetgiller, şirinler, bugs bunny, tom ve jerry falan vardı. bir de ilk aşkım kaptan tsubasa’yı hatırlarım 🙂 ama ablama okutacağım yazını, o hepsini biliyordur bana da anlatır şimdi 🙂 ellerine sağlık canım^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @masalevi: evet yorumlardan da anladığım kadarıyla shoujo bulacağım diye hem hatırlaması zor (muhtemelen çok uzun süre gösterilmedi bunlar…) hem de biraz eski kuşağa hitap eden çizgi filmler seçmişim 😀 aslında taş devri jetgiller falan yazsam daha iyi olacakmış. onları ben de bayıla bayıla izlerdim. bugs bunny’dense bizim ufaklığımızda tiny toon’lar vardı; pembe ve mavi tavşanlar 😀 onları izledikten sonra bugs bunny ilk görüşte bana soğuk gelmişti. sonradan alıştım tabii… tiny toon’larla aynı zamanlarda yayınlanan hollywood yaramazları vardı bi de, bilmem siz hatırlar mısınız? dur ya, ben bi yazı daha yazayım en iyisi 😀 😀 öptüm tatlım ^^

  15. Guneykorea dedi ki:

    Yazdıklarından bir tek Sailormoon ‘ı hatırlıyorum. O da hayal meyal :))
    Benim favori çizgi filmlerim şirinler ve bugs bunny idi. Hala da öyle ..
    Verseler sabah akşam izlerim o derece :))

    • hikaruivy dedi ki:

      @guneykorea: hahah, valla ben de öyle: “ve gargamel vardı, o kötüydü!” 😀 😀 bugs bunny sevgisi yüzünden serkan altunorak’a bile hastayım hâlâ: “naber cnmm??”

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s