City Hall: Herkese hitap etmeyen bir drama

2009 yapımı City Hall‘u ben yeni izledim:  Kore’nin en iyi iki aktör/aktrislerinden Cha Seung Won ve Kim Sun Ah‘ın başrollerini paylaştığı bu politik dizi daha önce dikkatimi çekmemişti. Ama The Greatest Love‘la birlikte hepimize “Dok Go Jin” gibi muhteşem bir tiplemeyi armağan eden Cha Seung Won’un “My name is Kim sam Soon“da harikalar yaratan “Wonder Woman” Kim Sun Ah ile paylaştığı bir diziye daha fazla kayıtsız kalamazdım. Böylece City Hall’u izlenecekler listesinde ilk sıraya aldım.

İtiraf etmek gerekirse ilk bölümlerde diziyi pek sevemedim. Arada bir keçiboynuzu misali hoş sahneler, ya da güzel laflar yakaladığım oluyordu (ki ilk bölümün açılış sekansında Franklin P. Adams’tan yapılan “seçimler çoğunlukla insanlar birisi kazanmasın diye diğer adaya oy verdiği için kazanılır!” alıntısını buraya not düşelim; nasıl da doğru bir laf!) Ama ilk bölümler fazla sıkıcı, Kim Sun Ah kendisine o çok yakışan deli-dolu, tuttuğunu koparan kadın tiplemesinden çok uzaktaydı… Fakat neyse ki ilk bölümlerde pek ısınamadığınız karakterler zamanla o kadar çok değişip gelişiyorlar ki, onların bu yolculuğunu izlemek ve ilk bölümlerdeki halleriyle son hallerini kıyaslamak son derece keyifli oluyor: En başta ezik bir memur olan Mi Rae, ülkenin en güçlü politikacılarına kafa tutacak kadar güçlü bir kadına dönüşüyor… İlk bölümlerde kendinden başkasını düşünmeyen aşırı derecede kibirli Jo Guk, dizinin sonunda “parantezini bulmuş”, sevmeyi ve vermeyi öğrenmiş bir insan haline geliyor… Yani diziyi “bu neydi yaa? zaman kaybı…” hissiyle değil, yüzünüzde keyifli bir gülümsemeyle bitiriyorsunuz.

Yine de baştan uyarayım: Bu dizi herkese hitap edecek bir dizi değil. Kafa dağıtmak, eğlenmek için bir romantik komedi arayanlardansanız City Hall’u büyük ihtimalle sevmeyeceksiniz. City Hall, epeyce politik bir dizi: Birbirinin ayağını kaydırmaya çalışan hırslı politikacılar, rüşvet yiyenler, dönen dolaplar, seçim kampanyaları ve oy satın almalar, tüm bunlar dizide önemli yer tutuyor. (Bu arada, dizi sayesinde belediyelerin çalışması ile ilgili epeyce bilgim oldu, sanırım Türkiye’de de işleyiş çok farklı değildir 🙂 ) Yani sadece aşk ve romantizm arıyorsanız City Hall size göre değil. Ayrıca içerdiği aşk öyküsü biraz daha yetişkinlere hitap eden cinsten: Başrol kahramanlarımız otuzlarının ikinci yarısındaki insanlar, ve ilişkileri de ona göre oluyor haliyle… Ki bence bu iyi bir şey; saçma sapan tepkiler verip incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden küsüp durmuyorlar; sorunları gerçekten -çinnnça çinça!-önemli sorunlar. Bu büyük engellerin üstesinden gelmek için akıllıca hamleler yapmalarını izlemek insana keyif veriyor…

Hikâyemiz, genç, hırslı bir politikacı olan Jo Guk’un, “Inju City” adındaki fakir kalmış balıkçı şehrine gelişi ile başlıyor. Bu taşra kentinde belediyede çalışan 10. dereceden (en alt derece yani) bir memur olan Shin Mi Rae ile tanışıyor ve tanıştığı ilk anda bu ezik genç kadını umursamıyor bile… Ama Mi Rae, parasızlık yüzünden son çare olarak gördüğü “İnju Sehri güzellik yarışması”na katılabilmek için genç adamın sürekli önüne çıkıp durdukça ikilinin komik ilişkisi de böylece başlamış oluyor. İki kahramanımız, güzellik yarışması’ndan Mi Rae’nin hakkını arayan tek kişilik protestosuna, oradan belediye başkanlık seçimlerine, nihayet milletvekili seçimlerine kadar uzanan daha büyük olayların içinde buluyor kendilerini. Elbette bir sürü entrika, dalavere, ve imkânsız bir aşkın da!…

Dizide pek çok efsane sahne vardı (arabadaki öpüşme sahnesi… sokak fenerlerinin teker teker yanması sahnesi… Mi Rae’nin okyanusa karşı “özür dilerim!” diye bağıra bağıra ağlarken Jo Guk’un gözünde yaşlarla onu izlemesi sahnesi… Mi Rae’nin tek kişilik protesto sahneleri… 19. bölümdeki yağmur sahnesi ki wikipedia’ya göre iki oyuncu bu sahne için ciddi ciddi saatlerce yağmur altında kalmışlar! ve elbette evlilik teklifi sahnesi…) ama beni en çok etkileyen sahne, Mi Rae ve Jo Guk’un Inju City’ye tepeden bakıp Jo Guk’un çiçeği burnunda belediye başkanına şehrin geleceğini hayal etmesini söylediği sahne oldu… Eskiden beri hevesliyimdir; siyasete atılıp bu ülke için bir şeyler yapmayı, elimi taşın altına koymayı çok kereler düşledim… Ama sonra, benim gibi duygusal bir hatunun bu işi yapamayacağına karar verdim: O kirli ve karanlık işler, dönen çarklar arasında ben ya üzüntüden kanser olurum; ya da ezilir giderim, yazık bana 😛 🙂 Ama yine de, Mi Rae ile Jo Guk’un Inju City’yi tepeden izleyip ileride yapılacak olan hastane, fabrika, Disneyland gibi yerleri hayal ettikleri şu sahnede boğazıma bir şeyler düğümlendi; çok çok özendim!

O zaman biraz hayal kuralım; bildiğiniz gibi bu blogda hep yaptığım şey! 😀 Ben belediye başkanı olsam, yönettiğim şehri nasıl bir yere dönüştürmek isterdim, biliyor musunuz? (Bu arada siz de dizinin en güzel iki melodisini dinleyiniz: Anxious Love ve I Love You Again and Again) İşte şöyle bir şehre:

İsterdim: Geniş ve ferah yolları, tertemiz sokakları olan bir şehir…

İsterdim: Cafelerinin, restoranlarının masaları yol kenarlarına taşmış, insanların yemek yiyip sohbet ederken neşeli kahkahalar attıkları bir şehir…

İsterdim: Ortasından bir nehir geçen; nehir kenarında dünyanın en güzel parklarının, çay bahçelerinin olduğu bir şehir…

İsterdim: Okulları, hastaneleri, fabrikaları, bağları bahçeleriyle güllük gülistanlık, zengin ve refah içinde bir şehir…

İsterdim: Yağmur yağınca sokakları sel götürmeyen… Evleri depreme hazırlıklı… Çarpık kentleşme, gecekondu sorunu olmayan bir şehir…

İsterdim: Sokaklarında tinerci çocukları olmayan bir şehir… Böyle çocukların her birinin sıcacık evlerde, başlarında en iyi eğitmenlerle, en iyi biçimde yaşadığı ve değişik mesleklere yönlendirildiği…

İsterdim: Ev hanımlarına el becerilerini ihraç etme imkânı sağlamak için kooperatifler, onlara bu yönde eğitim veren halk evleri olan… Yine aynı halk evinde çocuklara, gençlere, ve elbette her yaştan vatandaşlara bilgisayar, dil, ve spor kursları verilen…

İsterdim: Sokak hayvanlarının (açlığa ve ölüme terk edildiği değil!) en iyi biçimde bakıldığı barınakları olan…

İsterdim: Kütüphaneleri kitaplarla ve insanlarla dolup taşan bir şehir… Üniversitelerinde yerli yabancı bilim adamlarının ağırlandığı, sürekli sempozyumlar düzenlendiği…

İsterdim: Eğlence parkları, aquapark, sinemalar, tiyatrolar, kayak merkezleri, plajlar, ve envai çeşit eğlence imkânı olan… Zavallı üniversite gençlerini cafe’lerde oturup okey oynamaya mahkum etmeyecek türden bir şehir!

Ve isterdim: Neşeli çocuk sesleriyle, çimlerinde sere serpe uzanmış gençleriyle, herkesin mutlu mesut yaşadığı, “yaşayan” bir şehir kurmak isterdim. Kaktüsçiçeği’nden bir alıntının tam sırasıdır (biraz çarpıtılmış halinin :P) : “Hayaller gerçek olabilir mi? Olamaz mı?” 😉

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Kdrama, Uzakdoğulu aktörler/aktrisler içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

City Hall: Herkese hitap etmeyen bir drama için 15 cevap

  1. tarih84 dedi ki:

    Senin şehrinde yaşamayı isterdim, bu ülke ve bu çarkların dönbdüğü şehirlerde böylesine bir düş ütopik kalıyor malesef:(

    diziye çok geç başlamıştım nedeni ise çevirilerinin neredeyse 1.5 yılda tamamlanmasındandı. ve inan dokko jin olmadan bu adamın hastası kaldım. athena da başlayınca dedim sen ilahlaşacak koreyi sallayacaksın. kim sun ah zaten severim. daha geçenlerde dizinin son iki bölümünü tamamlayabildim.

    ilk parça mp3 müdavimi oldu, hala çok severek anıyorum bu diziyi. politikanın iç yüzünü gözler önüne sermiş. lovers, my princes, secret garden yazarının kaleme aldığı güzel bir dizi.

  2. mydestiny dedi ki:

    Hikaru siyasete atılıp böyle bir şehir kursan da hepimiz gelip yerleşsek:)

    Ben de diziyi listeme aldım ama siyaset ağırlıklı bir dizi olduğundan biraz erteliyorum. Yine de Kim Sun Ah&Cha Seung Won ikilisini merak ediyorum. Kim Sun Ah’ı uzun soluklu hiç izlemedim sadece bir filmde izlemiştim. Dok Go Jin efsanesinden ve Kim Sun Ah övgülerinden sonra bu diziyi izlemek şart oldu^^

  3. hikaruivy dedi ki:

    @tarih84: evet ya, cha seung won her rolde ışıldıyor, değil mi? adam yetenekli beyler 🙂 athena’yı izlemedim, ama seung won hatrına belki bir şans veririm. kim sun ah’a zaten laf yok, wonder woman 🙂

    vayy, secret garden’la senaristinin aynı olduğunu bilmiyordum. iki dizi de birbirinden iyi olduğuna göre bu senaristi takibe almak lâzım.

    @mydestiny: hahah, o zaman şöyle 10-15 sene sonra küçük bir şehirde belediye başkanlığına talip olayım. seçilirsem hepinize de haber salarım, gelin şehrime yerleşin diye 😀

    bu diziyi kafa dağıtmak için değil hakkını vererek izlemek lazım canım; o yüzden zamanlamanı iyi seç derim 🙂 ama evet, bizim gibi korecilerin mutlaka izlemesi gereken bir dizi bence.

  4. miwako dedi ki:

    yazını gerçekten çok keyifle okudum diziyi izlemedim ama merak ediyordum yazından sonra izleme listeme aldım iki başrol oyuncusunu da çok seviyorum oyunculukları çok iyi ikisinin aynı dizide olması harika bir şey dediğin gibi dizi siyaset ağırlık herkes izliyemiyebilir ama iyi bir yapım olduğu belli müzikleri de güzele benziyor izlemek şart oldu^^

  5. La Fea dedi ki:

    Bu diz izlenecekler listemde Kim Sun Ah burada ne kadar ince ama normal son dizisinde resmen iskelet olmuş. Okumadım yazının tamamını izlemek istiyorum çünkü. İzleyince dönüp yeniden yorum yaparım 🙂

  6. hikaruivy dedi ki:

    @miwako: sağol çingu 🙂 evet sırf oyuncuları için bile izlenir!

    @lafea: kim sun ah’ı bu dizideki haliyle görünce gözlerime inanamamıştım; kim sam soon’dan sonra böyle zayıflayabilmesi inanılmaz görünmüştü gözüme. şimdi scent of a woman’daki iskeletor halini görünce yuhh diyorum! bu kadınlar (hatta adamlar da!) nasıl bu kadar kolay kilo verebiliyorlar azizim?! hayret bişi yani 😛

  7. tarih84 dedi ki:

    …adam yetenekli beyler mi hahah:) beni de nedense hep erkek zannediyorlar:)
    athena izleyeceksen önce iris izlemelisin yoksa bazı şeyler havada kalır. iris izle değecek inan çok başarılıdır.

  8. diaboloviolette dedi ki:

    city hall’u bilemiyorum da keşke kafasında böyle şehir planları olan insanlara model kasabalar yaptırsalar. kampanya, belediye eğlencesi kapsamında falan 😛 minicik bir semt yapsak çok mu yani? küçük örnek köyler 🙂 vuuuuu

  9. makinosev dedi ki:

    tam damarıma bastın hikaruu 😀 hayallerine halk evlerinin yanında köy enstitülerini de ekler misin? geleceğin politikacıları belki ordan çıkar, köyden kente her yer, senin hayallerindeki şehir gibi olur kim bilir, tabi insanları da öyle 🙂
    babam bir zamanların köy enst. olan samsun ladik öğretmen okulu mezunuydu, çocuklara ortaokul ve lise derslerinin yanında arıcılık, tarım, aşçılık bile öğretirlermiş ki köy veya kentlerine geri döndüklerinde bu öğrendiklerini ordakilere de gösterebilsinler. benim hayalimde de kentlerden çok kırsallar cennet parçası olması şeklinde 😀 millet emekliliğini güneyde yada ege’de geçirmek ister ya, keşke her köy tatil kasabaları gb olabilse, o zaman herkes iç huzuru yakalardı herhalde, şehirlerde sırf yaratıcılığını göstermek isteyenlerin mekanı olurdu, mühendisi, sanatçısı, modacısı oraya giderdi… çok mu uçtum… 😀 senin bloğunda hayal kurmak serbestti ama di mi 😛 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      ah evet makinocum, köy enstitüleri unutulur mu yav? siyasi oyunlara kurban gittiler, yüksek öğretmen okulları da öyle… bu okulların methini çok duydum; oradan mezun olunca elinden her iş gelen bir insana dönüşüyormuşsun, muhteşem bir şey bence, hele de köy öğretmeni olacak insanlar için! ne diye bitirirler böyle güzelim eğitim kurumlarını, her şeyi yozlaştırırlar, anlamıyorum… ülkenin geleceği, senin siyasi görüşüne sahip bireyler yetiştirmekten daha az önemli olmamalı!!!

      haha, sen kur hayallerini şekerim, burda serbest! 😀 ben de aslında küçük, sakin yerleri severim. ama yakınlarında büyük bir şehir olmalı ki, canım sıkıldığında gezip gelebileyim 🙂 🙂 öyle olduktan sonra keşke tatil cenneti gibi ufak bir yerde yaşasak, valla bana uyar 😀

      • makinosev dedi ki:

        zaten bilerek dedim ki, sanatçısı mühendisi de şehirlere giderdi, şehirlerde sırf yaratıcılığını göstermek isteyenlerin mekanı olurdu böylelikle 😉 😀 amin diyelim ne diyelim 🙂

  10. Besra dedi ki:

    Çok güzel bir diziydi karekterler hoştu k konusuda güzeldi sıkılmadan izlediğim dizilerden biriydi geçen yıl izlemiştim izlememin en büyük nedeni Kim Sun Ah onun herdizisini gözüm kapalı izlerim !! çok güzel yazmışsın ellerine sağlık 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      teşekkür ederim besra ^^ karakterler hoştu cidden; zaafları olsa da akıllı, mantıklı karakterlerdi 🙂 ben de yavaş yavaş Kim Sun Ah’cı olmaya başladım; Scent of a woman’da da döktürüyor hatun.

  11. Besra dedi ki:

    Bende bölümlerin birikmesini bekliyorum çevirisi çok yavaş 😦

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s