Çocukluğumuzun Çizgi Filmleri

Biraz nostaljiye ne dersiniz? Özellikle 1980-1988 arası doğanlara sesleniyorum; benim kuşağım olarak tabir ettiğim bu arkadaşlar mutlaka aşağıdaki çizgi filmlerin en az 1-2 tanesini zevkle izlemişlerdir. Aslında daha da çok var bu çizgi filmlerden, ama ben burda gene shoujo olanlarına yer verdim, sonra bana gelip “ama Ninja kaplumbağalardan hiç bahsetmemişsin hacı…” “bir Tsubasa vardı n’ooldu ona?” falan demeyin e mi? Hazırsanız başlıyoruuuuuz:

Şeker Kız Candy: “Watashi wa watashi wa watashi wa Candy”yi hatırlamayan yoktur heralde: Yetimhane gülü, kabarık saçlı kafasıyla sürekli sırıtan Candy… Şimdi olsa bu kadar iyilik meleği bir kıza uyuz olurum. Ama o zamanlar Candy’yi çok severdim, çocuklar için yalan rüzgarı gibi bir diziydi… Yalnız şimdi dönüp bakıyorum da, Candy de az zilli değilmiş valla: Lan velet, sen daha on iki yaşındasın, ne prensi, ne Anthony’si?? Hatta zavallı Anthony’cik attan düşüp ölünce iki ağlamış, sonra kızların efendi adam yerine piç tercihi gereği kendini Terry’nin kollarına atmıştı bu küçük ırıspı… Terry de Terry’ydi haa! Dengesiz hergelenin tekiydi ama tam bir taştı. Bizim kuşaktan pek çok genç kızın ilk aşkıdır bu pis herif. Sonra ne oldu, Candy’yle kavuştular mı ne yaptılar, biz hiç bilemedik. Çünkü Türkiye’de son bölümler hiç gösterilmedi!!! Yıllar yıllar sonra internetten okudum öğrendim de, meğer Candy taa dizinin en başında İskoç kıyafetleri içinde salınan prensini bulup onunla evleniyormuş, Terry de başkasına yar oluyormuş. Püyvvvv!

Daddy Long Legs:  İşte size bir yetimhane hikâyesi daha. Ama Candy’nin Pollyanna kılıklı sevgi pıtırcığı tavırlarına inat, sevgili Judy Abbott’umuz kendi hataları-sevaplarıyla son derece gerçekçi bir karakterdi. Yetimhanede büyümüş, sonra zengin bir adamın verdiği burs sayesinde New York’un elit ailelerinin kızlarının gitmekte olduğu üst düzey bir kız okulunda okumaya başlamıştı. Ona bu bursu veren adamın sadece arkadan silüetini görmüş, o yüzden “Uzun Bacaklı Baba” adını takmıştı. Yetim olduğunu okulundaki zengin kızlardan saklardı Judy’cik. Hatta bir bölümde Uzun Bacaklı Baba’sının gönderdiği altın parayı bozdurup kendisine çeşit çeşit hediyeler almış, “bu Boston’daki halamdan”, “bu California’daki dayımdan”,  “bu damadın Almanya’daki teyzesinden” (bu sonuncu olmadı di mi?) diye kendi kendine paketler göndertmişti. Sonraları bulup yeniden izledim bu çizgi filmi, ve yine çok sevdim. Ayrıca meğer bir kitap uyarlamasıymış, Jean Webster adlı bir kadın yazarın kitabıymış “Daddy Long Legs”. Hikâye o kadar güzel ki, kitabını edinip okumayı, hatta ileride çocuklarıma okutmayı düşünüyorum. Bir de filmi vardır bu çizgi filmin, 1950’lerde yapılmıştır. Müzikaldir, hatta başrolünde “singing in the rain” dansıyla tanıdığımız Fred Astaire oynar… Neyse çok uzattım, bir de sonunun epeyce sürprizli olduğunu söyleyip bitirelim.

Lady Georgie:  Amanıııın, bu çizgi film var ya bu çizgi film: Bildiğin “soft porno”ydu vallaha! Öpüşmekten ilerisinin olduğunu ben bu çizgi filmde öğrendim (ehe). Kızımız Georgie, birbirinden taş iki abisi Abel ve Arthur’la Avustralya’da mutlu mesut yaşayan bir kızcağızdı. Fakat günün birinde İngiltere’den gelen ve onu arayan bir adam yüzünden hayatı değişiyor, zengin bir İngiliz’in kızı olduğunu öğreniyordu. Bu arada nehirde çırılçıplak yıkanırken görüp (oha!) âşık olduğu sarışın Lowell’ın arkasından İngiltere’ye gidiyor, hatta bindiği gemide erkek taklidi yapıyor ama sonra gömleği yırtılıp göğüsleri görününce kız olduğu ortaya çıkıyordu, falan filan… Animenin sonunda Georgie ağabeyleriyle birlikte köyüne dönüyordu (haydi gel köyümüze geri dönelim), ama sonra n’apıyorlardı, üçü birlikte “ménage à trois” şeklinde mutlu mesut mu yaşıyorlardı yoksa kan mı çıkıyordu, o kadarını bilemiyciim…

Alpen Rose:  Aha bir sapık çizgi film de buydu. Esas kızımız Judy, bir uçak kazasından tek sağ kurtulan kişiydi. Hafızasını kaybetmiş bir şekilde onu bulan ailenin yanında bir dağ köyünde büyüyordu. Bu arada onu büyüten ailenin de Randy diye bir oğlu vardı. Tabii shoujo yasaları gereğince bu ikisi aşk yaşıyorlardı… Bu arada Judy’nin bir papağanı vardı galiba, bir de hiç unutmadığı bir şarkı (hâlâ da melodisi aklımdadır:) “Dağ gülü, dağ gü-lüüüüüü!” diye (ki çizgi filme adını bu şarkı vermiş anlaşılan…) Judy bu melodinin peşine takılıp geçmişini araştırmaya başlıyor, mavi saçlı Leonard diye bir herifle tanışıyor, ondan gerçek adının “Alicia” olduğunu öğreniyordu. Sonra ne oluyordu bilmiyorum, gene sonunu göremediğimiz çizgi filmlerdendir. Ayrıca dizide Nazilere ve İkinci Dünya Savaşı’na bolca atıf varmış ama o zamanlar anlayamamışım… Benim aklımda tek kalan, yaralanmış Randy’yi donmaktan kurtarmak için (O_o) onunla birlikte çıplak yatağa giren Judy sahnesidir! Bu arada merak edenlere manga scan’lerini de buldum:

http://www.mangafox.com/manga/alpine_rose/

L’Ecole des Champions: Bu çizgi film Benjamin diye de bilinir. Benjamin ve Eric’in futbolculuğu dillere destandır, hatta kartal vuruşu, akila vuruşu falan Tsubasa’nın değil, bu çizgi filmin jargonuydu. Benjamin aynı zamanda takım kaptanı Eric’in kızkardeşine âşıktı. Sonra Benjamin yanlışlıkla Eric’in ayağını kırıyordu galiba, zavallı Eric’in kariyeri bitiyordu…

 

 

 

 

 

Ashita No Free Kick: Bu çizgi filmi maalesef kimseler hatırlamıyor… “Striker” diye de bilinir, ama böyle deyince insanların aklına Benjamin geliyor gene… Oysa benim en sevdiğim futbol çizgi filmi buydu. Başrolde mavi saçlı yakışıklı eleman Shun vardı; bu çocuk Japon-İngiliz (galiba) kırması, zengin bir ailenin oğlu, yalnız bir çocukcağızdı. Büyükbabasının yanında yaşıyordu ve büyükbaba futbol oynamasına izin vermiyordu (hayırsız damadı futbolcu muymuş ne? Yoksa sallıyor muyum?). Ama yasaklar her zaman tatlıdır: Shun, futbola olan büyük yeteneğini keşfedip futbol oynamaya başlıyor, Arnold Schwarzenegger kılıklı kocaman bir kalecisi olduğunu hatırladığım bir takıma giriyordu. Bu arada voleybolcu bir sevgili yapıyordu kendine. Ve gene sonunu hatırlamıyorum ulan!

 

 

Clementine: Bu çizgi filmi hayal meyal hatırlıyorum. Ama müziği hâlâ kulaklarımda: “Clementine, quand tu fermes les yeux – tu devines les merveilleux (Clementine, gözlerini kapatınca en güzele ulaşacaksın)” (Fransız bir arkadaşım sözleri yazıp vermişti bana sağolsun) Ayrıca rüyalarıma girecek kadar korktuğum bir şeytan vardı burda, Malmoth. Çok korkardım, ama gene de izlemeden edemezdim. Clementine’e çok üzülürdüm (çoh üzülüyorum ben bu çocuğa…), babasının uçağı Malmoth iti tarafından düşürülmüş, kızcağız sakat kalmıştı. Ama beyaz saçlı iyilik perisinin onu gönderdiği yerlerde (rüyalarda?) iyileşmiş olarak maceradan maceraya koşuyor, çizgi filmin en sonunda da galiba gerçekten iyileşiyordu.

Hime-Chan No Ribbon: Awwww, işte dünyanın ennn şeker ortaokul animesi! Kahramanımız Himeko, kısacık saçları, erkeksi tavırlarıyla tam bir tomboy’dur. Günün birinde, sihir ülkesinin prensesi Erica’nın ona verdiği sihirli kurdele sayesinde hayatı değişir: Bu kurdeleyi kullanarak 1 saatliğine dünya üzerinde yaşayan bir başkasının kılığına girebilmektedir. Öte yandan kendi sınıf arkadaşı yakışıklı, cool ve çok zeki Daichi onun bu sırrını çözer, ve kahramanlarımız o maceradan bu maceraya atılırlar. Valla bizim zamanımızın Sihirli Annem’i gibi bir şeymiş bu anime. Ama çok daha heyecanlısı: “Himeko 60 dakika içinde eski haline dönebilecek mi?? Yoksa sonsuza kadar böyle mi kalacak?? Aaaggghh, şimdi Hikaru’ya (Daichi’ye âşık olan kötü kız, adaşım :P) yakalanacak!” diye az heyecan yapmamıştık zaman zaman. Pek şeker bir animeydi doğrusu.

Şimdilik bu kadarı yeter. Sailor Moon, Sophie et Virginie, Three Muskeeters, Princess Sarah da başka zamana kalsın.

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı anime, kişisel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

28 Responses to Çocukluğumuzun Çizgi Filmleri

  1. kimbapsushi dedi ki:

    bir 87li olarak bana seslendiğini duydum, koştum geldim^^
    vay be ne güzel günlerde. candy’i izlemeyen var mı şu dünyada çok merak ediyorum. ben geçen kış tekrar izleyeyim diye kastım ama daha terry bile ortaya çıkmadan bırakmıştım. bir gün bitircem ama azmettim:) ama anthony’e nasıl aşıkmışız zamanında anlamadım. o papyonlu zirzop halini beğenmedim hiç. neyse ki terry aşkım o zamanlar da ağır basardı:))
    georgie en sevdiklerimden biriydi ama şok ediciydi tabi. ama bişe dicem karda donunca cıbıldak bi şekilde birbirini ısıtmaca bunda olmuyor muydu?? hatta georgie’nin üvey abisi yapıyordu.
    clementine psikolojimizi alt üst eden bir çizgi diziydi valla, müziği hoştu ama severdim:)
    hime chan’a bayılırdım hele, ne heyecanla izlerdik.

    ancaaak benim en büyük hastalığım hatta psikopatlığım sailor moon a.k.a ay savaşçısıydı. usagi’si olsun, mamoru’su (yada maskeli şövalye). usagi’yi kaçıran kötü prense bile aşıktım eheheh. o yazıyı sabırsızlıkla bekliyorum.

  2. hikaruivy dedi ki:

    @kimbapsushi: hoşgeldin canım! ^^ Yaa o donma meselesi benim de kafamı karıştırdı aslında: Galiba iki çizgi filmde de vardı aynı muhabbet… Aslında ben Georgie’dekini hatırlamıyorum ama youtube’daki videolarda var öyle bişiy gerçekten… Ama Alpen Rose’dakini şöyle hatırlıyorum; bir gün okula gittiğim zaman kızlarla bir önceki bölümün kritiğini yaparken arkadaşımın biri: “Yaa ben artık izlemiyceeeem, çok ayıp bi çizgi film bu, kızla oğlan çıplak yatıyoooo!” filan demişti; orda aklıma kazınmıştı o sahne 😀 😀 Aslında ikisini de bi bulup izlemek lâzım 🙂

    Ay savaşçısına gelince: Ben onu çok kopuk kopuk izleyebildim yav… O yüzden diğerleri kadar bağlanamadım… Niye öyle olmuştu hatırlayamıyorum maalesef… Ama Mamoru’ya ben de hastaydım, kızlardan da Sailor Mars’la Jüpiter’i severdim 🙂

  3. kimbapsushi dedi ki:

    hmm demek ki caponların böyle bir takıntısı var. cinsellik, yakınlaşma vb. isteyince koyuyorlar bir donma sahnesi, iş tamam^^
    alpen rose’u izlemedim gerçi ama georgie’dekinden aşağı kalır yanı olmadığı belli, yine de onun tahtını sallayamaz. georgie pembe dizilerden halliceydi valla.
    sailor moon olmasa ben uzak doğuya dönüş yapıp diğer cevherleri keşfetmezdim, o yüzden de yeri ayrıdır. orta okul yıllarımı düşününce aklıma ilk gelen şeylerdendir.

    bu arada hikaru’cum seni mimledim, ilk mimin de benden olsun dedim. son yazıma bakarsan anlarsın, mimin ne olduğunu bilmiyor olabilirsin diye açıklıyorum. benim yazdığım konuda bir yazı yazıp, mimi başkasına devredersin. yani bu mimde 5 hayalini yazıcaksın. mimleyecek biri bulamayabilirsin çünkü bu mim baya bir dolaştı, bulamazsan da sorun diil:))

  4. hikaruivy dedi ki:

    hahaha, öyle hakkaten, klişe olmuş artık bu donma muhabbeti. Hana Yori Dango’da da vardı, di mi…

    Mim’i de yaparım tabii ki. Ama dediğin gibi paslayacak birini bulamamam yüksek ihtimal 😀

  5. winpohu 'ca dedi ki:

    bende bir 87 li olarak hemen atladım yazıya :=) şeker kız candy i izlemek için şirinlerin bitmesini beklerdim .sonra anthony ölünce candy in hemen terry aşık olmasına anlam verememiştim ama kız haklı terry gerçekten taş :=)
    lady georgie bilen çok az kişi var . ne çizgi filmi bildiğin pempe dizi modunda bir şeydi ..çok aradım ama sonunu öğrenemedim .
    ben tsubasa izlerdim gerçekten güzel çizgi filmdi ama orta okul yıllarımda okuldan eve kadar koşmama neden olan hergün kaçırmadan izlediğim tek anime sailor moondur .mamoru ahhhhhhhhh bayılırdım ona hala bir sailor moon fanıyım :=)
    sailor moon yazını bekleyeceğim :=)
    çok güzel yazı olmuş .nostaljiyi seviyorum .

    • hikaruivy dedi ki:

      @winpohu: hoşgeldinnn! evet lady georgie benim de sonunu tam hatırlayamadığım bir çizgi dizi… ama kimbapsushi sağolsun, http://nightvision-web.org/ adresinden İngilizce altyazılı bölümlere ulaşılabiliyor. Sanırım bütün bölümler henüz tamamlanmamış, ama çevirmeye devam ediyorlar. seneler sonra öğrenicez georgie ve abilerine ne olduğunu 😀

      Sailor Moon’u ben bölük pörçük izledim maalesef 😦 bi daha baştan mı izlesem diye düşünüyorum şimdi…

      • winpohu 'ca dedi ki:

        link için sağol bakıyorum hemen özlem gidermiş olurum :=)
        sailor moonu ben en baştan izlemeye başlamıştım vakit buldukça izliyorum bir iki bölüm ….

  6. Chibi dedi ki:

    aaaaaaaa ben sadece Candy ve Georgie’yi izlemişim bunlardan diğerlerini nasıl kaçırmışım yaww özellikle shoujoları merak ettim bak şimdi.her gördüğümde şaşırıyorum şu çizgi filmlere bir zamanalr ne kaliteli işler izliyormuşuz hayal gibi 😀

  7. mavi dedi ki:

    ana ana ama Terry benim olsun.
    Serserim benimmmmm deli dolu Terry’im ^^’

  8. semmi94 dedi ki:

    valla ben bunlardan bitek Georgie’yi taniyorum, Allahim sonuna kadar
    Lowell ile kavusmalarini bekledim sonra ne oldu ezik Lowell diger simarik
    kizi tercih etti :O yani o hikayenin yazarini ne yapim ben simdi

  9. makinosev dedi ki:

    Ashita No Free Kick’e bende hastaydım, Clementine zaten çocuklara kabustu her daim. hatta biryerlerde bu çizgifilmin fransızlar tarafından yapıldıktan sonra öncelikle cezayir ve türkiyede deneme amaçlı yayınladığını bile okumuştum. deneme amaçlı derken herhalde çocukların ruh halini etkilemesi bakımından deneme sanırım. oyuzden önce başka ülkelerde yayınlamışlar. Sonuç ne mi olmuş fransa’da hiç yayınlanmamış bile :S
    Ganbare Genki vardı birde nedense Ashita No free Kick’i görünce direkt genki geldi aklıma:) Daddy Long Legs’i de hayal meyal anlattıkların hatırlayabildim.
    Gigi vardı birde bilmiyorum hatırlıyor musun?

    • hikaruivy dedi ki:

      aaa, bak çok şaşırdım şimdi. demek hain fransızların bir oyunuydu bu! iyi o zaman, içimdeki psikopatlığın suçunu onlara atabilirim 😀

      ayrıca ashita no kick’i bilen az sayıda insandan biri olduğun için teşekkür ediyorum makino’cum 🙂 ben de hastaydım ona ve sonunu hiç bilemedim… bir yerlerden bulsak da izlesek…

      Genki yaaa, tabii hatırlamaz olur muyum? boksör çocuk… Ayy, bak şimdi ikinci bir yazı yazıp Genki’den de bahsetmek geçti içimden.

      Yalnız gigi’yi hiç hatırlayamadım… Bi bakiyim bakalım internette; belki görünce hatırlarım.

  10. makinosev dedi ki:

    ashita no kick’te shun’un o mavi saçları zaten unutulcak gb değil, resimde sağ alt köşede küt saçlı bir kız var, o kızın tavırlarıda çok hoşuma giderdi, ben birde bunları aklımda tutup tiplerini çizmeye çalışırdım ama nafile… başarabilseydim zaten beni blogdan değil imdb’den bilirdin 🙂
    Bizde gigi diye yayınlandı ama asıl adı “Magical Princess Minky Momo”ymuş. Gigi’de karar kılmaları isabet olmuş.
    http://en.wikipedia.org/wiki/Magical_Princess_Minky_Momo
    Genki benim çizgi aşkımdı zaten, genki bir … thundercats’den lion-o ikii 🙂
    Ben küçükken hiç üşenmez çizgifilmlerin şarkılarını ezberlerdim, yakın arkadaşımla kimin hangi çizgifilmin müziğini ezberleyeceğine karar verirdik. sonrada başlardık ezberlemeye… Bunu niye anlatıyorum hemen açıklayayım 🙂 Charlotte (Wakakusa no Charlotte) ile aynı dönem yayınlanan bir çizgifilm vardı her bölümünde bir masal anlatılırdı, giriş kısmında bir ormana tepeden bakan kuşlar ve ormanın içinde bir patika olduğunu hatırlıyorum, gerisi bende mavi ekran 🙂 arkadaşım charlotte’un müziğini ezberledi bende diğer çizgifilmi ama şarkısını ezberleyene kadar adını ezberleseymişim daha iyi olurmuş şimdi hiç bir yerde bulamıyorum, bir şarkısı kaldı yadigar 😀 belki bilen çıkar burdan…

    • hikaruivy dedi ki:

      aaaa ben de çizmeye çalışırdım onları, ama benim uzmanlık alanım terry’ydi: bayaa iyi terry resmi çizerdim 😀 defterlerimin falan en öndeki boş sayfasında genelde bir adet terry resmi olurdu! (düşünüyorum da ben de az hayranı değilmişim bu serseri oğlanın 😀 )

      valla minky momo’ya baktım ama hatırlayamadım; belki bir-iki bölümünü izlersem hatırlarım biraz… bu arada bahsettiğin diğer anime de tanıdık geldi: orman, patika, her bölümde anlatılan bir masal… ama böyle mesela gördüğün rüyayı hatırlamak istersin de hatırlayamazsın ya, aynen öyle bir his uyandırdı bende; tanıdık ama bir türlü çıkartamıyorum! 😦 evet, belki başkaları hatırlar da bize söyler diye ummaktan başka çare yok 😦

      • makinosev dedi ki:

        Terry deyince candy’li kalemkutuları ve etiketleri aklıma geldi, istatistiksel olarak her ilkokul sınıfına en az 2 candy’li kalemkutu düşüyordu benim zamanımda. Ordan bakıp bakıp çizmek benimde hoşuma giderdi, saç – göz tamamda o burun-ağız bölgesi yeteneğimin sınırlarını aşmıştır, beceremedim hiç:)
        Ben 83’lüyüm Gigi’yi yıl farkıyla mı göremedin acaba, mesajlardan çoğunluğun 87li olduğunu öğrenince dedim herhalde yıl farkı var 🙂
        Benim çizgifilmi de elbet bir gün bulacağım, olmadı akran bir japon turisti yakalayıp şarkısını söyleyeceğim, evet yapacağım bunu 😛
        2. yazıda neler çıkacak bakalım, merakla bekliyoruz 🙂

  11. sheymailehersey dedi ki:

    Terry bizim yaş gurubumuz için bir efsaneydi. Uzun saçlı erkekler onun sayesinde gözüme hep daha karizmatik görünmüştür. Bende Candy’nin sonunu internetten öğrenmiştim. şu meşhur prens, albert amcadan başkası değilmiş. sonunda candy de bununla evleniyomuş. Üzülmüştüm çok hep Terry ile olsun istemiştim 🙂
    Hime chana bayılırdım. en sevdiğim çizgi filmdi. Daichi’ye aşıkdım. Daha doğrusu Daichi, Terry, Mamaru, Andre arasında kararsızdım. Bizim kuşağı bu animeler mahvetmiş cidden. 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      Terry gerçekten de efsanedir. Yakışıklı ve uzun saçlı, asi! Ama sonra gelen Daichi ve André, onun pabucunu dama atmayı başarmıştı! Daichi süper tatlı bir karakterdi; Himechan’ın sırrını kendi kendine çözmeyi başaran zeki bir çocuktu. Ayrıca ilgilenmiyor gibi göründüğü halde Himechan’ı gizli gizli korur kollardı. André zaten ideal erkeğin tanımıydı 😀 😀 Valla evet, bizim kuşağın işi cidden zor; bu adamlar ilk aşkımız olunca daha aşağısını beğenemiyoruz maalesef 🙂 🙂

      • winpohu 'ca dedi ki:

        size katılıyorum bizi bu mükemmel karakterler mahvetmiş şimdi gel de beğen birilerini mamaru ,terrry andre ilk aşklar olunca olmuyor tabi.

  12. hayalmiyim :) dedi ki:

    ben bunlardan sadece Candy izlemişim yahu, ah ne kara cahilim ben yaa 😀
    Sailor Moon’u da lisedeyken, evet yanlış okumadın çingu, lisedeyken izlemiştim (halbuki tevellüt 87 ama)
    ah o Mamoru yokmuydu, kaç yaşında aşık olmuştuk resmen bikaç arkadaşımla 😀 hakkaten bi Terry vardı benim için bir de Mamoru, zaten onlar yüzünden kimseleri beğenmez oldum 😀 😛
    geçenlerde (geçenlerde dediğim 5-6 ay olmuştur) Candy izlemeye çalıştım ama Terry çıkana kadar bile dayanamadım Candy’nin saflıklarına 😀 belki bu yaz tekrar girişimde bulunabilirim 😀 😛 Sailor Moon izlerim ama sıkılmadan usanmadan. çünkü çok severdim onu ve sonunu öğrenememiştim 😦
    neyse çingu aylaaaaar aylar sonra okuduğum yazına yorum yazmadan geçmiyim dedim ^_^

    • hikaruivy dedi ki:

      @hayal: ahah, iyi etmişsin yorum bırakarak. bu yazının 2.sini yazıcam bi ara, materyalleri toparlayabilirsem…

      ben de sailor moon’u yarım yamalak izlemiştim, şimdi baştan izlesem keyif alır mıyım ki? ama buna rağmen mamoru’yu gayet iyi hatırlıyorum tabii 😀 çizgi film karakterine aşık olup başka kimseyi beğenmemek de enteresan bi durum, ama hepimiz yaşadık galiba 😀 😀 Candy bildiğin pembe diziydi yaa; şimdi çok bayar izleyemem heralde 😛

      • hayalmiyim :) dedi ki:

        @hikaru: Candy bayıyo da Sailor Moon daha iyi maceralı falan ya, düşmanlar olaylar falan daha eğlenceli olur gibi geliyo bana 😀 hatta ben geçenlerde bi bölüm izlemiştim gül gül ölmüştüm o Usagi’nin şaşkınlıklarına 😀

  13. Novella dedi ki:

    bu yazını okuyunca yorum yapmadan edemedim Hikaru’cum, zira Striker’ı ve ilk aşkım mavi saçlı Shun’u hatırlıyorsun 🙂 ay çok mutluyum şuaaaaann 🙂
    ayrıca Daddy Long Lengs’in filmi de var Kore yapımı eğer izlemediysen izleme bence, pek sıkıcı bir filmdir 😛

    • hikaruivy dedi ki:

      @Novella: Ay hatırlamaz mıyım Novella’cığım, ben de bayılırdım ona!! Çok da mahcup bir gençti zavallım; voleybolcu kız ağzının içine düşecek gibi ona sokulduğu halde bi türlü becerip de kıza açılamamıştı 😀 😀 Çizgi filmin sonu nasıl bitiyordu, bir fikrin var mı? İnterneti talan ettim ama maalesef bölümlerini bulamadım 😦

      Daddy Long Legs’in Kore filmini duydum ama izlemedim. Tamam, tavsiyen üzerine izlemem 🙂 Çizgi filminin yerini hiçbir şey tutamaz zaten…

  14. Geri bildirim: Çocukluğumuzun Çizgi Filmleri – Volume 2 | Hikaruivy'nin renkli dünyası :)

  15. zipper dedi ki:

    portakal yolu nu hatırlayan var mı acaba?kasuga kiyoske ydi galiba çocuğun adı ben 80 liyim ama bu çizgi filmler beni hala daha mutlu eder.aslında aklımda bi tane daha var,kızın adı june du ailesinin bir restoranı vardı ve motorsikletli bir arkadaşı vardı ona aşıktı bu…ne güzel günlerdi yaaa

    • hikaruivy dedi ki:

      @zipper: ben portakal yolu’nu çocukluktan hatırlamıyordum ama geçen yıl bir şekilde tesadüfen bir yerlerde görüp izledim en baştan 🙂 şirin bir animeydi, ama iki kız arasında kalan erkek hikayelerine gıcık olduğum için en sevdiklerimden biri olmadı 🙂 çocukken izlemek lazımmış ama… bu arada diğer bahsettğin anime bir şeyler çağrıştırır gibi, ama tam çıkaramıyorum 😦 😦 ama june ismi tanıdık geliyor… bi araştırayım ben bunu 🙂

    • Emeraude Hime dedi ki:

      Bu seri 1994 mü ya da daha önce mi haftanın bir günü TRT’nin Tatil Kuşağı’nda yayınlanırdı Portakal Yolu. (Kimagure Orange Road) Özellikle müziklerini severdim. Bir de saksafon çalan Madoka bana inanılmaz çekici ve cazibeli gelirdi. Biraz erkeksiydi zaten:) TRT yayınlamadı tabi seri sanırım yarım kaldı hatta. Yarım kalan serilerden hoşlanmııyorum. Mangası dpğrulutusunda konu İki sinema ile neyseki güzelce sonlandı.Sonraları bu seri sayesinde netten bi arkadasla tanışmıştım ve bana serinin bölümlerini cdye yazıp yollamıştı. Arşiv yapmaya da ondan sonra başladım. Candy, Georgie ve Alpen Rose’u izleyen neslin bir parçası olarak (Cici Kız ve Çiçek Kız’ da izlemiştim ilk TRT yayınlarında ama çok net anımsamıyorum.:) her üçü de ben de animasyon okuma istediği uyandıracaka kadar etki bıraktı diyebilirm:) Tabii hayalim gerçek olmadı o ayrı:) Himechan No Ribbon’un hedef kitlesi olarak düşünülen yaş kitlesi göz önüne alınırssa oldukça iyi bir konuya sahipti. Clemantine’e gelince kesinlikle çocukken bu seri beni korkutuyordu. Açılış şarkısını severdim ençok. Bu çizgi filmden iyi düşünceler beseleyerek bahsedeni de zaten pek duymadım. İyi birer kobay olmuşuz anlaşılan.

      • hikaruivy dedi ki:

        Ben o seriyi çok sonra öğrendim, çocukken denk gelmemişim demek. Yarım bırakılan seriler için ben de TRTye hala kızgınım :/ İyi birer kobay olduğumuz gerçeğine katılıyorum ama yine de şimdiki nesilden daha şanslıydık sanırım; seks ve şiddet bu kadar ön planda değildi. Cevabım çok geç geldi, özür diliyorum, ama yorumunuz için çok teşekkür ederim 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s