Leziz bir İngiliz Polisiyesi: Endeavour

İngiliz dizilerine bayılıyorum. Bugüne kadar hangisine el attıysam yüzümü kara çıkarmadı. Endeavour da bu zincirin son halkası. Dizi, İngiltere’de bir zamanlar (sanırım 90’larda) reyting rekorları kırmış olan “Inspector Morse” dizisinin öncülü. 90’larda artık yaşlı bir adam olan Morse’un gençlik yıllarını anlatıyor: Yıllardan 1965’te geçiyor. Ve 60’ların havasını o kadar harika biçimde veriyor ki, kendimi kıyafetleri, arabaları, eski zamana ait zamazingoları hayranlıkla izlerken buluyorum. Hiçbir ayrıntıyı es geçmiyorlar, gösterdikleri özene hastayım.

Endeavour, kelime anlamı olarak çaba demek. Ayrıca Morse’un ilk adı 🙂 Ama biz bunu onun ağzından hiç duyamıyoruz, dizinin başından itibaren kendisini hep Morse olarak tanıtıyor, herkes de ona öyle hitap ediyor. Diziye bu ismin verilmesi tesadüf değil bence; çünkü dört sezondur Morse’un kendini kanıtlama çabasını izliyoruz: Oxford’daki eğitimini yarım bırakıp polis teşkilatına katılmış olan bu genç adam hep doğru bildiğini söylüyor ve yalakalık yap(a)mıyor (gel de sevme bu adamı :P) Ayrıca ilerleyen bölümlerde şahit olacağımız üzere ortaya çıkardığı kirli ilişkilerle bazı kodamanların kuyruğuna basıyor. O yüzden de onun gibi zeki bir adam için çerez gibi olan çavuşluk sınavını bir türlü geçemiyor ve kendisinden çok daha aptal olan polis memurları rütbe olarak önüne geçiyor! Türkiye’de yaşayan dürüst bir insansanız Shaun Evans’ın başarıyla canlandırdığı Morse’la empati kurmamanız mümkün değil 🙂

Dizinin cinayet hikayeleri de çok kaliteli: Daha ilk bölümden Periyodik Tablo’ya göndermeler yapan bilmecelerle dolu öyküsü ile gönlümü çaldı. Sonraki bölümleri ile de kalitesini korudu, birbirinden leziz leziz polisiye öyküler izletti bize. Tipik bir Endavour bölümünde önce karakterleri kısa kısa tanırız (her birinin hayatından bir kuple gösterilir), çok geçmeden bir ceset bulunur; Morse işin içinde bir iş olduğunu düşünürken amirleri (babacan Thursday hariç) ona inanmama eğilimindedirler. Ama sonra bir başka ceset daha bulunur (bazen ceset sayısı üçe-dörde de çıkabilir) ve amirler Morse’un haklı olduğunu kabul etmek zorunda kalırlar. Benim kişisel favorilerim 1×2 Fugue (Kurbanlarının yanına operalardan alınma cümlelerle ipuçları bırakan çok zeki bir katil), 2×2 Nocturne (tam 100 yıl önce yaşanmış ve sırrı çözülememiş cinayetle bugün işlenen cinayetlerin kesişmesini anlatan bir öykü) ve 3×1 Ride (The Prestige meets the Great Gatsby olarak tanımlayabileceğim, bu iki büyük yapıtın öykülerinin bir karmasından oluşan bir bölüm). Ama izlediğim her bölümünden çok keyif aldığımı söyleyebilirim. İzlerken ayrıntılara gösterilen özen, harika oyunculuklar ve müthiş öykü (bir de 1.5 saatlik süre! evet her İngiliz dizisi gibi bölüm sayısı az, bölümler uzun…) sayesinde kendinizi dizi değil sinema filmi izler gibi hissediyorsunuz zaten.

Dizide Morse dışında Fred Thursday karakteri de önemli bir yere sahip: Morse’un direkt amiri olan bu babacan komiser, onu koruyup kollayan adam. Thursday’in 2. Dünya Savaşı esnasında casus olarak başka ülkelerde bulunmuşluğu da var ve her yeni bölümde bir başka dili (Almanca, İtalyanca…) sular seller gibi konuşmasıyla bizi kendine hayran bırakıyor 🙂 Thursday’in çok tatlı bir eşi var; tipik çilekeş Anadolu (Britanya?) kadını. Ama çocukları ukala oğlan ve ondan ukala, kaltak kızı Joan için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim ne yazık ki… Sevmiyorum sizi ukala veletler. Morse’un diğer çalışma arkadaşları ile başı biraz belada: Thursday’in de amiri olan Chief Superintendent Reginald Bright, pek kafası çalışmayan bir adam; genellikle cinayetlerin en basit çözümünü aramaya meyilli, o yüzden de işin sonunda Morse tarafından hep mosmor ediliyor 🙂 Diğer iş arkadaşı Çavuş Peter Jakes yine hiç yoktan Morse’a gıcık olan karakterlerdendi; neyse ki üçüncü sezonda aklı başına geliyor (ayrıca bu ileri bölümlerde onun geçmişine dair de önemli şeyler öğreniyoruz) Bir de Sergeant James Strange var, bak o sevimli bir adam. Ama Morse’a yamuk yaptığı da olmuyor değil… Son olarak orta yaşlı gazeteci Miss Frazil ile hikayenin basın ayağını da tamamlıyoruz. Geriye kalan, arkamıza yaslanıp Oxford’un muhteşem orta çağ mimarisi arka planı ile birbirinden ilginç İngiliz polisiye öykülerini izlemek. Endeavour’a bir şans verin; polisiye sever bir kişilikseniz asla pişman olmayacaksınız.

(Son bir not: Diziyi Türkçe altyazı ile izlemeniz tavsiye olunur. Ben ki İngilizceme güvenirim; daha ilk bölümde İngilizce altyazıya rağmen çözemediğim bir sürü cümle çıktı! 🙂 60’ların İngiliz argosuna hakim değilmişim demek ki, huh :))

MASTERPIECE Mystery! Endeavour Sunday July 1, 2012 at 9pm ET on PBS Shown: Shaun Evans as Endeavour Morse
(c) ITV 2011 for MASTERPIECE
This image may be used only in the direct promotion of MASTERPIECE. No other rights are granted. All rights are reserved. Editorial use only.

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Yabancı Dizi içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s