Ekimde sinema bir başkadır…

Filmekimi’ni uğurladığımız şu günlerde bir festivali daha ucundan kıyısından da olsa yakalamış olmanın gururunu yaşıyorum. Evet, belki çok film görmedim (yalnızca “iki” tane), ve evet, izleyeceğim filmleri çok araştırmadım da. Hatta araştırma sürecim şöyle gelişti: “Aaa Gong Yoo varmış – hadi ben bu filme gideyim.” “Cuma günü ders çıkışı bir film daha izleyebilirim, bakalım o seanslarda hangi filmler varmış? Aa Almodovar filmi, hadi buna da gideyim.” İşte bu kadar 🙂 Yine de iki film de güzel çıktı (ballı mıyım? galiba…) ve sizin de bir başka zaman DVD’den izleme (ya da unutulmazfilmler.co’dan izleme – çünkü şimdi baktım da Julieta oraya gelmiş bile!) gibi bir şansınız olursa diye her birinden kısaca bahsedeyim.

karanlikgorev

Karanlık Görev (a.k.a. Gong Yoo’lu film) Japon işgali yıllarındaki Kore’de geçiyor. Japon işgaline karşı koyan bir grup Koreli Kuvayi Milliyecimiz var; yürekli, emme biraz beceriksiz elemanlar bunlar (anlaşılan zavallıcıklar 1910’dan 1945’lere kadar boşuna Japon işgalinde kalmamış.. gerçi Japonların psikopatlığı da ayrı bir inceleme konusu biliyorsunuz; manyak Japonları ülkeden temizlemek bizim ehl-i keyif Yunanları denize dökmemiz kadar kolay olmamıştır…) Gong Yoo ve Han Ji Min de bu Kuvvacılar arasında. Hatta Lee Byung Hun direnişçilerin lideri olup yürüyen bir karizma. Tabii bir de onları yakalamaya çalışan Japonlar var. Daha da acısı, kendi halkına ihanet etme pahasına Japonlarla işbirliği yapan Koreli polisler var ki, usta oyuncu, Memories of a Murder’ın manyak dedektifi Song Kang Ho da bu gruba dahil. Ve aslında biz bu Koreli başkomiserin hikâyesini izliyoruz. Onun direnişçilere katılmak-katılmamak arasında gidip gelen hikayesini, çelişkilerini. Song Kang Ho bu bazen komik, bazen acımasız, bazen merhametli anti-kahramana çok güzel can veriyor, beynine sağlık. Ayrıca filmin hikaye örgüsü Hollywood klişelerinden gayet uzakta ilerliyor, neler olacağını pek tahmin edemiyorsunuz. Gerçi birkaç noktada seyircinin gazını aldığı sahneler var, o kadar da olur, pek şe’etmeyelim. Birkaç yerde de hikâye biraz çuvallıyor, objektif olmak adına onu da şöylemek lazım. Spoiler: Ormanda Gong Yoo ve Song Kang Ho’nun buluştuğu ve Gong’un berikinden dinamitleri saklamasını istediği bir sahne var ki mesela, neresinden tutsak elimizde kaldı, adam o kadar dinamiti hangi ara neresine (öhöm) soktu bir türlü karar veremedik… spoiler bitti. Filmde bir de çok güzel çekimler var. Özellikle açılış sekansındaki çatılarda koşturan Japon askerlerinin yarattığı ambiyans pek güzeldi, hoşuma gitti. Tren sahnesi hakeza; heyecan, adrenalin had safhadaydı. Hikaye arada bir teklese de prodüksiyona iyi para harcamış herifler. Genel olarak filmi beğendim ben. Aferin.

julieta

Diğer film olan Julieta ise bir dram, akıp giden bir film. Ellilerinde, çok güzel bir kadın olan Julieta’nın gençlik yıllarına dönerek hayat hikayesini ve büyük sırrını izliyoruz. Ve ben daha filmin onuncu dakikasında, Julieta’nın gençliğine dönülüp trendeki adamla olan macerasını gördüğüm andan itibaren kafayı yiyecektim, “e ama ben bu hikayeyi biliyorum?? iyi de, nereden biliyorum? hangi kitaptan yahu??” diye! Sinemada düşün düşün, bir türlü içinden çıkamadım. Nihayet filmden çıkıp imdb sayfasında filmin trivia’sını okuyunca üç adet Alice Munro hikayesinden uyarlandığını öğrenip derin bir oh çektim. Evde Firar kitabını karıştırınca da üç hikayeyi birden karşımda buluverdim. Güzel hikayelerdi, ama film onları daha bir tatlı yapmış sanki. Ayrıca tam da şu günlerde Adem Güneş’in Çocukluk Sırrı kitabını okuyorum, Anadolu pedagojisi-Batı pedagojisi ayrımı üzerine bir kitap; Anadolu pedagojisinin etken ama bireysel olmayan, duyarlı çocuklar yetiştirmek üzere bir ekol olduğundan bahsediyor. Filmdeki bireysel çocukları ve ebeveynleri ile olan kopuk ilişkilerini izlerken aklıma sık sık kitaptan okuduğum pasajlar geldi, aile bağları kuvvetli olan çocuk yetiştirmenin önemi düştü aklıma. Bu açıdan da güzel bir aile filmiydi. Finalde mesajı çakmış üstelik: “Ananızı üzmeyin, yoksa üzülürsünüz!” Bebek kuzu büyüyünce seyrettirilecek filmler listesine bir tane daha eklendi 🙂

İşte böyle… Festivaller güzel şeyler be… 😉

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı sinema içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ekimde sinema bir başkadır… için 2 cevap

  1. Hatice Hayal dedi ki:

    Yeni yazı mı?! Gözlerimin buğusundan okuyamadım! *şakalar komiklikler*

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s