Hikaru Ç. – Bir Adana Macerası

Aslında iyi gezen biriyim; dünyada on-on beş ülke, Türkiye’de 50-60 şehir gördüm. Ancak Adana ve Mersin içimde ukdedir; bu iki güzel şehre senelerdir bir yolum düş(e)medi be… Ta ki, iki hafta öncesine kadar: Blogger dostunuz Hikaru, otuz küsür yıllık hayatında ilk defa Adana’ya gitti! Ve pek güzel anılarla döndü. İşte izlenimler:

Twitter’da takip edenlerin zaten fark etmiş olduğu üzre Adana beni şaşırttı dostlar. Olumlu anlamda şaşırttı. Cehaletimi mazur görün, haber bültenlerinde Adana ilimiz genelde adliyesindeki kavgalar, ikinci kat balkonundan kavgaya atlayan coşkulu (!) gençler ile anıldığı için Adana’yı Teksas’tan hallice bir yer sanıyordum ben. Ama insanları pek sıcakkanlı ve yardımsevermiş. Teyzeler yolda durdurup bebek kuzuyu sevdiler; kafeler paramız çıkışmayınca sağlık olsun deyip küsüratı almadılar; taksiciler bile (istanbul’da ne çakallıklar yapan meslektaşlarına inat) bizi uzun yoldan gezdire gezdire götürüp kısa yol parası aldılar; yani böyle Avrupa memleketlerinde filan zannettim kendimi 😀 Evet, Adana insanları doğunun sıcakkanlılığı ile batının medeniyetini birleştirmişler; ya da bizim denk geldiklerimiz öyleydiler, ay canımlar, Allah sizden razı olsun 😀

Biz şehir merkezinde, tren garına yakın bir noktada kaldık. Ziyapaşa Bulvarı, Atatürk Caddesi, Gazipaşa Caddesi gibi nezih semtlerin çok yakınındaydık. Üç gün boyunca paso yürüdük! Ziyapaşa Bulvarı’nı Bağdat Caddesi’ne çok benzettim; Gazipaşa biraz daha gençlere hitap eden bir yer gibi göründü gözüme; Ziyapaşa ve Atatürk caddeleri arasında kalan Atatürk Parkı ise pek hoştu. Büyük Saat ve hemen dibinde başlayan Kazancılar Çarşısı ayrı bir tattı; geçen seneki Gaziantep gezimizi anımsattı bana; bol bol bakırcı, demirci dükkanı gördüğümüzden olsa gerek… Eski şehrin tarihi yerleri mutlaka görülesi; Ulu Camii’nin, Yağ Camii’nin mimarisine hayran kaldık. Seyhan nehri kenarındaki Taşköprü de öyle; ben Bosna Hersek’teki Konjic şehrine benzettim (bakınız görseller burada). Seyhan Baraj Gölü çevresindeki sayfiye yerlerine gitme imkânımız olmadı, ama taksici arkadaş sağolsun geçerken gördük. Valla orda manzaraya nazır bir çay-nargile içme, bir bicibici yeme isteği içimde kaldı; artık bir dahaki Adana gezisine inşallah 😉

Gezip gördüklerin senin olsun, yiyip içtiklerini anlat Hikaru derseniz (oruçlu arkadaşlar bundan sonrasını iftardan önce okumasın :P) test ettim onayladım, Adana kebaplar (ya da Adanalıların deyimiyle kıyma) Adana’da cidden bir başka! 😀 İnternette kebabın asıl yeneceği yerin Sanayi içlerinde salaş bir mekân olduğu yazıyor; ama biz bebeyle oralara gidemedik. Yine de gayet güzel seçimler yaptık sanırım; ilk gün Birbiçer’de, sonraki gün Kazancılar Çarşısı’ndaki Ciğerci Memet’te, son günse Atatürk Caddesi yakınlarındaki Sergen Ocakbaşı’nda yedik. Hepsi ayrı güzeldi. Etler kömür ateşinde pişiyor; muhtemelen iyi et seçiliyor, baharatları tam kıvamında, daha ne olsun? Kebaptan önce bir de bol yeşillik, közlenmiş biber-domates, ezme falan da geliyor; hatta o kadar çok geliyor ki, insan israf oluyor diye üzülüyor… Yalnız daha önce hiç Adana’da bulunmadığım halde ben bu Adanaları geçmişte tatmış gibiyim: Galiba eskiden kebaplar daha lezzetliydi. Son yıllarda etler de bozuldu her şey gibi. İstanbul’da güzel adana yemek bir hayal artık 😦 Kebap dışında Kazım Büfe’nin muzlu sütünü tatma imkanı bulduk (süt gerçekten güzel; yoğun kıvamlı bir süt), Madenci Kurukahve’de ismimize özel hazırlanan kahveleri içtik, La Creme’de beyaz profiterol yedik; yani Foursquare sağolsun, şehrin ünlü atraksiyonlarından eksik kalmadık. Böyle güzel bir gezi oldu. Bebek kuzuyla ilk ailece gezimiz olduğu için de (anneanne-babaanne ziyaretleri sayılmaz) ayrı keyifliydi. Gerçi son derece yorucuydu; bir bebeğe iki kişi zor baktık, üç günün ardından pestilimiz çıktı! Ama şu da var (Adana’nın bize tek kötü sürprizi olaraktan) ilk gün feci bir yağmura yakalandık: Ama öyle böyle değil; gök yarılmış gibiydi, biz de o sırada Birbiçer’i arıyor ve herkesten “yüz metre ileride” cevabı alıyorduk (yüz metre sonra tekrar “yüz metre ileride!” diyorlardı; vay arkadaş, yürü yürü bitmedi o yüz metreler), sonunda kendimizi Birbiçer’den içeri attığımızda ben ve Kuzu bey bayaa yağmuru yemiştik (neyse ki bebeği kurtardık, battaniyeler sayesinde o ıslanmadı). Sonra biz lokantada kebapları hüpletirken yağmur doluya dönüştü, göz gözü görmez oldu. Yerler o kadar suyla doldu ki, arabalar caddede ilerleyememeye başladı! Evet, sıcak Adana bize bu sürprizi de yaşattı sağolsun… Bu durum bir-iki saat sürdü; bu arada lokantanın içerisi serindi ve biz de bir güzel şifayı kaptık… İşte o soğuk algınlığının etkisiyle, bir de ilk gün ne akla hizmetse sabahın köründeki ilk uçakla uçtuğumuz için epey yorulduğumu hissettim; yoksa bebeğin bize çok sıkıntısı olmadı. Yine de size tavsiye: Mayıs sonunda bile gidiyor olsanız, Adana nasıl olsa sıcaktır yaa deyip yanınıza yağmurluk, şemsiye almamazlık etmeyin; üzülürsünüz.

Sonuç olarak güzel caddeleri ve insanlarıyla, sokaklarda turunç ağaçlarıyla, lezzetli yemekleriyle Adana’yı çok sevdik biz. Yine gideriz. Hatta bu sefer inşallah Portakal çiçeği festivaline denk getiririz, buram buram portakal ağacı kokarken şehir kim bilir ne güzel olur 😉 O zamana kadar keep calm and kendine iyi bak Adana 😉

adana1

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı gezi içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Hikaru Ç. – Bir Adana Macerası için 4 cevap

  1. mydestiny dedi ki:

    Yazıya başlarken bici bici yemişlerdir umarım dedim ama fırsat olmamış, bir dahakine artık 🙂 Adana ve Mersin yağmura çok hazır şehirler hangi mevsimde olursanız olun gökyüzündeki parıldak güneş ortadan kaybolup yağmura yol verebilir ve yağmur sonrası yine yeniden toprak kokan güneşli bir güne merhaba diyebilirsiniz :)) Adana hakikaten güzel bir şehir oldu ama her ne kadar üçüncü sayfa haberleriyle meşhur olsa da 😛

  2. Öncelikle Hola! :’) Neredeyse bir yıldır her yeni yazıyı hızlıca okuyup musait bir zamanda yorum bırakayım diyorum. asagi yukari okuduğum her yazı için soyleyeyeceklerim vardı ama çok usengecim artik darisi sonraki yazilara. Adana benim icin salgam suyudur. Mis gibi orada içmek vardı. (Adanaya hiç gitmedi :’) ) Bebek ile gezmek zor oluyor ama bebeği alıştırmak lazım bence. Obur türlü biraz büyüsün derken gezmeyi de unutuyor insan. Hanimgiz bebeğimiz büyüdü neredese okula gidecek sonra Jun ji hyun un oğluyla filan evlenecek ben hala iyi dileklerimi sunacağım. Gördüğün gibi tivitleri de kaçırmam. Bahtı açık olsun yavrumun şeklinde ilerleyen tüm teyzos dileklerim sizinle olsun :’) Kalpler Öpücükler 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      amağnnn hoşgelmişsin birnam kız 🙂 asjdjask ivit, jun jihyuncuğumla dünürlük müessesesine halen talibim, bakalım veledinosu nası bi oğlancık olucak 😀 biz bebeyi gezmeye çok alıştıramadık gerçi; bi yerlere gidince düzeni bozuluyo garibimin… ama bu yaz epey gezicez gibi görünüyor, galiba mecburen alışacak. bizden de öpücükler, sevgiler ❤ ❤

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s