Bizdeki imkân ve şerait, ve çok namüsait mahiyetler…

Selam dostlar, Romalılar,

Görüşmeyeli n’aber? Bizden iyilik sağlık; iki aylık çiçeği burnunda bir anne olarak günleri bir adet minik kuzuyla uğraşarak geçiriyorum. Şimdilik işler fena gitmiyor: Arada bir ağlama krizleri tutup maaile canımızdan bezsek de o kadar olacak diyor, tahtalara vuruyoruz. Bir bebek kolay yetişmiyörr… Annelik neymiş ne değilmiş, çok değiştin mi Hikaru derseniz, açıkçası ben kendimi hiç de değişmiş gibi hissetmiyorum. Ben yine aynı Hikaru’yum. Hâlâ fırsat buldukça ayaklarımı uzatıp internette takılmak, dizi/film izleyip kitap okumak en büyük keyfim (eskisi kadar çok vakit bulamıyorum, o ayrı), hâlâ kedi yavrularını insan yavrularından daha sevimli buluyorum (kendi çocuğum hariç tabii!), ve hayır, hâlâ bir anne-bebek blogu açmayı düşünmüyorum 😀 😀 Yalnız annelikte gerçekten de telepatik durumlar varmış: Bizim minnak geceleri acıktığı anda daha ağlamaya başlamadan zınk diye benim gözler de açılıyor. Ve gecede 3-4 kere kalkmaktan hiç gocunmuyorum. Tey teeey, hey gidi bir zamanların “kesintisiz sekiz saatin altında uyursa aşırı derecede sinirli olan Hikaru”su: Artık kesintisiz uyku diye bir şey yok, ve toplamda altı saat uyursam öpüp başıma koyuyorum, ama bu da insan olana yetebiliyormuş (iç ses: işe başlayınca görcem ben seni).

İşte böyle… Anne olmak çok güzel şey, ama bir mucize, ilk görüşte aşk falan beklemeyin (ya da ben yeterince romantik değilim). Minik kuzuyu ilk gördüğümde benim düşüncelerim şuydu:

1. Abovvv, bu ne kadar saç böyle?! Dizilerde beş aylık çocuğu yeni doğmuş diye oynatırlardı da dalga geçerdim; ama bizim kız da maşallah hastaneden çıkıp soluğu kuaförde alacak gibi! Aldığım bütün vitaminler saçına mı gitti yavru?!

2. Çocuğumuz sarışın olsun diye sarışın adamla evlendik, bu kız nasıl oldu da Japon sumo güreşçilerine benzedi ayol?! Kore dizisi izleme işini çok mu abarttım yoksa? (Not: Doğum şişlikleriymiş onlar, yavrucum bir ayda kendine geldi, şimdi Koreliden çok Türk’e benziyor şükür…)

Durumlar budur. Bizim kız iki ayı devirip “yiyor, (afedersiniz) sıçıyor, ağlıyor, uyuyor” döngüsünden azıcık çıktı ve agucuklar da başladı, eh daha ne olsun? Ben de yavaş yavaş hayata dönüyorum. Eheh, yok yaw, zaten nerdeyse hayattan hiç kopmadım, annem ve kayınvalidem sağolsunlar üzerimdeki yükün önemli bir kısmını aldılar. Süt sağıp sinemaya bile gittim, n’aber? 😛 Ama tabii zamanımın büyük kısmını evde geçirdim, onun kaçarı yok. Kış bebesi yapmanın sakıncaları işte, yavrucak hasta olacak diye dışarı çıkaramıyoruz, yoksa iki aylık bebeyi arabasına atıp Bağdat Caddesi’nde fıldır fıldır gezen, brunch’lara giden arkadaşlara çok özenmiş, ben de öyle yapacağım demiştim; ama ufak bir detayı, o zamanlar aylardan haziran olduğunu gözden kaçırmışım 😛 Neyse sağlık olsun, biz de ev keyfi yaparız. Sahi, evde olmanın da kendince avantajları var: Bebecik ilk haftaların sıkıntısını, siz de doğum sonrası iyileşme sürecini atlattıktan sonra evde olmak güzel bir keyfe dönüşebiliyor. Neden, çünkü normal şartlar altında (ağrısı sancısı yoksa) bu bebek denen yaratık günde 16-17 saat uyuyan bir canlı. Eh, uyanık olduğu zamanlar hariç geri kalan vakit de size kalıyor. Ben mesela güncel dizilerimi (The Good Wife, Downton Abbey, Modern Family vs.) komple bitirdim, üstüne bir dolu da kitap okudum. Hatta bazen hızımı alamayıp emzirme esnasında bile okumaya devam ettim; yalnız şöyle bir okuma tablası pek güzel olurmuş, onun eksikliğini çektim biraz… Pek de güzel kitaplar okudum söylemesi ayıp. Size de anlatayım, eksik kalmayın:

eve-donmenin-yollari

Eve Dönmenin Yolları: Şilili genç yazar Alejandro Zambra’nın bu pek nahif romanı, çocukluğu darbe ile bölünmüş bir gencin ağzından çocukluk aşkını, yıllar sonra onunla yeniden karşılaşmasını ve anne-babasının jenerasyonunun hüzünlü hikayesini anlatıyor. Ayrıca roman içinde roman var, bir yazarın sancılı yaratım sürecini de satırlarında okuyabilirsiniz. Şili’nin demokrasi tarihi bizimkine çok benzer, bittabi deprem kuşağı olması gibi bir ortaklığımız da var. Yine Latin Amerikalıların biz Akdeniz milletlerine benzerliği malum… O sebepten hikaye bana hiç yabancı gelmedi, pekala yazarı bir Türk de olabilirdi. Ayrıca yazarın dili öyle yalın ve temiz ki, bana derhal pek sevdiğim bir Türk yazarı, Barış Bıçakçı’yı anımsattı. Kitapta çok da güzel saptamalar var, bunlar çok tatlı bir üslupla birleşince roman akıp gidiyor. Şiddetle tavsiye ediyorum. Aynı yazarın bir de “Ağaçların Özel Hayatı” diye bir romanı var, idefix’in listesinde 2015’in en iyi 50 romanından biri, 6. sırada. Onu da aldım, hevesle okumayı bekliyorum. Size “Eve Dönmenin Yolları”ndan birkaç satır:

İngilizce öğretmeni tipini, bir İngilizce öğretmeninin tipinin nasıl olması gerektiğini düşündüm. Annemi, babamı aklımdan geçirdim. Şöyle düşündüm: bizimkilerde ne tipi var? Aslında anne babamızın bir tipi olmaz. Çünkü onlara doğru düzgün bakmayı asla öğrenmeyiz.

Biz çocuklar birdenbire o kadar da önemli olmadığımızı anlıyorduk. (…) Büyükler öldürürken ya da ölürken biz bir köşede resim yapıyorduk. Ülke paramparça olurken biz konuşmayı, yürümeyi, peçeteleri katlayarak kayık ve uçak yapmayı öğreniyorduk. Roman örülürken biz yok olmak için saklambaç oynuyorduk.

benimolaganustu

Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım: Elena Ferrante’nin Napoli romanları dörtlemesinin ilki olan bu kitabı D&R’da gezinirken tesadüfen keşfettim. Bir sürü dile çevrilmiş, ödüller almış. Merak edip okumaya başlayınca da elimden bırakamadım. Kitap, 1950’ler İtalya’sında, Cenova’nın bir kenar mahallesinde yaşayan iki küçük kızı, Lila ve Lenu’yu anlatıyor. Tüm kitabı Lenu’nun ağzından okuyoruz. Ve mahallenin küçük dâhisi, son derece yetenekli ve akıllı ancak biraz da kötücül bir kız olan Lila’nın bu “olağanüstü akıllı arkadaş” olduğunu hemen fark ediyoruz. Ancak ilginçtir, kitapta bu sözler Lila’nın ağzından çıkıyor, Lenu’ya “sen benim olağanüstü akıllı arkadaşımsın” diyor. Sebebi ve olay örgüsünü anlatmayayım, sürpriz olsun. Yalnızca, kitabın dönem İtalya’sını, kenar mahalle insanlarını ve aşk-nefret ilişkisine benzer bir arkadaşlık ilişkileri olan iki genç kızın büyüme sancılarını çok iyi anlattığını söyleyeyim yeter. Kitap idefix listesinde 3. sırada, devam romanı olan “Yeni Soyadının Hikayesi” ise 33. sırada (o da alındı, okunma sırası bekliyor :D)

superiyigunler

Süper İyi Günler: Otistik bir çocuğun dünyasını merak ettiniz mi hiç? Süper İyi Günler (Ya Da Christopher Boone’un Sıradışı Hayatı) böyle özel bir çocuğun ağzından yazılmış bir hikâye. Christopher süper bir matematik kafası olan, asal sayılara özellikle ilgi duyan (ve yazdığı romandaki bölüm numaraları da bu yüzden asal sayılar sırası ile giden), sarı ve kahverengiden nefret eden özel bir çocuk. Bir gün komşusunun köpeğini öldürülmüş olarak buluyor ve dedektifliğe soyunup kendini bu olayı çözmeye adıyor. Bu arada ailesiyle ilgili bazı sırları da keşfediyor. Hem eğlenceli, hem de biraz hüzünlü bir kitap bu. Otistik bir insanın (ve tabii ailesinin) ne kadar zorlu ve stresli bir hayat yaşadığına tanık oluyorsunuz ve bu biraz insanı üzüyor… Christopher’ın yalın, son derece düz mantıklı, ve ilginç bakış açısı ise bir harika. “Bence asal sayılar hayata benziyor: Çok mantıklılar ama asla onları çözemiyorsun; bütün vaktini onları düşünerek geçirsen bile…” diyor mesela. Süper İyi Günler, ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap listesinde. Dünyayı farklı bir pencereden görmek için okumak lâzım 😉

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı kitap, kişisel içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

10 Responses to Bizdeki imkân ve şerait, ve çok namüsait mahiyetler…

  1. Hatice Hayal dedi ki:

    Ooo Hikaru dönmüş bir de bizimle okuduğu kitapları paylaşmış! Bugün daha ne isteyebilirim ki ^^
    Bebeğe çok sevindim, analı-babalı büyüsün inşallah^^ Bu arada kerata çok şanslı, senin gibi bir anneye sahip daha ne :))
    Bol uykulu geceler dileyip bloga daha çok uğramanı dileyerek gidiyorum ^^
    Kendine çoook iyi bak^^

  2. Oh Yoon Joo dedi ki:

    Yumuş yumuş kçük kara balık okuyacağız derken araya kitap da okudum sinemaya da gittim diye nispet yapan Hikaru okudum arkadaş 😀 Bize premses kuzusu anlat daha çok :3 Ay yaşlandığımız gün gibi ortada :’) Kuzularınla sağlıklı ve keyifli günler Hikaru’m tez zamanda “Anneeeee” çığlıklarıyla kalbinin pır pır etmesi temennilerimle gidiyorum.

    Yüz yıllar sonra blog yazısı okudum resmen :3 Özlemişim

    • hikaruivy dedi ki:

      adaksdkakdlas ay biraz nispet yapar gibi olmuş hakkatten, yeni anne psikolojisi diyelim 😀 😀 benim çalışkan oyuncu cadım, blog yazısı yazmaktan okumaya fırsat bulamıyosun tabii 😛 bense senin yazıları takipteyim, kpop ve kdramadan kopmamamı sana borçluyum inan ki 🙂 çok öperim, küçük kara balığı merak edersen bize de beklerim 😉

  3. arayankedi dedi ki:

    Maşallah maşallah 🙂 geri dönmenize ve hepinizin iyi olmasına çok sevindim. Kitapları da hemen not alıyorum 🙂 ben valla bu sene bana nolduysa şu gudubet 2015’te ne dizi ne film ne kitap hiç birini yeterince yapamadım. Kendime söz verdim 2016 2015’ten farklı olmasa da ben 2016’da farklı olacağım. Siz taze anneyi örnek alayım biraz yaaa. 🙂

  4. seda dedi ki:

    Tebrik ederim, Allah analı babalı büyütsün. Ne güzel bir yazı olmuş. İnanılmaz umut verdiniz bana. Zira çevremde alabildiğine bebeği olduğunda komple formatı değiştiren arkadaşlar var, ben de toplum baskısına 30 yaşımın tüm güzelliği ile direnen bir birey olarak bebek yaparak hayattan kopmaktan çok çekiniyordum. Gerçi hala çekiniyorum(sihirli değnek lazım biraz çünkü bana o biyolojik saat dürtüklemesi gelmiyor yani) ama yine de normal bir insan çocuk yapınca hala normal olmaya devam edebiliyormuş galiba diyerek okudum yazıyı. Çok teşekkürler. Sevgiler..

    • hikaruivy dedi ki:

      teşekkür ederim 🙂 hiç endişe etmeyin çocuğunuz olunca siz de hayattan kopmazsınız; sonuçta her şey sizin kendi bakış açınıza göre şekilleniyor. aslında benim gibi “normal” anneler çok bence, ama toplum bize saçını süpürge eden anneler olmak zorundaymışız gibi hissettirdiği için bunu kimse pek dillendiremiyor. oysa daha “verimli” bir anne olmak için insanın kendine de vakit ayırması, bi deşarj olması lazım 😉 sevgiler…

  5. bunusevdim dedi ki:

    Hikarucum, kitapların üçü de çok güzele benziyor 🙂 Aslında bu yazını daha önceden görmeme rağmen üstünkörü geçmiştim, çünkü yazıyı okursam kitap tavsiyelerini almak isteyeceğimi biliyordum. Bende son birkaç yıldır garip bir huy gelişti. Birden gaza gelip çok fazla kitap aldığım zaman telaşlanıyorum, aldığım kitapları okuyamayacağım endişesine kapılıyorum. Onları okuyabilmek için ekstra mesai harcamaya başlayınca da o zevk olmaktan çıkıp benim için eziyete dönüşmeye başlıyor. O yüzden kendimi kitap bloglarından ya da kitap tavsiyesi olan yazılardan bilerek uzak tutuyordum. Ama şu an elimde sadece okuduğum kitap kaldı, senin de yeni yazını görünce aklıma bu yazın geldi, hemen gözüme Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım kitabını kestirdim bile. Diğerlerini de ardından okurum artık.
    Neden bu kadar uzattım bilmiyorum, uzun zaman sonra sana yorum yazmanın heyecanından olsa gerek 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      selam bu’cum 🙂 ayni duygu bende de var biliyor musun? su anda evde okunmayi bekleyen 20 kadar kitabim var ve sirf o yuzden cok merak ettigim halde benim olaganustu akilli arkadasim’in 3. kitabini alamiyorum mesela. once evdekileri biraz temizlemem lazim ki o kitabi gonul rahatligi ile okuyabileyim. hatta bakarsin bu seri seni de cok sarar, ardi ardina 4 kitabi birden okursun (devami var mi bilemiyorum, arastirmadim, ama simdiye dek turkceye dort kitap cevrildi diye biliyorum…) neyse, bakalim sen ne dusuneceksin? simdiden iyi okumalar ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s