Yaz Önerileri 2: En sevdiğim yol filmleri

Yaz dediğin biraz da yolculuk demek… Tatil yolu, hele de arabayla/otobüsle gidiliyorsa görülen o güzelim manzaralar, manzaralara eşlik eden güzel müzikler, bunlar da tatile dahil değil midir? Yazın fazla gezemeyenler için ise yol filmleri izlemek bir nebze teselli olur belki. En güzel yol filmleri hangileri peki? Valla bu konuda bin tane liste var, bakınız iyilerden bir tanesi de burada: http://www.filmloverss.com/2000lerin-en-iyi-15-yol-filmi/. Ama bence “en güzel film (eşit değildir) en sevilen film”. O yüzden benim listem en güzelleri değil, en sevdiklerimi kapsıyor. Bu listeye ilham veren film, birkaç gün önce izlediğim Ali Atay imzalı Limonata oldu. Ancak işin komiği, kendisi listeye giremedi! 😀 limonataEvet Ertan Saban ve maviş gözleri her zamanki gibi şahane, Serkan Keskin oyunculukta on numara, rahmetli Ciguli’yi ve Elveda Rumeli’nin efsane kadrosundan Makedonyalı sanatçıları görmekse paha biçilemezdi. Film ise komedi ve melankolinin güzel bir birleşimiydi. Ama… işte bir ama var, tam da anlatamıyorum. Serkan Keskin’in karakterinin ağzının bozukluğu mu… Yol filmi olması gerekirken yol manzaralarının yeterince işlenememesi mi… Filme hiç mi hiç oturmayan Funda Eryiğit’in varlığı mı… Bir şeyler olmamış, limonatanın kıvamı tutmamış. Sağlık olsun diyor, Limonata sayesinde yol filmlerini nasıl da sevdiğimi hatırlıyorum. Buyurun dostlar buyurun, işte benim yolculuk temalı film listem. Romantik ve azıcık sevgi kelebeği bir insansanız her birini ayrı seveceğinizi garanti ediyorum:

imjuli

Im Juli.: 2000’lerde 20’lerini sürüp de Im Juli ve Le fabuleux destin d’Amélie Poulain filmlerine âşık olmayan bizden değildir! Bu kadar da iddialı konuşuyorum. Zaten şu an 30’larınızdaysanız muhtemelen bu şukela Fatih Akın filmini çoktaaan izlemişsinizdir. Henüz izlememiş olan küçük kardeşler için özet geçeyim: Sıkıcı mı sıkıcı bir fen bilgisi öğretmeni olan Daniel’in hayatı, Juli isimli sokak satıcısı bir kızdan aldığı bir güneş kolyesinin ardından değişir. Aynı akşam güneş desenli bir tişört giyen bir Türk kızına âşık olur; ve ertesi gün onu bulmak üzere Türkiye’ye doğru bir yolculuğa çıkar. Hem de tesadüfen bu yolculukta ona eşlik edecek olan kişi, aslında uzun zamandır uzaktan uzağa kendisini sevmekte olan Juli’den başkası değildir! Evet, filmde biraz tesadüflerin boku çıkıyor olabilir. Olsun. Biz onu böyle sevdik 🙂 Yol boyunca Daniel’in başına gelmedik kalmaz, ama bir o kadar da eğlenir, eğlendirir, ve kendini keşfeder bu sıkıcı genç adam. Yolun sonunda kesinlikle başladığı insan değildir. Peki ya aşk? Onu bulabilir mi dersiniz? Cevabı filme bırakalım. Ve filmin soundtrack’inden en bir şahane şarkıyı buraya alalım:

interstate

Interstate 60: Başroldeki oğlanın bizim mankenden bozma kasıntı erkek oyuncularımızı aratmaması bir yana bırakılırsa bir şukela fantastik yol filmi de budur, hem de “Back to the Future”ın senaristinden. Afişine bakıp “sex and drugs and rock’n roll” tadında bir hikâye zannetmeyin; aksine bilimkurgunun komedi ile harmanlandığı tatlı mı tatlı, fantastik bir film bu. Interstate, ABD’de eyaletleri birbirine bağlayan otoyollara verilen isim. Bu yollar numaraları ile anılır. İşte bizim Amerikan kolej bebesi esas oğlan da O. W. Grant  isminde, tek bir dileğinizi gerçeğe dönüştüren (ama bunu çoğu kez ürkütücü biçimde yapan, özellikle kötü kalpli bir insansanız!) bir ecinni ile karşılaşır; ve “hayatının anlamını bulma” dileğini gerçekleştirmek üzere gerçekte var olmayan Interstate 60’de yola koyulur. Ve tabii bir yol filmi klasiği olarak başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmeyecektir! Ama dürüst bir insan ve uslu bir çocuk olup verdiğiniz sözleri tutarsanız şirinleri bile görebilir, hayatınızın aşkını da çok acayip insanların yaşadığı kasabalarda bulabilirsiniz. Masal tadında hikayeleri sevenlere duyurulur.

Wristcutters: A love story: İntihar eden insanlar nereye gider? Cehenneme, dersiniz, değil mi? Peki ya bu cehennem, yalnızca bizim dünyamızın biraz daha eski püskü, eski teknolojiye sahip, bitpazarından alınmış versiyonuysa? İsrailli yazar Etgar Keret’in bir öyküsünden (daha da güzelleştirilerek) filme uyarlanan bu tatlı hikâyenin geniş anlatımını şu yazıda bulabilirsiniz.

Poster Art

Poster Art

One Week: Çok sakin, biraz melankolik, su gibi akıp giden bir yol filmi bu. Başrolünde Dawson’s Creek’in sevgili Pacey’si Joshua Jackson var. Önceki filmlerin aksine biraz depresif bir film bu; çünkü Torontolu Pacey (ya da filmdeki adıyla Ben Tyler) gencecik yaşında kanser, hem de dördüncü evrede olduğunu öğreniyor. Ve birden bir sorgulamaya giriyor: “Ben bir öğretmenim, hem de nişanlıyım, beni seven bir ailem var. Peki ama hayattan gerçekten istediklerim bunlar mıydı?” Ve kalbindeki gerçek arzunun, Kanada’nın batı kıyılarına doğru motosikletiyle bir haftalık bir yolculuk yapmak olduğunu fark ediyor. Film, işte bu yolculuğu anlatıyor bizlere. Kanada’nın hafif soğuk ama çarpıcı doğası ve sakin, dingin, çok güzel müzikler eşliğinde.

Şu güzel replikler de filmin bonusu:

“Gerçekten aşık olduğunu nasıl anlarsın?”

“Eğer bunu soruyorsan zaten aşık değilsindir…”

Ve Edison’dan şu alıntı: “Hayattaki başarsızlıklardan çoğu, başarıya ne kadar yaklaştığının farkına varamayan ve vazgeçen insanlardan ileri gelir…”

Keyifli seyirler 😉

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı sinema içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s