Bir İngiliz dizisi: Indian Summers

Merabalar. Uzun zamandır yoktum değil mi… Üstelik tam da bu sene daha çok yazmaya karar vermişken! 🙂 Hayat böyle işte, beklenmedik durumlar ortaya çıkıyor, planlar değişiyor… Olsun, herkes sağ salim, mutlu, huzurlu olsun da hayat koşuşturmacası, bir türlü görüşülemeyen arkadaşlar, ihmal edilen bloglar, bunlar olur, bunlar düzelir, olağan şeyler bunlar. Üzmeyelim kendimizi, biz göğe bakalım 🙂

indian summers2

Yine bir “cee” yapıp kaçacağım; oysa Elin Oğlu’ndan tut okunan zibilyon tane kitaba, iki hafta önce tadı damağımızda kalan Gaziantep gezisinden izlediğim Oscar adayı filmlere dek anlatacak ne çok şeyim vardı benim, ah ah… Olsun, kısmet başka yazıya. Bugün bir İngiliz dizisi anlatacağım size. Bir mini dizi. İsmi Indian Summers. Kısacık, 10 bölümcük. indian summers 71932 yılında Hindistan’ın Simla şehrinde geçiyor. 1932, yani İngilizlerin Hindistan’da sömürgeciliği sürdürdükleri, Hintlilerin kendi ülkelerinde ezik ezik yaşadıkları yıllar. Gandhi’nin siyaset sahnesinde yeni belirdiği zamanlar bunlar, pasif direnişi ile tüm dünyanın hayranlığını kazanmasına bir süre daha var… Ve böyle bir ortamda, tipik İngiliz burnubüyüklüğü içerisinde eyaleti yöneten İngiliz valisinin yerini almasına kesin gözüyle bakılan genç ve zeki özel sekreter Ralph Whelan ile Ralph’in küçük yaşta İngiltere’ye gönderilmiş, ancak bir gün kucağında bebeğiyle kocasını arkasında bırakarak geliveren genç ve güzel kız kardeşi Alice dizimizin merkezini oluşturuyor. Kaderin bir cilvesi sonucu ikilinin hayatına Hintli, basit bir kâtip olan Aafrin de dahil oluyor. Aafrin’in muhalif kız kardeşi Sooni, yaşlı ve çalışamaz babası, oğlunu kendi ailelerine uygun bir kızla evlendirmeyi aklına koymuş bir anası, laz burunlu bir küçük kız kardeşi, bir de başka yer kalmamış gibi mezarlık köşelerinde buluşup seviştiği sevgilisi Sita, diğer renkli karakterler. Indian SummersRalph Whelan’in akıl hocası ise şehirdeki İngilizlere özel lüks kulübü işleten yaşlı bir teyze, Cynthia. (Seni hiç sevmedim yaşlı teyze, nerde Downton Abbey’deki bilge büyükanne nerde sinsi bir cadı olan sen…) Ayrıca Ralph’in uzatmalı bir Amerikalı sevgilisi, bir de bu kızıl saçlı hatunun sakat ağabeyi var. Sonra bir de misyonerlik okulu var ki, okulu işleten misyoner sakallı amca, onun gıcık mı gıcık karısı, ve yardımcısı melez bir kız da hikâyedeki diğer önemli karakterler. Bitti mi?indian summers3 Hayır, ne münasebet? Bu kadar insan yetmezmiş gibi zengin amcasını bulmaya gelen İskoç saf bir oğlan Ian, ve bu zengin ama sürekli sarhoş amcanın komşusu olan bir de Hintli adam var ki yine hikâyemiz onları da içine alacak şekilde genişliyor… (Bütün bu tiplerin ayrıntılı anlatımını şuradan bulabilirsiniz.) Ve 10 bölüm boyunca dallanıp budaklanarak herkesin hayatını kökünden değiştirecek olan olaylar, ilk Indian Summersbölümde, Alice’i ve misyoner okulundaki tayfayı taşıyan trenin, tren yoluna atılmış 7-8 yaşlarında melez bir çocuk yüzünden durması ile başlıyor; çocuğun kimliği ile ilgili gizem perdesi zamanla aralansa da son bölüme dek heyecan katlanarak devam ediyor…

Indian Summers, çokça Downton Abbey çağrışımları olan bir dizi (ki zaten Downton Abbey’nin yayın saatine konmuş, özellikle onunla özdeşleştirilip ilgi çekmesine yönelik bir reklam kampanyası yürütülmüş anladığım kadarıyla. Channel 4’ün en pahalı yapımı olduğunu da not düşelim; o kostümler, o mekânlar, o geniş kadro ağaçta yetişmüyür azizim). Bir dönem dizisi olmasının yanısıra İngiliz aristokrasisi (değilse de üst düzey yöneticileri diyelim) ile ilgili olması ve işlerin İngilizvâri yürütülmesi de Downton Abbey’i çağrıştırmasının en büyük sebebi. O diyaloglar, kullanılan güzel İngilizce, nezaketli laf sokmalar, manipülatif tavırlar, her şey tipik İngiliz. Yani şimdi itiraf etmek gerekirse İngiliz milletinin sinsiliği ve burnubüyüklüğünden ne kadar nefret ediyorsam bu aristokrat kibar tavırlarının da o kadar hastasıyım; sanırım kendi kişiliğime yakın bulduğum için (evet ben de mesafeli ve kibarımdır, en azından sizinle canciğer kuzu sarması olana kadar, kıps 😉 ). Öte yandan tee dünyanın öbür ucunda İngiliz sömürgeciliğini ve halkın onlara karşı tepkilerini göstermesi açısından (şahane manzaralar da cabası) bir “The Painted Veil” tadı yakalamak da mümkün (güzel filmdi o da be…). Evet, dizide bir de yerlilerimiz, yani esmer derili Hint halkı var. Onların sahneleri bende karışık duygular uyandırıyor.  Hintliler içerisinde İngilizleri halen seven (diyemesek de) sayan, onların suyuna giden bir grup var. İngilizlerin kısa bir süre içerisinde Hindistan’ı kendilerine bırakacaklarını düşünüyor, o zaman gelene kadar ayıya dayı demeye karar vermiş kişiler bunlar; ayrıca çok sayıda etnik ve dini gruba ayrılmış ülkenin kendi kendini yönetebilme becerisine sahip olduğuna bir türlü güvenemiyorlar gibi. Ruh halleri biraz bizim Kurtuluş Savaşı zamanlarındaki mandacıları andırıyor. Diğer yandan, bağımsızlık taraftarı olan, hatta gerekirse bu bağımsızlığı söke söke alacak olan, terörist eylemlere girmekten gocunmayacak bir grup da var. Eğer Kurtuluş Savaşı’nı kazanmamış olsaydık 1932’de ülkemizin içinde bulunacağı durum tam da böyle olurdu arkadaşlar. Bunu da düşünüp diziyi ibretle izliyorum. Ulan adamlar zavallı esmer halkın kendi memleketinde onları ikinci sınıf insan yerine koyuyorlar, kulüp kapısına “Hintliler ve köpekler giremez” diye tabela asmışlar falan, gel de kibirli İngiliz milletine toptan gıcık olma! Pis emperyalistler! Evet işte diziyi böyle sövüp sayarak izliyorum; ama yalan yok, çok da sürükleyici yapmış pis herifler, bölümleri birbiri ardında devirip duruyorum. Ayrıca o manzaralar, o kostümler, oy oy oy… Adamlar yapıyor abi… Bize de izleyip ahkâm kesmek düşüyor 🙂 İzleyin, tadı damağınızda kalacak 😉

indian summers1

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Yabancı Dizi içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir İngiliz dizisi: Indian Summers için 8 cevap

  1. Ayşe dedi ki:

    Tatlım daha çok yazabilsen keşke seni özledik :)))

  2. Pamuk dedi ki:

    Hikaru altyazılı mı izledin bilmiyorum ama – ki izlememiş olabilirsin 😀 – bu diziyi Türkçe’ye ben çevirdim 😀 Annem 2. sezonu daha heyecanlı olacak, çevirmeye devam et diyor 😀 Misyonerin evi kalp ben. Manzaralara bayıla bayıla seyrediyordum.

    • hikaruivy dedi ki:

      Vay canına! Süpersin Irmakcım 🙂 Twitter’da filan bahsettin mi, ay hiç haberim olmamış, ben tamamen tesadüf eseri fark ettim bu diziyi. 2. sezon farklı bir hikaye anlatılacak galiba, ama böyle heyecanlı olacaksa tabii ki yine izlerim. Tekrardan eline sağlık 😉

  3. Bollywood Terapi dedi ki:

    İngilizler ve Hintliler bir arada. Çok merak ettim, hele bir yaz gelsin ilk işim bu diziyi izlemek olabilir. Yazıya iki üç paragrafa daha bölseydin çok makbule geçerdi. Okuyanların gözleri pençik pençik kalmasın diye hani 🙂

  4. furkan dedi ki:

    1 aydır bir şey yazmıyorsun.

  5. Betty dedi ki:

    Ben buralarda daha yeniyim, benim bloguma da bi ugrarsan cok sevinirim 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s