Karaköy-Balat-Fener turu

Twitter arkadaşlarım biliyordur, bizim tayfa blogger’ları olarak bir süredir Karaköy’ü buluşma mekânımız eylemiştik. Karaköy’ün eski halini bilmem, ama şimdiki hallerini New York’un Soho’suna çok benzetiyorum: aynı bohem hava, salaş ama tarz mekânları ile sanatçılar, sanatçı olma hevesindekiler ve hipster’lara son derece çekici gelen bir muhit olması şaşırtıcı değil. Bizse ne sanatçı ne de hipster’ız, ama Karaköy mekânlarını ve bize küçük süprizler yapan Karaköy sokaklarını seviyoruz 🙂

DSC_0019

Ancak bu defa Karaköy’le sınırlı kalmayıp Balat ve Fener’e de uzanalım dedik ve bu eski İstanbul semtlerinde masal gibi bir gün geçirdik. Rehberimiz Saffet Emre Tonguç – ee, değildi maalesef, ama onun programını izlemiş ve “%100 İstanbul” kitabını hatmetmiş olan Aslı‘ydı ki bence bu da hiç fena değil 🙂 Sonradan Egosantrik de bize katılınca rehberliği o devraldı. Ancak Ego’nun bize katılması ilk buluşmanın ardından üç saat kadar sürdü – ah Eyüplüler ah, haftasonu oldu mu kendinizi sokaklara atıp trafik yaratıyorsunuz, bu kızcağız otobüslerde perişan oldu, cık cık cık… Makino, Aslı ve benden oluşan üç silahşörler ise bu süreyi Agora Meyhanesi’nde ortama, dekorasyona ve manzaraya hayran olup birbirinden güzel mezeleri tadarak harcadık. Agora Meyhanesi’ni şarkılardan biliriz, Balat’ta Çıfıt Çarşısı’nı ararken pat diye karşımıza çıkınca saat öğlenin 1’i olmasına rağmen içeri dalmadan edemedik – ve dalmamızla birlikte, sevgili Ezel Akay ile burun buruna geldik!

“Şeyyy, açık mı acaba?”

“Evet tamamen açığız. Fotoğraf çekenlere de açığız!” diye yanıtladı bizi sevimli yönetmen ve öğlen saatinde bomboş olan mekânın tadını çıkarmaya davet etti. Meğer mekânın işletmecisiymiş kendisi, demek bir süredir bununla meşguldü… Biz de ne zamandır neden masal tadında filmler yapmıyor diye merak ediyorduk 🙂 Böylece Zeki Müren eşliğinde Agora’nın şahane mezelerinden tatma fırsatı yakaladık ve daha yeni başladığımız Balat-Fener turunun yarısını Agora’da harcadığımız için hiç pişman olmadık doğrusu 🙂

agora

Balat’ın ana caddesi bildiğin Yozgat ya da Çankırı sokakları tadında. Ama ara sokaklara girince pat diye öyle evler çıkıyor ki insanın karşısına, gözleri yuvalarından uğruyor. Şu güzelim kapılara, pencerelere bakın; Yahudi evleriymiş bunlar:

balat1

Bazen de yuh artık diyorsunuz, güzelim tarihi evlere kaçak kat çıkmış, çamaşır filan asmışlar 😛 Üstünde oturduğu tarihi bizim kadar sallamayan bir millet az bulunur…

balat2

Aşağıda görmüş olduğunuz kolaj ise Yıldırım caddesi’nde Rumlardan kalma cumbalı evler, kırmızı mektep manzaralı Mesnevihane ve Merdivenli Mektep Sokağı’nda Singing in the Rain pozu veren Makino 🙂

balat3

Fener Rum Lisesi, kırmızı tuğlalı bina, şu anda pek de öğrencisi olmayan bir okul. Fatih İstanbul’u fethettikten hemen sonra yaptırılmış, 1881’de de bu haline getirilmiş. Tam bir kale görünümünde. Hatta Fener Rum Patrikhanesi bizce kırmızı mektep yanında sönük kalıyor.

10834052_10152668442662600_561960971_n

littlehouse

Son olarak günü The Little House Cafe’de tamamladık. Bu ufak şirin kafe, Şeref Meselesi dizisinin çekildiği evin hemen dibinde. Şansımıza bakın ki sete denk geldik. Ve yine şansımıza bakın ki Kerem Bürsin de bizim oturduğumuz sırada aynı kafeye gelip bir kahve molası verdi (bu şansı Aslı’nın tam bir ünlü paratoneri olmasına bağlıyoruz – kendisi Kuzey-Güney’in final sahnesinin çekimine ve hatta Gossip Girl setine denk gelmiş bir insan :P). Ama biz ne yaptık – çok cool’uz ya, kendi muhabbetimize devam ettik. Şöyle havalıydık yani:

coolcats

Ancak nooldu, kafeden çıkıp kendi doğal ortamımıza geri döndüğümüzde şu hale dönüştük:

"Kereeeeğğğmmmm!"

“Kereeeeğğğmmmm!”

Ben neyse ki arkam dönük olduğu için Kerem’in aura’sından etkilenmedim (haha :D), ama bizim kızlar şu anda para biriktirmekle meşguller, sanırım The Little House’ı devralacaklar 😀 😀 Sevgili Kerem Bürsin, düne kadar benim için bol kaslı ergen irisi bir şeydin, ama otuzluk hatunların dibini düşürdün ya hakkını teslim edeyim, sen neymişsin be çocuğum?

Bizi aynı gün içerisinde iki tatlı ünlüyle yüz yüze getiren, bir eski-İstanbul masalı yaşatan Balat-Fener sokakları: Eyvallah canım, gözümsünüz 😉

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı gezi, kişisel içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

10 Responses to Karaköy-Balat-Fener turu

  1. makinosev dedi ki:

    “Merdivenli Mektep Sokağı’nda Singing in the Rain pozu veren Makino” :)))))))))))))))))))))) ahahahhahah ivet biraz şemsiyenin gazına geldim, bu arada orası Dimitri Kantemir (Fenerli Kantemir) Sarayının girişiymiş :))))) dimitri bey amcanın da müziğe ilgisi çokmuş, hep o tarihi doku ve atmosferin etkisiyle kendimden geçmişim meğersem 😀
    balkonları salona kattıklarını farketmiştim de kaçak katları hiç farketmemişim rezillik resmen yuhhhh, paşa dedesinden almış sanki evi, torunlara yer yapıyor :////
    ah kerem bursin ahh.. ya yeminle kal geldi, beynime oksijen gitmedi :)))))))))) sokağa çıkıp temiz havayla buluşunca dedim biz niye bi fotoğraf çekilmedik böhüüüü 😀 aslı varken bize kimse hayır demezdi hem 😀
    eline koluna sağlık kuzum özlemişim buraları 😀

  2. sizomizo dedi ki:

    Yani nasıl kıskanmadım nasıl nasıl -,- Hiç de canım çekmedi -,-

    Ya ben geldiğimde de gidelim noluuğğğrrr içim aktı şurda 😥 agora’ya gidelim de bi dağıtalım jsddjfhhdfj Of tarihi binalar kalp ben o kadar seviyom. Litfen arkaaşlar şizo’ya sahip çıkalım, ona turistik geziler yaptıralım, iki değişik yer görsün litfen! 😥

    Çok güzel iç akıtan bi yazı olmuş hikaru ellerine sağlık ttlm 🙂 Gözüm kaldı kesin blogun batlayacak ama olsun yazı çok güzel gezmişiniz falan 🙂 İyi yani gezin tabi bensiz hıhım 🙂

    Oldu gidiyom ben bay fjskdjfj

    • hikaruivy dedi ki:

      jasdhjkakdksal blogumun başına bişi gelirse senden bilicemmm! kenafir gözlü şizo’ya çıkarıcam adını 😀
      sen istanbul’a gelince haber et şekerim, alırız seni de, paratoner aslı’mızı da, yine bir balat turuna çıkarız. agora’ya adam gibi bir saatte gidip demleniriz bile 😀 kerem bürsin manzarası da cabası 😉

    • makinosev dedi ki:

      çok güzel yazı di mi şizo, keşkğee seninğ olsağğ 😀 ve blog çöker 😀
      kuzum sen istanbula adım atar atmaz haber eyle 2 elim kanda olsa gideriz balat’a fener’e, kerem’ee 😀 agora’da da demleniriz 😉

  3. Ağlamam lazım yok olmuyor yazının üslubundan dolayı gülüyorum olacak şey mi arkadaş? Kerem Bürsin muhabeti ve kedi fotoğrafları ciddiyetimi bozdu. 🙂 Negzel yapmışsınız oralara giderek. Asırlardır planlarım dahilinde-ne biçim plansa artık- lakin fırsat bulamadım. Fırsat bulamamaktan ziyade resmen istanbulun girişinde oturduğum için kadıköy’e gitmek bile çok yorucu bu nedenle yılda iki defadan fazla boğazdan ötelere geçmiyorum. 🙂 Yazılarına da yorum bırakacaktım epeydir ama motivasyon gerekiyordu geziniz motivasyon oldu. 🙂 Kore’ye filan da gitmişsin-yazının üzerinden epey vakit geçti ama olsun hep motivasyon işte- karaköy, Balat derken sıradaki durak neresi? 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      Gel bize takıl o zaman. Bir sonraki planımızı sana da haber vereyim birlikte gezelim 😉 Hoş, çok anlamadan geziyoruz ama gözümüz gönlümüz açılıyor, bu bile bir şeydir 🙂 Sıradaki durak henüz belli değil ama İstanbul içi gezilerimizde seni de teee Tuzlalardan (yoksa Beylikdüzü’nden mi?) kaldırıp yanımıza getirtiriz inşallah 😀 😀

  4. Geri bildirim: “Siz hiç…?” – Monolog MiM | Kaktüs Çiçegi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s