Hikaru Kore’de!

Evet, gittim! Valla da billa da Kore’ye gittim. Kore virüsünü bulaştırdığım kardeşimle birbirimizi karşılıklı gaza getirdik ve kendimizi Seul’de bulduk. Böyleyken böyle…

“Nerden başlasam, nasıl anlatsam…” acaba? Gönül isterdi ki rüya gibi bir hafta geçirdim diyebileyim ama biraz hayalkırıklığına uğradım sanırım. Ne umuyordun ki Hikaru derseniz bkz (cevab veremedi). Ama biraz… hımmm, nasıl desem… Avrupa’dan ya da Amerika’dan aman aman farklı bir yer değildi gördüğüm. Belki biraz daha egzotik yerler görmeyi bekliyordum, belki çok ilginç olaylar yaşamayı, çok enteresan tiplerle karşılaşmayı bekliyordum, belki (değil, kesinlikle) daha fazla yakışıklı görmeyi bekliyordum 😀 😀 Hiçbiri olmadı, öyle gezdik geldik işte. Buradan genç kızlarımıza sesleniyorum: Kore dizileri yalan söylüyor, ortalık yakışıklı falan kaynamıyor, boşuna gitmeyin (haha! :D) Hayır ben zaten hep diyorum, ortalama bir Koreli ortalama bir Türk’e göre kesinlikle daha tipsiz. Elli milyonda elli tane yakışıklı ancak çıkıvermiş, onlar da zaten idol oluvermiş, haberiniz olsun 😉 Ha, kızlar daha iyiydi bak. Çok güzel kızlar gördüm, inkar edemem. Ve fena bakımlılardı, off hem de nasıl… Biz yanlarında resmen Nişantaşı’nda gezerken Mahmutpaşa’dan giyinen tipler gibi kaldık. Neyse, konuyu dağıtmadan en baştan başlayayım. Ve öncelikle şunu bir not düşeyim: Aşağıda okuyacaklarınız tamamen kişisel izlenimlerim, bir haftalık bir geziye dayanan gözlemlerimdir. Yanlış anlamış, fazlaca genellemiş, görülmesi gereken bazı detayları atlamış olabilirim. Ve elbette objektif falan değilim, gayet de subjektifim, kendi bakış açımı anlatıyorum. Bunları söyleyeyim de sonra “ama sen bizim cağnım Korelilerimiz hakkında nasıl böyle konuşursuuuuun?!?!?” falan olmasın. Tamam mı ergen gardaşlarım? Siz gene gidin yağuşuklunuzu kapıp getirin, ona diyecek lafım yok 😀

Seul’e Asiana Airlines ile, aktarmasız, kemiksiz bir 10 saat yolculuk yaparak gittik. Sabah indiğimizde saat farkı yüzünden jet lag olmuş, bir güzel afallamıştık. Güçbela hostelimize ulaştık, ama check-in saatleri epey geç olduğu için giriş yapamadık (aklınızda olsun: Avrupa’da genelde 12 olan check-in saati Kore’de 3, hatta 4’e kadar sarkabiliyor). Biz de para bozduralım diye hostele yakın, Myeongdong isimli bir bölgeye geçtik ki ilk şoku orada yaşadık: Aboooov, bu nasıl bir ortam böyle?! Seyyar satıcı dolu Eminönü keşmekeşini Times Square’in ışıltılı tabelalarıyla birleştirmiş bir tuhaf melez… Abartmıyorum, Myeongdong’daki iki dükkandan biri kozmetik dükkanıydı! Missha’lar, cicili bicili pembiş Etude House’lar, yine gençler için Suzy’nin sunumuyla The Face Shop’lar, Lee Jong Suk’un gül yüzüyle bizi karşıladığı Skin Food’lar, biraz daha olgunlara hitap eden Innisfree’ler, Laneige’ler, ve elbette EXO’nun devasa üç boyutlu posterlerinin kapılarda beklediği Nature Republic’lerle Super Junior’lı Tony Moly’ler… Hangi birine dalacağımı şaşırdığım, her birinin kapısında sizi başka bir ünlü yüzün (ve ürünleri tanıtmakla görevli, bazen kolunuza yapışacak kadar görev aşkıyla yanıp tutuşan (!) kızcağızların) karşıladığı bir sürü dükkan… Anlayacağınız gibi her kozmetik markanın bir de reklam yüzü var (hatta yalnızca kozmetiklerin değil, giyim markalarının, kahve zincirlerinin vs. de bir ünlü yüzü var, ona geleceğim birazdan) ve Myeongdong’da hepsinin canlı gibi bakan posterleriyle müşerref oluyorsunuz maşallah. Hatta bir ara Luhan’ı, Sehun’u falan kapıp eve götüreyim demedim değil 🙂 Üç boyutlu kocaman şeylerdi, odamın bi köşesine koyar, sevap kazanmak istedikçe yüzüne bakardım ne güzel 🙂

Myeongdong'dan eski bir görüntü. Ben o şaşkınlıkta resim almayı unutmuşum, sori!

Myeongdong’dan eski bir görüntü. Ben o şaşkınlıkta resim almayı unutmuşum, sori!

Evet, Myeongdong böyleydi. Ama aslında o kalabalığın yüzde doksanı turistmiş, herkes çekik olunca biz anlamamışız. Meğer orası Çinlilerin, Japonların, Taylandlıların falan alışveriş yaptığı yermiş; Koreliler oralara pek uğramazmış. Sonradan, Çinlilerin valizlerle gelip kozmetikleri doldurup gittiğini anlattı Kimbap bize. Gerçekten de insanın içindeki alışveriş canavarını uyandırabilecek bir yerdi; o kadar hoş kozmetikler var ki, makyaj yapmayan bir insan olarak epeyce bir parayı BB kremlerle eyeliner’lara ben de gömdüm 🙂 Ama mazeretim var, çoğunu sipariş olarak arkadaşlarıma dağıtıcam. Yine de bissürü satın almak çok keyifliydi yaw 😀 Zaten Seul alışveriş cenneti. Kapitalist düzene fena ayak uydurmuşlar, tüm şehir dev bir pazar yeri sanki. Ve dediğim gibi her türden zincirin (kıyafet, kahve, kozmetik vs.) mutlaka bir reklam yüzü var. Mesela Kim Soo Hyun son dizisinden (My Love from Another Star) sonra patlama yapıp yaklaşık 179282 tane markanın yüzü olduğu içün bu palyaço dudaklı veleti her yerde görmekten kusacaktım artık! Öte yandan şehirde nerdeyse sıfır dilenci ve evsiz görmüş olmamız da ayrı bir konu; sosyal sistemleri mi iyi, yoksa aile bağları mı, ya da insanlar böyle yaşamayacak kadar onurlu mu, onu bir araştırmak lâzım.

Dongdaemun Pazar yerinden bir görünüş...

Dongdaemun Pazar yerinden bir görünüş…

Bir aktar...

Bir aktar…

Buradan Koreli hatunların bakımlılığına gelirsek, harbiden bakımlılar, nokta. Saçlar, makyajlar süper, estetikli çok insan da var. Ama bunun da ötesinde, iyi giyiniyorlar. Bazı tarz yapmak isteyen tipleri tenzih ediyorum (ben geyikli tayt giyen kadınları bile kabullenemezken aynı şeyi yapan erkekler gördüm!), ama gençlerin geneli iyi giyiniyor. Mağazalarını, outlet’lerini dolaştık (enteresan outlet’ler de gördük, böyle mağaza duvarları olmayan, neyse tarif edemiycem burda), elbiselerini, bluzlarını falan çok beğendik. Çok pahalı olanlar da vardır, ama mesela şehrin göbeğinde Dongdaemun’daki AVM’lerde falan fiyatlar genelde normal. Beğendiğim elbiselerin bazılarını denedim; ama popo kısmı özellikle havaya kalksın diye değişik bir kesim yapmışlar; Türk kadını basenini gururla (!) bedeninde taşıyan bendenizde çok ama çok kötü durdu. N’apalım, o sıskalar gibi tahta değiliz biz ulen! Evet, gördüğünüz gibi biraz da komplekse girip geldim (gerçi bunu biliyordum; benle aynı boydaki Koreli aktrislerin benden 15 kilo zayıf olduğu düşünülürse oraya gidip kendimi obez olarak hissetmeden dönemeyecek olmam kaçınılmazdı). Burada medium, hatta small beden giyerken orada ancak large’lara girebilmek çok acıklıydı 🙂 Ama bütün Koreli kızlar sıfır beden değil, bayaa yağlı olanları da var; yani kimse beni parmağıyla işaret edip “hiiii, obeeeezz!” falan demedi, rahat olun 🙂

Seul’de pek çok saray var, biz en büyüğü olan Gyeongbokgung’u ziyaret ettik. Kocaman, ahşaptan bir sürü evden oluşan bir saraydı burası. Yok kralın ziyaretçi kabul etme yeri, yok kralın kendi dairesi, yok efendim kraliçenin dairesi, kralın çalışma yeri, yazlık saray, ıttırı zıttırı derken bin tane evden oluşan, git git bitmeyen bir kompleks. Bu sarayı gezdik ve bize yetti zaten 🙂 Evlerin çatılarındaki boyamalar, ejderha resimleri, kötü ruhları kovmak için çatıya konmuş taş heykeller falan ilginçti. Ama sarayların içi bomboştu! Nerde bizim Topkapı’daki, Dolmabahçe’deki ihtişam; nerde bu… Bir-iki tütsülük, vazo felan gördük; onun dışında eşya namına doğru dürüst bir şey göremedik. Bir de tapınak gezdik, Jongmyo Shrine. Yine büyük bir komplekste yer alan tapınak ve türevi binalarla ilgili en ilginç şey, binaların kapısına kadar döşenmiş olan taş yolun ruhlar tarafından kullanıldığına inanılmasıydı. Geçmiş kralların ruhlarını rahatsız etmemek adına biz yaşayanların taş yolu kullanmaması, topraktan yürümesi rica ediliyordu!

Gyeongbok Sarayı önü

Gyeongbok Sarayı önü

tavan-ana bina içi-ana bina dışı

tavan-ana bina içi-ana bina dışı

içerideki diğer binalar - çatılardaki heykeller - yazlık köşk

içerideki diğer binalar – çatılardaki heykeller – yazlık köşk

saray yemeklerinin depolandığı kocaman küpler

saray yemeklerinin depolandığı kocaman küpler

Jongmyo Tapınağı'na giden taş yol

Jongmyo Tapınağı’na giden taş yol

Jongmyo'da anma törenlerinin nasıl yapıldığını anlatan rehberimiz

Jongmyo’da anma törenlerinin nasıl yapıldığını anlatan rehberimiz

Busan’da maalesef fazla zaman harcayamadık; görmek istediğimiz tapınaklara gidemedik, hatta kapanış saatinden sonra varabildiğimiz için BM mezarlığını bile ziyaret edemedik 😦 Ancak Gwangalli köprüsünü gördük ki, tam karşısındaki Haeundae Plajından gayet güzel bir görüntüsü vardı. Busan’ın benim için özel bir yeri daha vardı; yazdığım hikâyelerin bazı önemli sahnelerinin geçtiği yerdi ve kendi çapımda bir nostalji yaşamış oldum 🙂 Öte yandan hayal ettiklerimle gerçeğin pek de uyuşmadığını gördüm: Mesela Güneş ve Ay’da Haeundae’yi öyle bir betimlemiştim ki bir tarafta capoeira yapanlar, diğer tarafta su kayağı yapanlar, açık hava sineması falan (bu kız neden bahsediyo diyenler – işte şundan: http://gunesveay.wordpress.com/category/gunes-ve-ay/) ashjjaksdak evet abartmışım, bildiğin düz plajmış aslında. Yine de güzeldi 😉 Ama yine geç kalışlarımızın kurbanı olduk, hava karardıktan sonra varabildiğimiz için sularının sıcaklığını, yüzme keyfini vs. test etme imkânı olmadı…

Gwangalli plajı ve köprüsü

Gwangalli plajı ve köprüsü

Seul’de de Busan’da da metro ağı çok şahane. Hiç otobüs ya da taksiye gerek kalmadan her yere trenlerle ulaşabiliyorsunuz (Busan’daki bazı tapınaklar hariç). Metroları ise biraz köhne. Ama zaten eski olan bütün metrolar köhnedir; New York metrosu, Berlin metrosu, Roma metrosu vs. Ben bir tek Atina metrosunu bizimki gibi gıcır gıcır bulmuştum, muhtemelen o da 90’larda filan inşa edilmiştir bizimki (Ankaray) gibi… Neyse konuyu dağıtmayayım; metrolarda yürüyen merdivenler de kısıtlı, ve o yaşlı insanlar nasıl patır patır çıkıyorlar “insan gerçekten hayret ediyor”. Zaten onları gördükten sonra eve döndüğümüzde ellilerinin sonundaki annemizi bi güzel haşladık: “Bak orda altmışlık yetmişlik teyzeler zıp zıp zıplıyor, sen dizlerin yüzünden merdiven bile çıkamıyorsun! Hemmen spora başlıyorsun, hadi bakiym!” İşe yaramadı :/ Hazır laf yaşlılardan açılmışken, yaşlı insanlar Kore’de kral. Tamam biz de yaşlılarımızı sever sayarız, otobüste filan yer veririz, ama ben böyle saygıyı hiçbir yerde görmedim. Metrolarda özel yerleri var; onlar (ve hamile bayanlar dışında) kessen kimse gidip o koltuklara oturmuyor!! Hayır, ortamda yaşlı olmasa, o koltuklar boş olsa bile oturmuyorlar, ne iş anlamadım. Git otur, sonra yaşlı biri gelince kalk yer ver, di mi? Niye akıl edemiyorlar bunu, cık cık cık. Ayrıca o koltuklara oturmak için yaş sınırının kaç olması gerektiğini de çözemedim. Gözümüzün önünde, altmışlarının sonunda ya da daha yaşlı bir teyze, elli-elli beş yaşlarındaki bir başka teyzeyi nerdeyse tartaklayarak yerinden kaldırdı ve kendisi oturdu. Öbür teyzecik de hiçbir şey diyemedi. Biz de ağzımız açık izledik öyle 🙂 Yani yaşlıları biraz kaba. Hatta fazla kaba. Ama gençleri kibar. Hatta servis sektöründe olanları fazla kibar (uçaktaki hosteslerin miyavlamalarından bay gelmişti) Bir de Allah içün yardımsever insanlar. Busan metrosunda nasıl bilet alacağımızı çözemediğimizi gören bir amca hemen geldi, tak diye aldı biletimizi. Seul metrosunda yol sorduğumuz görevli nerdeyse gideceğimiz yere kadar bizle gelecekti. Havaalanına gidecek otobüsü beklerken oradaki bir başka otobüsün şoförü havaalanı otobüsünü bizim için durdurmakla kalmadı, bir de valizlerimizi taşıdı oraya kadar. Yani bir İngiliz kibarlığında olmasalar da yardımseverler 🙂

Akıllı telefondan gözlerini alamayan Koreli metro yolcuları...

Akıllı telefondan gözlerini alamayan Koreli metro yolcuları…

Pek fazla müze gezmedik; Çağdaş Kore Tarihi müzesini ziyaret ettik (çoğu yerde İngilizce açıklama bile yok, yine de Kore’nin 1900’lerden itibaren tarihini öğrenmek açısından bilgilendiriciydi),  bir de göz yanıltmaya yönelik üç boyutlu tabloların olduğu Trickeye müzesine girdik ki, burası çok eğlenceliydi. Ama aşırı kalabalıktı! Her tablonun başında dakikalarca sıra bekleyebiliyorsunuz, hiç gerek yok…

"Krala çay servisi" + "havada durdum şahitlerim var"

“Krala çay servisi” + “havada durdum şahitlerim var”

Gelelim yemeklere: Valla zaten Kore yemeği sevmem; yerinde yiyince de bir şey değişmedi. Resmen aç kaldık. İlk gittiğimiz gün Koreli arkadaşlarla buluşup bibimbap, Bulgogi, bir de ismini hatırlayamadığım deniz ürünleriyle yapılan omlet gibi bir şeyler yemiştik, ama zoraki yedik aslında… Bibimbap’ta sebzeler+pirince çiğ yumurtayı karıştırıp yeme olayını sevmedim; bulgoginin eti de yavan geldi. Deniz ürünü zaten sevmem (tipik kebapçı Türk insanı…) oysa Koreliler deniz ürünü sevmemeyi hayal bile edilemez buluyorlar.

hemen önümdeki bulgogi, arkadaki deniz ürünleri omleti, beyaz sıvı pirinç şarabı

hemen önümdeki bulgogi, arkada solda deniz ürünleri omleti ve sağda bibimbap, beyaz sıvı ise pirinç şarabı

Kahvaltı diye yedikleri şeyleri biz zaten yiyemiyoruz, turistlere ise kahveyle ekmek veriyorlar kahvaltı diye. Paris Baguette’lere, A Twosome Place gibi kahve zincirlerine filan dadandık (bu dediklerimin ilkinin reklam yüzü Jun Ji Hyun, ikincisinin ise Lee Min Ho’ydu; ve her dükkanda bunların kocaman resimleri karşılıyordu bizi. Tam “Min Ho’yla kahve qeyfi ;))” diye selfie çekmelik yerler yani :P) ama bin tane şekerli çörek arasından tuzlu poğaça, sandviç gibi şeyler bulmak (bi de bunları domuz etsiz bulabilmek) oldukça zordu… Tavukçularda yediğimiz akşam yemekleri doyurdu bizi (chi-mek dedikleri tavuk-bira olayı çok yaygındı), bir de sağolsun Kimbapsushi’nin bizi götürdüğü kalbi’cide ızgara etleri löp löp götürünce kendimize geldik. Üstelik fiyatı da gayet uygundu; sınırsız yiyip kişi başı 11 dolar gibi bir şeyler ödedik. Yine Kimbap sayesinde karaoke zevkini de tattık; tabii Korece şarkılarla aram iyi olsaydı daha eğlenceli olabilirdi, ama İngilizce repertuvar da hiç fena değildi. Kimbap ve Elif’se Korece döktürdüler maşallah 🙂

Seoul Tower'da aşıkların aşklarını ölümsüzleştirdiği ünlü kilitler...

Seoul Tower’da aşıkların aşklarını ölümsüzleştirdiği ünlü kilitler…

Han Nehri kenarı... Çadırda piknik yapan aileye dikkat!

Han Nehri kenarı… Çadırda piknik yapan aileye dikkat!

Daha anlatacak çok şey var ama yeterince uzun bir post olduğu için burada kesiyorum. Kısacası, Kore, daha doğrusu Seul, yaşaması rahat bir yer. Kendi halinde insanları, gepgeniş yolları, rahat bir ulaşımı var (ancak ne yazık ki iğrenç bir sıcağı ve nemi de var, ben böyle bir kombinasyonu Antalya’da bile görmedim, eridik resmen). İnsanlar sizi rahatsız etmiyor; iki kız gece yarıları rahat rahat gezdik mesela, ve sarhoş olup kaldırımda uyuyan tipler dışında (onlar da kendi halinde takılıyorlardı) rahatsız edici bir olay yaşamadık. Şehrin birbirinden farklı tatta mekânları da var; üniversite çevreleri (mesela Sinchon dolayları) cıvıl cıvıl; saraylar ve tapınaklar sizi başka bir atmosfere götürüyor; Han nehri kıyısında çimlere yayılabiliyorsunuz, hatta şehrin ortasında ince bir dere daha var, Cheonggyecheon Stream (öehh ismini yazana kadar canım çıkıyor…) diye, orada da dolaşıp hatta ayaklarınızı suya sokup rahatlayabiliyorsunuz. Sonra Insa-dong var (ki şahane işlemeli kitap ayraçları ve diğer hediyelik eşyaları almak için birebir), Itaewon var (Amerikalılar tarafından kurulan bir semt ve şehrin yabancı nüfusu genelde burada takılıyormuş, güzel bar-cafe’ler var). Ancak Seul, tüm güzelliklerine karşın, bence bir İstanbul değil. Hatta bir İzmir, bir Bursa, bir Antalya da değil. Seul’de yaşamak ancak orada bir çevreniz varsa keyifli olabilir; onun dışında -bence- rahat ama sıkıcı olacaktır. Seul’de geçirdiğimiz en keyifli zamanlar Kimbap‘la, Elif’le, bir de Özlem‘le buluştuğumuz zamanlardı. Muhabbet baldan tatlıydı; ayrıca engin deneyimleri ile bize rehberlik ettiler ve çok güzel mekânlara götürdüler sağolsunlar. Huzurunuzda hepsine tekrar teşekkür ediyorum ve ben de onları İstanbul’a bekliyorum 😉 Ve Seul’ü görmek isteyen herkes, umarım dilekleriniz bir gün gerçek olur. Yine de siz beklentiyi azıcık düşük tutun 😉 😉

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı gezi, kişisel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

22 Responses to Hikaru Kore’de!

  1. Pamuk dedi ki:

    İyi bir gezi olmuş Hikaru 🙂 Kozmetik en iyi iş yapan sektör olsa gerek, ambalajları çok albenili. İçeriği de oldukça iyi sanırım. Şahsen ben Kore’ye gitsem Etude House’u toplar gelirim.
    Bir de neden bu Koreliler için çıtayı yüksek tutuyor ülkemizde anlamış da değilim 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      Sağol canım. Etude House’ı genelde 18 yaş ve altı işgal ettiği için orayı değil de innisfree’yle nature republic’i toplayıp geldim 😀 Korelileri gözümüzde çok büyütüyoruz, dizilerin de etkisiyle. Bi de ben mesela bazı sokakların, metronun falan bayaa bakımsız olduğunu görünce çok şaşırdım, tabi alışmışız dizilerde her yerin pir-ü pak görünmesine…

  2. Gülfer Tunalı dedi ki:

    Merhaba,
    bu konu ile ilgili değil ama e-mailinize ulaşamadığımız için buradan yazıyoruz. Bizler Dokuz Eylül Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık Bölümünde öğretim elemanı olarak çalışıyoruz. İnternet İzleyicileri ve Türkiye’de Kore Dizileri konulu bir araştırma yapıyoruz. Bu araştırmanın çıkış noktası bizlerin de Kore filmleri ve dizilerine olan ilgimiz. Sayenizde Kore dizileri/filmleri hakkında birçok bilgiye ulaşıp bunları izleyebiliyoruz. Kore dizilerinin Türkiye’deki inanılmaz etkisini ve gücünü ortaya koyacak bu araştırmanın tamamlanabilmesi için sizlerin yardımına ihtiyacımız var. Acaba size anket soruları göndersek, vakit ayırıp bu soruları yanıtlayabilir misiniz? Ayrıca bu soruların daha çok kişiye ulaşabilmesi için bu yazıyı ve izleyicilere yönelik anket sorularını bloğunuzda yayınlarsanız çok mutlu oluruz. Araştırmamıza değerli katkılarınızdan dolayı şimdiden teşekkür ediyor ve yanıtınızı bekliyoruz.

  3. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Başlığı okuyunca önce bir şok, sonra sevinç dalgası gezdi bedenimde 😀 Yazı çok açıklayıcıydı, teşekkürler. Şu obez deme muhabbetine de koptum ben türkiyede bile large giyen biri olarak (boyum 174 ama ^^”””) koreye gitsem kesin obez bir uzaylı muamelesi görürüm! 😀 Bir gün gidersek beklentiyi düşük tutacağız öyleyse, bunu öğrenmek iyi oldu. 😉 Bu arada kimbap unni korede mi? o.O (olan biten her şeyden habersiz acıların yavrucağı harmony :S ) Gezmiş kadar oldum sayende, tekrardan teşekkürler. ^_^

    • hikaruivy dedi ki:

      😀 😀 merabalar canım. merak etme, sen boydan kurtarırsın, kimse obez diyemez! 😀 kimbap da kore’de ya, en az aralık ayına kadar orada. detaylar için ona başvurunuz 🙂 bi de senin üniversite işini hiç konuşamadık, twitter’da müsait olunca özelden mesaj at, tımam mı? öperim 😉

  4. Altın Zen dedi ki:

    Çok güzel anlatmışssın, gezmiş kadar oldum Seul’ü :)) Cahilliğim için kusura bakma ama birşey sormak istiyorum, Korece biliyor musun yoksa orada Ingilizce’nin verdiği yetkiye dayanarak İngilizce mi konuştun 😀 Çok merak ettim de 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      yok estağfrullah ne cahilliği, ben tabi ki korece bilmiyorum 😀 ama ingilizce yeterli oluyor. turistlerle muhatap olan esnaf çat pat konuşuyor, gençlerin ingilizcesi de hiç fena değil, yani hiçbir sorun yaşamadık.

  5. LeeLiwiu dedi ki:

    Ohaaa, resmen bomba gibi düştü. Hiç çaktırmadın Hikaru ya da ben fark edemedim 😀 Gitmişsin, maceralar yaşamışsın, gelmişsin, yazmışsın biz de şimdi okuyoruz 🙂 Çok çok sevindim.

    Açıkçası yazına baştan aşağı katılıyorum. Kore bir Alex değil 😀 Bunu biz buradan biliyoruz ama gençler anlamıyor maalesef. Kore sokaklarında oppa potansiyelinde çok az erkek var, gittiklerinden kafalarına dank edecektir bu durum haha 😀

    Sarayın içi boş olmasını daha önce bir blogta okumuştum ve çok şaşırmıştım. İnsan bir şaşa filan bekliyor doğal olarak. Garibime gitmişti. Kore’de gezilip görülecek pek bir yer yok. Doğal güzellik adına en büyük güzellikleri Jeju adası, onun içinde tren + feribot veya bir daha uçak yapmaya herkes üşenir. Ben üşenirdim valla 😀

    Bu yüzdeen biz 1 aylık plan yaptığımızda 3 hafta Japonya, 1 hafta Kore diye ayarlamıştık. Arkadaşlarım Kore için 1 hafta bile fazla dedi haha :p Valla ben sokaklarında kaybolcam, Busan’a trenle gitcem, Coffee Prince’in kafesinde kahve içcem haha, diğer dizi mekanlarını görcem, Music Bank, Inkigayo filan olursa katılcam, konser varsa bir ihtimal, bir de bol bol Kore ürünleri satıp alıp abur cubur yicem 😀 Klasik plan bu :p

    Asıl olay Japonya’da, hep diyorum. IG’da Japonyanın farklı şehirlerinden sokak manzaraları çeken kullanıclar takip ediyorum. bir 50 kişi filan var. Sokak fotoları bile acayip geliyor. bir de JR Pass tren bileti güzelliği var, Japonya’nın irili ufaklı birçok yerini keşfetmek için ideal. Sakuralardan bahsetmiyorum bile zaten 🙂

    Neyse, Kore cansa Japonya cancan haha 😀 Çok sevindim ve umarım bu yazı tek post olmaz, ben şahsen senden birkaç tane daha Kore yazısı görmek isterim 🙂 ellerine kollarına sağlık, anlatımını ne de özlemişim. Ben de devasa bir yorum bırakmış oldum haha. Arayı kapatalım 🙂

    Güneş ve Ay da ne güzel hikayeyedi yahu^^

    • hikaruivy dedi ki:

      haha, böyle sürpriz yaparım 🙂 yalnız asıl çaktırmayan kimbap’la özlem bence, hatunlar aylardır kore’de 🙂 senin plan da şahane olmuş, en kısa zamanda gerçekleştir onu dostum. coffee prince’in cafesinde biz de kahve içtik söölemesi ayıp, ama fiyatlar gereksiz uçuktu. asıl olayın japonya’da olduğuna katılıyorum ve japonya’yı görmeyi dört gözle bekliyorum. hele sakura mevsimine denk gelinirse cennet gibi olur! yorumun için teşekkürler ve geç de olsa sen de askerden hoşgeldin 😉

  6. sizomizo dedi ki:

    Sonunda beklenen yazı 😀 Çok güzel bilgilendirici bir yazı olmuş tebrik ediyom çok 😀

    Zati Kore hakkında beklentilerimi düşük tutuyodum, yazdıklarını okuyunca sıfıra indirdim sjfksfh Erkekleri geç zaten potansiyelleri internet ortamından da belli oluyo kshdjd Dediğin gibi eli yüzü düzgünleri ünlü olmuş zaten.

    Kore gezip görmek istediğim bir yer sırf şu doğa güzellikleri ve tapınakları için. Tabi pazarları da var ama orası maddi durumuma göre değişecek çok şeetmiyom kshdjdhf Saraylarım içinin boş olmasına şaşırdım. Daha önce saraylarla ilgili sunum dinlemiştim ama hatırlamıyorum böyle bir şey. Müzelere fazla önem verip türlü atraksiyonlar yaparken sarayları sallamak da bilemiyorum:S Bu ayıplarını korece öğrendiğimde suratlarına vuracam sjfhsjhdj

    Kore’ye giden üst sınıflar hep yemeklere birkaç ay alışamadıkları için kilo verdiklerinden söz ediyolar. Şimdi sen de sevemediğini söyledin. Ben kendimi düşünüyorum da kesin 3-5 kilo alıp dönecem ordan fksfhdk Okulda bölüm pikniği yaptığımızda kimbapları ben ve koreye giden hocamız dışında hatur hutur götüren başka kimse yoktu mesela ksaksj Sınıfın kalanı mieehh etti güzelim kimbap ve dokbokgi’ye. Yasıq. Gerçi burada kullanılan malzemelerle Kore’dekiler farklı olduğu için tatlar da değişiyo ama benim açlık durumumu değiştireceğini pek sanmıyorum dspdsfjks

    Şu yaşlı, engelli ve hamile koltukları durumu bizim de dikkatimizi çekmişti derste bu konuyu işlerken. Aynen ya boşken gidin oturun olm ne bu ciddiyet. Çok önem veriyolar bu konulara. Güzel bir şey ama boşken otur, biri gelince yer ver bu kadar kasmayın ya fskfhdk Ben bu yüzden kesin dayak yiyecem orada ama du bakalım ashfdkjd

    Ya bak giysi bedenleri öf en büyük korkum. Burada m beden giyen ben Kore’de xxxlarge’lara kadar ilerleyecem gibi. İnşallah vardır büyük bedenler yareppim:/ Ayakkabı numaraları sanırım 38’e kadar falan varmış hadi ordan yırttım yalınayak gezmeyecem jsgdsjd

    Kozmetik dedin can evimden vurdun 😦 3 kuruş param da korkarım ki bunlara gidecek ve ben aç kalacam ki şizonun aç kalmasını istemeyiz dimi arkadaşlar o yüzden örgütlenip para topluyonuz aranızda. Artık bunu da ben söylemeyeyim dedim ama. Nys:S

    Yaban ellerde tanıdık yüz görmek negzel duygudur. Valla insan kendini daha bi güvende hisseder. Bu yüzden ben gidersem siz de arkamdan geliyonuz valla itiraz istemem ksxhsjhd

    Çok güzel bir yazıydı kaarşim ellerine sağlık. Daha nice nice gezili eğlenceli yazılara inşallah :’)

    • hikaruivy dedi ki:

      aman efenim teveccühünüz 🙂 zaten sen bunların kralını biliyosundur, her gün koreli hocalardan ders alan ben diilim ya 😛 kore’de ben 2 kilo verip geldim yaw, sana da aynı şey olabilir.. gerçi ben kimbap denemedim (sushiyi severim ama nedense kimbap canım çekmedi, zaten uygun bi yer de bulamadık). metrolarda aman ha yaşlı koltuklarına oturma, yaşlıları öyle böyle agresif diil, cidden dayak yiyebilirsin 😀 kozmetikler için sana bi yardım kampanyası düzenleriz asjkdajksda 😀 gerçi buraya göre çok çok ucuz. eyeliner’lar 4 dolar falan, o yüzden topladım geldim ben de. öle işte.. gidecek olursan ben de peşine takılmak isterim; ama zaten bizim gızlar var saolsunlar, sana da yardımcı olurlar 😉 öpüldünüzzz!

  7. diabolo violette dedi ki:

    Keyifle okudum, yer yer kahkaha attım 🙂 Epey canlandı gözümde… Hem ellerine sağlık hem de geçmiş olsun hayal kırıklıkları için..

  8. Senle gezmiş kadar olduk gitmiyom ben o zaman zaten güzel değilmiş de sdakjhjasdghasd gider Yurop tatili yaparım oraya vereceğim parayla. Monaco’da Martini mi yudumlarım (hayallerde yaşıyor bazı ibneler) Zaten sağda solda gördüğümüz Koreliller allah affetsin dünyanın en tipsiz erkekleri oluyor. Bence kendilerini pazarlama stratejilerine hayran kalmamız lazım sakdjhasdjhasd adamlar ne yaptı ne etti gidilecek yerler listemize Kore’yi koydu ya sen ona bakacağn adsjkhasdjgh. Kozmetikleri öyle merak ediyom ki beni baştan yaratmazsa dövecem Korelileri sdajkh. Kurallar olması güzel de o kurallarda insanın kendinin boğulması güzel değil. Bırak oturacam ne var bırak elleşme bi beni. Oturma deyince daha pis oturasanız gelmiyor mu tipik bi Türk öyle yapardı misal ama bu Koreliler saygılı çocuklar hep S:s:s:S Lan zayıf diye gidip orada obez çıkmayalım gerildim ben şimdi ama kendileri de pek sıska ayol bizim kadar da yapın demiyorum ama az basen lazım qızlar böyle olmaz. Şöyle düşününce Kore’nin gezilecek neresi olabilir ki diye düşündüm he çayır çimen kırlar olabilir belki ama onun için de değmez bize hep gösterdikleri yerler yeni yaptıkları gökdelenler ya da işte namsan falan. Sokakları güzel ve düzenli ona bi heves ediyorum bak öyle sokakları severim ben. Bizim saraylarda da ben hayal kırıklığı olmuştum yalnız ha asdjkhasd nasıl bir şey bekliyorsam Topkapı’ya gidince bu mu lan saray dediğiniz olmuştum Kore saraylarına gitsem paramı geri verin diye isyan çıkarırdım. Dizilerde de sarayları şaşasız ama onların tarihli dizilerde falan da eylece yerde oturuyorlar yanda iki çerçöp oluyor. Yani gitmiyom Kore’ye tağam asdjkhasd onun yerine Hong Kong heves ediyorum ya da Japonya ona gidecem ben. sçs kib öpt.

    • hikaruivy dedi ki:

      aynen öyle kaarşim, monaco’da acayip lüks arabalar ve aşırı zengin insanları izleyerek martini yudumlamak daha iyi bi fikir 😛 korelilerin zibilyon tane kozmetiği eminim onları baştan yaratıyordur ama biz bi tek aylaynırla bbkrem ilen biraz zor değişiriz asjdkjakjas. neyse canım, gene de çok yakışmıştı aylaynırlar, güle güle kullanın 😉 bu arada sokaklar o kadar da temiz ve düzenli değildi haa. onu da yalancıktan bal dök yala gibi gösteriyo hibneler. çok kızdım ben bunlara öle böle değil, her şeyleri yalan dolan 😛 öperim, kıps 😉

  9. eda dedi ki:

    Merhaba. Kore’ye gitmenize çok sevindim. İnşallah ben de bir gün sizin gibi dünyayı gezerim 🙂 Bekir Develi’ de Koreyi gezmiş ve tanıtmıştı. İsterseniz bir bakın 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      link için teşekkür ederim, inşallah size de nasip olur 😀 bekir develi’nin programını izleyeyim dedim ama çok uzunmuş yaw, müsait bir zaman ayırmak lazım ona 😉

  10. sss dedi ki:

    bir şey sormak istiyorum sakıncası yoksa bu gezi size kaça mal oldu yani bu konudada bilgilendirirseniz sevinirim 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      sakıncası yok tabii ki. ama vereceğim fiyatlar çok daha ucuza mal edilebilir, biz ayarlamalar yapmakta biraz geç kaldık ve açıkçası 100 lira fazla-eksik olmuş çok da aldırmadık. uçak biletlerini kişi başı gidiş-dönüş 1000 dolara aldık, ama aktarmasız ve asiana airlines diye güzel bir şirketten. yani aktarmalı tercih ederseniz, sezonuna göre ve erken alıp almamanıza göre bu fiyat çok daha aşağı inebilir. genelde 2-3 yıldızlı oteller ve iyi hostellerde 2 kişilik odalarda kaldık, booking.com’dan yorumları okuyup ona göre seçim yapabilirsiniz ve yine dediğim gibi bir hafta değil de mesela 1-2 ay önceden alırsanız bizim gibi gecelik 2 kişi 60 dolar ödemek yerine 30-40 dolara mal edebilirsiniz. busan-seul arası hızlı tren biraz pahalıydı, gidiş dönüş kişi başı 80 dolar. otobüs tercih edilebilir (ya da busana hiç gitmeyebilirsiniz). yeme içme çok pahalı değil; ama biraz bilmek lazım, mesela kimbap’ın bizi götürdüğü kalbi’ciyi biz hayatta bulamazdık. lüks cafelerde bir sandviç 10 dolara gelebiliyor. işte böyle 😉

  11. Nana Happy dedi ki:

    Koreyaya getmiş qədər oldum. Çox maraqlı yazmısınız. 🙂 Əyləncəli oldu oxumaq. Koreyadan ən çox məşhur BB krem alardım. O qədər çox qarşıma çıxır ki, necə bir şey olduğunu bilmək istəyərdim. Burda başqa ölkələrin kosmetik şirkətlərinin BB kremlərindən istifadə etmişəm, ancaq Koreya BB kremlərinin daha keyfiyyətli, daha yaxşı olduğunu çox oxuyurum bloglarda, istifadə edənlər sayəsində. Koreyada hər şeyin əslində seriallardakı kimi olmadığını təxmini bilirdim. Hər şey filmlərdəki kimi olsa Hindistan daha başqa cür olmalı idi. 😉 Yazının çox oldu artıq yazımı bitirirəm hissəsini oxuyanda – yox bir az da yaz dedim. Heç yorucu gəlmədi. Əksinə çox bəyəndim yazını. Koreyaya getsəydim yəgin ən azı sevdiyim qruplardan birinin konsertinə getmək istəyərdim. 😉

    • hikaruivy dedi ki:

      teşekkür ederim bu güzel yorumunuz için 🙂 ben sadece kore’den aldığım bb kremleri kullandım şimdiye kadar, missha ve innisfree, ikisini de beğendim. tabii kore’de hiçbir şey hiçbir zaman dizilerdeki gibi olmuyor 😀 ya aslında biz de bir gün daha kalabilseydik jyj konserine gitme ihtimalimiz vardı, olmadı maalesef 😦 neyse kısmet değilmiş napalım, başka zaman inşallah 😀 😀

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s