Bahar kitapları…

Son zamanlarda ilginç ve güzel kitaplar okudum. Söylemesi ayıp, kitaplar sözkonusu oldu mu kendimi adeta bir “yetenek avcısı” gibi hissediyorum: Güzel kitaplar konusunda burnum iyi koku alır, iyi scouting’ci olur benden! Elbette bir miktar yardım almıyor da değilim; sevgili arkadaşlarımdan gelen önerilen bir yana, aşağıdaki bloglar da sık sık ziyaret ettiğim ve yeni yazılarını görünce sevindirik olduğum kitap bloglarından:

http://raflarinarasindan.blogspot.com/

http://kitaplardananlamayanadam.blogspot.com.tr/

http://bibliyomanyaklar.com/

Blogger arkadaşlar yorum bırakma konusunda tembel olmam dolayısıyla kusura bakmasın, pek çok kitabı sayelerinde duyup öğrendim ve yargılarına güvenerek satın aldım. Ve genelde içlerinden kelek çıkmadı 🙂 Buradan kendilerine teşekkürlerimi gönderiyorum.

Gelelim size aktarmak istediğim son dönem keşiflerime:

duygularin-rengi-degisim-bir-fisiltiyla-baslar20120105172048

Duyguların Rengi: “The Help” isimli roman (ve film) Türkçe’ye bu isimle çevrilmiş. Filmi iki sene öncesinin Oscar’larından hatırlarsınız; o zamanlar izlemeyi çok isteyip de izleyememiştim. Kitabı önce okumak daha iyi oldu, şimdi gönül rahatlığı ile izlerim artık. 

Hikâye, 1950’lerin sonu-60’ların başında Amerika’nın en tutucu güney eyaletlerinden Mississippi’de geçiyor. Bu eyalette zenciler halen daha ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar: Evet, belki artık köle değiller, ama hastaneleri ayrı (beyaz doktorlar zencileri muayene etmiyor bile), okulları ayrı (beyazların çoğu karma okul fikrine bile tahammül edemiyor!), hatta tuvaletleri bile ayrı! Evet ya, kitap, evdeki zenci hizmetçiye ayrı bir klozet yaptırma fikrini ölüm kalım meselesiymiş gibi savunan orta sınıftan beyaz bir kadın ve onun arkadaş çevresinin öyküsü ile açılıyor. Kitap boyunca bu kadına ve onun yönlendirdiği zayıf karakterli diğer hatunlara sinir oluyorsunuz. Neyse ki bu arkadaşlar içinde aklı başında bir hanım kızımız var: Skeeter. Bu kızcağız diğerleriyle yaşıt, ancak fazla uzun ve biraz tipsiz olduğu için (filmde kendisini Emma Stone canlandırıyor, bu bakımdan romanla pek tutarlı olmamış :D) evde kalmış bir kız (evde kalmış dediğim de 23 yaşında, haha! 😀 O çağda hatunlar kendilerini çocukları ve kocaları üzerinden tanımladıkları için zavallı Skeeter’cık arada sırıtıyor böyle…) Skeeter kendisini büyüten çok sevdiği zenci dadısının izini kaybetmiş, bir yandan onun başına gelenleri araştırıyor; diğer yandansa elinden geldiğince zenci kadınların ezilmesini engellemeye çalışıyor. Ve bunu bildiği tek bir yöntemle yapıyor: Yazmak. Evet, kızımız bir gazeteci, ve siyahların hizmetçilik anılarını kitaplaştırarak güney eyaletlerindeki ayrımcılığa karşı kendi çapında engel olmaya çabalıyor, ve yaptığı işin nelere sebebiyet vereceğinin farkında bile değil…

Duyguların Rengi, bir kadın kitabı. Kitapta az sayıda erkek karakter var, ve onlara ayrılan sayfa sayısı çok sınırlı. Biz daha çok kadınların dünyasını izliyoruz. Ve uyarmak isterim, öyle pek de tozpembe bir dünya değil bu: Çünkü beyaz erkeklere atılan bir kazık sana dayak olarak geri dönecektir; oysa bir beyaz kadına yamuk yaparsan kendini bitmek bilmez sinsi bir öç alma süreci içerisinde bulabilirsin: Önce işten atılır, sonra başka hiçbir iş bulamaz, yetişkin kızın ve damadının evine sığınırsın. Ancak bir de bakarsın, kızın ve damadın da işten atılmış! Parasız, çaresiz, bütün ailen mahvolmuş biçimde ölmeye terk edilirsin… Zenci hizmetçilerin yanlarında çalıştıkları beyaz kadınlara üç kuruşa kölelik yapıyor olmaları nedensiz değildir kısacası… Kitapta zencilerin bakış açısını öyle şahane bir biçimde izliyorsunuz ve onların adına bu düzene öyle isyan edesiniz geliyor ki, insanın ayna nöronlarına fazla mesai yaptıran, bu açıdan çok başarılı bulduğum bir roman oldu. Hikâye su gibi akıp gitti, resmen 60’ların Amerika’sında, güneyde hissettim kendimi. Onların elli yılda mantalite olarak bu kadar yol almış olması çok enteresan geldi. Yani bir bu kitabı okuyun, bir de Hart of Dixie’yi izleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız 🙂 Bir tek sonunda birkaç noktanın ucu açık bırakılmıştı, onlar da sonuca bağlansa daha çok sevebilirdim. Yine de çok başarılı bir romandı, filme alınması isabet olmuş. Okuyun derim.

6c465d1e-0692-4c48-8888-cea4867b6418

24 Saat Açık Kitapçının Sırrı: Çok satanlar listesinden acayip bir roman. Acayipliği, içerdiği uçuk hikâyeden ileri geliyor.

Bir kitapçı dükkanı düşünün, ama enlemesine: Yani dükkan ileriye doğru değil, yukarıya doğru uzanıyor; rafların ucunu bucağını göremiyorsunuz. Ve bu raflarda satılan kitaplar, sıradan bir okuyucuya hiçbir şey ifade etmeyen sembollerle bezeli. İşleri daha da tuhaflaştırmak adına bu dükkanın yalnızca belli sayıda müşterisi var, ve bir çeşit takas sistemine tâbiler: Yani bir kitabı ödünç alıyor, sonra onu okuyup (içindeki bulmacayı çözüp) geri getiriyor, bir sonrakini istiyorlar. Peki ama burada tam olarak neler dönüyor? Kahramanımız genç Clay eski bir websitesi tasarımcısı; ekonomik krizle birlikte işinden olunca bu kitapçıda tezgâhtarlığa başlıyor ve kendini buranın sırrını çözmeye adıyor. Sonra neler oluyor neler… Fantastik edebiyat seven, yazılım dünyasına yakın, yani kısacası günümüzde “geek” diye tabir ettiğimiz 20-30 yaş arası genç erkeklere fena halde hitap eden bir roman bu. Tam olarak hedef kitleye ait değilim ama (erkek beynine yakın bir beynim olduğu gerçeği, eh tabii geek kavramına da aşina oluşum yüzünden) şahsen çok severek okudum. Bir de Google’da çalışan iki tane iyi arkadaşım var; okurken onları düşündüm ve bir daha görüştüğümüzde onlardan birine bu kitabı hediye etmeliyim, heralde çok severler dedim kendi kendime. Çünkü kitabın karakterlerinden biri de Google! Bildiğimiz, şirket olan… Benim arama motorundan öte kullanmadığım Google’da meğer neler neler yapılıyormuş gençler, ne biçim yazılımlar ve uygulamalar varmış, valla özendim yani, Google’a iş başvurusu yapasım geldi (almazlar, o ayrı :P) Öyle yani, kitap çok ilginç ve sürükleyici. Dediğim gibi, özellikle yazılım dünyasına ve fantastik edebiyata yakınsanız daha ilginç gelecektir, ama değilseniz bile bu durum kitaptan keyif almanıza engel değil. Okuyun ve San Francisco-New York hattında geçen şahane bir öyküye siz de dalın 😉

95112

Herkes Kadar: Behçet Çelik’in öykü kitabını ukitap.com’da yaptığım bir takas sırasında “yaa hadi bu oluversin…” diyerek seçerken bu kadar başarılı bir kitap beklemiyordum açıkçası. Ancak yazarın sade dilini, öykülerin bana geçirdiği sükûnet hissini çok sevdim. Biraz Barış Bıçakçı, biraz Mahir Ünsal Eriş tadı aldım ki benim lügatimde bu, o kitabın övgüye değer olması demektir 🙂 Kitaptaki öykülerin hepsi insan yaşamının içinden, tanıdık, biraz da buruk öyküler. Hepsinin merkezinde azıcık özgüvensiz, insanları incitmekten korkan, hassas bir anlatıcı var. Arkadaşlıklara, aşka ve aileye dair yaşantıların resmi geçit yaptığı kitap bu yönüyle bir bütünlük arz ediyor (ahan da dergi tanıtım yazısı gibi oldu :P) ve bir çırpıda bitiveriyor. Sessiz, sakin bir yaz gününün öğleden sonrasında, bir ağaç gölgesinde, bir bardak soğuk bira (ayran da olur) eşliğinde okunması tavsiyemdir.

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı kitap içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

17 Responses to Bahar kitapları…

  1. Irmak dedi ki:

    Ne geek ne de erkeğim ama ben de 24 Saat Açık Kitapçının Sırrı’nı okumak istiyorum. Adı çok hoşuma gitti Hikaru 🙂

  2. canlina dedi ki:

    Canım bir güzel kitap okumak çekti senden ötürü! Ne yazık ki okumak yerine sınava çalışmam gereken bi dönemdeyim. Kendimi kitapçılardan kütüphanelerden uzak tutmaya çalışmalıyım galiba 😉

    • hikaruivy dedi ki:

      çalışmak zorunda olunan dönem hiç bitmiyor 😦 😦 neyse canım, en kısa zamanda her şeyi halleder ve kitaplar dünyasına dönersin inşallah 😉

  3. Alielle dedi ki:

    Kitap yazılarını çok seviyorum hikaruivy 🙂

  4. D.S.K. dedi ki:

    http://yeter678.blogspot.com.tr/2014/06/mim-baslatiyorum-p-ilk-mimim.html

    Selam ben hikayelerinin bir numaralı takipçisi morzambak 😀 bu benim ilk mimim senide azcık ucundan mimlemiş olabilirim :DD bakar ve yaparsın umarım.

    • hikaruivy dedi ki:

      selam morzambak! sen de blog açtın ha, hayırlı olsun, blogroll listeme ekliyorum 😀 mimler konusunda biraz tembelim, birikmiş birkaç mim var elimde, ama seninkini de fırsat bulunca yapmaya çalışacağım 😉

      • D.S.K. dedi ki:

        Baktın mı bilmiyorum ama mim biraz oyalayıcı olabilir ben yeni olduğum için hemen bitirdim :DD neyse öyle işte (bak daha iki lafı bir araya getiremiyorum kalktım blog açtım te Allah’ım :DD) İnşAllah yapar, yaparkende çok eğlenirsin 🙂

  5. D.S.K. dedi ki:

    Selamlar ben bir şey okudum ve çok sevindim. Sanırım yeni hikayeyle dönüyormuşsun çok sevindim yahu tanıtımdır galadır hepsinde olmak isterim haber edersen çok makbule geçer 😀

  6. harmonyhalmeoni dedi ki:

    şu sınav bir geçse de şu 24 saat açık kitapçının sırrını okusam, bir hoşlaştım kendisiyle. 🙂 haftaya kafelerde, sinemalarda ve kitapçılardayım vallahi kimse beni tutamaz artık! gerçi sınavdan sonra o psikolojiyle ne kadar koparım bilmiyorum.. bu arada demezsem olmaz okurken içimden geçti, niye öyle diyorsun unni google seni almazsa kendisi kaybeder. 😉 kitap hakkında meraklar içerisinde kalmama rağmen fizik çalışmak üzere blogdan ayrılmak zorundayım. sağlıcakla kalınız T_T

    • hikaruivy dedi ki:

      selam tatlı harmonim 🙂 sayılı gün çabuk geçti, sınav geldi çattı di mi? çok çok başarılar diliyorum. sen yaparsın 🙂 bitirip gelince alemlere geri dönüşün muhteşem olsun e mi? blogcular seni çok özledi 🙂 aja aja fighting! 😀 😀 😀

  7. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Tamamen geri döndümm. Tamamen geri döndümm. Hele tercihlere kadar akıyorum! 😀 Bu arada mimledim seni unni. 😉 http://harmony-halmeoni.blogspot.com.tr/2014/06/soru-cevap-11-mim-ilkler-ve-uzakdogu.html (Önceki mesajda yanlış link oldu, lütfen silebilir misin ^^)

  8. LoverK dedi ki:

    İlk iki kitap çok garip geldi özellikle merak da ettim ama listeme ekleyemedim nedense 🙂

  9. ayss dedi ki:

    24 Saat Açık Kitapçının Sırrı gördüğüm yerde almalıyım 😀

  10. Gigi dedi ki:

    Daha önce yorum bırakmamıştım sanırım ama yaklaşık bir yıldır blogunu severek takip ediyorum.Seni mimledim yaparsan sevinirim:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s