Soğuk iklimlerden muhteşem bir polisiye: Bron/Broen

Polisiye sevgimi bilirsiniz. Piyasadaki bilumum Amerikan dizilerini yuttuktan sonra kuzey semalarına doğru kanatlandım. The Killing çok övülüyordu; ancak nedense ben önce Bron/Broen’de karar kıldım -ve voila! İsveç-Danimarka ortak yapımı şahane bir diziyi böylece keşfetmiş oldum. 

bron-broen-sofia-helin-kim-bodnia-the-bridge

Dizimiz İsveç ile Danimarka’yı birbirine bağlayan uzuuuuun köprüde başlıyor (zaten Bron İsveççe, Broen Danca köprü demekmiş) (Marmaray’a asrın projesi diyenler Manş tüneli ile bu altından tren geçen hayvani köprüyü bir görsünler önce 😛 😛 İlginçtir, dizinin Fransa-İngiltere ortak yapımı bir uyarlaması da var ve olaylar Manş tünelinde başlıyormuş! Bizim uyarlama da Marmaray’da başlar artık… :P) Köprüde bir kadın cesedi bulunuyor; İsveçli bir politikacı. Olay yerine intikal eden, ikisi de yalnız kurt olan İsveçli kadın polis Saga Nören ve Danimarkalı erkek polis Martin Rohde olayda birlikte çalışmaya başlıyorlar. Ve işin altından neler çıkıyor neler… Her bölüm dolu dolu, her bölüm birbirinden heyecanlı. Kuzey iklimlerinin soğuk atmosferinde ve her daim gri olan göklerinin altında politikadan aile dramlarına, adaletin herkes için aynı biçimde işlemiyor oluşuna, göçmen sorununa, evsizlere, göçmenlerin yabancı bir kültürdeki bocalamalarına, ikinci sezonla birlikte çevre problemlerine… kısacası her türlü sosyal meseleye dalıp çıkıyorlar. Üstelik bunu yaparken komediyi, giderek gelişen bir arkadaşlığı ve Saga Nören’in şahsında dünyanın en enteresan insanlarından birini de altın tabak içinde önünüze getiriyorlar. Evet, geri kalan her şeyi geçtim, ama dizi Saga’nın karakteri için bile izlenir.

saga, saga'lığını yaparken :)

saga, saga’lığını yaparken 🙂

Asperger sendromu benzeri bir durumdan muzdarip olan sarı saçlı mavi gözlü bu İsveç kızı tam bir soğuk nevale. Sosyal zekası sıfır. Bu durum en başta tıpkı bizler gibi onunla yeni tanışan Martin’in de şaşırmasına ve o çok sevimli kahkahalarını sık sık savurmasına neden oluyor. Ama zamanla ikisini de, ikilinin gelişen dostluğunu da çok seviyorsunuz. Yani en azından bende böyle oldu 🙂 Saga Nören’in şaşkın robot tavırları bile acayip sempatik gelmeye başladı yirim ❤ ❤ Ve dizinin finali: İlk sezon, her şey başladığı yerde bitiyor… İkinci sezon ise.. çok fena, öyle fena bir yerde bitiyor ki, üçüncü sezonun 2015’te yayınlanacağını duyduğumdan beri tırnaklarımı kemiriyorum :S

Dizinin bir başka yönü de demokrasinin beşiği, sıfır sorunlu memleketler diye tanıdığımız İsveç-Danimarka ve benzeri kuzey ülkelerinin aslında içten içe ne biçim de problemli olabildiğini gösteriyor olması. Bunu zaten Stieg Larsson’ın Ejderha Dövmeli Kız’ından biliyorduk (Nazi sempatizanı İsveçlileri ilk kez duyduğumda şok olmuştum, ama sonradan Norveç’ten de böyle haberler geldi, vikinglerin ırkçısı da ne pis oluyor arkadaş…) ve bir defa daha teyit ettik. Hayır zaten iğrenç bir iklimleri var, bir de bunları öğrenince böğk oldum, kalsın kalsın İsveç’iniz sizin olsun, asla orada yaşamak istemem. (Sorunsuz memleket istiyorsan en güzeli Kanada :D) Diziyle birlikte fark ettiğim bir başka şey de yurdum insanının gözünde her biri birer Elf olan kuzey insanlarının aslında gayet de tipsiz olabildiği oldu. Dizinin ilk sezonunda güzel/yakışıklı diyebileceğim insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmedi 🙂 Neyse ki ikinci sezonda genç çevre aktivistleri ile tanıştık da 20’lerinin başındaki bu cillop gibi kızlar oğlanlar ortalamayı yükselterek durumu biraz kurtardı, eheh 😀 Yok arkadaş, en güzeli karışık ırklar (Amerika/Brezilya falan), ben bunu bilir bunu söylerim 😉

Neyse efendim, kısacası bu dizi olmuş. Hem de öyle bir olmuş ki, yukarıda da dediğim gibi Fransa-İngiltere (The Tunnel), Amerika-Meksika (The Bridge – bütün dizi sitelerinde bulabilirsiniz) uyarlamaları bile çekilmiş. Hatta Kore bile senaryonun peşindeymiş! Forbrydelsen’in Cinayet olması gibi bakarsınız yakında bunun da Türk versiyonu olur. Ama Saga Nören’i başarıyla canlandıracak bir tane bile Türk oyuncu gelmiyor aklıma, cık, olmaz o iş… Bitirirken şahane açılış jeneriği ile veda edeyim. İzleyin, bak valla pişman olmayacaksınız.

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Yabancı Dizi içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Soğuk iklimlerden muhteşem bir polisiye: Bron/Broen için 6 cevap

  1. Hatice Hayal dedi ki:

    Ve “üniversite sınavı öğrencisi Hatice” izleme listesine bir yeni madde daha ekler^^

  2. kendisi dedi ki:

    “İşte sıradaki dizim!” diye düşünürken 3. sezonun 2015’te olması hiç iyi olmadı sanki :/ Yine de izleyeceğim tabii 🙂 The Mentalist’teki Red John meselesi gibi yıllardır diziyi izleyen insanları aptal yerine koyan bir son dakika senaryosu olmasın da beklerim, ne olacak. Çünkü polisiye dizilerini ben de seviyorum. Gizemli şeyleri hep sevmişimdir 🙂 Ama The Killing izlediğim diğer polisiye dizilerinden çok farklıydı. Yazını okuyunca bazı açılardan iki diziyi benzettim (siyaset, sosyal sorunlar, yakışıklı ya da güzel olmayan oyuncular) o yüzden bir an önce izlemeyi düşünüyorum. Tanıtım için teşekkürler 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      evet pek acıklı, sherlock bir bunlar iki :/ red john fecaatini ben hala bi şekilde toparlarlar didye bekliyorum ama çok beklerim sanırsam 😀 😀 the killing’e yeni başladım. açıkçası bron/broen kadar sarmadı. görüşmek üzere 😉

      • kendisi dedi ki:

        Sherlock’ı sezon aralarının uzun olması açısından Bron/Broen’e mi benzettin yoksa çatıdan atlayışın tam açıklanmamasını Red John meselesine mi benzettin tam anlayamadım ama ikisini de katılıyorum 🙂 Heller bütün röportajlarında Red John artık geride kaldı dediği için ben ümidi kestim, devamında Red John benzeri büyük bir olay çıksın diye bekliyorum. Her bölümdeki küçük soruşturmalar yetmiyor, yeni bir hikaye olmalı sanki. Bu arada iyi bir polisiye dizisi olarak izlemediysen Luther’ı da öneririm (yanlış hatırlamıyorsam 3 sezon toplam 14 bölüm).

        Neyse Bron/Broen’e dönecek olursak, ilk sezonu bitirdim. Beni de nedense o The Killing kadar sarmadı. Holder’on o şiveli “Damn son” deyişi hala kulaklarımda 😀 Alemdi ya! Bana göre The Killing’deki iki hikaye de çok sarsıcı ve rahatsız ediciydi. Rosie Larsen hikayesinin sonunu düşündükçe içim bir tuhaf oluyor. Yaşı küçük olanlara ya da hassas olanlara asla tavsiye edeceğim bir dizi değil yani. Bron/Broen’de ise sorunlar aşırı irdelenmeden yenisine geçildiği için çok sarsıcı bir yönünü bulmadım (daha 2. sezonu izlemedim gerçi ama). Yine de olayların tutarlılık göstermesini sevdim. İzleyiciyi aptal yerine koymayan dizileri seviyorum ^^ Saga karakteri için ise kelimeler kifayetsiz kalır 😀

        Tavsiye için tekrar sağ ol, sevdim ben bu diziyi!

  3. Eray dedi ki:

    E olmadi abi cevirdiler Cinayet diye uyarlamasini olmadi

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s