Kız Kulesi’nin Öyküsü

Maiden’s-Tower3

Summer Wine

“…Vapurun güvertesinde en kenara oturmuş, püfür püfür esen gece rüzgarına aldırmadan keyifle şehrin ışıklarını seyrediyordu. Bense ona güzel şehrimizin güzel binalarını tanıtmakla meşguldüm:

“Bak şurası Dolmabahçe sarayı, biraz önce Beşiktaş’tayken oraya yakındık, hatırlıyor musun? Onun biraz daha ilerisi, köprünün dibi, Ortaköy. Ortaköy Camii orada… Şimdi köprünün diğer tarafına bak. Öbür yakaya. Evet, o kuleli binanın adı Kuleli Askeri Lisesi. “Kuleli”, Türkçe’de kuleleri olan anlamına geliyor…”

“Peki Ayasofya ne tarafta?” dedi gözleri merakla fıldır fıldır dönerken. Bu defa ona tarihi yarımadayı gösterdim:

“Ayasofya, Sultanahmet, Topkapı… Hepsi şu yönde kalıyor… Bak, orası da Haliç, yani boğazın karanın içine doğru girinti yaptığı yer. Orada görünen kule ise Galata Kulesi, taa Cenevizlilerden kalma…”

“Bu da Kız Kulesi, değil mi?” dedi, denizin üzerinde bembeyaz bir gelin gibi süzülen ışıklı kuleyi göstererek. Gülümseyerek onayladım: “Evet… Aferin sana, öğrenmişsin…”

“Hepsi çok güzel… Muhteşem bir şehriniz var,” dedi hayranlıkla. Gözlerindeki etkilenmiş pırıltıları görünce içim övünçle doldu.

“Öyledir,” dedim. Sonra hevesle ona döndüm: “Sana Kız Kulesi’nin öyküsünü anlatmamı ister misin?”

“Evet, evet, lütfen!” diye hevesle el çırptı. Onun bu çocuksu neşesine gülümseyip keyifle anlatmaya başladım:

“Bir zamanlar bir kral varmış. Bu kralın da güzeller güzeli bir kızı varmış. Ama bir gün genç prensesin falına bakan yaşlı bir büyücü, kızın genç yaşında bir yılanın öldürücü ısırığı ile öleceğini söylemiş… Kral çok ama çok üzülmüş. Böyle bir şeyin olmasını engellemek için denizin ortasına bir kule yaptırmış: Kız Kulesi’ni. Ve genç prensesi bu kuleye göndermiş. Zavallı prenses bu kulede hapis hayatı yaşamaya başlamış… Böylece yıllar yılları kovalamış ve günlerden bir gün güzel prenses ateşlere düşüp hastalanmış. Ülkenin en ünlü hekimleri uğraşmışlar, didinmişler, nihayet güç bela bu derdin devasını bulmuşlar. Sevgili prenses yeniden sağlığına, mutluluğuna kavuşmuş. İyileşmesini kutlamak için armağanlar yağmaya başlamış kuleye. Yaşlı bir köylü kadın da bir sepet üzüm getirmiş. Meğer üzümlerin içinde küçük bir yılan varmış. Yılan o gece uykuya dalan güzel prensesi sokup öldürmüş…”

“Ne?! Böyle mi bitiyor? Olamaz!” diye feryat etti. Kaşlarını çatmış, çocuk gibi dudaklarını büzmüştü. Sırıttım:

“Yalnızca bir efsane bu… Gerçek değil…”

“Olsun… Böyle acıklı hikâyeler bu güzelim kuleye yakışmıyor bence,” diye kestirip attı. Adeta küsmüş gibi bana arkasını döndü. Kendi kendime kıkırdadım: Triplere bak! Ergen lan bu…

“Bence bu kule, Anadolu yakasının güçlü kralının kızı için yaptırdığı bir kuledir, o kısma katılıyorum…” dedi sonra, yüzünü bana çevirmeden. “Sonra bir de diğer kule var, Ayasofya’nın yakınındaki, neydi adı?” 

“Galata Kulesi.”

“İşte o da Avrupa yakasının kralının oğlu için yaptırdığı kule olmalı,”diye sözüne devam etti. “İki düşman kral, birbirlerine güçlerini ispatlamak istercesine yaptırmışlar bu iki karşılıklı  kuleyi… Ama ikisi de bir şeyden habersizmiş…”

“Neymiş o?”

“Anadolu kralının kızıyla Avrupa kralının oğlunun birbirlerine âşık oldukları elbette! İki âşık buluşmak istedikleri zaman kendi kulelerine geçer, kocaman fenerler yakıp söndürerek birbirleri ile haberleşirlermiş… Sonra da denize atlar, birbirlerine doğru yüzer, ve tam burada –vapurla üzerinden geçmek üzere olduğumuz noktayı işaret etti- evet tam burada buluşurlarmış…”

Ona şaşkınlık içinde baktım. Öylece, doğaçlama bir biçimde uyduruverdiği bu öykü hayranlık uyandırıcıydı. Merakla:

“Ee??” dedim, “Peki ne olmuş bu iki âşığın sonu?”

“Bir gün iki âşığı çekemeyen kötü kalpli insanlar –ki bunlar her yerde ve her devirde vardırlar- kralların ikisine de aynı anda haber uçurmuşlar. Yine bir gece güzel prensesle yakışıklı prens denizin ortasında buluştukları zaman bir de bakmışlar ki Anadolu kralı peşinde bir sürü gemiyle onlara doğru geliyor! Diğer tarafa yönelmişler, bir de ne görsünler, Avrupa kralı da bir sürü gemiyle onlara doğru gelmekte!”

“Eee??” dedim sabırsızlıkla, “Sonra??” 

“Sonra… Sevgililer kaçmak için hiçbir şansları kalmadığını anlamışlar. Kız: “Babana geri dön! Sana kıyamaz, canını bağışlar,” diye çocuğa yalvarmış. Çocuk: “Hayır, asıl sen dön! Beni boşver,” diye cevap vermiş ona. Ama ikisi de birbirini sevgilisini bırakmaya ikna edememiş…”

Bir an sustu. Gözlerini uzaklara, Marmara Denizi’nin engin karanlıklarına dikmişti. Onun güzel biçimli burnunu, boncuk gözlerini görüyordum, denizden esen rüzgarla yaramaz bir biçimde alnında, kaşlarında zıplayan düz siyah saçlarını… Denizin sularına iki aşığı görür gibi bakıyordu. Büyülenmiştim. Hiç beklenmedik bir şekilde etkilemişti bu öykü beni. Yüreğim sıkışarak bekledim. O ise duygulu bir sesle devam etti sözüne:

“İki kral da hızla yaklaşıyorlarmış… İki âşığa hangisi önce ulaşırsa, âşıklardan diğerinin öleceği kesinmiş… Bunu fark eden kız gözlerini yukarı kaldırmış: “Tanrım,” demiş içinden, “Ne olur sevgilimin babası bize önce ulaşsın… Beni öldürsünler, önemli değil. Yeter ki o yaşasın!” Çocuk da aynı şekilde: “Tanrım, ne olur içimizden biri ölecekse o ben olayım!” diye dua etmiş…

“Kralların gemileri birbirlerine sarılıp kaderlerini bekleyen âşıklara aynı anda ulaşmış. İki kızgın baba adamlarına emir vermiş, ve okçuları, birbirlerinin çocuklarına okları doğrultmuşlar. Oklar aynı anda yaylardan fırlamış…

“Tam da o anda denizin ortasında, tam da âşıkların olduğu noktada bir fırtına kopmuş! Öyle bir fırtınaymış ki bu, göz gözü görmüyormuş… Sonra, yine aynı şekilde, başladığı gibi bitivermiş. İki kral da bir bakmış ki, çocuklarından eser yok…

“Ve tam o sırada denizin üzerinde kocaman, adeta güneş kadar büyük bir ay doğmuş…

“Krallar ay’a dönüp baktıklarında bir de ne görsünler? Prens ile prenses el ele tutuşmuş, oradan kendilerine gülerek bakıyorlarmış…”

Hafifçe gülümsedi. Gülümseyince yanağında hafif bir gamze belirdi. Beynimin karıncalandığını hissettim, içim ürperdi. Her şey ağır çekim bir film karesine dönüşmüş gibiydi…

“O günden sonra, ne zaman gökyüzünde dolunay olsa, iki kulenin tam ortasında duran sevgililer, ayın parlak yüzünde prenses ve prensi görür olmuşlar… Ve bu iki âşığı gören sevgililer bir daha asla ayrılmamış… Ölüm bile onları ayıramamış…”

Sesi içime işler gibiydi. Yüzünü hâlâ profilden görüyordum. Ama tam da o anda, kalbimden geçenleri işitmiş gibi başını bana doğru çevirdi.

Ona ilk defa görüyormuş gibi baktım. Yüzünün bir tarafı vapurun ışıklarıyla aydınlıktaydı, diğer yarısına ise ay ışığı vuruyordu. Güzel, dolgun dudakları hafif bir muziplikle kıvrılmıştı. Bebek gibi bir teni vardı, öyle saydamdı ki bu ten, ay ışığı sanki içinden geçiyordu. Gözleri ise denizin suları kadar siyahtı.

Başka bir dünyadan gelir gibi gülümsedi.

“Şu anda tam iki kulenin ortasında duruyoruz.. Ay’a bakmak ister misin?”

Ne demek istediğini algılamam zaman aldı. Anladığımda ise… kızıp köpürmek yerine, bambaşka, son derece tuhaf bir duygu doldu içime.

Ay’a bakmak istedim. Nedense fena halde istedim bunu.

Ama bunun yerine, onun gözlerinin içine diktim gözlerimi. Gözümü bile kırpmadan ona baktım. O da bana. Yüzünde hafif bir hüzün, fakat en nihayet anlaşıldığını hissetmiş birinin huzuru vardı…

Ona baktım. Ve gözlerimden şıpır şıpır yaşlar damlamaya başladı…

Bana neler olduğunu bilmiyordum ama… İkimizin öyküsünün de en az iki aşığın öyküsü kadar karanlık ve en az o kadar büyülü olacağını oracıkta anlamıştım…”  

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kız Kulesi’nin Öyküsü için 12 cevap

  1. alin dedi ki:

    Çok güzel…Kim yazdıysa bayıldım…

  2. Pamuk dedi ki:

    Ba- yıl – dım. Çok romantik.

  3. akirafa dedi ki:

    gene romantik Hikaru döktürmüş^^ Yeni bir hikaye mi geliyor yoksaaaaaaa??????? Lütfen evet dee:D

  4. Oh Yoon Joo dedi ki:

    Hmmmm İstanbul’a bir daha geldiğimde ki bu 3483487468073498249578 yıl sonra falan olur inşallah seninle bir kere daha karış karış gezmeli Hikaru (:

    Dip Yorum: Akira sayesinde gelen haberle parti yapmaya başlamalıyız gibi geldi bir an :’)

    • hikaruivy dedi ki:

      İnşallah canım🙂🙂 Yaw, son gezinden beri sana karşı çok mahcubum aslında; bi denk getirip de göremedim seni😦 Hep benim suçum, biane😦 Ama bi dahakine hiç değilse bi boğaz turu sözümüz olsun. Öpüldünüz!

  5. wooovvv fantastik beybi be.Bu hikayeye çok elit girmek isterdim ama asdjhjaskdhasd aklıma bundan daha güzeli gelmedi. Çok güzel yazmışsın oğlum çok beğendim. Devamı gelecek değil mi işallah bunun heyecanla bekliyciğim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s