The Heirs – Gözümüz aydın, sonunda başladı!

The-Heirs

Yaklaşık 479202 aydır beklediğimiz, her gün piyasaya yepyeni still’lerinin, fragmanlarının, röportajlarının düştüğü, über zengin bir grup liseli veledin hayatını anlatacak olan ve başrollerini Kore’nin en popüler yıldızlarından Lee Min Ho ve Park Shin Hye’nin paylaştığı Heirs sonunda başladı! Ve ben de aldım kolamı cipsimi, bir güzel ekran karşısına kuruldum. İlk 2 bölümü izledim ve müsaadenizle biraz dalgamı geçiciğim, çünkü bu kadar pohpohlanan bir dizi kafa bulunmaya da açık demektir, hehe😀 Bu arada aşağıdaki yazı, ilk 2 bölümün bütün sahnelerini kapsamaktadır; sonra “aman ben izleyecektim, naptın sen, içine ettin Hikaru” falan olmasın, izleyin öyle gelin reca edeceğim. Ayrıca isimleri henüz ezberleyemedim, herkese kendi ismiyle hitap edicem, o konuda da anlaşalım (yalnız Min Ho’nun ismini çok sevdim, “Tan” valla tam Türk işi zengin çocuğu ismi gibi olmuş, aferin iyi seçim😉 )

heirs4

hey maşşallah, Beverly Hills’de mi büyüdün mübarek?😛

Şimdi efenim, Korelilerin Amerikalılar-Avrupalılar karşısındaki ezikliği malum (ha biz çok farklı mıyız, hiç de değil, ama o konuya şimdi girmeyelim). O yüzden dizi Los Angeles & Hollywood görüntüleri ile açılıp macera dolu Amerika’nın neşeli yüzü ekranlara gelince nedense hiç şaşırmadım😛 Ardından içlerinde Min Ho’nun da olduğu bir grup sörfçüye zum yapıldı, ivit işte yine first class hayatlar, California’da ikamet eden zengin Amerikan gençliğinin sörf tutkusu falan filan. Biz bütün bunları teee çocukluğumuzda izlediğimiz Hollywood Yaramazları‘ndan biliyorduk zati… Min Ho’nun elinde sörf tahtası ile dalgalara karşı yüzüşünü gördük, ama tahtanın üzerinde ayakta gördüğümüz çekik kesinlikle Min Ho değildi, azıcık daha uzaktan çekeydiniz bari, cıkcıkcık😛 Çocukcağızım bu işi pek kıvıramamış galiba. Bence sorun yok; ona bu rolü yazıp Amerikan ata sporu sörfü, Beverly Hills Teens’ten Radley’mişçesine profesyonelce yapmasını bekleyenler utansın!😛 Neyse efenim, Min Ho çohacayip (!) sörf yaptıktan sonra bir grup Amerikan velediyle duşlara heirs2doğru ilerliyor, bu arada kızlar bir içim su, Min Ho’nun yancısı sarışın yavşak oğlansa sürekli “parti yok mu parti??” modunda fazlasıyla neşeli ve enerjikti -esmer olsa adı kesin Taylan olurmuş adkalslsal😀 Min Ho’nun duş altındaki (evet dakka bir gol bir, hemen duşa soktun kardeş) hayatın anlamını düşünme sahnesinde kendisinin geçmişine bir zum yapıp zengin olmanın acıların çocuğu Emrah olmaya bir engel teşkil etmediğini görüyoruz. Ardından sıra Woo Bin’e geliyor: Bu soğuk oğlan (sevmiyom ben onu) bir grup yancısıyla birlikte fakir ama gururlu bir çocuğu ezdikten sonra motosiklet satın almaya gittiği dükkanda Park Shin Hye’yle ilk defa karşılaşıyor ve fakir ama gururlu kızımız uğradığı tacizi akıllıca savuşturarak Woo Bin’in ilgisini çekmeyi başarıyor. Sonra Shin Hye’nin hayatına geçiyoruz. Elbette bir Kore dizisi kahramanı olarak kızımız günün 24 saatinin 19’unda çalışarak hayatını kazanan bir emekçi olacak, başka yolu yok! (buraya acılı müzik girin) Aynı zamanda zengin veletlerine hiç eyvallahı olmayan bir kız, bak bunu sevdim, ezik olmayan fakirleri severim. Bu bakımdan BOF’un esas kızı Jan Di’ye benzese de çok şükür Jan Di gibi iğrenç gıcıklıkta bir karakter olmamış, bildiğin normal kız işte. Min Hyuk’la ve onun Ciciş’lerin Koreli kayıp kızkardeşleri olan sevgilisiyle muhabbetlerinden anladığımız kadarıyla Shin Hye ve Min Hyuk çocukluk arkadaşı imişler, bu arada zengin kız Min Hyuk’u çok eziyor, vah zavallı yavrum benim… heirs3Gerçi bizimki o kadar pozitif bir insan ki hiç umrunda değil; Ciciş sevgilisi, sonra babası falan buna çemkirir dururken Min Hyuk sürekli şirin şirin sırıtmakla meşgul. Bir nevi erkek Pollyanna kendisi. Öte yandan Shin Hye’nin hizmetçilik yapan dilsiz bir annesi (bu teyze daha yeni Master’s Sun’da zengin halaydı, ne çabuk fakir hayata düşmüş böyle?!), bir de Amerika’da okuyan bir ablası var. Bu ablanın evlenmek üzere olduğunu duyan Shin Hye daha fazla dayanamıyor ve bankaya para yatırmasını söyleyen anasına: “Düğüne gidip parasını elden vericem!” diye trip atıyor. Ve Amerikan rüyasının kollarına koşuyor.

heirs5Derken yine zengin ve gıcık kontenjanından Min Ho’nun nişanlısı ile anasını izliyoruz. (Buraya bi parantez açayım: Kore’de zengin kızı olmak da zor anasını satiym! Kızceğiz 17’sinde nişanlı, pek tabi ki bir başka zengin ailenin çocuğu ile. Elemanları çocuk yaşta evlendiriyorlar, abovv nerde bu devlet?!)  Kızından genç görünmeyi kendine yaşam amacı seçmiş olan bu anne, Woo Bin’in babasıyla işi pişirip Woo Bin’le nişanlı kızı (adı Rachel’mış, ama Rachel yerine başka bir şey diyorlar gibi o yüzden altyazıya rağmen uzun bir süre Rachel’ı algılayamadım – Korelilerin süper aksanı işte asjkdkjalsdla) üvey kardeş yapmaya pek niyetli. Woo Bin’se bir sebeple Min Ho’ya gıcık, dur bakalım sebebini zaman içinde öğreniriz.

heirs6

Min Ho’nun villası… Pis!😛

heirs8

Min Ho alemlere akıyor… Allahuekber woo hoooo!

Sonunda fakirlerin ve zenginlerin birbirinden acıklı hayatlarından kurtulup Min Ho’ya geri döndüğümüzde California sırtlarında eşşşşşek gibi güzel bir villada keyif çatmakta olduğunu görüyoruz. Aynı anda içeri yavşak sarışın arkadaş giriyor (bu eleman da kendini içgüveysi olarak eve aldırmış galiba, vay çıkarcı pislük) ve telefonu uzatıyor: Arayan Rachel. Ve ve ve işte bu noktada Min Ho süper İngilizce’si ile (ağzını yaya yaya konuş demişler, o da biraz fazla abartmış) kızın uçağa binip nişan yıldönümü kutlamaya geldiğini arkadaşına açıklarken biz ekran başında kopuyoruz😀😀 Ay yirim, aksanını sevsinler😀😀 İngilizce konuşmaya çabalarken rol yapma yeteneğinin de sıfıra indiğini görmezden gelerek Min Ho ve yavşak arkadaşı ile birlikte üstüne sörf tahtaları bağlanmış bir jeep’te alemlere akıyoruz.

Derken Shin Hye’ye geri dönüyoruz. Tesadüf bu ya, kızımız Rachel ile aynı uçaktan iniyor, hatta havaalanının kapısında Min Ho’nun kendisini karşıladığı ile ilgili yalan söyleyen Rachel’a gülünce (Japon taklidi yapmasına rağmen bu numaraları yemeyen) Rachel’dan paparayı yiyor. Sonra da ne hikmetse Min Ho’nun sörf yaptığı plaja gidiyor (dünya küçük, California miniminnacık :P), plajdaki bikinili kızlara Muş’un köyünden Antalya sahiline gelmiş bir köylü bacımızın bakışları ile (içinden “abovvv!” çekerek) bakıyor. Bu arada Min Ho da sahilde onca bikinili taş hatun varken kot pantolonlu-normal gömlekli Shin Hye’yi gözden kaçırmıyor. İşte kan çekiyorsa demek…😛 O sırada Shin Hye sonunda ablasının evini bulmuş, evdeki eski sevgiliden acı gerçekleri (ablasının okula filan gitmediğini, bu elemanınsa onu evlenme vaadiyle kandırıp kirlettiğini :P) öğrenerek deliye dönüyor. Sonra bir ara bir şirket toplantısına dahil oluyoruz; Min Hyuk’un babasının şirket başkanının oğlu olan Min Ho’nun abisine kafa tutabilen bir eleman olduğunu öğrendikten sonra California’nın güneşli sahillerine geri dönüyoruz. Min Ho bir cafe’de oturmuş, İngilizce olarak günlük yazıyor. Koreli garson kız ona ne yaptığını sorduğunda ödev yaptığını söylüyor. Kız “ödev yapacak bir tipe benzemiyorsun” deyince de “ödev yapmak benim isyanımdı!!!11bir” diye cevap veriyor. Bu sırada birden gözleri kapının önünde dikilen Shin Hye’ye takılıyor. Shin Hye ise ablası olduğunu öğreneceğimiz garson kıza nefretle bakıyor. Tam da o sırada garson kız, bir başka masadaki iki Amerikalı adamdan bahşişini göğsüne iliştirilmek suretiyle almaz mı!!! Ovvv, lanet olsun faking şit!

iffetini kaybetmiş abla...

iffetini kaybetmiş abla…

İşte yozlaşmış Amerikalılar, sizi gidi lanet olası pislikler!! (Bu arada yanarım yanarım, 6 sene ABD’de yaşayıp bir kere bile şöyle bahşiş vermediğime yanarım :P) Bütün Amerikan erkekleri ortamda kız kalmamış gibi Shin Hye’nin ablasına yazarken Shin Hye olanları ağlayarak izliyor (buraya da acıklı müzik girin :P) O sırada abla da kızı fark ediyor. Kafenin önüne çıkıyor, ikisi ağlayıp bağırışarak bir aile dramı yaşarken Min Ho sapık gibi ikisini izliyor (“yaa işte ne hayatlar var, ibret alayım” filan diye düşünüyor heralde).

Min Ho ibret alırken...

Min Ho ibret alırken…

Bu sırada sarışın yavşak gene yırtık dondan çıkar gibi ortaya fırlayıp “oğlum çok süper parti yapcaz çok eğlenicez!” diye Min Ho’nun kafasını s.kmeye başlıyor, Min Ho da hemen “sus oğlum, orda bir aile dramı yaşandı” diye bizim kızı işaret ediyor. Ama bütün Amerikalılar gibi sarışın oğlan da Koreli kızlara karşı son derece savunmasız olduğu için Shin Hye’yi görür görmez “aman Tanrım, cennetten düşmüş bir melek!” diye onun yanına koşuyor. Sonra birden kızın bavulundan tarhana(!)sını kapıp “hülooğğğğ, bedava uyuşturucu buldum laaynn, hadi alem yapalım” diye kumsala koşturuyor malak (aşık gençten kafa bulmak isteyen gence geçiş on numara yalnız… ne yediriyonuz olum bunlara?) Min Ho arkasından “hey, o ot değil gerizekalı hayvan!” diye bağırsa da sesini duyuramıyor. Esas kızımız ise annesinin binbir emekle yaptığı tarhanayı bu pis hırsıza yedirecek değil elbette!! Böylece oğlan önde o arkada kumsal boyunca kovalamaca oynuyorlar, tabii sarışın oğlan malın önde gideni olunca voleybol filesine takılıp düşüyor (bu noktada hunharca güldüm😀 :D) ve itiş kakış sırasında tarhana poşeti patlayıp oğlanın boğazına kaçıyor!!! (Ay burda da kahkahalarımı tutamayacağım, malak yaa, jaskjdlkasdklaksdlşaşsdşalsdşlka!)

sarışının tarhana ile imtihanı

sarışının tarhana ile imtihanı

Derken Min Ho yetişiyor, kızımızla birlikte tarhanaya alerjisi olan sarışın Taylan’ı hastaneye kaldırıyorlar. Burda Min Ho az önceki acıklı sahneyi görmemiş gibi kıza çemkirip çekip gidiyor. Kızı ise zenci bir polis yakalayıp sorgulamaya başlıyor. Kızımız olayın yanlış anlaşılma olduğunu kırık İngilizce’si ile anlatmaya çabalarken Min Ho’nun aklı başına gelmiş olmalı ki arkadan yetişip o ünlü: “It’s okay baby” sahnesini getiriyor ekranlarımıza: Neymiş, kız onun kız arkadaşıymış, Kore’den onu ziyarete gelmiş… Ama olaya dahil olması işleri daha da bok etmekten başka işe yaramıyor: Çünkü anlaşılan o ki bizim Min Ho’nun uyuşturucu ile ilgili bir sabıkası var; onu tanıyan zenci polis kızın pasaportuna el koymaz mı! heirs11

Hah, iyilikten maraz doğar Min Ho, hiç mi öğretmediler yavrum bunu sana? Netekim Min Ho’nun iyilik dolu kalbi (!) kızı yalnız bırakmaya el vermiyor ve Amerika’nın tehlikelerle dolu sokaklarında yalnız başına kalan bu ürkek serçeye: “Bana gelsene?” deyiveriyor.

Şimdi ikinci bölüme geçtik. “Hemşeri hemşeriyi gurbette…” diye başlayan atasözünden haberi bile olmayan kızımız sokakta kalmak yerine çocuğun evine gitmeyi tercih etmiş, ancak bu saray yavrusunu ilk görüşte şok olmuştur. Ancak o zaman jetonu düşüp oğlana “sen ne ayaksın? uyuşturucu falan mı satıyosun?” diye sormayı akıl ediyor. Bizimki de haliyle onunla dalga geçiyor, böbrek mafyası olduğunu ima ediyor. heirs18Gecenin ilerleyen saatlerinde ise aç kızımız buzdolabından yemek aşırırken suçüstü yakalanıyor. Ancak fakir ama gururlu kızımızın 5 doları yanında, hemen yediklerinin parasını ödüyor, ne de olsa kendisi tam bir Kore draması esas kızı. Min Ho’nun ona ismini sorması, onun “bu arada kalmama izin verdiğin için teşekkür ederim” cevabı üzerine “ooo, bu çok uzun bir isim” diye cevap vermesi falan yaklaşan aşkın ayak sesleri gibi, kihkih🙂 Şakalar, komiklikler ve cilveleşmeler arasında ikiliyi mutfakta bırakıp Kore’ye geçiyoruz. Min Ho’nun tekerlekli sandalyedeki babasını ve üvey annesini (yani adamın yasal eşini) görüyoruz. Bu sahneler Min Ho’nun ne biçim karışık bir ailesi olduğunu anlamamız için yazılıp oynanmış; kadın ne Min Ho’nun ne de abisinin annesiymiş, bu arada Min Ho’nun anası ilk bölümde gördüğümüz, Shin Hye’nin anasının hizmet ettiği kadından başkası değilmiş! Piii, ne karışık işler, Brezilya dizisi gibi… Bu arada Min Ho aç kalan kıza sandviç getirmiş, kızsa ona olan borcunu bir “dream catcher” hediye ederek ödüyor. Min Ho yine dalga geçse de (güzel kızlar da düşüyo mu bunla?) rüya yakalayıcısını uygun bir yere asmayı ihmal etmiyor.

"sörfçü oğlumun odası" yazılı tabela ve dream catcher

“sörfçü oğlumun odası” yazılı tabela ve dream catcher

Bu arada yazık yavrum, bin tane Amerikalı çıplak kız gördüğü halde o kadar namuslu ki, Shin Hye perdelerin açık olduğunu fark etmeyip soyunmaya başlayınca nasıl içeri kaçacağını şaşırıyor! Ertesi gün de kızı havuz başında “lannn, havuza bak, denize bak, olum nası yerlerde yaşıyo bazı şanslı piçler!” diye düşünürken görünce onun “ihihi, çiçek, böcek, kelebek,” diye düşündüğünü zannedip kıza şak diye aşık oluyor. Vah yavrum, sen bu naiflikle çoook acı çekiceen… 

heirs17Sonra kızı evden göndermemek için binbir bahane icat edip (burdan otobüs geçmez falan dedi yaa, jashdajksdkja salak :D) onu da arabasına attığı gibi okuluna götürüyor. Kız dışarıda bankta oturup (amigo kızların bile yer aldığı) eksiksiz bir Amerikan okulu deneyimini yaşarken bizim Min Ho “İngilizce’deki en güzel kelime sizce ne? Hıı??” diye salak saçma sorular soran hocasının ve her soruya “Lamar Odom!” diye cevap verip komik olduğunu zanneden idiyot sınıf arkadaşlarının çilesini çekmek zorunda, yazığğkk… Dersten çıkınca Shin Hye yine gitcem ben ayaklarına yatıyor, oğlanceğiz de mecburen “taam yaa, beraber gidelim ablana” diye kızın gönüllü şoförlüğünü bir kez daha üstleniyor. Restoranda namussuz ablanın Kore’ye döndüğünü öğreniyoruz, işin kötüsü abla erkek arkadaşını da dolandırmış. Bu erkek arkadaş Shin Hye’ye bağırıp çağırınca cesur yürek Min Ho hemen duruma el atıp adamın elini büküveriyor! heirs15O sırada bu elemanın iki arkadaşı olanları görüyor, “noluyoo, Chris’i rahat bırakın” deyince Shin Hye Min Ho’yu elinden tuttuğu gibi koşmaya başlıyor, Amerikalılar da peşlerinden. Ama obez Amerikalılar, bizim fit Korelilerimizle hiç baş edebilirler mi? Evet, Koreli gücü bir kez daha kendini gösteriyor; hatta Min Ho arkalarından koşturmaya çalışan zavallı Amerikalılarla dalga geçiyor (ayıb).

Bu arada Rachel Min Ho’yu ara ara, telefonunu açmayan hain nişanlı yüzünden gıcık olmuş vaziyette. Onu ağır dekorlu bir otel odasında üzerinde bornozla gördükten sonra bir önceki bölüm Shin Hye’nin bulaşık yıkadığı noktada Woo Bin’i görüyoruz. Anlaşılan zengin oğlan sert babasının kendisini en alt kademeden yetiştirme hevesi yüzünden burada. Ama kendisine emir vermeye kalkışan şef garsona tepesi atınca bulaşığı-mulaşığı bırakıp müşterilerle ilgilenme işine girişiyor. İlgilendiği kişiler, yine Kore’nin köklü ailelerinden (bölge savcısı mı hakim mi öyle bir şeyler) bir grup gözlüklü tıknaz ajuşi ile aralarına alıp “en iyi okul hangisi / notlarını nasıl daha iyi yapabilirsin” gibisinden iğrenç muhabbetlerle başını şişirdikleri ailenin en genç üyesinden ibaret. Woo Bin büyük bir karizma ile kendilerine servis yaptıktan sonra oteldeki odasına çekiliyor. Birden kapıda bu liseli oğlan beliriyor. Yemin ederim o noktada dizi “boys love”a bağlayacak sandım, noluyoz dedim bir an, ama meğer oğlancağız bulimikmiş, içeri kusmaya gelmiş!😛 Neyse rahatlayıp banyodan çıkınca Woo Bin’le yaptığı muhabbetlerden anlıyoruz ki bu ikisinin de bir olayı var, ama dur bakalım, daha çıkar kokusu… Bu arada dizinin kadrosunun maşallahı var, ikinci bölümde yeni karakterlerle tanış tanış bitiremedik daha…

Min Ho’yu Botanik Bahçesi’nin güzel manzarasında yeniden bulduğumuzda Shin Hye elinde iki kahve ile (tabii ki Americano, Koreliler başka ne içer?) koşturarak geliyor. Ve Kore’ye geri dönmenin yolunu bulduğunu söylüyor: Min Ho’nun telefonundan Min Hyuk’a mesaj bırakıyor, Min Hyuk ne yapacak orasını henüz anlayamadım. Ama Min Ho’nun hemen kıskanç aşık moduna geçtiğini görüyoruz, “o kim? erkek arkadaşın mı?” diye sorulara başlıyor hemen. Shin Hye tüm soruları ustalıkla savuşturuyor, Min Ho’ya Min Hyuk’tan haber çıkar çıkmaz kendisine iletmesi için yalvarıyor (bu arada kızın kendi telefonu da yok, o ne iş, fakirlikten mi anlamadım :P) Min Ho kızı eve bıraktıktan sonra nişanlısına giderken Shin Hye’nin kendi telefonunda açık bıraktığı hesaptan kızın bilgilerini incelemeye başlıyor, bütün geçmişini kurcalıyor falan, maşallah stalker’lığın da bu kadarı😛

Bu arada Min Hyuk’un kız arkadaşı Ciciş’in Woo Bin’le arkadaş (kardeş?) olduğunu öğreniyoruz, bir de yanlarında üçüncü bir çocuk var (kadroları saymayı hâlâ bitiremedik mi yahu??) Ciciş Min Hyuk’a zorla sosyal medya hesabını açtırınca Min Hyuk Shin Hye’nin mesajını görüyor. Bu arada Min Hyuk da Amerika’da, bildiğiniz gibi ipini koparan Koreli soluğu California’da alır… Aynı esnada Rachel da bekle bekle sıkılıp Min Ho’nun evine damladığı için Shin Hye’yle karşılaşmaları pek sevimli olmuyor haliyle… heirs13Rachel açıklama yapmaya çalışan kızın valizini merdivenlerden yuvarlayıp kırıyor, kızı iyice küçük Emrah moduna sokuyor. (Ben Shin Hye’nin yerinde olsam “manyak mısın ulann??” deyip ben de Rachel’ı aşağı iteklerdim :P) Ama Shin Hye çok efendi, hiç benim gibi deel. Rachel aşüftesi valizini açtırıp bir şey çalmış mı diye kontrol ederken bile efendiliğini bozmuyor! Bütün acısını içine atıp deniz kenarında gülüp eğlenen mutlu Amerikalıları izleyerek kendine gelmeye çabalarken biz de onun için ağlıyoruz (buraya da acıklı müzik). Sonra dönüş için bilet almaya kalkıyor ama tabii ki parası yetmiyor (ühühü). Üstelik pasaportu da Tan’da kaldı. Min Ho ve nişanlısının soğuk karşılaşmasının tam üstüne pasaportunu almaya gidince öfkeli nişanlı tarafından çöp tenekelerine yönlendiriliyor. Zavallı Shin Hye, ne çektin be! heirs16Min Ho onu çöpler arasında kedi gibi eşelenirken bulunca bir defa daha bu zavallıya aşık oluyor, ya ne olacağdı??😛 Tam o sırada Min Ho’nun evine gangster görünümlü bir zenci ve bir beyaz Amerikalı damlıyor! Abicim siz the Wire’a, Breaking Bad’e filan gitcektiniz heralde, çok yanlış gelmişsiniz?! Ama olay hemen anlaşılıyor, bizim Min Ho ve Shin Hye bir kez daha el ele Los Angeles sokaklarında koşsunlar diye düzenlenmiş bir sahne bu. Yalnız bu seferki Amerikalılar önceki obezlerin aksine son derece fit oldukları için ikili öyle bir koşuyorlar öyle bir koşuyorlar ki, dağın başındaki villadan çıkıp bütün şehri baştan aşağı geçiyorlar, Yıldızlar Bulvarı, Kodak Theatre filan hiçbir şey bırakmıyorlar, lan oğlum Forrest Gump mısınız nesiniz😛😀 En sonunda bir sinemaya dalıp adamları atlatıyorlar. Min Ho tabii koşmaktan yorgun düşmüş, “ben uyuycam sen filmi izle” diyor kıza (asjkjdaskdajsdjk bu nası senaryo yaw?) Ama meğer uyumamış kerata, filmde can alıcı bir replik geçince (Sana güvenmem için seni tanımam lazım) tercüme yapma ayağına yerinde doğruluyor ve kıza bakıp şu soruyu soruyor: “Senden hoşlanıyor muyum?” Burda Shin Hye değil Hikaru olsa “onu da mı ben bilecem ulan?” derdi ama Shin Hye efendiliğini bozmayıp şaşkın şaşkın bakmakla yetiniyor.

Evet dostlar, The Heirs ilk iki bölüm itibariyle işte yukardaki gibi. Zengin çocuk fakir kız, nişanlılar, eski dost yeni düşmanlar, karışık aileler, şirin oğlanlar güzel kızlar dizide cirit atıyor! İlk bölümde bir nevi Küçük Kadınlar tadı yakalasam da ikinci bölümle birlikte diziye ısındım gibi; Min Ho ve Min Hyuk’lu sahneleri bol, şirket ve aile büyükleri sahnelerini az tutarlarsa severek izlerim. (Bu arada şimdi fark ettim, ikinci bölümde sarışın yavşağı hiç göremedik, nooldu o, hastanede öldü mü ki? Fasulye tozundan ölen ilk insan olarak tarihe geçti, ruhu şad olsun :P) Buyrun bu da ilk iki bölümün klibi:

Fiyuvvv, ne yazdım bea! Ama bir daha böyle uzun uzun yazamam, kusura bakmayın😛 Bu yazı bir nevi bayram şekeri olsun ;) Hadi cümleten iyi bayramlar, ben kaçar😉

EKLEME: Yazının büyük ilgi görmesi üzerine bu recap’leme olayını (bölüm özeti + yorum) mim haline getirmiş bulunuyoruz, hayırlı uğurlu olsun. Ben Lafea ve Supercel‘e paslıyorum; onlar 3-4. bölümler ve 5-6. bölümleri nasıl paylaşırlarsa kabulümüzdür. Yazılarınızı heyecan ve merakla bekliyorum kızlar ^^

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Kdrama içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

The Heirs – Gözümüz aydın, sonunda başladı! için 64 cevap

  1. Rosa dedi ki:

    lee min ho ‘It’s okey baby’ dediği andan itibaren bi travma yaşadım hala etkisindeyim. ya kore’ye dönsün ya da amerika’da olduğu sürece konuşmasın rica edicim. bize de ona da yazık.

    allam o sarışın tip ama asdfghjklşi töbe sen koru yarebbim. kızın yanına giderken kıza asılacak lee min ho bırakmayacak herhal diye düşünürken fasülye tozundan ölme noktasına geldi asdfghjklşi yazık günah sonra kimse takmadı zati.

    PSH’nin ablası da amerika’da kötü yola düşmüş asdfghjklşi amerikan rüyası elinde patlamış kızın resmen.:)

    PSH’nin yerinde olsam o sahnede Rachel’in kafasını gözünü kırmıştım. Keşke kırsaydı az biraz gerçekçi olurdu. içimizde kalmazdı. yalnız lee min ho kızı hiç takmazken nasıl nişanlanmış onu da anlamadım. kız ölse dönüp bakmaya tenezzül etmeyecek asdfghjk bu arada PSH’nin oyunculuğunu da sevmem ama burada daha iyiydi sanki. en azından izlerken katlanabiliyorum:)
    neyse çok uzatmayayım. woo bin için başladım bakalım devamı nasıl olacak.:) ellerine sağlık^^

    • hikaruivy dedi ki:

      ahahaha😀😀 min ho’nun ingilizce’si de bir gün gelişecek inşallah, şimdilik onun umuduyla yaşayalım😀😀 o sarışın tipi de nerden bulmuşlar, tam bir embesil mübarek… fasulye tozundan mefta olan ilk insan😛😛 PSH bütün koreli esas kızlar gibi iyilikten ölecek. neyse, artık böyle şeylere takılmıyorum ben, sana da tavsiye ederim😀 ve PSH her zamanki sevimli olmaya çalışma mimiklerini bir kenara bırakmakla çok çok iyi etmiş, burda benim de hiç gözüme batmadı. sağol canım yorum için😉

    • X dedi ki:

      Aynen kızın ablasını mimlemişler ahab

  2. Ecem Solakoglu dedi ki:

    Sarışın nasıl aptal gereksiz bir karakterdir.Hayır oynayan da çok kötü.Ama Allah için Amerikayı hep pohpohlamamışlar amerikan rüyasının yalan olduğunu göstermişler. Bazı noktalarda çok saçmaydı mesela bunları zenci kovalıyor hayır ırkçılık yapmak istemiyorum ama bunları iri yarı kaslı ZENCİ kovalıyor.Senin ondan daha hızlı koşman imkansız ama bunlar el ele tutuşup kaçıyor.Böyle ayrıntılarda benim gözüme çok batıyor.Dizideki tüm oyuncuları seviyorum ama sanki senaryonun amerika ayağı biraz zorlama olmuş ama ben senaristti de çok seviyodum :(((((( Bu arada o adam neden kustu ben anlamadım sen de bulimik olduğunu nerden anladın?

    • hikaruivy dedi ki:

      amerikan rüyasının en azından abla için çok pis patladığını görmüş olduk, tabii ki bu da bir şey🙂 o zenci elemanın kovalama sahnesi ve PSH’nin pıtır pıtır adımlarla ondan kaçabilmiş olması benim de çok komiğime gitti haha😀 napalım, o kadar saçmalığa da katlanıcaz mecburen. senaryonun amerika ayağının biraz zorlama olduğuna katılıyorum, tez elden kore’ye dönerlerse dizi daha bir rayına girecek sanki. ama amerika’nın güzel sahillerini de özleyeceğim, ne yalan söyliyim. hele o şahane ev! bu arada kusan elemanın bulimik olduğunu sadece tahmin ediyorum; bambaşka bir şey de olabilir, ama sanki woo bin’le olan diyalogda öyle bir şey ima ettiler… ileride daha iyi anlarız sanırım. yorum için teşekkürler😉

  3. besra dedi ki:

    Anlasilan herkes o sarisin salaktan nefret etmis gereksiz sey canim kim tanin kankasi bu mu olmaliydi :p cok soyledim minhom bebegim askim sen ingilizce konusma yuzun gozun yamuluyor ne guldum ama allahtan diger bolum nerdeyse hic konusmadi🙂 diziyi begendim guzel ilerliyor lk goruste ask tam benlik kim tanin askini kiskancligini nasil yasayacagini merak ediyorum🙂 dizinin en gicik karekteri tan nin nisanlisi yolmak istiyorum sacini en uzuldugum karekter kim tanin annesi ; ( artik koreye donsunler birde unuformali gorelim minhomu🙂 gece gece ne guldurdun beni ellerine saglik minho gibimi soyleyeyim thanks hahaha 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      ay evet yaw kim tan’a daha karizma bi kanka bulamadınız mı? tamam çocuk gününü gün ediyor ama yanında salak bi adam olmadan da yapabilirdi bunu😛 min ho’nun ingilizce sahneleri çok komik olsa da korece konuştuğunda karizmasını da konuşturuyor, tadından yenmedi vallahi😀 keratayı özlemişim, ben faith’i de izlemediğim için epeydir min ho’ya uzak kalmışım meğer… nişanlı kızdan ben de nefret ettim yaa, zaten nefret etmemiz üzre yazılmış bir karakter, bavulu açtırıp içindekileri dağıtması, kıza çöplerini de al git demesi falan tam dayaklık! kim tan’ın annesine üzülsem mi kızsam mı bilemiyorum.. bakalım bizim oğlanı kore’ye nasıl geri döndürecekler, onu da merak ediyorum. you are welcome canım, benden de sana thanks, haha😀

  4. La Fea dedi ki:

    Özlemişim blog yazısı okumayı. Gözümden yaş getirdin gülmekten. İyi geldi bu akşam. Min Ho İngilizce konuşmasın ya. Valla yazık etmesin kendine. Bak onca yıl ABD de yaşamışsın ama sen bile gerçek yüzlerini görememişsin hey hattt :)) Bar olsa anlayacağım da, deniz kenarında bir cafe-restoran yani. Abartsalarmış ha ha ha🙂 Sevdim diziyi ben izleyeceğim. Ellerine sağlık.

    • hikaruivy dedi ki:

      ben de yazmayı özlemişim yaw, hele dizi kritiğini epeyce özlemişim onu fark ettim. ama neden ara verdiğimi de hatırladım; bugün yemekler dışında nerdeyse gün boyu heirs izlemek+yazmakla uğraştım!o_O amerikalıların gerçek yüzünü görememişim yaa sorma! neyse ki kore dizilerimiz var, bizim gözümüzü açar onlar😉 dizi biraz karışık, kim kimdir karıştıracak gibiyim, ama ben de sevdim yaw. o zaman bu dizinin recap’leme olayını mim yaparsak yazarım diyosun yani, hıı??😉

  5. La Fea dedi ki:

    Hımmm sen varsan eğer🙂 Olur neden olmasın. Yapalım enteresan olabilir. Bir toz toprak atarız üstümüzden🙂

  6. kübra dedi ki:

    çok iyiydi yazınız…🙂

  7. besra dedi ki:

    La Fea yazsın onu da okumalıyım en çok okuduğum takip ettiğim iki blog’sunuz🙂 dimi Korece konuştu mu karizmanın dibine vuruyor pislik🙂

  8. Ben hala izlemedim ama yazdıklarını okumadan da duramadım. Gülmekten yamuldum desem yeridir. Sarışın vatandaş yerine daha cool, aklı başında görünen birini almalarına bütçeleri yetmedi herhalde çünkü Min Ho’nun ingilizce derslerine harcamışlar parayı hep. Ne yazık ki işe yaramamış anladığım kadarıyla.😀

    Fasulye tozunu elini kolunu sallayarak ülkeye nasıl getirdi bu kız onu da merak ediyorum. Neyse canım mantık aramıyorum yoksa sarışın fasulye tozuyla nasıl ölebilirdi. Bu dram(!) sayesinde min ho ile bağ kuruldu aralarında. Sevgili sarışın rest in peace diyorum.😀
    Sarışın ile min ho yakın arkadaşlar ama sarışın öldü mü kaldı mı iyileşti mi hiç merak etmiyor Arkadaşlığın demek buraya kadarmış min ho yazıklar olsun. ^^ Sen git sokaklarda elele koş arkadaşın hastahane köşelerinde sürünsün. Biz seni böyle mi yetiştirdik? Ha soruyorum sana!! Ama her kore dizinin temel unsuru olan zengin erkek veledinin aşık olduktan sonra olgunlaşmasını kısa zamanda göreceğimizi düşünüyorum. Neticede sen korelisin olumm o amerikan bebelerine benzemeszin. Aşk seni olgunlaştırır.😀

    Yarın izlerim herhalde. Biraz daha bölüm biriktirip izleyecektim ama spoilerlardan kaçmam imkansız olacak. Karşı koyamıyorum :’) Ellerine sağlık Hikarucuğum.🙂

    • Ay bir de ben Park Shin i sevmem ama bu diziyle sanki bunu yıkacakmışım gibi hissediyorum onun açısından olumlu bir önyargıyla başlayacağım diziye.Ne oluyor bana böyle😀

      • hikaruivy dedi ki:

        aynı durum bende de var, PSH’ye ilk defa ısındım inanır mısın… sarışın görevini yaptı ve huzurlarımızdan çekildi, her ne kadar aklımızda LMH’nin arkadaşlığı konusunda şüpheler bıraksa da o yavşaklığa daha fazla dayanamazdım, bence iyi oldu😛😛 fasulye tozunu valizde ülkeye sokarak büyük risk almış bizim kız, yakalansaydı uyuşturucu olmadığını anlatana kadar canı çıkardı😛 senin de ellerine sağlık canım, bir an önce izle de gel, geyik çevirmeye çok müsait bi dizi olacak gibi😉

  9. eda dedi ki:

    Merhaba, merak ettim, gu family book ve big dizilerini izlediniz mi ve izlediyseniz bu diziler hakkında da yazabilir misiniz? Yazılarınızı çok beğeniyorum🙂

    • eda dedi ki:

      Pardon, big ile ilgili yazınızı şimdi gördüm.

      • hikaruivy dedi ki:

        öncelikle çok teşekkür ederim🙂 big’i yazdım gördüğünüz gibi, ama gu family book’un sonu hakkında çok kötü duyumlar aldığım için o diziyi izlememeye karar vermiştim… gerçi belli olmaz, gelecekte dzisiz kaldığım bir zaman açıp izleyebilirim de🙂 sevgiler…

  10. bunusevdim dedi ki:

    İlk yazını okudum sonra diziyi izledim. İki bölüm anca böyle güzel yazılabilirdi. Keşke bundan sonraki bölümleri de yazsan, eminim bu dizide sana malzeme bol olacak😀
    Yalnız Lee Min-ho cidden çohacayip sörf yapmış! İkide bir de aynı görüntüleri koyup durmasalar hadi neyse diyeceksin de, her sörfe gidişte aynı görüntüler kes kopyala🙂
    Durup durup el ele koşmak için bahaneler bulmaları da apayrı bir olaydı zaten.
    Şimdi Kore’ye döndüklerinde ilk liseli geyikleri, sonra da kim holdingleri kapacak geyikleri izleyeceğiz sanırım, bol klişeli bir dizi bizi bekliyor.
    PSHyi sen hizmetçinin kızısın diye aşağılayıp duracaklar gibi bir his var içimde. Lee Min-ho Geum Jan-di’ye yaptığı gibi uyduruktan hizmetçisi rolüne sokmasa bari kızı😀

    • hikaruivy dedi ki:

      teşekkür ederim bu’cum🙂 bundan sonraki bölümleri mim yapıciğiz, diğer arkadaşların da en az benim kadar iyi yazacaklarını düşünüyorum, dediğin gibi dizide malzeme bol😀
      off, kore’ye dönmelerini hem istiyor (şu saçma amerikan tripleri ve stereotip’lerinden kurtulmak adına!) hem de o bahsettiğin klişelere düşmelerinden endişe edip istemiyorum… bak BOF o hizmetçi geyiklerini iyi kotarmıştı; ama BOF çok daha light, eğlenceli bir diziydi tabii; burda ise dizinin bi noktada “benim için üzülme”ye bağlanma ihtimali var, ben aldım o işareti😀 neyse inşallah çizgisini bozmaz diyelim.

  11. normalde hiç sevmem böyle diziyi eleştireceğim diye tüm bölümü yazanları ama her yazan senin gibi yorumlayarak döktürecekse lütfen yazsınlar!😀
    diziyi inanılmaz sevdim de, biraz fazla karman çorman sanki.. kimin eli kimin cebinde o zaten belli değil, üzerine bir de aile ilişkilerinin biraz suyu çıkarılmış gibi, min hyuk un babasıyla rachelin annesi arasında da bir şeyler varmış diye okumuştum, e yok artık.
    sarışın çocuğu seven yok, olmasın da zaten, beyinsiz ya.
    shin hye’a hiçbir şey diyemiyorum ama mesela, ne sevdim ne sevmedim, herhangi bir shin hye karakterini eun sook toparlayabildiği kadarıyla toparlamış işte. yine de kızın kendisine ısınamıyorum onu napcaz😛
    yalnız tan’ın evi nasıl da joo won’unkine benziyo, ferah geniş beyaz muhteşem! eun sook’un kafasında zengin evi tek tip mi acaba dicem, min hyuk un evi şimdilik sadece mutfağını görmüş olsak da gayet normal göründü gözüme😛
    lmh in ingilizcesiyse… lütfen.. ama lütfen bir daha konuşmasın… ingilizce anladığımı sanırdım o konuşmaya başlayınca moralim bozuldu, cümlenin yarısını çözemiyorum!😀
    yalnız ablanın dolandırdığı sevgilisine kadar dizideki herkesin ayrı bir taş olması da fazla geldi bana, ilişkilerin de, zenginliğin de, güzelliğin de, yakışıklılığın da biraz suyu çıkarılmış sanki (işte o sarı Jay de araya kaynamış ona yapcak bişi yok sdlfkjsdfkl)
    heirs konusunu bu yazıyla kapamamalısın ama, yazı boyunca sürekli salak salak sırıttım, o kadar yerinde yorumlar yapmışssın ki, bkz:
    ‘“Hemşeri hemşeriyi gurbette…” diye başlayan atasözünden haberi bile olmayan kızımız sokakta kalmak yerine çocuğun evine gitmeyi tercih etmiş’
    hasfhaksfhaskjhfakjshf

    • hikaruivy dedi ki:

      teşekkür ederim zeynep. bölümü tüm sahneleriyle anlatma işi özellikle yabancı bloglarda çok tutulan bir şey, ama feci halde zaman ve emek gerektiriyor. bense sırf eğlenmek için yazdım, yorumlarım da fark ettiğin gibi teknik falan değil gayet kişisel😀 beğendiğinize sevindim.
      dizi gerçekten çok karışık, iki bölümde kadroyu ancak toparlayabildik😀 her karakter birbiriyle bağlantılı olsun diye abuk subuk ilişkiler yumağı yaratılmış, umarım daha da abartmazlar. PSH benim de çok sevebildiğim bir oyuncu değil, ama burdaki karakteri fena değil, en azından bir you’re beautiful faciası yaratmamışlar e buna da şükür!😀
      tan’ın evi konusundaki tespitin harika. secret garden’da da o eve hasta olmuştum. demek senaristimizin böyle geniş evlere bir düşkünlüğü var🙂
      güzellik/yakışıklılık meselesi korelilerin düşkün olduğu bir konu olduğu için (bir diğeri de bakımlılık, mekanların filan hep über acayip, aşırı lüks vs. olmaları) ben onlara artık takılmamayı öğrendim🙂
      yorumun için çok teşekkür ediyorum🙂 heirs için değilse de başka diziler için de bu recap olayını tekrar deneyeceğim. sevgiler ^^

  12. Vesta dedi ki:

    Ben de 1-2 saat önce izledim geldim hemen. Yazıyı okurken çok güldüm harika tespitler yorumlarla dolu. Min Ho’nun ailesinden 8 sezon Dallas çıkar bence zorlasalar o kadar yani. Bi ara kim nolmuş, neymiş diye anlamaya çalıştım ama çözdüm gibi lakin o resmi eş (üvey anne) çok ilginç bi tip bence. Gitmiş kocasının metresini evine getirmiş karşılıklı tehditleşiyorlar. Vay arkadaş zengin olmak da dertmiş dedirtmek için galiba.
    MH üniversitede mi lisede mi tam çözemedim ben onu sanki. Yaştan anlamaya çalışsam her türlü gider neyse. Şu günlük görünümlü essay mevzusunu adam akıllı açıklarlar umarım, değişik şeyler var gibi görünüyor bilemedim.
    Shin Hye ne sakin bir karakter yahu. Evde anasına atarlar yapıyodu. Ablası olsun MH’nun nişanlısı olsun sesini çıkarmadı ayarsız kız. Ayrıca sürekli maraton koşuyorlarsa demek dağ başındaki villadan şehrin öbür ucuna koştular. Arkadaş ben şurda 2 km koşsam 1 saat nefeslenirim. Bir de o koşuşla peşlerindeki iri yarı kaslı herifleri atlatabildiler sonsuz tebriklerimi gönderiyorum kendilerine.
    Eklemeden geçemiycem MH’nin nişanlısının adı Rachel’mış güya o zaman ne diye kıza ‘rahel’ vari bi şey diyorsunuz. Açıklayın bana bunu. Bir de MH sarı kafalıya Rachel’in aramasından sonra İngilizcemsi bir dilde konuştu ya onu anladığı için bile sarıyı kabul edebilirim.

    • hikaruivy dedi ki:

      teşekkür ederim vesta🙂 LMH o aileden gene iyi çıkmış valla, insanda öyle bir ortamda psikoloji-msikoloji kalmaz aslında… üniversite/lise konusunu ben de merak ettim; dizideki okulun binalarında bilmemne university yazıyordu! ama sanırım bizimki henüz lise öğrencisi.. PSH evde kaplan, dışarıda ise ezik kedi😀 LMH’nin İngilizcesi evlere şenlik😀 sarı oğlan da işte bi tek o konuda işe yaradı askdlaksldsaş😀

  13. selin dedi ki:

    Çok güzel bi yazı olmuş krize girdim okurken🙂 hepside izlerken güldüğüm yerlerdi. Hele o sinemaya pat diye girişlerine de acayip takıldım bi anda nasıl girdiniz oraya biletsiz filan🙂 Peki min ho nun babasının amerikadaki iş için konuşurken abisine ‘kardeşinde gelsin çünkü amerikalıların en önem verdiği şey ailedir’ demesine ne diyosunuz😀

    • hikaruivy dedi ki:

      teşekkür ederim selin😀 sinema işi facia, sorma.. hele o amerikalıların aileye önem vermesi bilgisi! insan adamlara gidip: “amcacım siz amerika diye yanlışlıkla japonya’ya gitmiş filan olmayasınız?” diyesi geliyor😀😀

  14. Melike dedi ki:

    İlk BOF tan tanıyıp aşık olduğum Min Ho ve You’re Beautiful la sevdiğim Shin Hye için izlemek çok istiyordum bu diziyi ben yazının sadece başlarını okudum heyecanı kaçmasın izlerim falan diye ama bu yıl sınavımda var bir yandan başlamak için can atıyorum bir yandan kararsızım eğer dizi çok güzel gibiyse başlıcam lüften dizi hakkında yorumlarınızı yazarmısınız 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      valla şimdilik fena gitmiyor, ama kore dizisi bu, her an saçmalayabilir diye tetikte izliyorum🙂 bence sen sınav çalışmalarına ara verip mola yaptığın zamanlarda kendini ödüllendirmek için izleyebilirsin, hem bu ödül sayesinde belki daha iyi motive olabilirsin😀 sevgiler…

  15. mira dedi ki:

    Ben bu diziye ilk yayınlandığında direk izlemiştim gerçekten harika ya🙂 her bölümünü sabırsızlıkla bekliyorum yani çarşamba ve perşembe çıkıyo takip ediyorum ben…İzlemenizi tavsiye ederim.

  16. mira dedi ki:

    http://www.korediziizle.com/the-heirs-1-bolum-izle.html
    izlemek isteyen arkadaşlar bu siteden izliyebilirler ben bu siteden izliyorum iyi yani sadece bir öneri…

  17. Elif dedi ki:

    selamlar ,
    bilmiyorum yanılıyor muyum ama bu villa revenge de bizim kıza yardım eden bilgisayar dehası amcanın villası sanki.. min ho ya da yakışmış tabi🙂 diziden şu an okuduğum yazın sayesinde haberim oldu. 2 bölüm seyrettim bile, fena değil, oyalıyor gibi şimdilik… Kore dizilerinin maalesef iyi başlayıp toparlanamayan sonla bitmesi sık karşılaştığımız bir durum. Aslında sana yazmamın başka bir sebebi var. Küçük Dünya.. belki hatırlarsın yani kesin hatırlarsın da yazılarından birinde bahsetmiştin bu kitaptan.. not almıştım taaa o zaman , şimdi gurbette çalışırken okuyorum. ben bu kadını tanıyorum. kendi içine düşen kadını… çok beğendim. beni hiç yanıltmıyorsun. umarım bir dizi – film – kitap favorileri daha yazarsın hazır yılın da sonuna gelmişken.. 🙂 sevgiler.. Elif..

    • hikaruivy dedi ki:

      merhaba elif,
      ben revenge izlemiyorum, o yüzden bilemeyeceğim, ama bahsettiğin gibiyse ilginçmiş🙂 insan böyle detaylar yakalayınca sevindirik oluyor di mi?😀
      demek küçük dünya’yı beğendin! nasıl sevindim anlatamam, yazıda da dediğim gibi benim en sevdiğim kitaplardan, hatta hayatımın romanı dediğim bir romandır (Allah kaderimi benzetmesin, orası ayrı :D) kendi içine düşmekle ilgili senin de sorunların var anlaşılan, ben ve nur’la bir ortak yan daha😉 uzun zamandır kitap yazısı yazamamışım, sanırım zamanı gelmiş.. yorumun için çok teşekkür ediyor, gurbette kolaylıklar diliyorum canım ^^

  18. alin dedi ki:

    Ellerin dert görmesin; şu sıkıcı pazar günüme renk kattın…Hayır bundan sonra ciddiyetle seyredemeyeceğim diziyi, çok eğlenceli bir yazı olmuş…

    • hikaruivy dedi ki:

      😀😀😀 şimdi üçüncü bölümü izliyorum, yine iç sesim virvirvir konuşuyor ama bu sefer dalga geçme işini lafea ve selin’e bıraktım😉 sevgiler…

  19. tugbatugba dedi ki:

    diziyi dört gözle bekliyorduk 🙂 kaliteli bir yapım🙂 hoş korelilerin hangi diziye kalite katmadıklarını gördük ki beğenmediğim diziden bile kalite, emek akıyor🙂 yaşasın lee min hoo :)))

  20. Eveet biraz geç oldu ama dizinin ilk bölümünü izlediğimi gururla bildirmek için buradayım Hikaru.😀
    LMH’nun ingilizce konuşmasından tek kelime anlamadım.🙂 Peki o sarışının mimikleri nedir öyle? Aman yarabbim görünce absürd komediye bağlayacaklar herhalde dedim😀
    Bir de artık Rae demek var.😀

    • Bir de biyolojik anne güzelmiş. Böyle hatunları görünce saçlarımı kısacık kestiresim geliyor ama bende onlarda durduğu gibi durmaz. :’) Neyse saçma sapan yorumlarımı burada kesiyorum. Brezilya dizimsi kore dizime dönüş yapıyorum.😀

      • Buraya sürekli bir şeyler yazmayı bırakmıştım ama şunu da not düşeyim. LMH ile PSH’nin ikinci kaçışlarında tek düşünüğüm LMH sen orada kızımızın elini tutup kaçıyorsun ama o az önce çöp karıştırdı o ellerle.:)

      • Bir de sarışın yaşıyormuş! Ay neyse söz bundan sonra sadece tek bir yorum daha yazacağım. Başka yok.😀

      • SPOILERS: (Doctor Who izlemek istiyorum :’) izleyenler nereden bağlantı kurduğumu anlarlar.)
        Bu eski kuşak neymiş arkadaş? Herkesin birbiriyle bir ilişkisi olmuş bir şeyler olmuş, bizim dizileri geçti olaylar zincirinde. Takip edemiyorum iyi mi?😀 Neyse 4. bölüm de bitmiş oldu artık yeni bölüm çıktığında takip edebilirim.🙂 Tan’ın babasına diyecek laf bulamadım.🙂 Kim Won’un annesi, şimdiki resmi eşi, Tan’ın annesi bakalım daha listeye kimler eklenecek?😀
        Ne biçim aile bunlar ayol? Ayşş!😀 Neyse çok detay vermek istemiyorum da bu abisini dövesim var ama iki bölüm sonra bağrıma basarım kesin. Herkesi sağlam bir sıra dayağından geçirdikten sonra hepsine sarılasım var.🙂 Metres hanımın bir yerde “Bu evde olanlar sana bile komik geliyor, değil mi?” gibi bir şey söylüyordu. Evet canım çok komik. Ablacığım sen gidip Tan’ın abisine soruyorsun Nasıl diye halbuki elinde Tan’ın günlerinin nasıl geçtiğini bile detaylı anlatabilecek bir cevher vardı dibinde ama haberin yoktu.🙂 Bir de acummasın sen kalkıp oppa diyorsun o an tüylerim tiken tiken oldu.

        Herkes artık evde, dizi şenlensin artık! Ehehehh. Ay bir de Hee chul beybeyimi de gördüm ya daha ne isteyeyim ben? Hakikaten bu dört bölüm içinde heechul’un olduğu sahne en sevdiğim oldu. Kızın gruplarla konuşması Hong ki muhabbeti falan ayrı bir hoştu. Evet dizi iki dakikalık bir kısımla beni kalbimden vurdu. :’) Kang Min Hyuk cınım seni severdim daha çok sevdim bu diziyle. Şirinlik abidesi. :’) Bu dizi belamı verecek benim galiba.🙂
        Neyse artık susuyorum. Gerçekten.Blogumda bu kadar uzun yazmıyorum burada saçmaladım da saçmaladım.🙂 Buralarda böyle saçma sapan yorumlar bıraktığım için kusura bakma Hikaru. Bir de teşekkürler.🙂

      • hikaruivy dedi ki:

        omo omo! döktürmüşsün piknikçi kız😀😀 o zaman mim sırası sana gelince coşacağını varsayabilir miyiz?😀 sarışının ölmediği müjdesini 3.bölümde ben de aldım, bi de açıklama yapmışlar min ho’nun vurdumduymazlığı içün (sarışın “merak etme, bana iyi baktılar” filan diyodu😛 :D) eski kuşağın ilişkilerini ben de takip edemiyom yaa, herkes birbiriyle tanış çıkmak zorunda mı mübarekler?? heechul beyle henüz müşerref olamadık, araya reklam aldım (daha doğrusu diğer kanala zapladım: mi rae’s choice izliyom da üzerinize afiyet) 4. bölümü cuma günkü uzun kahvaltımda izliycem inşallah😀 ellerin dert görmesin ^^

  21. zamanbekcisi dedi ki:

    çok güzel olmuş yazın ellerine sağlık:)

  22. Geri bildirim: Heirs – Lee Min Ho İlk İzlenim- « La Fea

  23. SecretNovella dedi ki:

    Ellerine sağlık Hikaru. Aylar sonra ilk defa bir K-drama izliyorum sayende🙂
    Dizi hakkında henüz bir fikrim olmamakla beraber Min Ho’yu seyredebildiğim için yeniden mutluyum :p
    Yalnız aklıma takılan bir iki mevzu var (bunları niye sana soruyorum bilmiyorum ama idare et artıkın)
    Bu Tan’ın evi Secret Garden’daki Hyun Bin’in evinin aynısı mı, bana mı öyle geldi?
    Bir de, pon pon kızlar high school olayı değil mi, collegede de mi oluyor bunlar yaw?

    • hikaruivy dedi ki:

      sen yaşıyon mu dostum yaa?😀 ay şimdi baktım da bu yılki yazını yazmışsın, e bi yorum bırakmak farz oldu😀😀
      yok, tan’ın evi hyun bin’inkine çok benzese de o diil.. nerden biliyorum, çünkü bu ev california’da!
      ve sana acı haberi vereceğim: aşırı derecede gelişmiş vücutlara, bas bas “ben 25 yaşındayım!!!” diye bağıran suratlara rağmen… evet bu dizideki elemanlar, yani min ho, woo bin, vs. LİSELİ!!! evet, tan’ın okulu da lise olüyür haliyle…😛

      • SecretNovella dedi ki:

        Ah ah Hikaru ne sen sor ne de ben anlatayım. Arada sırada sesim çıkıyor işte buralarda. Duyan olursa ne mutlu🙂 Yazımı okumuş yorumunu da bırakmışsın cevap vereceğim en kısa zamanda zira o konu hakkında diyeceğim çok şey var.

        Gelelim The Heirs’e.
        Neeeeeeeeeeeeeeeee liseli mi bunlar! Bunlar iyice akıllarını yitirmiş sanırsam. İzleyesim kaçtı vallahi. Zaten bu Min Ho oynadığı dizilerin/filmlerin çoğunda liseli rolünde. Yazık adama yaw.

  24. Geri bildirim: The Heirs-5. Bölüm | Birnam Ormaninda Piknik Yapan Kız

  25. cangema_angel.46@hotmail.com dedi ki:

    yazılarına çok güldüm🙂 diziyi izlemekten daha eylenceliydi eline sağlık🙂 çok beğendim

  26. Geri bildirim: The Heirs- 7. bölüm | egosantrikrapsody

  27. merve12545 dedi ki:

    yaa arkadaşlar sbs kanalı varmı

  28. bayılıyorum kim tan a süper dizi yaaaaaaa…..

  29. esin dedi ki:

    biraz daha çok resim koysaydın daha iyi olurdu admin:)

  30. abure dedi ki:

    yazının tamamını okuduğumu söylersem yalan olur ama konuya hakim olacak kadar satır aralarına daldım. yahu şimdik benim bir şikayetim var dizinin o çok sevdiğim senaristine yazamadığımdan bunca yorumu görünce arkadaşlar beni kaale alır dedim. içimi dökmeye geldim. secret garden ve A Gentleman’s Dignity gibi bir dizinin senaritliğini yapmış bi yeteneğe ben bu diziyi yakıştıramadım. o kadar reklam o kadar iyi cast gene de izlerken ‘eee ne zaman başlayacak bu dizi’ derken yakaladım kendimi. sanki piyasaya liseli zengin bebelerinin alayının aşık olacağı bir kezo hikayesi yaz demişler oda döktür-eme-miş! beleşe darlandım anlayacağınız. iyi geceler

  31. derin dedi ki:

    bayıldımm yazına ya süper eğlenceli bisey olmus harikasın🙂

  32. özlem dedi ki:

    Ben bu diziyi izledim ama pek ilgimi çekmedi ama yorumuna bayıldım okurken çok zevk aldım ellerine saglık🙂

  33. tuğbanur dedi ki:

    Şu hayatıma kadar hiç bu kadar gülmemiştim gerçekten de yaaa …..Allah da sizi güldürsün 😀
    Dünyada benim için sadece tek gerçek war o da Lee Min Ho :
    ona bayılıyorum …..😀

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s