Answer Me 1997: Ergen günlerimize bir dönüş…

Uzun bir aradan sonra merhaba… “Bunca zamandır ortalarda yoktun Hikaru, öldün mü kaldın mı?” diyen varsa öncelikle “Aman efendim, teşekkür ederim, sıhhat ve afiyetteyim, ya siz nasılsınız inşallah?” diye kibarca selam eder, ardından da: “Ulen madem merak ettiniz iki satır yazıp soraydınız” diye itinayla çemkiririm 😛 Neyse… Bu arada muhtemelen siz comeback’imi Song Joong Ki’nin yeni dizisi “Nice Guy” ile yapacağımı düşünüyordunuz. Ama bir Kadir Tapucu değiliz ki dönüşümüz muhteşem olsun (90+ doğumlular bu espriden bişi anlamadı diil mi…) Hatta inanmayacaksınız ama ben daha Nice Guy’a başlayamadım bile!! SJK yakama yapışıp “nappeun yeoja! bunca zamandır beni yağlar durursun… söyle bana, bütün o sözler, bütün vaatlerin, hepsi yalan mıydı ha, söyle yalan mıydı??” diye Kartal Tibet sesiyle bir tirat atsa yeridir, piii… Ama ben de haklıyım, bu aralar bir koşuşturmalar, bir maceralar içerisindeyim ki sormayın 😛 Bu maceralardan bahsetmeyi bir başka yazıya bırakıyor ve size Sessiz Gemi’den haftalar önce gelen mim‘i bir tanıtım yazısı ile harmanlayıp “yeniden merhaba” diyorum: “On beş yıl sonra ne olurdunuz” ve âşık olduğum son dizi olan “Answer Me 1997”!

(Okurken, soundtrack’ten başrol oyuncularının seslendirdiği, esasen 90’ların hit parçalarından olan All for you’yu dinlemek isteyenlere: )

Aslında Answer Me 1997’nin ilk etapta hiçbir çekiciliği yoktu: Bir grup lise öğrencisinin hayatını anlatıyor (ki, bunu her anime yapıyor zaten…) Başrol oyuncularını kimse tanımıyor bile (yani Koreliler tanıyordur tabii, ben bizim Koresever tayfadan bahsediyorum 😛 A Pink’in kızlarını, Superstar K’in birincisini, Suju ya da Bigbang dururken kimsenin sallayacağını sanmıyorum…), yani başrolde bir T.O.P., ya da gençlerden bir Minho, bir Exo boys yok ki kızların ağzının suyunu akıtsın… Peki ne var? En saf, en güzel haliyle 90’lı yıllar var!

Gerçekten de diziye beni âşık eden bu oldu: Diziyi “97 yılında 17 yaşını yaşayan bir grup lise arkadaşının 2012’deki mezunlar yemeğinde buluşması ve lise yıllarının flashback’lerle anlatılması” diye özetleyebiliriz. Bu yönüyle tam da “on beş yıl önceki ben” ve “şimdiki ben”i kıyaslamama yardımcı olan bir ayna gibiydi. Dizide kendimden o kadar çok şey gördüm ki… On beş yıl önce tıfıl bir ortaokullu, ne meslek seçeceğini bile bilmeyen, dünyayı görmemiş, hayatı TV’deki dizilerden, pop yıldızlarından ve okuldaki ufak arkadaş grubundan ibaret olan bir kız çocuğuydum… Sanırım çoğumuz öyleydik. Bir kere internetimiz bile yoktu ki dünyaya açılalım. Haa sonra geldi de ne oldu; biz onu dünyaya fayda sağlamak, kansere çare bulmak için falan kullanmadık maalesef: Yaptığımız tek şey, internette yabancılarla chat’leşmek oldu! 😀 😀 (Hiç chat yapmadım diyenleri lütfen dışarıya alalım, siz ya çok ufak ya da fazla yaşlı olmalısınız :P)

İşte bu dizi de tam o günlerin çocuklarına göre: Star Craft oyunu, eski tüplü televizyonlar, TV’den video kasede kayıt yapmak, müzik dergileri alıp poster biriktirmek ve arkadaşlarla değiş tokuş yapmak, disket kullanmak, MIRC (ya da bizim devirde ICQ) ile yapılan chat’ler, telefon bağlantısı ile internete bağlanma devirleri (biri telefonu kullanınca download yarıda kalırdı!), modemin bağlanma sesi, walkman’den, CD player’dan müzik dinlemek… Eğer siz de ortaokul-lise yıllarınızda bunları yaşadıysanız, bu diziden çok büyük keyif alacaksınız.

Hikâyemiz bir grup liselinin etrafında dönüyor demiştik. Esas kızımız Shi Won, onun en yakın kız arkadaşı Yoo Jung, esas kızımızın çocukluk arkadaşı ve çok çalışkan, çok zeki yakışıklı çocuğumuz Yoon Jae, sınıf ikincisi, bir başka yakışıklı çocuğumuz Joon Hee, porno endüstrisinin duayeni olduğu halde kızlarla konuşamayacak kadar utangaç üçüncü bir çocuğumuz Hak Chan (ki kendisi o yılların pop idollerinden Sechs Kies’in gerçek lideri Eun Ji Won tarafından canlandırılıyor!) ve son olarak her grupta olan, grubun şebeği bir başka oğlanceğiz Sung Jae… Esas kız ve oğlanın aileleri de hikâyeye dahil oluyor tabii. Özellikle kızın beyzbol koçu babasının ve en az kendisi kadar komik olan karısının kavga dolu aşkları (!) ve bir defasında kızlarına basılmaları falan çok güldüğüm sahnelerdendi. İkilinin muhabbetleri çok eğlenceliydi, mesela biri şu: Babayla anne “acaba bir gün İngiltere premier ligde oynayan bir futbolcumuz olacak mı?” diye iç çekerler (bakınız: Park Ji Sung, Ki Sung Yeung…) Anne: “Kim bilir, belki bir gün Dünya kupasında yarı final bile oynarız!” der, baba ise “o kadar da uçma!” diye onu tersler. Ben de 2002 Dünya kupasını düşünür, hatta hayalimde G. Kore’yle Türkiye’nin 3.lük maçına gider, kendi kendime sırıtırım 🙂

İşte dizi böyle göndermelerle dolu. İnsanın içi gidiyor, Türk televizyonlarında da şöyle bir dizi yapılsa, zaten 90’lar nostaljisine bayılan bir kuşak olarak bayıla bayıla izlesek… Ama Birol Güven’in bayık Seksenler’i gibi bir diziden bahsetmiyorum; 40 yaşındaki adamların 18’inde çocukları canlandırdığı değil, biraz daha ergenler üzerinden dönecek olan bir dizi olmalı bu. Aynen bu dizideki gibi bir lise tayfası olmalı; Burak Kut ve Tarkan hayranı iki kız grubunun atışmaları olmalı, sonra mesela Burak Kut diziye konuk olmalı ama kimse onu tanımamalı (burda da Hak Chan’ı Eun Ji Won’a benzeten bir kıza gerizekâlı muamelesi yapıyorlardı, haha! :D). Gençler beli yüksek kotlar giymeli; bel çantaları takmalı, hatta kızların saçları küt, arkalarında ince bir kuyruk olmalı (ben de çok istemiştim bunu ama bonus kafa oluşum yüzünden asla küt saç + kuyruk şeklinde bir saç modelim olamadı, ühüü…) Akşamları gazetelerden kupon biriktirilerek alınmış Arcopal yemek takımı setinde yemek yenmeli, sonra TV karşısına geçilip maaile Süper Baba/Küçük İbo/Tarık Tarcan’lı Çarkıfelek/Güner Ümit’li Turnike falan izlenmeli. Evin babası bıyıklarını kesmesini isteyen anneye, TV’deki Mahsun’un Alem Buysa dizisini gösterip “Ahan da bu oğlanın New York’ta film çektiği gün ben de bu bıyıkları keserim!” demeli mesela 😀 😀 Evin ergen oğlunun anne ve babasının uyuduğundan emin olduğu zaman kısık sesle TV’yi açıp Tutti Frutti’yi ve diğer kırmızı noktalı yayınları izlediği bir sahne de olabilir 😀 😀 Ve elbette Galatasaray’ın UEFA kupasını ve Süper Kupa’yı almasına bir gönderme olmalı! 😀 Ahhh, ben böyle bir diziyi ne bayıla bayıla izlerdim! Hele de burdaki gibi bir abi-kardeş-esas kız aşk üçgeni ve elbette ilk aşk, çocukluk aşkı muhabbetleri olursa nasıl da dondurma gibi erirdim, gayet iyi biliyorsunuz (bakınız Güneş ve Ay, bakınız Rüyalarımdaki Prenses…) Hadi be yapımcılar, yapın böyle bir dizi. Bizi yeniden çocukluğumuza, ilk gençliğimize götürün.

İşte böyle… 15 yıl öncesi, hem çok yakın bir tarih, hem de gizli gizli burnumuzun direğini sızlatan bir anı… Ancak o günden bugüne bakınca şu anki hayatımı asla hayal edemezdim, doğruya doğru. Aslına bakarsanız o günkü bana sorsalar, ben 15 yıl sonraki kendimi çoluk çocuk sahibi, kerli ferli bir kadın olarak hayal ederdim sanırım. Ama görüyorum ki 15 senede bir türlü büyüyememişim. O yüzden şimdi “bundan on beş sene sonra iki çocuklu saygın bir profesör hanım olmak istiyorum” demeyi istesem de biraz çekiniyorum: Bu işler belli olmaz, kırklarımda da olsam gene böyle çocuksu kalabilirim, o yüzden ben en iyisi bir şey demeyeyim… Hem hayat sürprizlerle dolu, bu dizideki sürprizlerin bir kısmı bizim de başımıza gelebilir, kim bilir? 😉

oopsss!

ooppss! son derece masumdular oysa ki.. 🙂

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Genel, Kdrama içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Answer Me 1997: Ergen günlerimize bir dönüş… için 35 cevap

  1. lafea dedi ki:

    Sen de önerdin madem izleyeceğim ben bu diziyi. Yaşım yetmez 😛 çıtırım biliyorsun ama bakalım neler olmuş o yıllarda özellikle Kore’de :))

  2. Hatice :) dedi ki:

    Sonunda yeni yazı geldi 😀 😀
    Bu diziyi duymuştum, ancak hiç açıpta izliyim demedim 😀
    Ama sen yazdıktan sonra hemen bakmak istedim 😀 Aslında Kore dizilerinin reklamlarını bu kadar iyi yaptığın için sana para ödemeliler bence hahaha 😀
    Aslında ben 96 doğumlu olduğum için 90’lar da ne olmuş ne bitmiş hiç bilmiyorum, ama izlemek eğlenceli olucaktır.
    Yeni yazını şimdiden bekliyoruz 😀 (bakınız: çakallık :D)

    • hikaruivy dedi ki:

      evet, sonunda sahalara geri döndüm! 😀 eskisi kadar sık yazamasam da buraları boş bırakmamaya çalışacağım 😉 bu dizi ise kore’de çok popüler oldu, ama bizde bir sürü diğer dizi arasında kaynaması çok normal tabii… ay sen 96’lı mısın? çok çıtırmışsın haticeciğim 🙂 🙂 o zaman dizidekiler sana masal gibi gelecek 😀 ama yine de keyif alırsın bence, anime gibi şeker ve çocuksu bir dizi çünkü bu. sevgilerimle ^^

  3. deniz dedi ki:

    Vaayy Hikarum canım,

    Dönünüşün gayet muhtemeşem oldu.Sen bakma Kadir Tapucu’ya onun çıtası fazla yüksek sanırım 🙂

    Doksanları öyle güzel anlattın ki, içim aktı.Belki birileri okur da böyle bir diziye niyetlenir.Ben de Mikalzia’nın blogunda okuyup izlemeye başladım.Çook güzel bir dizi, hem bölüm süresi kısa hem de konu güzel olunca değmeyin keyfime benim.Esas kızın oyunculuğu çok iyi, hem de ilk deneyim için mükemmel.İzledikçe gençliğimi (!) hatırlıyorum.Senin de dediğin gibi internete bağlanma bunalımlarını( o zaman kablosuz bağlanacaksın deseler inanmazdık herhalde), Annemin kapat şunu telefon hep meşgul, biri arayacak çemkirmelerini, bir kot pantolon için kırk takla atma durumunu(ben iki taklada hallediyordum gerçi), hiçbir zaman yaşayamadığım fan durumlarını(bir keresinde Tarkan’ın kasetini almak için kuyrukta beklemişliğimde vardır hani, tabi arkadaşım için) hatırlıyor, derin bi ahhh ahhhh çekiyorum.

    **Ne yaptın, kesin dönüş yaptın mı? (90’ların değimiyle ….:))

    • hikaruivy dedi ki:

      oyyy teşekkür ederim denizcim. tamam o zaman, kadir tapucu’ya özenmiycem bundan sonra 😛

      diil mi ama, özellikle ilk bölümleri çoook ama çok güzeldi. süresi de tam kıvamındaydı. son 2 bölüm biraz uzun olmuş yalnız; gene de meraktan şıp diye izliyor insan. esas kız cidden çok iyiydi, takdir ettim. bir kot pantolon için kırk takla atmak, ahah, hem de nasıl! 😀 üstelik dandik markalar için; şimdiki gençler gibi diesel’ler falan nerdeee?? ben de hiç kuyrukta beklemedim çünkü küçük şehrimizde ne tarkan konseri olurdu, ne de kasedi hemen gelirdi 😛 sen de arkadaşın için beklemişsindir tabi tabi (ahaha, gülüyorum bak burda 😀 :D) bundan böyle kesin dönüş yaptım inşallah 😉 görüşmek üzere, jalga! ^^

  4. Ahahah Kadir Tapucu dediniz ben hatırlıyorum ben hatırlıyorum.Amca gözümün önüne geldi hatta 😀 Yaşlılığına da bu kadar sevinen yoktur he.O yaşlarda da ne bulsak beyne atmışız maşallahımız var. Hatırladığımız saçma sapan şeyleri toplasak böyle burdan köye yol olur.Senle mikal övdü diye başladıydım ben de buna. Çok yaşayın iyi ki de başlamışım ühühü çok sevdim bitmesin diye gıdım gıdım izledim ama her güzel şey son hesabı

    Öff öyle bir nostaljiye girmişin ki can damarımdan vurdun beni 😀 Bir walkmanim vardı benim eminönünden 5 liraya almıştık adı SQNY idi asjhga çakması işte hey gidi. Hala da duruyor taş gibi maşallahı var. Levent Yüksel albümü almışım ilk albüm deneyimim Med Cezir nasıl yardırıyordum görsen. Kalemle de geri sarmıyordum hiç benim 5 liralık walkmanim kendi sarıyordu onu. Canım 😀

    Tüplü televizyonda atariyle mario oynardık da annem televizyonu bozacağını iddia ederdi. O keyfi de daha başka hiçbir oyundan alamadım valla 😀 Cd player’a da çok özenirdim ama zamanında bir çok yokluk gördük yavruum çakma walkmanimlen idare ediyordum hep:D 15 yıl sonra ne olurum valla ben de çok merak ediyorum ama bir cacık olamayacağım herhalde.

    Valla ne iyi dedin Gani Müjde abiye mail falan atıp bu diziyi mi izletsek ne etsek. Türk televizyalarında da böyle güzel dizilerin tadında şeyler görsek. Nostaljine sağlık valla çocukluğuma döndüm. O kuyruklu kütün ucuna bir de boncuk takarlardı ya böyle renkli renkli mmhh negzel olurdu djasg.

    • hikaruivy dedi ki:

      Ahaha, helal sana, sen de ucundan kıyısından 80ler çocuğusun ne de olsa 😀 cidden yaa, nerde gereksiz bilgi var hepsi beynimin kıvrımlarında depolanmış durumda maşallah, hatta küçük ibo’nun şarkı sözlerini bile zorlasam hatırlıycam, o derece! 😀 😀 dizi harikaydı di mi, özellikle ilk başladığımda 10 bölüm falan yayınlanmıştı, bölümler de kısa zaten, bitmesin diye ben de gıdım gıdım izliyordum.

      SQNY ahahah, süpermiş! 😀 benim ilk walkman’imi ortaokulda dersaneden hediye etmişlerdi. gerçek SONY’ydi, öhöm öhöm 😛 😀 CD player’a geçmemle MP3player’ların çıkması bir oldu. ilk mp3 çalarım 256KB falan hafızalıydı galiba, 15-20 şarkı falan alıyordu. ama ne çok para vermiştim ben ona, piiii… 15 yıl sonra güzel yerlerde olucaksın kuzum, bak görürsün, hikaru dediydi dersin 😉 hatta bu yazıyı göndericem sana kanıt olarak 😀

      ay bana gani müjde deme, o adamın ipiyle kuyuya inilmez. yahşi cazibe’de son bölümde azeri kızı dolandırıcı yapan bi adamdan söz ediyoruz. ama işte sen de haklısın, başka da lise dizisi çeken yapımcı yok anasını satiym! 😛 ama boşver, pis yedili tadında bi dizi olacaksa hiç olmasın daha iyi! 😀 oturur kendi senaryomuzu kendimiz yazarız 😛

      ay evet yaa, bi de boncuk olurdu kuyruğun sonunda! oyy neler neler var daha hatırlayacak! 😀

  5. Bence senaryoyu yazmaya başlayalım Hikaru sonra da buluruz bir yapımcı 🙂 Şimdiden hissediyorum çok tatlı bir dizi olacak 🙂 Evet hemen pay çıkarttım kendime 🙂
    Ama sanki 90lar ayrı bir tatlıydı 🙂 Şimdiki çocuklar bilgisayar başından kalkmıyor ergenler de aynı bir de cep telefonu meselesi var bu ne be 😀 Hoş ben de bilgisayarın başından kalkmazdım ama o dönemin şartlarına göre şimdiyle kıyaslayınca internet mi o demek istiyorum 🙂
    Bir de kesin dönüşün hayırlı olsun 🙂
    bkz
    kesin dönüşü hatırlamayanlar için;
    Almanya’dan kesin dönüş yapmak ve gelirken mercedes’lerini getirmek 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      ahahah, sağol canım 😀 fırsat olsa da yazsam, ama artık o fırsat kolay kolay karşıma çıkmayacak gibi görünüyor…

      o zamanki internetse şimdiki ne? 😀 cidden bizim zamanımızda internet dünyasında yapılabilecekler çok kısıtlıydı: bi zuxxi, bi fıkralar sitesi, bi mail kontrolü, biterdi benim internetteki işim. şimdi öyle mi ya? facebook’uydu, twitter’ıydı, sözlüğüydü, başına oturunca kalkılmıyor…

      mercedes getiremedim ama bol bol elektronik alet ve kozmetik ürünüyle geldim, sayılır mı? 😀

  6. güzzi dedi ki:

    Guner Umit`in et beni vardi bir de degil mi yaaa!

    • hikaruivy dedi ki:

      yaaaa yaaa! bi izzet altınmeşe, bi de güner ümit: benleri bağımsızlıklarını ilan edecekti nerdeyse! sahi, bi güner ümit vardı, nooldu ona? 😀

  7. Mrym dedi ki:

    Ne diziydi ya; gül gül öldüm.
    Kızın anne babasının kavgalarına mı gülersin. Baba-kızın kavgalarına mı? Yoksa kızın gidip esas oğlanı dövdüğü sahnelere mi? Hatta babasının ikisini birlikte dövdüğü sahnelere mi?
    Baktığında böyle yazınca çok anti-patik görünüyor belki ama, kavgaları bile o kadar komikti ki.
    Zavallı çocuk ilk bölümden finale kadar; finalde dahil kızdan sürekli dayak yiyordu. Şimdi etrafınızda böyle kızlar yoksa bir an durup ‘noluyor be’ deyebilirsiniz ama bende azıcık(!) saldırgan ve kavgacı olduğum için yakınlarım çok çeker benden. 90’ların çocuğu değil, 90’lar doğumluyum ama sanırım ruhum yaşlı ve çirkef. Kızın fangirl hallerine bayıldım ben; kendimi gördüm hem. Ben 20 yaşındayım ama SJ konserine gitsem; ne bileyim fan buluşmalarına katılsam yaş falan dinlemem sanırım.
    Finalide çok güzeldi. Maaşallah yahu; senaristlere örnek olsun. Ne soru işareti, ne tatminsizlik, ne hayal kırıklığı; tam kıvamında hatta fevk aladenin fevkindeydi 😀
    Geriye hoş-geldin.
    ^_^

    • hikaruivy dedi ki:

      aynen ben de! yalnız cidden bu kadar dayak muhabbeti olup da bu kadar komik olması da ayrı… trajikomik! 😛

      esas oğlan dayak yedi durdu, ama kanında vardı mazoşistlik 😀 zaten kendisi de: “bir tavşan ve bir aslan birbirine aşık olunca aslan tavşan uğruna huylarından vazgeçmez. ikisi de birbirlerini kendince sevmenin yolunu bulurlar” falan gibi bir şeyler diyordu bir yerlerde. finali de cidden kore dizilerinde alışık olmadığımız türden doyurucu bir finaldi! 😀 teşekkür ederim canım, artık sık sık görüşmek dileğiyle 😉

  8. fix dedi ki:

    Konusunu okuyunca dikkatimi çekmezdi muhtemelen ama merak ettim şimdi. “Rich man poor woman”ı da senin yazını okuduktan sonra izleyip çok sevmiştim (ne sevimli diziydi o da, de mi?)
    Sayende hazıra konmuş oluyorum (teşekkürler). Çünkü bir sürü yeni dizi var; vaktiyle çok izleyince klişeler sıkmaya başlıyor ve hiç sevmediğim şeyi yapıp yarıda bırakıyorum.
    Kasetin bir yüzü bitince arkasını çevirdiğimiz kasetçalarlar, kardeşimle dakika tutarak sırayla oynadığımız tetris, prensesi kurtaran süper mario. Hakketen yaşlanmışım be yav (ühüü), hey gidi günler:) Ama bi bakıma şanslıyız da bence. Hem bu kadar değişime şahit olduğumuz için hem de çocukken küçük şeylerle mutlu olduğumuz için (şimdinin sokakta oynamayı bilmeyen, bilgisayarından uzak kalınca mutsuz olan çocuklarına göre).

    • hikaruivy dedi ki:

      ahah, hazıra konuyorsun demek, iyi taktikmiş 😀 RMPW çok tatlı diziydi, çok…
      “Kasetin bir yüzü bitince arkasını çevirdiğimiz kasetçalarlar, kardeşimle dakika tutarak sırayla oynadığımız tetris, prensesi kurtaran süper mario” hepsi benim anılarımda da var 🙂 hatta kaset devrinin bittiğini hala kabullenemedim ben! sevdiğimiz şarkıya ulaşmak için kasedi sardırır, amma da uğraşırdık 😛 bence de şanslı bir nesiliz. sokakta oynamanın keyfi hangi bilgisayar oyununda vardır ki? 😉 teşekkür ederim yorumun için ^^

  9. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Ne nesilmişsiniz siz de aaa bu kadar atraksiyon da olmaz ki ama 😀 Benim çocukluk hayatım milenyum çağında geçtiğinden o espriyi anlamadım evet ^^” Ama senin de dönüşün muhteşem olmuş unni, o adamı bilmesem de olmuş yani. 😀 ^-^ Ama ama ama ben sordum halini hatrını, twitterdan şeetmiştim ben aslında… ^^” Hoşgeldin Türkiye’ye, mesleğini en güzel şekilde yapacağından eminim, şimdiden başarılar diliyorum. ^__^

    Ve kaset olayının sonuna yetişmek de bir şeydir değil mi? Kaydetme ve radyo olaylarını net bilmesem de (hadi peki tamam onlar varken ben yoktum bile denebilir, muhtemel) kasetin bir yüzü bitince diğerini çevirdiğimi hatırlıyorum beeeeen. 😀 hatta bayramlarda aile büyüklerine gidince kuzenlerimle kaset seçer kaset çalara takar ve dans ederdik (hay ne komik sahnelerdi :D) Ateri, mario, disket bunlar bana da denk gelen olaylar. ^_^ Ha bi de ablama sordum, o da “bu olaylar benim bir üst neslim” dedi 😛 Bu da demek oluyor ki ben hiç ses etmeyim, o bile benden büyük dediyse ben hakikaten minimini birleri oynarım yani. 😀 Sizin nesil cidden matrakmış, ben de o günlerde olmak isterdim esasında… 😀 Not: Sokakta çıkıp oynamak konusunda da ucundan yakalayan miniklerdendim ancak apartmanımızda hep benden büyükler olduğundan aralarına almazlardı öylece otururdum, gene de sokağa çıkmış sayılır mıyım hocam 😀 😀 Kan-da ^^

    • hikaruivy dedi ki:

      öyleymiş cidden canım, şimdi “ah eski bayramlar” muhabbeti yapacak değilim ama şanslı bir kuşak olduğumuzu düşünüyorum, çocukluğumuz ilk gençliğimiz güzel geçti. hoşgeldin dileklerin için çooook teşekkür ederim, artık istanbul’da bir ablan daha var haberin olsun 😉

      kaset olaylarını sen bize soracaksın, radyonun başına oturur sevdiğimiz şarkılar çıksın da kaydedelim diye beklerdik! 😀 sokaktaki büyükler seni aralarına almazlardı ha, vay hainler! 😛 ben gene de seni sokakta oynamış sayıyorum şekerim, önemli olan o duyguyu yaşamak di mi? çok çok öperim, sevgilerimle ^^

  10. Sessizgemi dedi ki:

    Yok ama sahiden anlamadım o espriden bir şey 🙂 Ah çingum ne güzel sürpriz oldu bu bana anlatamam, mimi unuttuğunu sanıyordum bir şey söylemek için gelmiştim yazıyı da okuyayım dedim bir de baktım benden bahsediyorsun 🙂 Çok güzel bir yazı olmuş ama öyle böyle değil karmakarışık bir nostalji yaşadım 🙂 Ahh ahh, ne kasetler doldurtmuştuk eskiden, radyoda çalan şarkıları teybe kaydederdik, sonra bir de aileden gizli poster alıp dolap kapaklarının içine yapıştırırdık 😀 Neler neler geldi geçti gözümün önünden 🙂 O eski kasetler hala evin bir köşesinde durur nostalji kıymetlidir bizim ailede (: Bu diziyi listeme aldım..

    Bu arada hoş geldin ^^

    Haa gitmeden diyeceğim şeyi de söyliyim de unutmadan.. Bir ödülün var bende kabul edersen eğer 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      bu aralar pek sık yazamıyorum işler güçler yüzünden, ama en azından mimi bu şekilde de olsa yapmak istedim. mutlu ettiğime çok sevindim canım 😉 ne kasetler doldurduk cidden… posterler desen öyle, bende de burak kut, tarkan, hatta suat suna falan vardı 🙂 bu diziyi de şiddetle tavsiye ediyorum 😉 ödülü kabul etmez olur muyum, şimdiden çok teşekkür ederim. haftasonu müsaitsen blogunu bir ziyarete gelirim o zaman, eheh 😀

  11. canlina dedi ki:

    Bu dizi çevrildiğinden beri hep aklımda, sade bile olsa eğlencelidir diye düşünüyordum.Anlattığına göre öyle de.Ama elimdekiler bitmiyor ki -daha doğrusu ilerlemiyor bile- dengesiz okul yüzünden 😦 Umarım izleyebilirim bir gün.
    Ahh bu saçlar!! 😀 Benimde saçlarım kıvırcık ama bizimkiler küt kestirmiş.Kabarık kabarık gezmişim ortalıkta.Çok rezilmişim çok 😉 Benim var mıydı hatırlamıyorum ama kardeşimin saçının kuyruğu da vardı.Tabi hanım rahat düz saçlarıyla.
    15 yıl önce ben bebeklerimle oynuyor bulduğum her yere kendimce resim falan çiziyordum galiba 🙂 Sonrasınıysa hiç düşünmeyim böyle tembelliğe devam edersem oldum olacağım 8-5 arası çalışan memur.Neyse o işe bile giremeyen var di mi?Sevineyim en azından işsiz kalırım demiyorum.Yalnız böyle eğlenceli güzel bir yazının altına da karamsarlığımı sıkıştırabildim ya hayranım bu yeteneğime 😀 😀
    Galiba İstanbul’a taşındın.Yanlış hatırlamıyorsam o yüzden yazamıyordun değil mi?Naptın diyesim var ama sonraki yazını bekleyip oradan okuyayım :)) Birden aklıma geldi cidden 2 çocuklu bir profesör oluyormuşsun ve hala burada dizi tanıtımı yapıyorsun ne güzel olurdu 😀 😀
    Gece gece mutlu hissettirdin beni ellerine sağlık hikaru 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      aynen öyle canım, çok eğlenceli ve izlenesi. ama okulu ihmal etme tabii, bunlar bekleyebilir 🙂
      sende de bir düz saça özenme durumu gözlemliyorum, benim de gençliğim bu kıskançlıklarla geçti 😛 insan kendine olmayana özeniyor hep…
      evet istanbul’a yerleştim, hatta hâlâ yerleşmeye çabalıyorum 😛 valla bende bu zihniyet varken 50 yaşıma da gelsem buralarda olurum gibi geliyor 😛 hadi hayırlısı…
      ben de yorumun için teşekkür ediyorum canlinacığım, sevgilerimle ^^

  12. 11.galaxy.2 dedi ki:

    unni biyaneee biyaneee :* ne zamandır gelicektim bloğuna ama ama bir türlü kısmet olmadı *.*
    Unnim ama şimdi şimdi ben bu diziye Hoya(Joon Hee ) için başladım 0.0 Yani infinite de gayet tanınıyor infinitize ler duymasın ^.^

    Yaaa ağlıycağım 😦 evimi çok özlemişken unni olmadı hiç bu yazı 🙂 her ne kadar +90 olsamda çok ta + sı yok 1 yılcık 🙂

    Yazını bitince kaldım ee bittimi yaa unni azııck daha yazsaydın özlemişim yazılarını dedim 🙂 Çok güzeldi unnicim yazın ellerine sağlık 🙂 İnş 15 yıl sonra istediğin yerde yanında istediğin kişilerle olursun *.*

    Veee benim ziyaretimin geciktiğinden dolayı sana geç haber verdiğim mim 🙂 umarım yazmamışsındır bu mimi unni yazmadın diye biliyordum ben de 🙂 http://s2unshine.blogspot.com/2012/09/mim-devam-etmesini-istediginiz-yapmlar.html
    vee kabul edersen senin için birde ödülüm var 🙂 http://s2unshine.blogspot.com/2012/10/galaxy-yldzlar-gecesinde-odul-ald-bu-kz.html

    • hikaruivy dedi ki:

      rica ederim galaxy’ciğim, asıl sen kusura bakma, ne zamandır diğer blogları okumayı bırak kendi blogumdaki yorumları bile cevaplayamadım gördüğün gibi… infinite iyi tanınıyor olabilir, ama bizim blogger’lar arasında çok bilinmiyor, haliyle ben de bilmiyorum 🙂 ama bu diziden sonra joon hee olsun, yoon jae olsun hepsi patlamıştır heralde. joon hee de tatlıydı ama yoon jae’nin o yavru köpek suratı pek şirindi be yav 😀

      mim için teşekkür ederim tatlım. sıraya koyuyorum, ama gördüğün gibi bu aralar ayda yılda bir yazar oldum, inşallah bir ara yazabilirim ben bunu. ödül içinse çok ama çok teşekkürler. en kısa zamanda ziyarete gelicem 😉 sevgilerimle ^^

  13. zeynep dedi ki:

    Bu Diziyi Hep Merak Ediyordum Onayı Aldım Daha Önce Bu Blog’a Bakıp 3 Dizi Seçmiştim Ve Hiçbiri Beni Yanıltmadı O Yüzden Hemen Gidip Diziye Başlıyorum

    (Yanlız İnceden Bi Hüzünlendirdin Gözlerim Doldu)

    • hikaruivy dedi ki:

      çok sevindim zeynep, umarım bu diziyi de beğenirsin.. nostalji yapmak beni de hem keyiflendiriyor hem de biraz hüzünlendiriyor, zaman ne çabuk geçiyor di mi? sevgilerimle ^^

  14. benvedigerleri dedi ki:

    Aii, buralarda yeni olduğumdan yorum yazma konusunda bile kendimi kasıyorum. Şeey ben Symb. Tanıtımını şöyle bir okudum da “İleride yazarken kendimi bu kadar rahat hissedebilir miyim ben de?” diye düşünmeden edemedim açıkçası. Açıkçası To The Beatiful You ile arasında gidip geldim Answer To 1997 nin. Konusu ben doğduktan biraz sonra gerçekleştiği için “Yea o dönemleri pek bilmiyorum ama ben, hem bak biricik Minho’muzun yeni dizisiymiş bu, dur dur izleyeyim hemmen.” oldum tabii ben de. Bunu tabi senin yazını görmeden söylemiştim. Gerçi To The Beatiful You’ya başladığıma kesinlikle pişman değilim hatta ilk dizi tanıtımıma bu diziyle başlamayı düşünüyorum ama Answer to 1997’ye başlamadığıma pişman olmadım değil. Henüz TTBY bitmediğinden biraz daha bekleteceğim bu diziyi ama kesinlikle yakın bir zamanda başlayacağım. Pek gençlik dizilerini sevmem ama 15 yıl sonrası da olacağı için seveceğimi umuyorum. Hem sen sevdiysen güzeldir çünkü önerdiğin diziler beni hiç hüsrana uğratmadı. Bir şeyi de söylemek istiyorum, blog dünyasına girişim de senin sayende oldu.. Senin kadar başarılı olacağımı sanmıyorum ama yazmayı oldum olası sevdim ve bloğunu okumaya başladıkça “Ben de mi yazsam?” diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi. Tanrım ne çok konuştum, susuyorum artık. Bu arada tekrardan hoşgeldin ve ellerine sağlık.

    • hikaruivy dedi ki:

      merhabalar symb, sen de hoşgeldin blog âlemine 🙂 ooovvv, demek blogunun açılmasına vesile olmuşum, ne güzel! en kısa zamanda iade-i ziyarete gelmek şart oldu 😉 ben de sonradan açıldım yazma konusunda, ilk yazılarımda nasıl kasıldığıma arşivden bakabilirsin 😀 😀 TTBY’i ben izlemedim, sadece hakkındaki yorumları okudum. ama sen keyif aldığın sürece sorun yok. answer me 1997 her zaman izlenecek bir dizi, ne de olsa 90’ların nostaljisi her zaman eğlencelidir 😀 sevgilerimle, şimdiden iyi eğlenceler ^^

      • benvedigerleri dedi ki:

        Sanırım o kasılma döneminden her blog yazarı geçiyor illa ki bir kez. 😀 TTBY güzel olmuş, Hana Kimi’yi bir türlü izleyemedim o yüzden Japon versiyonuyla kıyaslayamam kesinlikle ama şirin, komik bir dizi olmuş. Tabii kimisi A dizisini çok sever kimi izlerken sıkılır biraz öznel, o açıdan bir yorum yapamam. Evet, nostalji her zaman ilgimi çeken bir konu olmuştur zaten. Sınav haftam bir bitsin de kendimi o zaman Answer Me 1997 ile ödüllendireyim. Teşekkürler, sana da iyi eğlenceler. 🙂

      • hikaruivy dedi ki:

        😀 Doğrudur, daha önce bu kadar ara vermediğim için bana olmamıştı ama illa ki olması gerekiyormuş demek 😉 Hana Kimi’yi mutlaka izlemelisin, muhteşem bir dizidir! Belki de en çok güldüğüm dizilerden biri… Answer Me 1997’yi yavaş yavaş tüm Koreseverler arasında popüler yapıyoruz, izlemeyen kalmasın 😀 Sevgilerimle canım ^^

  15. oyqboyq dedi ki:

    Bu dizinin Türk versiyonu fikri diziyi izlerken benim de aklıma geldi! Mükemmel olurdu gerçekten. Hiçbir bölümünü kaçırmazdım! Ayrıca bence fazlasıyla da izlenirdi. Tabii suyunu çıkarmazlarsa. 😀 Biz Türk halkı olarak nostaljiyi pek severiz. Çok çok hoş olurdu. Ah ah…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s