Ortaya Karışık – Film, dizi, anime…

Yine bir “toplu yazı” ile karşınızdayım. İşte bu aralar izleyip beğendiğim işlere dair birkaç satır:

Brave: Disney-Pixar ortak yapımı olan Brave, birkaç haftadır vizyonda ancak ben izlemeye henüz fırsat buldum. İlk defa protagonisti (esas kahramanı) erkek değil kadın olan, üstelik “beyaz atlı prens” bekleyen hanım hanımcık bir kız değil de cesur bir prenses olan bu animasyonu seveceğimi daha gitmeden biliyordum. Ve tahminlerimde yanılmadım. Belki pixar’ın en güzel filmi bu değil, ama bu kıvırcık kızıl saçlı bıcırık kesinlikle en sevdiğim prenseslerden biri oldu. Hafiften spoiler esintilerine razıysanız filmimizin konusu şöyle:

William Wallace’ın modacısıyla çalışan Lord Macintosh 🙂

10. yüzyıl İskoçya’sında geçen hikâyemizin baş kahramanı on beş yaşındaki Merida, Remzi Fındıklı‘nın büyük büyük atası olan annesi tarafından “on beşindeki kız ya erde olacak ya yerde!” denilerek evliliğe zorlanmaktadır. Ama Merida “hangi çağda yaşıyoruz anne? yontma taş devri biteli çok oldu, artık modern dünyada hepimiz kendi seçimlerimizi yapabilmeliyiz!” diyerek buna karşı çıkar, kızıl saçlarını savurta savurta gezip her gördüğü ağacı oklamaya devam eder. Ama anne kararlıdır; diğer üç İskoç klanına haber yollar: Krallıkta düzenlenen yarışmada her lordun en büyük oğlu birbiriyle yarışacak, yarışmayı kazanan prensesle evlenecektir. Ancak tarihin ilk feminist prensesinden söz ediyoruz burda, boru mu? Merida önce bu üç oğlanın üçünü de bir güzel rezil eder, sonra saraydan kaçıp ormandaki mavi İskoç cinleri gibin bişiylerin peşine takılır (o zamanlar rak bendler vardı da Merida mı takılmadı?…) ve kendisini yaşlı bir cadının evinde bulur. Hazır cadıyı bulmuşken annesinin evlilik saplantısını değiştirmek için onun yardımına başvurur, ama sonuç hiç de tahmin ettiği gibi olmayacaktır… 

yaramaz veletler 🙂 kurabiye hırsızları ve filmin en şeker yaratıklarıydılar 🙂

Brave’in en tatlı yanı üzerine sinmiş olan İskoçya havasıydı: Müzikler, aksanlar, yeşil İskoç çayırları, Stonehenge (bu Güney İngiltere’deydi gerçi di mi…) benzeri taş dikitler, ve elbette gaydalar ile etekler :) Fakat hikâyede bir miktar kopukluk olduğu doğru (ya da kopukluk değil de… hikâyenin başlangıcından tamamen farklı bir yöne gitmesi diyelim). Kimi eleştirmenler filmi çok yüzeysel bulmuş, kimileri Merida’nın kahramanlıklar yapmaasını beklerken bu beklentilerin boşa çıkmasını eleştirmiş, ama sanırım ben filmin böyle oluşunu daha çok sevdim: Film animasyon tekniği ve eski zamanların Avrupa’sında geçmesi yönü ile bana How to Train Your Dragon‘u çok çağrıştırdı, ama onun bir şablona oturtulmuş gibi hissettiren ve bir sonraki sahneyi tahmin edebileceğiniz hikâyesinin aksine çok değişik, özgün bir hikâyeye sahipti. Ve bu hikâyenin ana ekseni aslında “erkeklere kafa tutan kahraman kız” değil, “anne-kız ilişkisi”ydi.

seni yirim bıcırık! 🙂

Filmin ilk yarısında Merida ve Elinor arasında geçenler eminim her anne-kızın yaşadığı türden çatışmalardı; çok tanıdık geldi ve çok eğlendim. Ancak filmin sonlarına doğru gözlerim doldu, annemi çok özlediğimi hissettim… Sanırım eleştirmenler hikâyeyi bu bakış açısı ile görmedikleri için filmi boş ve yüzeysel bulmuşlar; ama bence anneleriyle didişen ergen kızlar ve kız evlat sahibi anneler Brave’i ayrı bir beğeneceklerdir. Ve umarım mesajı her iki taraf da almayı başarır: “Her sorun çözülür. Yeter ki birbirimizi dinleyelim, anlamaya çalışalım, ve her ikimiz de biraz değişmeye çabalayalım.”

İbreti Ailem: Yaz ekranı dizilerinden iki tanesini takip ediyorum: İşler Güçler ve İbreti Ailem. İşler Güçler zaten hepimizin mâlumu, ama İbreti Ailem’i pek bilen ve öven yok. Ama bu dizi de süper! Shameless’ı çağrıştıran (eee, aslında Shameless’ı izlemedim… ama  konuyu biliyorum) türden manyak bir aile ile karşı karşıyayız: Baba bir an önce parayı bulma derdinde, anne klasik bir ev hanımı (bu arada saklama kaplarına verdiği önemde kendimi gördüm, ehu ehe :D), dede ergenliğini yeni yaşayan incici bir genç (!), evin oğlu tam bir embesil ve evin çatlak kızı patronuyla çıkan iş arkadaşına âşık… Hepsi ayrı telden çalıyor, ama her birinin hikâyesi ayrı güldürüyor. Dizinin zaten Zafer Algöz, Şebnem Dönmez, hatta Çağlar Çorumlu gibi birbirinden iyi oyuncuları var. Ama ben özellikle evin kızı olan Gonca Vuslateri’ne hasta oldum: Goncacım, sen ne tatlı hatunmuşsun öyle! Bu kızı bugüne kadar bir tek Canım Ailem’de izlemiş, orda canlandırdığı rolü hiç sevmemiştim. Tipini de Deniz Çakır’a aşırı derecede benzettiğim için aklımda “Ferhunde’nin kardeşi kılıklı” diye kodlanmış olarak kalmıştı. Ama meğer kızın oyunculuğu bir harikaymış, özellikle ilk bölümde konuk oyuncu Melek Baykal’la olan sahneleri beni gülmekten yerlere yatırdı 🙂 🙂 Aynı sahnelerde bir de Gonca’nın patronu olan kadının şahanelikleri vardı ki (Melda Gür canlandırıyor bu rolü) önce kendisi hakkında şu bilgiyi vermek lazım: Bu hanım abla Amerika’da büyümüş, okumuş falan olup Türk kültürüne fena halde yabancı. O yüzden altın gününe gideceği zaman heyecan yapmış, ne söylemesi gerektiğine dair evine temizliğe gelen kadından ders almıştır! Ama küçük bir şeyi hesap edememiştir, o da yardımcı hanımın Trakyalı olduğu gerçeğidir. Böylece sosyetik patron abla güne gidince birdenbire “a be kızanlar, atıverelim birkaç göbecik” falan diye Trakya ağzıyla konuşmaya başlar 😀 😀 Zaten dizinin diğer bölümlerinde de “Ben avukatıma sordum, bu eyalette (İstanbul’dan bahsediyor) idam cezası yokmuş” “Reklam kampanyamızda zenci ve Latinleri de oynatmayı düşünüyorum, minority’lere iyi görünmemiz lâzım” falan gibi müthiş fikirler yumurtlar 😀 Hey dostum lanet olsun, seneye ben de mi böyle olacağım?! 😛

Bitirirken dizideki esprilerden bir kuple sunalım bakalım: Müjdat Gezen’in canlandırdığı ergen dede karakteri huzurevine yerleşmek istemektedir (bunu isteme sebebi de “orda kızlar teklif ediyormuş” şeklinde duyumlar almasıdır! 😀 :D) ve oğlu rolündeki Zafer Algöz’le sokak ortasında “gidicem! gitmiyceksin!” şeklinde kavgaya tutuşurlar. Dede, elindeki huzurevi broşürlerini oğluna gösterir: “Bak bak, ne güzel yerler var!” Oğlu broşürleri okumaya başlar: “Coen kardeşler huzurevi: İhtiyarlara yer var!” Bu da yetmezmiş gibi bir sonraki sahnede, arkadaşının kaldığı huzurevinin tabelasını okuruz: “R.I.P huzurevi!” 😀 😀 😀 Güzel kafalar bunlar, aynen devam 😉

Kids on the Slope (Sakamichi no Apollon): Son zamanlarda pek fazla anime izleyemiyorum… İzlenecekler listemde Mirielenda‘nın övdüğü Kuroko no Basket ve Mikalzia onaylı Daily Lives of High School Boys var. Ama bu dizinin yüksek puanını görünce dayanamadım ve önce onu izleyip bitirdim (zaten topu topu 12 bölümcük, çerez gibi gitti). 1960’ların küçük bir Japon kasabasında geçen hikâyemiz, yine bir grup liseliyi anlatıyor (Japonya’da 18 yaşından büyük olan hiçkimsenin anlatmaya değer bir hikâyesi olmadığına inanasım geliyor…) Ancak bu animenin tonu biraz hüzünlü. Bu yönüyle teenager’lara değil, daha büyük bir yaş grubuna hitap ediyor. Konusu şöyle: Kaoru Nishimi ömrü ordan oraya taşınmakla geçmiş, yalnız ve asosyal bir çocuktur. Yine uzak bir akrabasının evine, Kyushu isimli küçük bir sahil kentine taşınır. Okulun daha ilk günlerinde kötü bir üne sahip olan (serseri çocuk yani) Sentarou ve onun çocukluk arkadaşı şirin Ritsuko ile tanışır. Bu iki çocuk onu olduğu gibi kabul edecek ve ilk defa arkadaşlığın güzelliğini tattıracaklardır…

Anime klasik bir başlangıç yaptı, hatta teee 1. bölümü yayınlandığı sırada ilk 5-10 dakikasını izleyip pek de beğenmemiş, belki sonra izlerim diye rafa kaldırmıştım. Ama sonra aldığı güzel eleştiriler merakımı çekti ve yeni baştan izlemeye başladım. Daha ilk bölümlerde animenin bir başka temasının da caz müziği olduğunu keşfedince iyice bir tuhaf oldum: Cazdan nefret ederim ayol ben! (Hatta hayatımda gittiğim ilk ve tek caz konserinde uyumuşluğum bile vardır… Üstüme gelmeyin, uykusuzdum o gün 😛 :P) Ama ilginçtir, bu dizide caz yapılan sahnelerde bile forward tuşuna dokunmadım, sevdim diyemeyeceğim ama katlanılır buldum. Ben bile böyleyken caz sevenler bu seriye bayılacaklardır. Ayrıca uzun zamandır arkadaşlık üzerine bu kadar tatlı bir hikâye izlememiştim. Karakterlerin hepsini çok sevdim. Gerçi Kaoru’sunu benim ünlü Kaan’a benzetmedim değil (izleyenler sebebini şıp diye anlayacaklardır), ama Sentarou “dıştan serseri görünüp özünde altın gibi bir kalbi olan çocuk” ve Ricchan “şeker kız”ın sözlük tanımı gibiydiler. Arada görünüp kaybolan Yurika ve Junichi de hoş bir ikiliydi; sırf onların hikâyesinden bile öğrenci olayları, siyaset, aşk ve dram içeren bir başka anime çıkabilirdi…  

Zaten hikâye o kadar hızlı akıyor ki, animenin 20 dakikalık her bir bölümü iki Türk dizisi bölümüne bedeldi! Bunun sebebi, 9 volume’lük mangayı 12 bölüm animeye sığdırmış olmaları. Bu durum özellikle son bölümün biraz aceleye gelmiş hissi yaratmasına sebep olmuş, ama yine de bence güzel bir finalle bitti… En sevdiğim sahne ise (bakınız yandaki resim) sondan bir önceki bölümde yer alıyordu, şu şarkı eşliğinde:

Tatlı, sakin bir anime izlemek isteyenlere tavsiyemdir 😉

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı anime, sinema, Türk dizisi içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ortaya Karışık – Film, dizi, anime… için 9 cevap

  1. Deniz dedi ki:

    Her zaman ki gibi, yine dolu dolu bir yazı olmuş Hikaru, ellerine sağlık.Brave eğlenceli bir filme benziyor.Özellikle prensesin kızıl bukleleri pek şeker 🙂
    İbreti ailem’in ilk bölümünü izleyip, bahsettiğin gün sahnesi ve Kanuni’yi açılışa götürme sahnelerine katıla katıla gülmüştüm.Gonca Vuslateri daha önce Küçük sırlar’da da oynamıştı.Ama o diziyi izlemediğim için bilemiyorum oradaki hallerini.
    Anime dünyasına dalma vakti henüz bulamadım.Korkuyorum sanırım:)Zaten bu drama dünyası yeterince zaman alıyor ve ben de maalesef o kadar zaman yok :)Ama bölümler hep böyle kısaysa düşünebilirim 🙂
    ” Hey dostum lanet olsun, seneye ben de mi böyle olacağım?!” pek güldüm, alemsin hikaru 🙂 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      sağol canım 🙂 kanuni sahnesi vardı di mi, bak sen deyince hatırladım 🙂 küçük sırlar’ın ilk bölümünü izlemiştim ama gonca vuslateri’yi hatırlayamadım; bir sürü genç oyuncu vardı, ona sıra gelmemiş demek.. anime dünyasına bir gün dalmaya karar verirsen haberim olsun, bir sürü tavsiyem olabilir 🙂 sevgilerimle ^^

  2. 11.galaxy.2 dedi ki:

    merhaba 🙂 kesinlikle brave izlenilcekler listeme giriş yapmış bulunmakta 🙂 anne – kız ilişkilerini anlatan filmlere bayılırım ama baymadığı müddetçe ve anladığım kadarıyla tam aradığım bir tarzda film brave de . Ve animeye gelirsek bu aralar anime anime die yanıp tutuşan bana bu animeler ilaç gelicek gibi duruyor 🙂 güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık 🙂

  3. selocann dedi ki:

    Brave’in vizyona girmesini kaç aydır bekliyorum, belki bir sene bile olmuştur 🙂 Konusundan çok İskoçlarla ilgisi olması dikkatimi çekti, İskoçlarla ilgili roman çok okudum bu yüzden ister istemez dikkatimi de çekiyor. Zaten animasyonları da çok sevdiğimden merakım da iki katına çıkmıştı:D Vizyona girsin de izleyeyim artık 😛

    Ben daha ‘İşler Güçler’i izlemedim ama ‘İbret-i Ailem’i ilk bölümden beri takip ediyorum hatta hafta sonu tekrarını aileme izlettim, onlara da sevdirdim 🙂 Diziye absürt komedi diye baktığım için sevdim aslında yoksa normalde böyle yavşak bir diziyi asla izlemem:P Yine de çok büyük konuşmamak lazım tabi:) Karakterlerin içinde tabi ki de en sevdiğim Yıldız, nasıl bir kızdır o ya! Hani o kaynana gelin testi vardı ya, favori sahnemdir 🙂
    Yine keyifli bir yazı olmuş Hikaru, ellerine sağlık 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      evet canım ben de uzun zamandır bekliyordum. türkiye’dekiler sanırım biraz daha bekleyecek.. ibreti ailem yavşak bir dizi ha, ahah 😀 absürt komedi janrına aslında milletçe epey alıştık, o yüzden böyle diziler bana hiç yavşak gelmiyor 😀 😀 kaynana gelin testi harika sahneydi, benim de favorilerim arasında 😀 😀 senin de ellerine sağlık canım ^^

  4. Sessizgemi dedi ki:

    Favorilere aldım bu postu 🙂 Anlatımın öyle güzel ki hepsini hemen şimdi izlemek istedim ^^
    Vakit buldukça izleyeceğim hepsini.. Fakat o dizi konusunda anlatımın beni çekse de -bizimkilerin yaptığı dizilerden dilim yandı- bir daha televizyonda dizi izlemeye cesaretim olmadığından ne yapacağım bilmiyorum..

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s