Ağır filmler bunlar…

Kokuhaku (Confessions/İtiraflar)

Japonların saykoluğunu ben anlatmaktan yoruldum, onlar böyle filmler/animeler hayal etmekten bıkmadılar. Death Note’u hepiniz bilirsiniz: “Bir liseli çocuğun Tanrı olmaya soyunması, bir başka liseli ergeninse onu durdurabilecek tek kişi olması üzerine gelişen olaylar, olaylar” diye özetleyebileceğimiz bu anime, karmaşık zekâ ve strateji oyunlarıyla değme Kasparov maçlarına taş çıkartıyordu. Şimdi ise karşımızda aynı mantık üzerine kurulu bir başka sayko Japon filmi var: Kokuhaku (Confessions). Bu defa kahramanlarımız (yoksa anti-kahraman mı demeli?) lise bile değil, ortaokul veletleri. Film, sınıf öğretmenlerinin öğrencilerine okuldan ayrılacağını söylediği sahneyle başlıyor: Genç öğretmen Moriguchi’nin küçük kızı  kısa bir süre önce okulun havuzunda ölü bulunmuştur. Olay kaza olarak kapanmakla birlikte öğretmen, bu olayın kaza değil cinayet olduğunu bilmektedir: Çünkü kendi sınıfından iki çocuk bu cinayeti bilerek ve isteyerek işlemiş, sonra içlerinden biri gelip öğretmene olan biteni gülerek ve dalga geçerek (evet dalga geçerek! çünkü Japon adalet sistemine göre 18den küçükseniz cinayetten ceza bile almadan yırtıyormuşsunuz!) anlatmıştır! Bunun üzerine öğretmen Moriguchi soğukkanlı bir plan yapar. İki çocuktan intikamını başka şekilde alacaktır… Ve sonra, sınıfta bu olayı sakin bir ses tonuyla anlatması ile başlayan, bizi ordan oraya savuracak bir senaryoya sahip deli bir film çıkar ortaya. Şahsen ben epeyce beğendim filmi: Senaryonun sürekli ters köşe yapmasını ve bir an bile sıkılmamıza izin vermemesini geçtim; harika müzikler (bi ara Radiohead bile çaldı!) ve çok güzel görüntülerle dolu bir filmdi bu. Birlikte izlediğim arkadaşsa biraz zorlama buldu. (13 yaşında bir veledin cep telefonuyla patlatılabilen bombalar yaptığı bir filmdi çünkü bu; eh, bizim gibi normal insanlara biraz fazla geliyor elbette…) Ama delidir, ne yapsa yeridir der gibi ben de Japon’dur, ne kadar uçsa yeridir (kafiye uymadı sanki?? hımmm…) dediğim için bu tür abartılı kısımlar bana batmadı. Ben başka şeye takıldım: Filmin ilk sahnelerinde, öğretmen sınıfta olan biteni sakin bir sesle anlatırken o emo kılıklı veletler konuşup gülüşmeye, birbirlerine mesajlar göndermeye devam ediyorlardı yahu! Bizde böyle bir şey olacak, en yaramaz, en hayta sınıfta bile herkesin kanı donar, millet ağlamaya falan başlardı… Ne manyak insanlarmışsınız siz kardeşim; kadının kızı öldürülmüş, siz hâlâ gülüyonuz lan. Yuh!

İzleyiniz😉

Je Vais Bien, Ne T’en Fais Pas (Ben iyiyim, merak etme): 

Sıradışı bir Fransız filmi. Sıradışılığı, sıcaklığından, bitince sizi “ee, n’oldu şimdi?” diye ortada bırakmamasından ve bir Fransız filmine göre çok çok az olan pornografik sahnelerinden ileri geliyor🙂 Konusu çok basit aslında: İspanya’daki bir aylık tatilinden dönen üniversite öğrencisi Lili, ikiz kardeşi Loic’in babası ile kavga edip evden ayrıldığını öğrenir. Genç kız kardeşini defalarca arar, mesajlar atar, ama kardeşinden bir türlü ses çıkmamaktadır. Kızımız gün geçtikçe ağır bir depresyona girer, okulu falan bırakır, hatta bir akıl hastanesine kapatılır (ki sayko bir hastaneydi, hastaları aileleriyle bile görüştürmeyen manyak bir yer… bu sahnelerde film psikolojik gerilime bağlıycak galiba diye düşünmedim değil!) Sonrasını anlatmayayım, belki bir miktar tahmin edilebilir bir son bekliyor seyirciyi. Ama anlatım tarzı olsun, karakterlerin portre edilme şekli olsun, çekimler ve müzikler olsun, her biri dört dörtlük. Anne ve babanın hikâyesi ise bambaşkaymış, ben şahsen tahmin etsem de konduramadım, o yüzden “finali tahmin edilebilir” desem de çok, çok etkileyici geldi bana, halen bu filmden bahsederken içimde yapılan fedakârlığa dair epeyce bir burukluk var… Halen sizi izlemeye ikna edemediysem (ve erkekseniz) son bir bonus: Başroldeki kızımızın duru güzelliğinden (ki kendisini sarışın olmasına rağmen nedense Hazal Kaya’ya çok benzettim ben. Ama bu kız rol yapabiliyor!) gözlerinizi alamayacaksınız😉 (Ayrıca Inglourious Basterds diyeyim ve bir kez daha göz kırpayım burda  ;))

Ve lütfen Aaron’dan Lili isimli şu şarkıyı dinlemeden geçmeyin: Filmin etkisini en az ikiye katlıyor bu parça.

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı sinema, Uzak Doğu içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ağır filmler bunlar… için 17 cevap

  1. winpohu 'ca dedi ki:

    itirafları bende kaç zaman önce izlemiştim . bu japonların akıllarının bizden bambaşka şekilde çalıştığına ikna olmamı sağlayan nadide filmlerdendir. adamların soluduğu hava başka sanırım. sonunu sevmiştim . o bomba sahnesi falan yine de küçük bir eleştiri yapacak olursam çocuğun her şeyi annesinin terk etmesi üzerine yapması pek sıradandı. bir de diğer sayko kız vardı orada ters köşe oldum gerçekten aşık mı la dedim. hem o kızın nedenlerini de anlamadım. demek biri hep psikopat hem aşık olabiliyormuş🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @winpohu: adamların soluduğu hava başka sanırım, haha, sevdim bu yorumunu🙂 ve evet, her şeyin anne meselesine bağlanması bence de çok sıradandı, tam bir freud’culuk örneği😛 sayko kızı hiç sorma, kendisini hiç sevemedim, başına gelenlere de üzülmedim o yüzden..

  2. masalevi dedi ki:

    Uzakdoğuyu hiç tanımayan insanlar bir yana Japon filmlerini ben bile hala soğukkanlılıkla izleyemiyorum, hala bazı yerlerde şoka giriyorum, adamlar çok psikopat yaa.. bi de ya fazla romantik, ılımlılar (heavenly forest vs) ya da aklın alamayacağı kadar tuhaflar, adını unuttuğum bir filmde ikiz kardeşlerin ilişkisi anlatılıyordu:/ ama aksiyon filmleri falan fena olmuyor merak heyecan gidiyor, İtirafları merak ettim, hemen indireceğim..

    bir Fransız filminde çok az pornografi olması beni şaşırttı, en son Dreamers diye bi film izledim ohaa deyip kapatmak zorunda kaldım o kadar🙂 ama bu filmin konusu ilginçmiş, kardeş nereye kaybolDU, ailenin derdi ne merak ettim, izlenmeli yani🙂

    ellerine sağlık canım🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @masalevi: bu japonlar kadar uçlarda yaşayan bir başka millet yok galiba: bir bakıyorsun inanılmaz sevgi pıtırcığı, acayip romantikler; bir bakıyorsun vahşet ve pornografide çığır açıyorlar! valla bunca yıldır adamları çözemedim, daha da çözeceğimi zannetmiyorum…

      fransız filmleri gerçekten de (fransızların kendileri gibi :D) rahat ve bolca cinsellik içermeleri ile meşhurdur🙂 ama bu film öyle değil… sessiz, sakin, dingin, ve çok hüzünlü… ama bayık ya da vıcık vıcık değil; güzel, insanın içine işleyen bir hüzün bu… mutlaka izle canım.

  3. Mikal Zia dedi ki:

    Kokuhaku izlerken beynimiz yandi bizim. Hele ben her surprizde mavi ekran verdim..Yonetmen “biraz cilkini cikarmis. ” dedim ama bu ayrinti, filmin muthisliginden pek bir sey alip goturemedi acikcasi. Siniftaki cocuklarin zevzekligini gordukce aklima Kore filmlerindeki ogretmenler geldi. Her sacmalayanin ensesine bi tane koyuveriyor hoca. Simarik cocuklari sevmedigim icin egleniyorum tabi:)
    Yine bir Japon filmi olan Cold Fish’i izledikten sonra biraz arastirayim dedim bu Japonya’daki seri katilli tuhaf olaylari ve tabi ogrendim ki bu tur soguk kanli suclular arasinda bir cok cocuk ta var. Oyle yanlislikla falan degil, bilerek ve isteyerek canilesmis cogu. Ama hepsi Japon toplumunun kati egitim sistemi, aile yapisi ve geleneklerinden kaynaklaniyor sanirim. Hepsine yazik. Ama cezaevini de kabul etmiyorum cocuklar icin. Cunku oralar suclulari tekrar topluma kazandirma degil, tamamen izole etme ve sindirme yerleri. Psikolojik altyapisi olan suclar icin psikolojik tedavi, diger adli suclar icin de toplum hizmeti, ne bileyim yasamin ve canlilarin degerini acikca gorebilecekleri yerlerde calismalari cok daha faydali olabilirdi gibi. Oturup bir utopya yazayim hazir isim yokken :p

    • hikaruivy dedi ki:

      @Mikal Zia: Ahaha, beynimiz yandı lafı bu filme cuk oturmuş! İzlerken sürekli ters köşe olup duruyorsun değil mi? Aynı tepkiyi verdim, yönetmen biraz abartmış, ama bu durum bile filmin güzelliğini gölgeleyememiş… Şımarık çocuk konusunda sana katılıyorum, Koreli öğretmenlerin eğitim şeklini ise biraz abartılı olmakla beraber özünde doğru buluyorum galiba😛😀

      Vay canına, Japon kültüründe bilerek canileşen çocukların çokluğunu bilmezdim, sayende öğreniyorum. Sürekli başarıya endeksli, aşırı disiplinli bir toplum ve aile yapısı onları buna yöneltiyor olabilir… Cezaevleri konusu çok netameli bir konu; halihazırdaki durumuyla ben de kabul etmiyorum ıslahevlerini… (Hatta cezaevlerini bile saçma buluyorum; mahkumları kendi içlerine kapatmak yerine askerlikte olduğu gibi âtıl işgücü gibi değerlendirmek lâzım bence :P) Çocuk cezaevlerinde kim bilir neler dönüyor, masum yavrucaklar ne travmalar geçiriyorlar oralarda (aklıma hemen Sleepers geliyor…) Ama 12 yaşından büyük bir çocuğun bazı suçları (özellikle cinayet gibi) bilmeden işlemesi de imkânsız. Tamam, teenager’larda muhakeme yeteneğinin bir yetişkin kadar gelişmediğine dair kanıtlar var (frontal lob gelişimini tamamlamamış oluyor onlarda…) ama çoğunun zekâları yerinde (17 yaşımızda yetişkin zekâmıza ulaşıyormuşuz) ve bir çocuk da bile isteye cinayet işleyebilir. Böyle bir durumda cezalandırmaları gerekiyor bence. Ama bu ceza belki community service şeklinde olabilir; ağır suçlar işleyenlere daha ağır ve uzun süreli olacak şekilde… Tabii bir yandan da psikolojik yardım almaları ve mümkünse iyiye yöneltilmeleri sağlanmalı… Dediğin gibi bundan güzel ve uzun bir yazı konusu çıkar cidden, ütopya yazını merakla bekleyeceğim🙂

  4. Deniz dedi ki:

    Filmlerin ağırlığı altında kaldım gerçekten🙂 İlk film gözüme çarpmıştı nette gezinirken.Konusuna şöyle bir bakıp yok canım daha neler deyip geçmiştim.Japon filmleriyle fazla haşır neşir olmamamdan kaynaklanıyo herhalde.Yazdıklarını okuyunca bunlar için normalmiş demek ki dedim.
    18 yaş altında işlenen cinayetlerden ceza alınmıyor mu?Var bu iş de bir iş. Adaletin bu mu dünyaaa🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @Deniz: sen daha Japonların dünyasına dalmadıysan kaç kurtar kendini canım!😀😀 şaka bir yana çok enteresan şeyler çıkıyor onlardan, arada bir izlemeni tavsiye ederim😉

  5. kendisi dedi ki:

    İtiraflar filmini ilk çıktığında Berre (^^) çevirisi ile izleyip çok beğenmiştim. Hatta anneme izlemesi için verip “Bir psikolog gözüyle nasıl yorumlayacaksın bakalım” demiştim ama içini kararttığı için yarım saatten sonrasını izleyemediğini söylediği için hayal kırıklığına uğramıştım😦 Erkek kardeşime de izlemesini tavsiye etmeyi düşünmüştüm ama zaten pesimist bir kişilik olduğu için film sonrası intihara sürüklenmesinden korktum:/ Yanlış hatırlamıyorsam intihar, hayatı sorgulama üzerine kısımları vardı.. Üzerinden vakit geçtiği için net hatırlayamıyorum. Sonuç olarak çok beğendiğim bu filmi kimseyle paylaşamamak koymuştu o zamanlar😦

    Diğer yorumlara da göz gezdirerek baktım da çocuk suçlulardan bahsetmişsiniz. Japon toplumunun yapısının bizden çok farklı olduğu bir gerçek. Bazen onlarda etik diye bir şey olmadığını düşünüyorum. Genelleme yapmak yanlış ama bir kere tırstım, bir daha zor ısınırım onlara:/ Bir de geçen yıl gazetede okuduğum bir haber vardı, unutamıyorum. Türkiye’de geçen bir olay. Yanlış hatırlamıyorsam 10-12 yaşlarında bir kız annesini öldürmüştü ve bu kızın 8-9 yaşlarındaki kardeşi “Aile içinde böyle şeyler olur” yorumunu yapmıştı:/ O çocuklar neler yaşıyor da daha o yaşta böylesine absürt düşünce tarzına sahip olup psikopatça eylemlere kalkışıyorlar bilmek bile istemiyorum. Neyse bu konu uzar😀

    Bir de hani öğretmen konuşurken sınıftaki öğrencilerin umursamazlığından bahsetmişsin ya, ben de dumur olmuştum o zaman. Nasıl böylesine vurdumduymaz olabilirler, içlerinden insani duyguları biri çekip almış mı diye düşünmüştüm. Allah akıl fikir versin:/

    Fransız filmini de merak ettim, şimdi indiriyorum🙂 Tavsiye için teşekkürler. Geçenlerde izleyecek Fransız filmi arıyordum ama dikkatimi çeken bir şey olmamıştı. İzlemediysen ben de À la folie… pas du tout (2002) filmini tavsiye ederim. Ama izleyeceksen hiçbir şey okumadan izle, hatta konusunu bile okuma. Spoiler yersen hiçbir şaşırtıcılığı kalmaz🙂

    Spoiler demişken, sen hiç spoiler vermeden çok güzel anlatmışsın iki filmi de, ellerine sağlık🙂 Daha fazla uzatmayayım, yorum uzun olunca blog yazarı da yorumla orantılı cevap yazma zorunluluğu hissediyor, fazla vaktini almak istemem ^^”

    • hikaruivy dedi ki:

      @kendisi: hoşgeldin canım! seni yeniden buralarda görmek ne güzel!😀

      vayy, geç de olsa seninle filmi tartışacak biri olduğum için sevinçliyim ^^ haklısın, iç karartıcı bir film biraz. hatta epeyce! bu arada bahsettiğin gazete haberine takıldım ben de: nasıl yani, 8 yaşındaki çocuk olayı gayet doğal karşılıyordu öyle mi? türkiye’de geçtiğine emin misin, japonya olmasın?😛 al sana yeni nesilden korkmak için bir sebep daha!o_O

      bahsettiğin “À la folie… pas du tout” filmini ben taa ilk çıktığı yıllarda sinemada izlemiştim. türkçe’ye “seviyor sevmiyor” diye çevrilmişti yanılmıyorsam. çok enteresan bir filmdi… bu aralar fransız sinemasından gidiyorum, şimdi sırada intouchables var, onun hakkında da çok övgü duydum…

      ellerine sağlık, vakit konusunu dert etme, ne zaman istersen karşılıklı yorumlaşmaya beklerim😉

  6. diaboloviolette dedi ki:

    attım sandığıma bunları da😀

  7. makinosev dedi ki:

    Kokuhaku’yu çok merak ettim ama bir yandan da sinirimi bozar diye acaba başka bir zaman mı izlesem dedim okurken, ben genelde hiç birşeyin neşemi bozamayacağı zamanlarda böyle şeyler izliyorum öteki türlü evden bile çıkasım gelmii😀 ne dersin sonra mı izleyeyim çingum bu filmi😀

    kısaca Lili dediğimiz filme bende bayılmıştım, tam da bir daha fransız filmi izlemeciiim diye karar almışken izlemiştim, (başrolde sevimli mi sevimli bir bebeğin olduğu Ricky(2009) (http://www.imdb.com/title/tt1189076/) diye bir filmi izleme gafletinde bulunmuştum da öncesinde, göyeabebişli komik bir film izleyecektim, japonlardan manyak olmasın senarist ağabey durup dururken kanatları çıkan bir bebekten bahsetme gereği duymuş filmin sonunda ise bebiş gökyüzünde kaybolup gitmişti😀 ) haliyle bu filmi izleyince normale döndüm , içim ısındı fransızlara tekrar gerçi yönetmen fransız değil göçmen belki ondan fransız filmlerinden farklı bir sıcaklığı vardı🙂 Harun abilerin Lili/u-turn’ünü de hala dinlerim sözleri çok güzelll😀 bkz: http://kaktuscicegi.wordpress.com/2011/04/19/je-vais-bien-ne-ten-fais-pas-2008/

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: evet canım kokuhaku’yu sinirlerinin sağlam olduğu bir zamanda izle! bu arada sen de aynı filmi yazmışsın! ben nasıl kaçırmışım bu yazını, hayret!o_O süpermiş, ellerine sağlık ^^

  8. Voodoo Baby dedi ki:

    Kokuhaku’yu sayende izledim. Oldukça da beğendim ^_^ Teşekkürleeer!

  9. Geri bildirim: Cici filmler bunlar ^^ | Hikaruivy'nin renkli dünyası :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s