Once Upon A Time, in America – Part 3

Amerika’da yaşayan bir Türk’ün maceraları – volume 3’e hoşgeldiniz! Serinin ilk iki yazısı için burayı ve burayı tıklayabilirsiniz.

Şimdi efenim, bir yabancı ülkede karşılaşılan en büyük sorunun “derdini anlatamama” olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikirizdir. Ülkenin kültürünü çok iyi bilseniz ve dilini şakır şakır konuşsanız bile aksan ve tonlama sebebiyle bu sorunla sık sık karşılaşmanız mümkün. Bu durum benim de bunca yıl sonra bile hâlâ başıma gelebiliyor… Ama ilk yıllarda sorun çok daha vahimdi, mesela bir restorana gidip oturduğumda ne içeceksiniz diye sorulduğu zaman fecii gerilirdim: Çünkü adamlar “water”ı anlamıyorlar abi! Water’ı Türk aksanı ile “votır” diye değil, Amerikalıların telaffuz ettiği gibi “uadır” şeklinde söylemeniz gerekiyor, yoksa mümkün değil anlamıyorlar!! Ay ben de bu duruma nasıl uyuz oluyorum, nasıl uyuz oluyorum anlatamam! Lan malak, ne içmek istiyorsun diye sormuşsun, ben sana ne demiş olabilirim ki yani, benzin diyecek halim yok ya, azıcık kafanı çalıştırsana yahu! Üstelik Türk aksanı en temiz aksanlardan biridir, yani sen beni anlamıyorsan Çinlileri nasıl anlıyorsun merak ediyorum valla… (Hoş, zaten anlamıyorsun… Onların İngilizce’sini ben bile anlayamıyorum…) Böyle bir durumda benim aklıma “Thank God, I am not Italian!” dedirten şu video geliyor (ehu ehe 😀 :D)

Bir de bunun ölçü birimleriyle ilgili olan versiyonu var: Şimdi bu Amerikalılar tüm dünyanın aksine hâlâ ve inatla metrik sistem yerine inç, foot, mil gibi uzunluk, ounce (oz) pound (lbs) gibi ağırlık ve fahrenheit gibi sıcaklık birimleri kullanırlar. Ben de 120 pound mıydım, 130 mu, her seferinde karıştırırım. Hatta geçenlerde kayak yapalım dedik, orda boy, kilo falan yazmamız gereken bir form dolduruyorsunuz, kayakları ona göre ayarlıyorlar. Ben oraya 5 feet 3 inches yazacağıma 6 feet 3 inches yazmışım (ki 180’den fazla bir boya tekabül ediyor!) Görevli çocuk bakıp bakıp gülüyor, ben de neye güldüğünü anlamaya çalışıyorum, en sonunda “ben bile 6 feet değilim” deyince bende jeton düştü. E abicim siz de adam gibi metrelerle santimetrelerle çalışın da, güzel güzel boyumuzu söyleyelim dedim içimden. Hava durumu ise bir başka konu; haberlerde sıcaklık 75 derece olacak dedikleri zaman ben hâlâ bu hava sıcak mı soğuk mu algılayamıyor, her seferinde Celcius’a çevirme ihtiyacı hissediyorum… İşte size “bir Türk’ün Amerikan ölçü birimleriyle imtihanı”!

Bir başka konu, çok kötü durumdaki sağlık sistemi: Yani millet, yatın kalkın Türkiye’deki duruma şükredin; burda acile gittiğinizde bile en aşağı birkaç saat sıra bekliyorsunuz. Acil olmayan durumları saymıyorum bile; taa ocağın başında mide ağrısı şikayetiyle aradığım doktorumdan randevuyu ancak 28 mart için alabildim; varın gerisini siz düşünün… Bir de burda devlet güvencesi diye bir şey yok: Eğer fakirseniz ve sağlık sigortanız yoksa yandınız, başınıza bir şey gelmesi durumunda yüzbinlerce dolarlık bir borcun altına girebilirsiniz! Acile gidince doktorun şööle bir uzaktan bakması bile 1000 dolardan başlıyor!  Ayrıca herkese farklı fatura çıkarıyorlar; kimden ne kadar tutturabilirlerse o kadar yolmaya çalışıyorlar gibi bir durum sözkonusu sanırım… Ve işin daha da tuhafı, bu hastaneler her daim zarar ediyor!!! Yani ben anlamıyorum bu paralar nereye gidiyor abicim… Bilen biri varsa beni de aydınlatsın…

Kısacası, ABD’nin en vahşi kapitalizm uygulayan ülkelerden biri olduğu kesin… Bu durum, en zengin ve en fakirler arasında inanılmaz bir uçurum yaratmış durumda. Özellikle büyük şehirlerde (ve havası daha sıcak olan güney eyaletlerinde) sokaklar evsizlerden (homeless) geçilmez! Sokakta yaşayan öyle çok insan var ki, insanın içi acıyor, “püü, Amerika Amerika dedikleri bu muymuş??” diyesiniz geliyor. Bu zavallılar bozuk paralarınıza taliptir… Ve bazen bozuk para (change) istemek için çok yaratıcı yöntemler bulurlar!

ABD’deki vahşi kapitalizm, herkesin bildiği gibi bir tüketim çılgınlığını da beraberinde getiriyor (hatta sırtını buna yaslıyor demek gerek… bu harcama çılgınlığı olmasa, bu koca ekonomi dönmezdi…) Gerçi son yıllarda biz de onlara benzedik; ama bu durum gene de ilk geldiğim zamanlar tee eylülün başında, 31 ekimdeki Halloween için süs ve kostümlerin satılmaya başladığını gördüğüm andaki şaşkınlığıma engel olamamıştı… Sonradan fark ettim ki, zaten bayramın biri bitiyor, diğeri başlıyordu: Eylülün başından ekimin sonuna kadar cadılar bayramı pompalanıyor, 1 kasımla birlikte hop diye tüm dekorlar bir günde değişip bu kez “şükran günü” kutlamaları başlıyor; şükran gününün ertesi günü ise hoppaaa, Christmas şarkıları tüm dükkânlarda bangır bangır çalmaya başlamış bile! (Özellikle bu Noel tatilini tüm Aralık ayı boyunca kutluyorlar anacım: Radyoyu her açtığımda Christmas şarkıları duymaktan bir ara kusacaktım nerdeyse! Her radyo kanalı, yedi yirmi dört Noel şarkısı çalar mı yahu?! Çalıyorlar, vallahi çalıyorlar… Bir yerden sonra ben de ipin ucunu bıraktım zaten, “engel olamıyorsan zevk almaya bak” felsefesini benimsedim, hatta aralığın sonlarına doğru bi baktım bütün ilâhileri ezbere biliyorum, piiii…) Neyse işte, Christmas’tan sonra sevgililer günü, ondan sonra Paskalya, bu böyle bütün yıl boyunca gidiyor…

Son olarak size Amerikan siyasi sisteminden de biraz bahsedeyim: Bildiğiniz gibi burda başkanlık sistemi var. Ama başkanı seçtiler bitti zannediyorsanız fena halde yanılıyorsunuz: Adamlar sürekli, ama sürekli, bir yerlere birilerini seçer dururlar! Başkanlık seçimi zaten aylarca süren bir nanedir; önce kayıtlı seçmenler gider, kendi adaylarını seçerler. Sonra bu adaylar her eyalette kapışır, birinci seçilir, en sonunda her partinin tek bir adayı diğer partilere karşı yarışır. Bu iş de yaklaşık bir sene sürer! Bu dediğim yalnızca başkanlık idi; bundan başka senato seçimleri, belediye seçimleri, şerif seçimleri, hatta ve hatta -sıkı durun- mahkemelere yargıç seçimleri bile halk tarafından yapılır! Yani TV’de ve radyoda “Yargıç Mr. Smith eyalet mahkemesi kariyeri boyunca bilmem şu kadar hırsızı, bilmem bu kadar katili parmaklıklar ardına yolladı! Yine onu seçin, günlerinizi huzur içinde geçirin!” diye yargıç reklamları duyabilirsiniz, şaşırmayın!

Bir de başkan adaylarının seçim konuşmalarında mutlaka ama mutlaka kürtaj konusu açılır! Buna da ilk başlarda hiiiiç anlam veremiyordum: Yani, ülkenin bin türlü derdi varken (en azından benim ülkemin… ekonomi, terör, demokrasi ihlalleri, dış politika, trafik kazaları, piiii, saymakla bitmez…) bu adamlar seçim tartışmalarının en değerli vakitlerini “kürtaj yasal olsun mu? olmasın mı?” gibi -bence- gayet gereksiz bir konuda tüketiyorlardı! Sonradan biraz anlar gibi oldum: Sonuçta cumhuriyetçi de olsa, demokrat da olsa, adamların dış politikası ya da ekonomi politikaları çok farklılık göstermiyor… O yüzden onlar da çareyi bu kürtaj meselesini temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koymakta buluyorlar. Gerçi bizde de durum çok farklı değildi: Türban meselesi her seçimde karşımıza çıkar dururdu, neyse ki artık çıkmayacak (di mi lan?) Yani yabancı biri dışarıdan baksa “ahaha, salaklara bak, ülkede insanlar ölüyor, bunlar gidip üniversitelere başı kapalı girip girilemeyeceğini tartışıyorlar!” derdi heralde…

Ülkedeki etnik gruplardan da bahsetmek istiyordum ama yazı çok uzun oldu; o da bir sonraki bölüme kalsın…

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı ABD içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

24 Responses to Once Upon A Time, in America – Part 3

  1. tarih84 dedi ki:

    hikayeni yaza bıraktım canım ama merak etmedim değil:)

    yine şaşırdım doğrusu yargıç seçimle olduğunu bilmezdim. diğer meselelere aşinayım ama takip ettiğim için:) cadılar bayramı noel paskayayı bir kere de olsa o serüveni yaşamak güzel olurdu hani.

    • hikaruivy dedi ki:

      @tarih84: ne zaman istersen oku kuzum 🙂 ama sıkıldığın zamanlarda MLR’yi okuyup kafa dağıtabilirsin, o bayaa absürt komedi gibi oldu :))

      yargıçların atanmayıp seçiliyor olmasına ben de hâlâ hayret ediyorum: hayır, nerden tanıyıp nasıl oy veriyorlar, onu da bilmiyorum zaten… cadılar bayramını bir kere new york west 4 cıvarlarında geçirmişliğim vardı, oy oy oy! o nasıl kalabalık, bir daha ömrüm boyunca öyle bir şey görmedim! sokağın bir tarafından diğer tarafına geçmem hiç abartmıyorum on dakikamı falan almıştı (kaldırımlar o derece doluydu…) sebebi de downtown’da parade (geçit töreni) düzenlenmesi; yani kostümünü kapan şehri boydan boya dolaşıyor, millete el falan sallıyor. eğlenceli şeyler bunlar tabii, geyşa kılığında kıllı kaslı adamları falan görmek bayaa komik oluyor 🙂 🙂

  2. superisi dedi ki:

    Çok seviyorum bu Amerika yazılarını. Bunu okuyanda Amerikan hayranıyım falan sanır. Alakası yok. Her ülkenin yazısını seviyorum ama Amerika eski bir arkadaş benim için. O kadar…

    Neyse şimdi gelelim tespitlere… Bu evsizlik şeysini ilk duyduğumda yuh demiştim ki o yaşlarda Amerika’da ekonomik kriz falan yoktu. Meğersem işin ucu farklıymış.

    Hastaneler konusunda şunu söyleyebilirim ki orada doktor, hemşire bilimum sağlık personeli çok uçuk rakamlarda maaşlar alıyor. Batmalarının nedeni bu olabilir mi acaba? Bir de personelin bu kadar az olmasının ve randevu alamamanın nedeni personel yetersizliği… Çünkü orada kimse bu işleri yapmak istemiyor. Çalışma saatleri, yoğunluk falan sıkıntısı. Ayrıca adamlar çok rahat. Tanıdığım bütün Amerikalılar böyleydi. Biz de ise durum tam tersidir. Millet değil doktor hemşire olsa halk içinde ayrı bir yere konur. Ayrıca orada doktor olmak için ayrıyeten bir üniversite daha bitirmek gerekiyor yanlış hatırlamıyorsam. Bir sebebi bu olabilir. Ayrıca devlet desteği de önemli. Mesela biz de sektörlere ayrılan yıllık bütçe bazında savunmadan sonra 2. ya da 3. sırada sağlık sektörü vardır.

    Yazdıklarımda bir yanlış varsa düzeltin lütfen. Benim bildiğim ve doğru sandığım şeyler bunlar. Hmm… Bir bakayım. Belki ben de aklımda kalan bir kaç şeyi çiziktiririm. 🙂 Eline sağlık bu arada…

    • hikaruivy dedi ki:

      @superisi: sağol canım, beğendiğine sevindim. ben de seviyorum böyle şeyler okumayı, mesela guzzi’nin kore’yle ilgili yanlış bilinen gerçekler serisini de çok severek okudum 🙂

      hastane personelinin uçuk maaşları konusunda haklısın. ama tek sebep bu olamaz; bu açık bu kadar büyük olamaz yani… ama doktorlar ve avukatlar ABDde en çok kazanan meslek gruplarıdır; ve her ikisi de, senin de belirttiğin gibi, önce başka bir üniversite bitirdikten sonra alınan degree’lerdir. grey’s anatomy’deki asistan doktorların 30larında olmalarının sebebi bu yani 😀 😀 personel yetersizliği büyük sıkıntı, hele de hemşire eksikliği! hemşire olup da işsiz kalmazsın bu ülkede. doktorlar aşırı yoğun, ama rahat olup olmama konusu biraz karışık. çok çalışkan adamlar da çıkabiliyor (ama elbette asla bir asyalı olamazlar! :P) bir de tazminat davaları falan sıkıntılı; doktor hatasından dolayı ölümlerde hasta yakınları doktora ve hastaneye deli gibi tazminatlar ödetebiliyorlar (bak bu da hastanelerin batmasına sebep olabilir :P) sağlık sektörüne burda da çok para ayrılıyor, hatta obama bu fonu çok daha artırdı, sağlık güvencesi olmayan yaşlıları kapsayan medicare diye bir sistem var, onun kapsamını genişletmeye falan çabaladılar, sağlık reformu yapıldı bir nevi. ama hâlâ çok yetersiz… bir de bir amerikalı arkadaşım “bizde ilaç araştırmalarına çok para gidiyor, bütün dünyanın yükünü biz çekiyoruz” demişti ve sağlıktaki kara deliği buna bağlamıştı, ne derece doğru bilemiyorum… böyle işte 🙂 sağol yorumun için ^^

  3. deniz dedi ki:

    İzlediğim onca Emergency dizileri yalan demek 🙂 Aslında acillerin çok kalabalık olduğunu duymuştum.Bizim hastahanelerde üç güne randevu veriliyo yine de şikayetçi insanlar.
    Yazın çok güzel olmuş.Diğer yazılarını da önceden okumuştum.Gidip görmüş kadar oluyoruz sayen de 🙂 Bu arda kaç yıldır amerika’da yaşıyosun?Merak ettim 🙂 İşin matematiğini çözmüşsün.

    • hikaruivy dedi ki:

      @deniz: ahaha, behzat ç dışında hepsi yalan 😛 😀 aciller çok kalabalık, hastaneler çok kalabalık… hasta olmamaya bakmak lâzım!

      beğendiğine sevindim canım, bir gün yolunuz düşerse çok şaşırmayın diye yazıyorum 🙂 burda 5 yılı devirdim 6’nın içindeyim; üniversite biter bitmez gelmiştim… alıştık tabii artık…

  4. Yine çok eğlendim çok Kok 😀 😀 Bu yazı dizisi en sevdiklerimden kaçıncıya diyorum bilmiyorum.Çok komik şeyler çıkıyor çok gülüyorum.
    ahaha off İtalyanımızın aksanı da evlerden ırakmış he.Geçenlerde bir çekik filmi izlerken ben de onu düşünüyordum.Bunlar sürekli bizim anlamadıklarını söylüyorlar da Asya grubunu nasıl anlıyorlar orası bir gizem herhalde.Yoksa hele Çinlilerin ( iyi aksanlıları vardır tenzih ederim ) hem tonlamaları,hem konuşmaları falan peheyy yani.Gerçi ben İngilizler İngilizce konuşurken de anlayamıyorum 😀 😀 Yıllardır Amerikan aksanlı öğreteceklerine Britiş öğretseydiler de biz de ihya olurduk ne güzel.Eğitim sistemimize edeyim 😀
    Selvi Boylum Al Yazmalım 1.80 oldun mu yahu sen.Ne zaman o kadar büyüdün sen 😀 Ama bu konuda haklısın .Tamam sen Amerikasın güya herkes sana uymak zorunda.Sen paşasın, kralsın (hiç de değil huh) ama dünya bunu kullanıyorsa azcık sen de uy şu sisteme.Sen Amerikasın şartlara uy azcık.
    Ölsen bir bardak su veren yok öyle mi 😀 Vah benim kuzuma.Amerika uzaktan hoş desene.Bir başkadır o zaman benim memleketim laylaylay diyelim hep beraber 😀
    Of homelesslara bittim.Angelina’nın çocuklara çeyrek takacan he mi? Gidip ziyaret etsen de yeter yav.Brangelina hediyeye takmaz o kadar,iyi çocuklardır keratalar 😀 Amcanın babasına da çok üzüldüm gerçekten Rip hunharca ninjalar tarafından öldürülen amca.
    Elceğizlerine sağlık,çok eğlendim her zamanki gibi 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @egosantrik: sağolasın kok’cum 🙂 senin gibi komik bir kızı güldürmek benim için büyük başarıdır efem! 😀

      italyan aksanı videosunu ilk izlerken ben de çok gülmüştüm yaa 😀 çekikleri anlamak için uzman olmak gerek! ilk geldiğim sene çinli bi asistanım olmuştu; çocuğa soru sormaya gittim, gideceğime pişman oldum hee… konuştuğundan hiçbirrrr şey anlamadım yemin ediyorum! hatta çocukcağız da baktı olmuyo, kelimeleri yazarak anlatmaya falan başlamıştı 😛 bu arada ingilizlerin ingilizce’si de çok fenadır haa… yani BBC ingilizce’si konuşan çok az sayıda insan var; britanya adası aksandan geçilmiyor! onları da çözmekte zorlanıyorum ne yalan söyliyim… hatta en rahat anlaşılan ingilizce gene amerikan ingilizcesidir (güney eyaletlerinin yayvan aksanı hariç), boşver bunu öğrenelim biz 🙂

      selvi boylum al yazmalım, ahah 😀 😀 nerdeeee…. “sen amerikasın, büyük düşün!” demişler, adamlar o günden beri feet’lerle uğraşıyo, bizi de uğraştırıyo 😛

      ölsen bi bardak su veren yok, valla doğru dedin şekerim… o yüzden biz gene gurbette birbirimizi buluyoruz; en yakın dostlarımın türk olması bu yüzden…

      homeless’ların daha komikleri de vardı da şimdi bulamadım. aklıma gelirse söylerim 🙂 yorumun için tişkür ettim kuzu 😉

  5. sagbeyin dedi ki:

    her amerika yazında farklı şeyler öğreniyorum 🙂 valla bir değişik insanlar şu amerikalılar-gerçi onlara göre de biz bayağı enterasanız sanırım 🙂
    homelesslara koptum ne yaratıcılardı yahu 🙂 2. homelessın kulaklığına bakınca iyi para kazanıyorlar sanırım bu işten 🙂
    yargıçların seçimle gelmelerine, hele reklamları kullanmalarına ise oldukça şaşırdım. yargıçların herşeyden önce objektif olması gerekir oysa ki. iyi ki bu sistem türkiye de yokmuş diyorum 🙂 hiç kendi reklamını yapmayı beceremeyen biri olarak işsiz kalırdım herhalde 🙂
    ellerine sağlık^^ yazının devamını merakla bekliyoruz 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @sağbeyin: sağol canımcım, evet işte farklı kültürlerin birbirine ilginç gelen yönleri meselesi 😉 homeless’lar iyi kazanıyor mu bilmem, ama burda herkesin elektronikten yana hiçbir sıkıntısı yok valla; en pejmürde gezen adamın bile elinde son moda iphone’lar, ipad’ler var! nasıl oluyo bu iş bilemiyorum; o kadar da ucuz şeyler değil aslında…

      yargıçların seçimle gelmesi hakikaten çok tuhaf bir konu. tabii her yargıç değil, sanırım yalnızca bölge mahkemelerindekiler böyle iş başına geliyormuş (yalnız şu anda çok pis sallıyor da olabilirim, hukuk konusunda cahilim de biraz… neyse şöyle bir link buldum, belki neden bahsettiklerini sen daha iyi anlarsın: http://debatepedia.idebate.org/en/index.php/Debate:_Election_of_judges) yok yok işsiz kalmazdın, biz elbirliğiyle senin reklamını bloglar üzerinden yapıverirdik 😀 😀 sevgiler ^^

  6. canlina dedi ki:

    bu yazıdan anladım ki ben amerikaya adımımı atmamalıyım(Sanki onlarda nour noluuuur gel canlina diye bağırıyorlar da bi de istemem diyorum neyse).Hayatta en nefret ettiğim şeylerdendir hastanede sıra beklemek dakika doktoru görmezsin bile bazen ama saatlerce beklersin.Uffff mümkünse ne ben ne de kimse hasta olmasın ya hu!Oradaki kapitalizmin zaten farkındayım ama giderek bizimde onlardan farklı yanımız kalmayacak her geçen gün ilaç fiyatları artıyor devlet ödediği miktarı azaltıyor.Geçen gün eczanenin camında şunu okudum;’devlet ve ilaç firmaları anlaşamıyor eczacınızın yapabileceği bişey yok ilaç sıkıntısı yakında baş gösterecek çocuklarınızı sıkı giyindirin.’…Daha ne diyim ki ben!
    Bu serzenişlerimden sonra bir de ingilizce,derdini anlatamama konusunda uzun uzun yazabilirim.Ama benimki senin durumundan çok çok fena hala.N’apacağım bu ingilizce derdiyle bilmiyorum.Okuyunca bi çok şeyi anlayabiliyorum ama bana cümle kur de tek kelime yazmam saatler sürer.Konuşma olayını bi yana bırakıyorum zaten dediklerini anlamam bile zorken nasıl konuşayım!Şimdi böyle söyleniyorum ama sanki çok çalışıyormuşum da öğrenemiyormuşum gibi oldu.’Zaten zor ki ya bu,şimdi çalışsam sanki öğrenebilecek miyim?,iki gün sonra unuturum yine ben’ mantığıyla çalışmıyorum da.Ne olacak benim bu halim ? ?
    Ölçü birimlerini ben de öğrenemem gibi geliyor ve dilencilerin orjinalliğine bayıldım doğrusu 😀

    Bu biraz iç dökme yazım gibi oldu kusura bakma hikaru 😀 😀 ama rahatladım yazınca biraz hiçbirşeyi içinde tutmamak lazımmış cidden.çok sağol :)Bu yazılarının devamını meraknan birlikte beklemekteyim ellerine sağlık^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @canlina: offf o doktor bekleme işi benim de en canımı sıkan şeylerden; Allah acile düşürmesin diyorum 😦 ilaç konusu zaten çok fena, bu her yerde aynı galiba… ingilizce konusunda ise konuşmadıkça her dil paslanmaya mahkumdur maalesef… ama bu dilin konuşulduğu bir ülkeye gidersen yalnızca birkaç ayda bile anlama oranın şaşılacak kadar artıyor! konuşmak bambaşka bir mevzu tabii; ama yine de anlama konusunda kendini geliştirmek için benim sana tavsiyem ingilizce filmleri, dizileri altyazısız izlemeye çalışman olur. başlarda zorlansan da bir süre sonra bir bakmışsın hepsini çatır çatır anlıyorsun! işe yarıyo 😉

      ölçü birimlerini biraz da inattan öğrenmiyorum galiba 😛 gıcık oluyorum çünkü, adam gibi metreler, kilogramlar varken niye işi zorlaştırıyorlarsa işte…

      sen de sağol yorumun için ^^

  7. masalevi dedi ki:

    yaa senden neler neler öğrendim Hikarucum, derslerde bile hocalara bahsediyorum yazdıklarından, canlı örneksin sonuçta 🙂 daha geçen gün ölçme ve değerlendirme dersinde ölçme birimlerinin genelliğinden bahsediyorduk, hoca “Amerika genel olmayan tüm ölçme araçlarını kullanır kıhkıhkıh!” diye gülmüştü, önceden okumuş olsam yazdıklarından bahsederdim yine 🙂

    demek “votır”ı anlamıyorlar haa!! bize Sultanahmet’te çat pat Türkçeleriyle yol soran turistlerden hiç bahsetmeyeyim ben! “Hagia Sophia hangi araç? Tram? Iwant to get on gideceğim ben..” vs gibi cümleler duyuyorum hep, ama Türk olmamın getirdiği genetik bir özellikten ötürü yol tarif etmeden bırakmıyorum da. “aman efendim anlamadım ne diyorsun kardeşim” diye bbön bön bakmıyorum, ayıp ediyor ama Amerikalı kardeşlerimiz 🙂

    dilenciler de ne yaratıcıymış, burada en fazla “açım, 4 çocuk okutuyorum” gibi şeylerle karşılaşıyoruz, elin dilencisi de bi garipmiş 🙂 bu evsizlik meselesi ABD’ye has bi şey değil sanırım, arkadaşım da Fransa’ya gitti, o da aynı şeyden bahsetti: “Her yer evsiz dolu, bazı sokaklarda yürüyecek yer bile yok..” Türkiye’nin en kalabalık şehri olan İstanbul’da bile ben evsizle karşılaşmadım, çok az çok nadir köprü altlarındaki sarhoşşar falan hariç tabii.. neler var neler

    seçimler konusunda da ölçü birimlerinde olduğu gibi farklı olmaya devam ediyorlar, seçin işte temsilcilerini onlar gerisini halletsin bu kadar tantanaya ne gerek var 🙂

    part 4 hasretle bekleniyor 🙂 ellerine sağlık canım^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @masalevi: ah kuzucum, mutlu oldum şimdi, kendimi öğretmen gibi hissettim, öhöm öhöm 😀 😀

      di mi yahu, ben de hep aynı şeyi düşünürüm: biz derdini yarım yamalak anlatan adamı bile anlarız, bunlar anlamıyor abi! 😛 “Türk olmamın getirdiği genetik bir özellikten ötürü yol tarif etmeden bırakmıyorum da.” ahahah, süpersin! 😀 😀

      dilenciler çok yaratıcı ya, hiç sorma 🙂 demek fransa da öyleymiş, bak onu bilmiyordum… evet biz o konuda biraz daha iyiyiz sanırım, gerçi gönül kimseler sokağa düşmesin istiyor elbette, ama işte… ayrıca düşündüm de, buna bir sebep bizdeki güçlü aile bağları olabilir: burda yaşlanınca huzurevinde kalmak çok sıradan bir olay, kimse garipsemiyor. hatta bu huzurevleri (nursing home, community homes, bir sürü değişik adı var) çok büyük bir endüstri; insanlar bunun için para biriktiriyorlar ya! o_O bizde aile büyüğünü huzurevine bırakmak çok ayıp karşılanır oysa ki..

      teşekkür ederim yorumun için. öperim canım ^^

  8. nomuyeppuda dedi ki:

    Koca yazıdan bu saattee çıkardığım sonuç. Siyasetçileri değil ama dilencileri yaratıcıymış en azından :))

    İtalyan videosuna çok güldüm.Telaffuz problemi insanı acayip geriyor gerçekten! bazen “susayım daha iyi şimdi yanlış söylerim, rezil olmak” diyerek katılmıyorum konuşmalara, yardım isteyen olmadığı sürece.Zaten oda ayrı bi alem bilmiyorum deyip gitmek sanırım bizim genlerimizde yok 😀 İlla yardımcı olucaz gidecekleri yeri tarif edicez 😀 Ölçü birimlerinin tuhaflığının farkındayıdım ama aralarında bu kadar uçurum olduğunu bilmiyordum yahu. Allah aşkına bu milletin problemi ne! Nerde bi tuhaflık liste başı Amerika 😀

    Ellerine sağlık diğer yazılarıda okumuştum eğlenceli gidiyor.Seri oldu artık 4’ü bekliyoruz ozaman ^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @nomuyeppudaa: hahah, evet aynen! 😀

      telaffuz problemi insanı geriyor, yalan diil… sanırım bu yüzden “içki içince yabancı dili daha iyi konuşmak” diye bir fenomen var; yani içince rahatlıyor, hata yapma olasılığını fazla takmamaya başlıyorsun; bu da doğal olarak daha akıcı konuşmanı sağlıyor 😀 😀 aslında fazla aldırmadan bodoslama dalmak gerek ama kendim de bunu yapabilen bir insan olmadığım için sana bir şey diyemeyeceğim 😀 bu adres tarif etme olayı sanırım tüm akdeniz milletlerinde var; bi kere italya’da bi abi ingilizce bile bilmediği halde bize sorduğumuz yeri tarif etmek için on dakika ter dökmüştü 😀 😀 (bayaa da yaratıcıydı; trafik lambalarını ellerini yumruk yapıp açarak tarif ediyordu, yanıp sönen lamba anlamında :D) ölçü birimlerini neden hâlâ ve ısrarla bu uyuz birimler cinsinden kullanıyorlar, valla ben de bilemiyorum. amerika tuhaflıklar konusunda ingiltere ve uzak doğu’yla yarışır galiba 😛

      sağol canım yorumun için ^^

  9. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Unni bu yazı da diğer ikisi gibi mükemmel olmuş! Ellerine sağlık. ^^
    Şu aksan olayı için bizim geçen seneki ingilizce hocamız da az geyik çevirmedi. 😀 Bizim hoca cidden su gibi konuşuyordu, BBC haber spikerleri yanında halt etmiş, o derece. Amerika’da kalmış birkaç yıl, anlatıyordu. O da “I don’t know”u örnek vermişti. “Öyle bir kıvıra kıvıra söylüyorlar ki, Dannaaoow’a dönüşüyor” demişti. Biz sınıfça o dannaooww deyişine kopmuştuk. xD
    Ve şu İtalyan aksanı videosu süpermiş, gülmekten öldüm. 😀 Yazık valla adama. xD
    Bu arada telefonda golf oynarken de inç, feet vs vs. terimlerle haşır neşir oluyorum, bir ara bana da açıklarsan sevinirim unni, neymiş bunlar.. Zaten golften molften anladığım yok, vakit geçsin diye oynayayım diyorum, sırf bu absürt ölçü birimleri yüzünden sinirlenip kapatıyorum yani. >.< Bu arada adam da azıcık alttan alsaymış sanki, yok neymiş ben bile 6 feet değilimmiş, çaktırma işte, alla allaa! Hıh! -.- Fahrenheit da işin içine girince, unni allah sabır versin sana, ne diyeyim. =)
    Bi de gelişmiş ülkelerin sağlık hizmetleri iyi diyorlar, gidip Coğrafya hocama şikayet edicem (bu sene coğrafya konumuz da bunlar), MEB bizi doğru bilgilendirsin! 😛 Olmaz ki böyle canım! 😀 Bu arada nasıl oldu karın ağrın? Daha iyisin ya?
    Hım diğer bir konu: Dilencilerin yaratıcılıklarına bittim, bir de poz vermişler, pes diyorum. 😀 Ninjalar ha? Hahahaa! 😀 Bu arada ikinci dilencinin kulaklığı çok ciks, inandırıcılık 0 yani, söylemeden geçemeyeceğim. Ama gelgelelim cidden muhtaç olanlar da var. Şu evsizlere çok üzülüyorum mesela… Bu kenar semtlerin çocuklarının okuluna tayin olup bütün çocukları hayata kazandıran bir öğretmenin filmini izlemiştim, orada baya etkilendim, baya da şey öğrendim. Bu arada "gecekondulaşma" olayı da güya "gelişmemiş" ülkelerde olurdu, yine coğrafya bilgimdir, yuh artık Amerika da gelişmemişse biz hiç konuşmayalım o zaman. 😀
    Çok beğendim bu yazıyı da, 4. bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. ^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @harmony: sağol canım benim! demek nete bir süreliğine geri döndün. ne zamandır görünmüyordun, özlemişiz 🙂

      ah canım, o aksan olayı çok fena ya… ingiltere’de durum çok çok daha vahim, ama amerikalıların güneyli olanları da ağızlarını bir yaya yaya konuşuyorlar ki anla anlayabilirsen! hani bazen onlar gibi konuşayım diyorum ama olmuyor, çok komik ve yapay duruyor 🙂 iyisi mi biz türk aksanımızdan vazgeçmeyelim 😀

      sana hemen açıklayayım, inç 2.54 santimetreye denk geliyor, foot ise 30 santim cıvarı. yani ben 6 feet 3 inç deyince 1.90 falan oldum, ahaha 😀

      sağlık hizmetleri iyi olan ülkeler sosyal güvencesi olan devletler; yani mesela isveç, kanada falan. ama sosyal devlet olmayan ABD gibileri çok feci durumda :/ mide ağrım daha iyi oldu, sağol tatlım. geleneksel yöntemlere başvurdum, aç karna ballı yeşil çay içmek gibi 🙂

      dilenciler muhteşem, di mi? 😀 yaratıcı adamlar vesselam… bu arada son moda elektronik aletlerin en fakir insanda bile olması burda benim de dikkatimi çeken bve çok ilginç bulduğum konulardan biri; adamlar yemiyor içmiyor iphone’ları, ipad’leri alıyorlar galiba! o_O

      sağol canım yorumun için, daha sık görüşmek dileğiyle ^^

  10. seyab dedi ki:

    Ülkemde de durum aynı.Tüm dünya sadece oyunun bazı kurallarını ve sözcüklerini değiştirip kendine uyarlıyor demek ki…Tüketim kültürü büyüdü ve gelişti…Mağazalar tıklım tıklım.Eskiden bu kadar çeşitmi yoktu yoksa insanların alım gücümü yükseldi anlamıyorum.

    • hikaruivy dedi ki:

      @seyab: öyle maalesef, küçük amerika olduk çıktık… insanların alım gücü yükseldi aslında; ama bir de gereksiz yere tüketim kültürü yerleşmeye başladı, tıpkı ABD’de olduğu gibi… en azından ben böyle hissediyorum 😦

  11. Mutluluk Oyunu dedi ki:

    Amerika yazılarını okumuştum daha önce. Ama yorum yapmayı sonraya bıraktım 😀
    Yurtdışında okumayı bende istiyorum ama ‘ yalnızlık ‘ korkusu var biraz. Yazılarında çok yoğun olmasa da biraz yalnızlık hissettim açıkçası. İnşallah bize de malum olur oralarda okumak 🙂
    Ve amerika yazılarını daha çok yazarsan çok makbule geçer 😀 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @mutluluk oyunu: gurbette yalnızlık maalesef kaçılabilecek bir şey değil mutluluk’cum 🙂 o biraz oluyor, ama bir yandan da iyi oluyor galiba; ailenin, arkadaşlarının koruyucu limanından çıkıp kendini daha iyi keşfedebiliyorsun. inşallah sen de bir gün buralarda olursun 😉 amerika yazılarına devam edeceğim, meraklanma 😉 sevgiler ^^

  12. Hatice dedi ki:

    eneeee 😦 ne çabuk bitti…
    3 partı’da okudum bitirdim. Öyle güzel yazmışsınki bi parçada okuyup bitiriyor insan.
    Amerika’ya gitmek hayallerimden biri olduğu için, merakla okudum…
    ee serinin 4. partı gelicek değil mi?
    Merakla bekliyorum ^_^ (Yine nerden çıktı bu kız diyebilirsin ama kusuruma bakma lütfen^^)

    • hikaruivy dedi ki:

      serinin 4. partı da gelecek canım; hatta amerika’ya veda yazısı tadında olabilir 😉 hiç nerden çıktın der miyim, başımın üstünde yerin var, her zaman beklerim 🙂 🙂 sevgilerimle ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s