Dünya çok küçük: Büyük tesadüfler… büyük rezillikler!

Sık sık başıma geliyor: “Dünya çok küçük!” dedirten tesadüflerden söz ediyorum. Belki de Truman Show gibi bir filmin içindeyim de farkında değilim (Hani, kamera nerde? Nereye el sallıyoruz??) ve prodüksiyonda para kalmadıkça ya da reytingler düştükçe eski figüranları yeniden diziye -ee yani, hayatıma sokuyorlar! Üniversitedeyken bu bana çok olurdu: Yeni tanıştığım bir insan mutlaka bir başka arkadaşımın liseden arkadaşı / yurttan arkadaşı / hazırlıktan arkadaşı / bilmemne kulübünden arkadaşı çıkardı. (Şimdi olsa hayatımın senaryosunu Ece-Melek hanımların yazdığından şüphelenecektim!) Hadi üniversite neyse, sonuçta nispeten küçük bir çevre; ama  iş ülke çapında olunca, hatta global boyuta taşınınca oldukça enteresan oluyor…

Örnek mi istersiniz? Hemen verelim: İki yaz önce, kuzenimin düğünü için Manisa’dayız. Birkaç gün önce İstanbul’dayken sevgilim ve arkadaşlarıyla görüşmüşüm. İki gün sonra Manisa’daki düğünde “gelin alma” olayı esnasında kızın kapısının önünde arabada beklerken birden sevgilimin arkadaşı İnal’ı görür gibi oluyorum: “Aa, İnal?! Yok canım, saçmalama hikaru, İnal iki gün önce İstanbul’daydı, burda ne işi var?!” Kendi kendime gülüyorum, bu arada İnal zannettiğim insan gözden kaybolmuş bile. Sonra birden, az ileride bir başka kıza gözüm takılıyor ve çenem dizime düşüyor: “Aaa, Zeynep lan bu?!” Artık inkar etmenin yararı yok; İnal ve eşi Zeynep gerçekten de burdalar! Arabadan inip gülerek onların yanına gittiğimde onlar da en az benim kadar şok olmuşlardı. Meğer biz erkek, onlarsa kız tarafındanlarmış; hatta gelin hanım Zeynep’in üniversiteden en yakın arkadaşıymış! Kuzenin bulduğu kız benim arkadaşımın arkadaşı çıkıyor; ve biz birbirimizden hiç haberimiz olmadan iki gün önce İstanbul’da, iki gün sonra Manisa’da buluşuyoruz! Dünya gerçekten küçük…

Bir başka anım, taa liseye dayanıyor: Lisedeyken söylemesi ayıp biraz inektim ben. Tübitak olimpiyatları denen bir nane vardır, bilen bilir. İşte herkes belli bir daldan sınava girer, sonra Türkiye çapında en başarılı olanlar seçilerek ikinci tura girmeye hak kazanırdı. Ben de ikinci tura geçebilenler arasındaydım. Sınava girmek üzere Ankara’ya geldiğimiz zaman her gruba daha önceki senelerde aynı sınava girmiş, şimdilerde üniversitede okuyan rehberler tayin ettiler, bizimki de -iyibiüniversiteişte- Üniversitesi’nden hoş, yakışıklı bir çocuktu (adına Kerim diyelim – adını Kerim koydum, ajssajksakjsak). Bu arada “Gossip Girl – first generation” olan blogger dostunuz Hikaru boş durmayıp hemen öğrenmişti ki aynı çocuk bizim gruptan Elif diye bir kızın lisesinde bir üst dönemiymiş ve bu eleman lisedeyken Elif’e deliler gibi âşıkmış… Neyse, konu orada kapandı. Ama olaylar asıl 10 sene sonra başlayacakmış da haberim yokmuş: ABD’de sanırım üçüncü veya dördüncü senemde sevgili Elifciğim benim okulumda MBA programına başladı. Böylesi büyük bir tesadüf (koskoca ABD’de binlerce okul arasında aynı okuldayız!) yetmezmiş gibi, onunla eski günlerden, Tübitak’tan konuşurken laf arasında “bu arada sizin bir Kerim vardı, n’oldu ona?” diye sormuş bulundum. Elif’se gayet doğal, “aa, o şimdi -California’da bir üniversite ismi, UCLA diyelim- UCLA’de” deyiverdi. Konuşmaya devam ettik, bende henüz jeton düşmemişti. Ama ertesi gün, liseden çok yakın arkadaşım İlkay’la telefonda konuşurken birden jeton “trnkkk!” sesiyle yerine oturdu: UCLA’de okuyan arkadaşım İlkay’ın aylardır anlata anlata bitiremediği, fena halde hoşlandığı, kendi üniversitesinde başka bölümde doktora yapan Türk çocuk bizim Kerim’di yahu! Nitekim gittik gördük, onayladık: Evet, İlkay gerçekten de kendine sevgili adayı olarak bizim tee liseli bir veletken tanıyıp yakışıklılığına hayran olduğumuz Kerim’i bulmuştu! Kerim’le eski günlerden bahsederken artık evli bir kadın olan Elif’i işin içine karıştırmadım elbette, ama bu tesadüfe de kıs kıs gülmeden edemedim: Türkiye’yi bitirdik, New York-Los Angeles hattında global tesadüflere devam ediyoruz. (Bu arada İlkay ve Kerim şu anda nişanlılar…)

Sonuncu büyük tesadüfümüz aynı zamanda şahsım adına yaşanmış büyük bir rezillik: Birkaç hafta önce, bizim alandaki tüm akademisyenlerin katıldığı en büyük konferanslardan birindeydim. Bu arada övünmek gibi olmasın (ya da olsun lan, neden olmayacakmış?) bizim alanda dünya çapında çok sayıda Türk vardır; bu konferans da ABD’de yapıldığı halde katılımcılarının yüzde 10’undan, hatta belki yüzde 20’sinden fazlası Türk’tü… Neyse, bir akşam bizim üniversiteden olup akademik olmayı seçmiş tüm mezunlar toplanıp birlikte yemek yiyelim dedik. Ben ve sevgilim mekana en geç gelenlerdendik; bir masanın en kenarında kalmış iki kişilik boş yere oturduk; bu arada masadaki tanımadığımız, bizden çok önceleri mezun olmuş insanlarla tanışma faslını kaçırmış olduk (daha doğrusu şöyle bir merabalaştık falan, ama ben isimleri -her zamanki gibi!- yakalayamadım…) Bu arada karşımızda oturan arkadaş (Emre diyelim) bu sene ABD üniversitelerinin birinde hocalığa başlamış bir arkadaş; bize üniversitelerdeki “job talk” yani araştırma konunuzu anlattığınız, bir nevi işe alım mülakatı olan sunumlarda neye dikkat etmemiz gerektiğine dair tüyolar falan vermekte… Konuşmasının bir yerinde “size soru sordukları zaman hemen defansif bir tavır takınmayın, bazen eleştirme amaçlı değil, sadece daha fazla açıklama istemek üzere soru sormuş oluyorlar…” dedi. Diğer arkadaşlardan da onaylayanlar oldu. Bense: “yaa, öyle öyle, ayrıca soruları cevaplarken kendini beğenmiş bir tavır takınmak da çok olumsuz etki yaratıyor,” deyip bir anımı anlattım: “Mesela bundan iki sene önce Türk bir çocuk bizim bölüme başvuru yapmıştı… Çocuğun sunumunu ben de dinledim, çok da iyi buldum. Ama çocuğu bizim bölüme almadılar. Ben de hocama nesini beğenmediklerini sorduğum, çocuğun hem ders anlatışının hem de yaptığı araştırmaların çok iyi olduğunu söylediğim zaman bana bu sebebi göstermişti: “Bizim sorularımıza bile “hıh, bu da soru mu?” der gibi bir ifade takınıyordu. Bu çocuk öğrencilerine kim bilir ne ukalalık taslar?!” Evet, böyle deyip almadılar çocuğu…” Ben bunları anlatınca bizim hoca olan arkadaş ilgiyle: “Aa kimmiş o çocuk, merak ettim…” dedi. Çocuğun ismi ağzımdan çıkmak üzereydi ki, “Yaa boşverin şimdi dedikodu gibi olmasın” deyip söylemedim. Neyse, gece bitti, biz sevgilimle restorandan çıktık. Ben ona çocuğun gerçek ismini söyledim. Sevgilim de demez mi: “Aaa, masada Emre’nin hemen yanında oturan çocuğun ismi de senin söylediğin isimdendi… Bahsettiğin çocuk o olmasın?” Bense kendimden emin, “Yok canım, benim bahsettiğim kişi bizim okul mezunu değil, Bilkentli” deyince sevgilim vurucu açıklamayı yaptı: “O çocuk da Bilkentli’ydi! Burda iki sene önce -bilmemne- üniversitesinden mezun olmuş, şimdi -bilmemne2- üniversitesinde hocalık yapıyor!!” Ve ben dumur: Çocuğun yüzünü aklıma getirir getirmez bir “hassss….!!!” çığlığıyla fark ettim ki, sabahtan beri “bu çocuğu bir yerlerden gözüm ısırıyor…” dediğim, ama birkaç dönem üstüm olduğu için tanıdık geldiğini düşündüğüm o hemen karşımızda oturan eleman, hikâyemin baş kahramanından başkası değildi!!! Allah’tan çocuk benim anlattığım hikayeyi duymadı (duysa da kendisi olduğunu anlamadı, anlasa da bozuntuya vermedi)! Ama Emre sorunca benim isim verdiğimi düşünebiliyor musunuz: Heralde o anda “ortamda soğuk rüzgarlar esti” denir ya, öyle bir durum gerçek olacak ve Emre yanındaki çocuğa dönüp: “Aaa, -burayaçocuğunadıgelecek- Hikaru galiba senden bahsediyor…” diyecekti! Tek kelimeyle epic fail… Öyle bir şey olsa ben tası tarağı toplamış, “elveda hayat… elveda akademik camia…” diyerek en yakın uçurumdan atlamıştım… Ucuz yırttık, ama bir daha uluorta -en azından sözkonusu kişinin çevrede olup olmadığını kontrol etmeden!- dedikodu yapmaya tövbe ettim 😛 😛

Epic fail’lerden söz edilmişken… Yukarıdaki hikayede adı geçen Elif’le artık aramız biraz limoni, iyi mi… Sebebi ise benim yine dalgın bir anıma gelen şu büyük rezilliğim: Şimdi bizim bu kızın kocası Rus asıllı (Evet ya, hep Türk erkekleri mi Rus kızlarla evlenecek? Bizim güzel kızlarımız da Rus koca buluyorlar böyle…) ve ben bunu en baştan beri biliyorum. Bir gün şehirde bir yerlerde buluşmuş kahve içip laflıyoruz. Laf, yurtdışında yaşayınca insanın Türkçe muhabbet etmeyi özlemesinden açılıyor. Elif: “Ya burda değişik milletlerden arkadaşlarım var ama hiçbirine kendimi çok yakın hissedemiyorum. İngilizce olarak kendini çok iyi ifade edemiyorsun, doğru dürüst geyik bile çeviremiyorsun…” deyince ben de ona hak veriyor olmanın gazıyla hemen atılıyorum: “Yaa, öyle valla… Ben bir de yabancılarla evlenenleri anlamıyorum; düşünsene, aynı ana dili konuşmadığın bir adamla nasıl hayatını paylaşırsın ki? Arkadaşla bile İngilizce anlaşmak bu kadar zorken…” Elif de “hı hı” diyor, bozuntuya vermiyor canım benim. Ama nedense ilerleyen dakikalarda bir sessizleşiveriyor, bense “Allah Allah, n’ooldu ki kıza?” falan diye geçiriyorum içimden. Nihayet ondan ayrılıp evime dönerken birden benim köşeli jeton gene “trinkkk!” diye düşüveriyor: Hasss…! Kıza ne dedim lan ben?? Kıza resmen “ne işin var yabancı adamla?” dedim! Hasss…!

İşte o günden beri Elif’le eski samimiyetimiz kalmadı… Ben bu durumu o günkü boşboğazlığıma veriyorum. Evet, Hikaru’dan talihsiz serüvenler dizisine hoşgeldiniz!

(Not: İşbu yazıda geçen olaylar tamamiyle gerçektir. Sadece olay kahramanlarının hasbelkader bu yazıyı okuyup “rezil ettin bizi Hikaru!” ya da “lann, Hikaru bizim -burayaadımgelecek-miş ya!” demesinden endişe edilerek isimler ve yerler değiştirilmiştir…)

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı ABD, Genel, kişisel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

24 Responses to Dünya çok küçük: Büyük tesadüfler… büyük rezillikler!

  1. tarih84 dedi ki:

    b,r solukta okudum, sen isimleri değiştirerek günlerini yazı dizisine değiştirsen trajedilerin masum çiçeği pamuk olarak ülkemizde kitap üstüne kitap çıkarırsın:) puccanın farklı versiyonu gibi:) ama dünya hakkaten de küçük, benim de başımdan benzer denilebilecek şeyler geçti. ben bunu bu kadar kişinin ortak ilerleyen amacına bağlıyorum.hepiniz akıllısınız ve birşeyler başarmışsınız. bir dil öğrenmek iyi lise üniversiteye gidebilmek yurt dışında olmak birbirini çeken şeyler. ben de küçüklüğümden beri pekçok spor alanıyla uğraştım çok fazl etüt ve kurs deneyimim oldu malum çalışan aile çocuklarının kaderi derken izmire yakın izmirden kopmadan bir üniversite okudum derken istanbul zaten yan komşum gibiyi diyeceğim akla gelmeyecek tesadüfler birbirini kovaladı. şimdi blog camiasında yine akla gelmeyecek olaylar birbirini izliyor. yabancı evlilik zor ama kendini dile adadığın an orta yol bulunur ki canım jung woo ile birgün şu küçük dünyada karşılasırsam diyorum ki varsın çok sözlü anlaşamayalım gerisi de bizim anlaşmamıza yeter:)Şöyle bir gerçek var ki bu işler malesef ne mutfaktan ne iç güzelliğinden ne de bülbül gibi konuşmaktan geçer.

    • hikaruivy dedi ki:

      @Tarih: Ahahah, “trajedilerin masum çiçeği pamuk” süpermiş! 😀 😀 Tamam düşüneyim ben bunu, haha 😀 Bu arada dediğin şeyde haklısın canım; sanırım ortak bir amaca doğru bir yol çizince yolların kesişmesi kaçınılmaz oluyor… Blog camiasındaki akla gelmeyecek olaylarını merak ettim ama, bi ara özelden mesaj at 😉 Yabancılarla evlilik ancak büyük bir aşk varsa güzel bir şey; onun dışında çekilir dert değil: Başka biriyle aynı evi paylaşmak zaten başlı başına zor bir olay bence; bir de tamamen farklı kültürlerden gelince iyice zor :/ ama işte aşk her şeyi değiştirdiği gibi bunu da değiştiriyor 😉 Sizin Jung Woo’yla hangi dili konuşursanız konuşun gayet iyi anlaşacağınıza eminim mesela 😉

  2. dünyanın minicik olduğuna ben de katılıyorum benim başımdan da kaç kere onlara benzer olaylar geçti öyle ki artık konuşma sırasında kimseyi kötülemiyorum illa birinin arkadaşı, kardeşi, kuzeni falan çıkıyor sonra toparla toparlayabilirsen 😀 rezilliklerimi ben de anlatmak istedim şimdi ama benim kim olduğumu da bilen bildiğinden kötü olur yapamam 😀 yabancı evlilikler cidden öyle zor oluyor ama sen orada haklı demişsin. benim en yakın arkadaşımın annesi rus telefonda anlaşamıyoruz kadınla yıllardır türkiyede yaşamış ama doğal olarak bizim gibi konuşamıyor. hatta bırak beni kendi kızıyla bile konuşurken zorlanıyor. zor yani yabancı eş -tabi ben zoru severim ondan gidip kendime boyu boyuma huyu huyuma bi çekik bulucam o ayrı hehe

    • hikaruivy dedi ki:

      @Seyma: Demek ki bu sayede hepimiz dedikodu huyumuzdan kurtulacağız, haha 😀 😀 İyi bari canım, yüreğime su serptin, rezillikler konusunda yalnız olmadığımı anlamak güzel oldu 😉 Yabancı evliliklere tabii ki karşı falan değilim, ama zor olduklarını çok gözlemledim, böyle bir şeye kadar vermeden önce iyi düşünüp taşınmak lazım… Ama burdan sevgili Elif’e sesleniyorum: Elifcim, valla kötü bi niyetim yoktu; seni eleştirmek aklımın ucundan bile geçmedi, ben öyle ortaya konuşmuştum! 😛 😀

  3. Oh Yoon Joo dedi ki:

    Çok güzel anlatmışsın çingu ^^ Dünya en olmayacak yerde karşımıza çıkarır bir de bu insanları ya (: Deli oluyorum deli (: Normalde de çok akıllı olduğum savunulamaz ama neyse. Sayende bu durumu globalleştirmiş birini görmek yüreğime su serpti, rahatladım ^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @Oh Yoon Joo: Galiba dünya en olmadık zamanlarda gıcık olduğun birilerini karşına çıkarmış, öyle mi dostum? 😛 Ben de sayenizde Truman Show’da olmadığımı düşünüp rahatlıyorum. Bi dakka, bu yorumları size benim öyle düşünmemem için yapım ekibi yazdırmıyor değil mi? 😛 😀 😀

  4. Lee dedi ki:

    Kesinlikle bu tesadüflere, acayip durumlara ben de inanıyorum 🙂

    Arkadaşım alışveriş merkezlerinde yarışma yapıyor. Böyle elinde mikrofon, kamera filan. Bir gün yanına gitsin, hem göreyim, hem de beraber takılalım diye. Neyse biz işte beraber insanlara “yarışmak ister misizin?” filan diye soruyoruz. O sırada başka yerde çalışan iki arkadaşımız ile bir çocuk geldi.

    Arkadaşlarımı selamladım, onlarda çalışmaya başladı (biraz yoğun bir saatti) Ben diğer gelen çocukla tanıştım ve konuşmaya başladık. O sırada Migros’a inelim lafı geçmişti. Beraber inerken konuşuyoruz böyle. Ben yarışmada sorulan soruların inanılmaz kolay olduğunu ve herkesin bilebileceğini, neden bu kadar kolay sorular hazırlandığından filan bahsediyorum.

    Sonra bunları supervisör kontrol etmiyor mu, çok basit yahu filan demiştim. (Aslında sorular normal ama bana göre basit, ilgi alanımla ilgili olunca)

    Çocuk suratıma baktı ve “Ben supervizörleriyim ve soruları da ben hazırlıyorum” dedi. Eğer aldığım sudan içmiş olsaydım çoktan püskürtmüştüm.

    Nasıl utandım anlatamam. Bir de ben konuşkanım, car car car bahsetmiştim. Yerin dibine girdim gibi bir şey. Ama çok anlayışlı bir çocuktu, “o kırmızı, pancar halimi görünce hemen sorun değil yahu” filan deyip kahkaha atmaya başlamıştı.

    Aslında hemen söyleyecekmiş ama konuşma nereye gidiyor diye merak etmiş 😀 Bu da bana çok pis kapak olmuştu 😀

    Hala Facebook’tan filan mesajlaştığımızda bundan bahseder, ben de hafif kızarırım aha 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @Lee: Hahah, senin macera da süpermiş 😀 İşte insanın çenesi başına bela valla, neyse ki senin karşındaki arkadaş da anlayışlı çıkmış 🙂 Bunu anlatıp benim acılarımı biraz da olsa dindirdiğin için teşekkür ederim Lee’cim 😀 😀

  5. makinosev dedi ki:

    puhahahha öldüm yav gülmekten 😀 son kısım hariç tüm tesadüflerin süpermiş, benim hiç böyle tesadüflerim olmadı biliyor musun? 😀 hep yeni arkadaş hep yeni arkadaş 😀 başıma gelen en büyük tesadüf, orta okulda bana 1 veren din hocamın lisede 1’de gelip beni bulup yine 1 vermesiydi, o 1 olmasaydı teşekkür alacaktım yav ben, hain hoca 🙂 hal böyle olunca teasadüfleri yalnızca filmlerde sevmeye karar verdim 😀

    “giden günlerim oldu” fotosundaki baykuş ve senin başına gelen son hadise de süpermiş, iyiki ağzından çıkmamış o isim 😀

    ama elif’e yanlış yaptın hacı ehühehe 😀 😀

    ellerine sağlık, çok öğretici bir yazı olmuş 😀 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @makinosev: hep yeni arkadaş hep yeni arkadaş demek 😛 kıskandım valla 😛 😀 aşk bile tesadüfleri seviyor, sen neden sevmiyorsun bakiym? 😛

      o baykuşa ben de bayıldım yaa, kullanacak yer arıyordum, bu yazıya da çok güzel yakıştı, hahah 😀 kendimi aynen o baykuş gibi hissediyorum, şimdi çığırmaya başlayacağım: “giden günlerim olduuuuu!”

      elif’e çok yanlış yaptım cidden… hayır insan boşboğazlığı için nasıl özür diler ki bi de? 😛

      öğretici olmuş di mi? ben ettim siz etmeyin demek için yazdım! 😀

      • makinosev dedi ki:

        aldım ben o mesajı zaten, mümkün mertebe pot kırmamamaya gayret edeceğim 😀

        not: ay dayanamicim bu baykuş fotosunu fb profilime koycam 😀 bakıp bakıp gülüyorum 😀

  6. masalevi dedi ki:

    woaa hikaru gerçekten tesadüfler serisi tadında bi hayatın varmış, hepimizin başına böyle talihsizlikler geliyor ama seninkiler bana “yuh yau bu kadarına da pes!” dedirtti 🙂 o mülakattaki çocuğa da bi üzüldüm ben nedense yine bi mülakat mağduru olarak 🙂 ( by the way önerilerini not ettim bir bir 🙂

    ellerine sağlık canım 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @masalevi: valla oluyo böyle, tesadüfler seviyor beni 🙂 mülakattaki çocuğa üzülecek bir durum yok; kendisi ABD’nin en iyi üniversitelerinden birine girdi sonradan. önerileri dikkatle not ediniz efenim, ben de çok bildiğimden değil de işte yazıyoruz böyle 😛

  7. canlina dedi ki:

    anlattıklarını okuyunca inandım dünya gerçekten çok küçükmüş 😀 İyki söylememişsin adını gerçekten rezilliğe 5 kala olmuş^^Az konuşurum ama konuşunca da susmam sağımdaki solumdaki rahatsız olur diye aklıma gelmez elif le aranızda geçene benzer bi şeyi ben de yapmıştım ama anlatmasam daha iyi hatırlamamak daha güzel olur sanki :/
    gelecekte pot kırmamak ve güzel tesadüflerle karşılaşmak ümidiyleee^^
    bu arada çok güzel bir yazı olmuş eline sağlık hikaru 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @canlina: teşekkür ediyorum sevgili canlina ^^ ah ah, konuşmanın büyüsü değil mi, bir kere kaptırdın mı susamıyorsun 🙂 kötü anını hatırlatıp seni üzmeyeyim, güzel tesadüflerde buluşalım hepimiz 😀 😀

      • canlina dedi ki:

        Şu sıralar okuduğum kitapta da kültürleri arasında resmen uçurum olan evli bir çift var.gerçekten çok zor anlaşmak ama bunu dil bazında düşünmemek lazım.Eğer evlilik çıkar değil sevgi içinse kelimelere gerek yoktur belki de.Boş Ev’i yakın bi tarihte izledim:)bu yüzden böyle düşünüyor da olabilirim ama 😛

  8. mydestiny dedi ki:

    Elif’e yapılır mı bu cık cık cık 😛

    Wuhaaa hayatın tesadüflerle doluymuş resmen! Ben de istiyorum böyle komik tesadüfler 😀 Yok yok vazgeçtim, okuması eğlenceliydi ama o ortamı yaşamak zormuş belli ki 😀

    Ellerine sağlık:)

    • hikaruivy dedi ki:

      @mydestiny: Elif’in kulakları bugün çın çın öttü galiba! 😛 Sen de yaşarsın, merak etme, ben üniversiteden sonra açıldım misal 😀 😀 Öptüm tatlım ^^

  9. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Unnicim çok güzel yazmışsın, hayat küçük gerçekten de.
    Benim başıma pek gelmiyor, ya zaten şurda kaç yıllık geçmişim var, arkadaşım var? 🙂 Ama o pot kırma olayları çok çok çok acaipmiş. 😦 Ayh iyi ki söylememişsin adını, amanın düşünemiyorum. :/
    Bu arada ben çok konuşkanım, bilmem yazarken de uzatıyor muyum? Tesadüf filan yok, sırf konuşma üzerine bu söyleyeceklerim bu arada. Bugün arkadaşla keman kursundan açıldı söz. İkimiz de keman çalıyoruz, hangi kursa gittiğimizi anlatıyoruz. Filan fistan biz konuşuyoruz, benim de aklıma bir şey geldi, keman kursunda geçen bir anımı anlatıyorum. Bir konuşurken okuldayız, sınıf ortamı, çok kişi var doğal olarak. Bir kız da bizi dinliyor heralde, ya (adımgelecek) ne çok anın var, ben istesem hiç aklıma gelmez, konuşamam dedi. Ben de bir bozum oldum, geveze damgası yedim sonuçta, bi baktım bunu duyan 2 kız da “cidden ha, ben hiç hatırlamam eskiden ne yaşadığımı” dediler. Ben iyice bir bozum. Sonra da şey dediler, yani çok konuştuğumu söylememişler de böyle anıları hatırlamama hayret etmişler, hep aklıma geliyormuş, nerden geliyormuş, nasıl oluyormuş… Ben de sustum tabi, devam ettirmedim ama çok da bozuldum. Dinleyen kız da beni savunuyor ama onların dediklerini de tekrar ediyor, benim aklıma hiç gelmez filan diyor. Anlam da veremedim aslında, sanki hep ben konuşuyormuşum gibi bir hava yaratılmasına… Ama madem ki rahatsız ediyorum ben de anı filan anlatmam…
    Şimdi konuşmak konusu açılınca bunu da söylemek istedim, sonuçta pot kırmayıp geveze damgası yemek de var işin ucunda. ^^”
    Hayatının pot kırmadan, güzel tesadüflerle geçmesini diliyorum. ^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @Harmony: Sağol tatlım ^^ Sen de yıllar geçtikçe böyle şeylerle karşılaşacaksın eminim; küçükken ben de “oha, millet neler neler yaşıyor, benim anlatacak tek bir şeyim bile yok!” diye düşünürdüm, ama şimdi bakıyorum baya bayaa anılarım birikmiş… Yaşlanıyoruz azizim 😛 😀 😀
      Keman kursu anın çok hoşmuş; boşver be kuzum, geveze olmak anlatacak bir şeylerin olduğu sürece iyidir! 😉 Ben çok severim bıcır bıcır konuşan, ağzından bal damlayan insanları; yeter ki anlatacak bir şeyleri olsun. Sen de bozulma, “benim hafızam iyidir, siz unutkansanız ben napiyim” de geç 😀 😀 Hem bence arkadaşların sana geveze demek istememiştir; yani değildir sanırım 😛 Bizim de bir arkadaşımız vardı; en çok o konuşurdu aramızda; bir gün takılmak için “hep sen konuşuyorsun, sus biraz” dedik diye bize küstü ve gün boyu konuşmadı. Bu sefer de biz yalvar yakar olduk, n’olur konuş diye! 😀 Yani senin arkadaşların zaten konuşmanı sevdikleri için arkadaşındırlar, di mi ama? 😀 Ben de sana en güzel tesadüflerin seni bulduğu bir hayat diliyorum tatlım benim ^^

  10. lafea dedi ki:

    Mevsimlerden Roma diye bir blogcu var Romada yaşıyor ve bir İtalyanla evli. Bir kere şöyle bir şeyler yazmıştı: ‘Ben birden fazla dil konuşurum ama anlatamam gözümde tüten uzakları başka bir dilde’ Dil meselesi önemli cidden ama hallederiz biz sorun değil ha ha ha 🙂 Bence öyle çam devirecek kadar talihsiz serüvenler dizisi yaşamamışsın 🙂 Herkesin başına gelebilir 🙂

    http://mevsimlerdenroma.blogspot.com/2010/02/size-de-kahve-aldim-diyor-beraber.html

    • hikaruivy dedi ki:

      @lafea: Aynen öyle canım… Başka bir dili ne kadar iyi konuşsan da bazı kavramları o dilde anlatabilmenin yolu yok. Ben de en çok “kolay gelsin” lafı olmadığı için sıkıntı çekerim mesela 😀 Ama tarih’le de konuştuğumuz gibi işin içine aşk girince her şey değişiyor elbette 🙂

  11. Geri bildirim: A-acayipsin | Hikaruivy'nin renkli dünyası :)

  12. Geri bildirim: Bir avuç mim | Hikaruivy'nin renkli dünyası :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s