Ağzınıza Layık Polisiye Diziler

Kısa süre önce kamuya açmış bulunduğum Agatha Christie külliyatından sonra bu kez de polisiye dizilere takmış bulunuyorum, vatana millete hayırlı olsun. Bu yazıda en lezizinden iki Amerikan dizisinden bahsedeceğim. Buyrunuz:

The Mentalist: Bu diziye TV’de birkaç defa rastlamış, ama CSI, Cold Case, Without a Trace vs. türü polisiye dizilere doymuş olan bir insan evlâdı olarak izlemeye değer bulmamıştım. Birkaç hafta önce ise blogger band‘den sevgili cinnet’in bu Amerikan dizisine  övgüler yağdırması üzerine dayanamadım, ve kendisine bir şans vermeye karar verdim. Açıkçası ABD’de ratinglerinin tavan yaptığını bildiğim için (“Amerikan halkı ortalaması Türk halkı ortalamasından ne kadar farklı olabilir ki?” düşüncesiyle) bizim reyting rekortmeni polisiyemiz Arka Sokaklar falan gibi bir dizi bekliyordum; eheh… Ama çok yanılmışım dostlar, çoook… Dizi daha ilk bölümün ilk 5 dakikasında ağzımı açık bırakarak diğer polisiye dizilerden ne kadar farklı olduğunu ispatladı (bu arada da birkaç sinek yutmama sebep oldu!) Ve izledikçe, ilk 5 dakikanın sadece seyirci çekmek için yapılmış, sonradan aynı tadı yakalayamayacağınız bir plot olmadığını fark ettim. Çünkü The Mentalist, sizi sürekli şaşırtma potansiyeline sahip, diğer polisiye dizilerde olmayan bir faktör içeriyor: Patrick Jane!

Simon Baker tarafından canlandırılan bu sapsarı saçlı; (Melih Gökçek’i kıskandıracak kadar) kalpleri ısıtan bir gülümseme sahibi, acayip oyunbaz ve komik protagonistimiz, CBI (California Bureau of Investigation, bir çeşit FBI çakması….) ekibine danışman olarak hizmet veren eski bir medyum. (“The mentalist” ismi de burdan geliyor zaten… Kelimenin detaylı anlamı için dizinin jeneriğini izleyiniz! ;)) Daha doğrusu geçmişte medyumluk yapıp epeyce para kaldırmış; oysa kendisi sadece çok zeki ve Sherlock Holmes dikkatine sahip normal bir insan, ve elbette ruhlar âlemiyle falan konuştuğu yok. Başına gelen korkunç bir olaydan sonra (ki bu olayın ne olduğunu daha ilk bölümde öğreniyoruz; ama ben yine de sürprizi bozmayayım) yalan yere medyumluk yapıp milleti kandırmaya tövbe etmiş, ve intikam yemini edip polisle çalışmaya başlamış. Ancak Jane, intikam peşinde koşmadığı zamanlarda acayip sevimli, sıcakkanlı bir insan. Ona Sherlock Holmes’un daha komik, House’un daha insanî olanı desek yanlış olmaz! İnsanları okumakta bir dâhi, söylenen yalanı şıp diye buluveriyor. Çakma medyumluk yaptığı günlerden kalma yetenekleri sayesinde hipnoz ve insanları manipüle etmede bir harika. Sonracığıma, ağzına gelen her şeyi karşısınındakinin yüzüne karşı pat pat söyleyiveriyor; kimseden korkusu-çekincesi yok. Veee yıllardır dul olmasına rağmen karısına hâlâ âşık, hâlâ sadık… Böyle bir adam sevilmez de ne yapılır dostlar, sorarım size!😀

Üstelik dizideki sevimli yaratıklar kümesi, sadece Patrick Jane’den ibaret değil: Ekibin geri kalanı, yani erkeksi, kuralcı dedektifimiz (ve aynı zamanda ekibin lideri olan) Teresa Lisbon (Robin Tunney), ekibin soğuk nevale Koreli’si, -pek üzülerek belirtiyorum ki- bildik Koreli aktörlerimizle tip olarak alâkası olmayan, ciddi ve sağlam Kimball Cho (Tim Kang), bana Amerikan futbolcularını hatırlatan cüssesiyle (ah bir de üst dudağı var olmuş olsa nerdeyse yakışıklı diye tabir edebileceğimiz) Wayne Rigsby (Owain Yeoman) ve de ekibin çıtırı, kızıl saçlı hatun Grace Van Pelt (Amanda Righetti) de en az Jane kadar sevilesi karakterler… Robin Tunney’i Prison Break’ten bilirim ve açıkçası hiç sevmezdim. O gıcık mimikleri, hafif çökük ve sürekli tuhaf, alaycı bir ifade takınmış gibi duran ağzı falan, kendisini itici yapmaya yetip de artıyordu… Ama tuhaf şey, bu dizide Patrick Jane’i koruyup kollayan, kuralcı ama onun yaramazlıklarına anaç bir tavırla göz yuman halleri öyle hoşuma gitti ki, kadıncağıza resmen kanım ısındı!😀 Aferin Robin, kariyerin için süper bir hamle yapmışsın adamım!

The Mentalist’in güzel yanı, nerdeyse her bölümünde belli bir kalite standartının tutturulmuş olması: Yani hiçbir zaman çok vasat bir bölüm olmuyor. Cinayet vakaları hep -az veya çok- bir zekâ kıvılcımı içeriyor. Hoş; hiçbiri çok manyak, über zekice kurgular olmuyor elbette; hatta katilin kim çıkacağı konusundaki tahminlerim %80 cıvarında bir başarı yüzdesine sahip (eh, ben de bunca zamandır polisiye kitaplar okur filmler izlerim, olsun o kadar…). Ama dizinin en güzel bölümlerinin, asıl büyük hikâyemiz olan “Red John” isimli seri katille bağlantılı olan bölümler olduğuna hiç kuşku yok: Bu bölümlerde hikâye, oyunculuklar ve heyecan tavan yapıyor. Özellikle 3. sezonun 16. bölümü ve final bölümü bir harikaydı; tadı hâlâ damağımda! Ve şu anda 3. sezonu taze bitirmiş bir izleyici olarak diyorum ki her şey bitmiş gibi görünse de, bence daha yeni başlıyor! Bu konuda yorum yapmak isteyenleri başında spoiler ibaresiyle aşağıya, yorum kutucuğuna bekliyorum, bakalım siz de benim gibi mi düşünüyorsunuz?😉

Kısacası bu diziyi izleyin derim: Polisiye vakaların zekice detaylarına ve insanî yönlerine odaklanarak harika bir iş çıkaran The Mentalist, ABD’de olduğu kadar bizde de hak ettiği ilgiyi görmeli…

Veronica Mars: Bu ise aslında eski bir dizi. 2004-2007 arasında oynadı ve bitti. Sen niye bunca zamandır izlemedin diye sorarsanız çok komik bir cevabım var: Ben bu diziyi “Laura Mars’ın Gözleri” filminin çakması zannediyordum yauuu! Küçükken izleyip tırstığım, hatta ortaokul yıllarında kitabını da okuduğum bu filmde fotoğrafçı olan Laura Mars isimli hatun, fotoğraf çekerken bir çeşit transa girmeye, dünyayı o esnada cinayet işlemekte olan katilin gözünden görmeye başlar! Genç kadın başına gelenlere kimseyi inandıramaz. Ayrıca büyük bir dehşetle fark eder ki, öldürülen kişiler kendi çevresindendir! Ve çember giderek daralmakta, katil kendisine doğru yaklaşmaktadır… Şahane bir kitap, feci korkutucu bir filmdi bu; şiddetle tavsiye ediyorum. (Ama “teenaage Laura Mars” konseptli bir dizi çok da çekici gelmemişti, orası ayrı…)

Veronica Mars ise akrabası Laura’dan çok farklıymış meğer: Bu hanım kızımız, Neptune isimli sözüm ona California’da yer alan hayali bir Amerikan kasabasında yaşıyor (bu arada Neptün bir şehir ismi olarak bence çok havalı, sizce de öyle değil mi? “Nerelisiniz?” “Neptünlü!” Ayrıca kızın soyadının Mars olması da ayrı şahane: “Dünya’dan Mars’a, Dünya’dan Mars’a, cevap ver Mars” şeklindeki iğrenç epsri dizide de yapılıyor, evet :P). Veronica’mız henüz lise öğrencisi, ama elinden gelmeyen iş yok maşallah: Genç yaşına ve bücür boyuna bakmadan herkese kafa tutuyor, tuttuğunu koparıyor (en sevdiğimiz kız tipi!). Fakat zavallıcığın pek de hoş bir hayatı olduğu söylenemez: Bir zamanlar okulun havalı, popüler kızı, şehrin zenginlerinden Kane’gillerin oğlu Duncan’ın sevgilisi, ve kasabanın şerifinin kızı iken; en yakın arkadaşı (aynı zamanda sevgilisinin kardeşi olan) Lilly faili meçhul bir cinayete kurban gidiyor. Ve bu cinayet sonrasında Veronica’nın hayatı tam anlamıyla tepetaklak oluyor: Babası Keith Mars, Lilly’nin babası Jake Kane’i suçladığı için polislikten atılıyor, annesi evi terk ediyor, Duncan onunla ilişkisini bitiriyor, okulda herkes onu dışlıyor… Hatta ve hatta, “yıkılmadım ben, ayaktayım!” demek için gittiği bir partide içkisine ilaç atılıp (Amerikan kızlarına kimse Nuri Alço filmleri izletmediği için sene 2011 olmuş, hâlâ bu tuzağa düşüyor zavallıcıklar!) sabah tecavüze uğramış bir biçimde uyanıyor – ve bunu yapanın kim olduğu hakkında hiçbir fikri yok! Normal biri olsa bunca şeyden sonra kafayı kırar, okulu falan bırakırdı, öyle değil mi? Ama Veronica sıradan biri değil: O asla depresyona girmez, asla yenilmez! Bir sene sonra çok daha bilge, çok daha sert bir Veronica çıkıyor karşımıza: Babasının şeriflikten zorunlu emekli edildikten sonra açtığı Dedektiflik Bürosu’nda ona yardım eden, hatta çoğu kez boynuz kulağı geçti misali değme dedektiflere taş çıkaran, insanları acayip kullanan (kızın ağzından “Can you do me a favor?” lafını her bölümde hiç işitmediysek en az 3-4 kez işitiyoruz!) ve tek bir hedefe kilitlenen bir Veronica bu: Artık tek amacı, arkadaşı Lilly’nin katilini bulmak! Onun bu zorlu serüveninde okula yeni başlayan sempatik zenci arkadaşı Wallace, motosiklet çetesinin lideri (dıştan kötü görünen, oysa aslında kalbi bu blogun sayfaları kadar temiz olan :P) Meksikalı Eli “Weevil”, ve önceleri tam bir pislik olan, oysa zamanla acayip sevilesi bir yaratığa dönüşen zengin çocuğu Logan da yalnız bırakmayacaklar…

Veronica Mars’ın ana konusu Lilly Kane cinayeti olmakla birlikte her bölümde hanım kızımızın ufak tefek dedektiflik vakaları çözdüğüne şahit oluyoruz: Anne-babaların kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmak mı dersiniz, köpeği kaybolan okul arkadaşına yardım etmek mi, liseli veletleri dolandıran üniversiteli geek’leri faka bastırmak mı… Ufak bir ücret karşılığında tiiineyç dedektifimiz Veronica emrinize hazır ve nazır! Bu arada acayip kafa bir adam olan babasıyla şakacı atışmaları ve iki dedektifin birlikte çalıştığı işler diziye renk katıyor.

Dizide sevdiğim şeylerin başında rollerine acayip derecede yakışmış olan baba-kız Mars’lar geliyor: Kristen Bell’i bir-iki romantik komedi türü filmde izlemiştim ve sevmekle birlikte çok da ilgimi çekmemişti. Ama bu yaşı küçük aklı büyük Veronica tiplemesi ile kendisinin resmen hastası oldum! Babası desen öyle, şeker gibi bir herif. İkilinin muhabbetleri dizinin en eğlenceli yönlerinden… Bir de Logan karakterinin hastasıyım; ilk bölümlerde bu kadar gıcık olup sonradan bu kadar sevilesi bir adama dönüşen bu pofuduk yanaklı yaratığı sevmemdeki en büyük sebep, karaktere büyük bir başarıyla can veren Jason Dohring elbette (82 doğumlu bu genç aktörün artık hak ettiği patlamayı yapmasını sabırsızlıkla bekliyorum!). Ama ne yazık ki aynı şeyi soğuk ve oyunculuk yeteneği -bence- sıfır olan Teddy Dunn için söyleyemeyeceğim, üzgünüm Duncan:/

Dizide sevmediğim yönlere gelince: Bir defa, Veronica (ve biraz da Logan dışında) karakter gelişimleri biraz yavan göründü gözüme. Mesela o zenci elemanın ne işe yaradığını hâlâ çözemedim, Wallace karakteri hiç olmasa da olurmuş (sen git annen gelsin yavrucuğum…) Duncan desen odunun tekiydi, hiç sevmedim bu parlak çocuğu. Logan’sa başta Veronica’ya karşı büyük hınç beslemekteydi (sebebini öğreneceksiniz), ama annesiyle ilgili meseleden sonra kıza karşı yumuşacık oldu… da, sevgili senaristler, neden çat diye… öhöm, neyse, spoiler vermiyoruz. Şöyle söyleyeyim, bazı hikâye gelişimlerinin çok aceleye getirilmiş olduğunu düşünmedim değil. Bunu özellikle son 2 bölümde çok daha fazla hissettim; cinayet olayını güzel bağladılar ama her şey çok çabuk gelişti; bazı sahne geçişleri çok hızlıydı (örneğin Veronica’nın tecavüz meselesinin ayrıntılarını öğrendiğinde Logan’dan özür dileme sahnesi gibi) oysa bunlar yavaş yavaş, daha hoş ve etkileyici bir biçimde aktarılabilirdi. Ayrıca ben mi kaçırdım bilemiyorum, ama Veronica’nın annesinin şehirden ayrılma sebebine tam bir açıklık getirmediler, değil mi? O anneyi de hiç sevmedim, Allah’tan Amerikalı bir annem yok diye tahtalara vurdum, insan kızının kimden olduğunu bilmez mi? Piiiii…

Neyse, yine de ilk sezonu itibariyle şahane bir diziydi; henüz bitirmediğim ikinci sezonu da bir başka yazıda yorumlarım belki… Ama tümünü bitirmemiş olsam bile kendimden emin bir şekilde şöyle diyorum: dedektiflik sosuna bulanmış harika bir gençlik dizisi izlemek için ilk bakacağınız adres: Viraanika Maaars!😉

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Yabancı Dizi içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ağzınıza Layık Polisiye Diziler için 23 cevap

  1. Aslı dedi ki:

    öyle güzel yazmışsın ki iki diziyi de fena halde izleyesim geldi =)

  2. noxonite dedi ki:

    Mentalist i tavsiye ederim bende.2 sezon izledim gerçekten başarılı.1.sezondan sonra dizinin tutmasıyla gelen farklılaşmayı da görebiliyorsunuz.(Özellikle Lisbon ve Van Pelt (bu kızın ismi çok hoş) in giysi ve saç,makyaj detaylarındaki değişiklik)Patrick Jane in esprili yanları,yeteneklerini kullanışı ya da yalnızlığını ve acısını gördünüz zamanlar; diğer karakterlerin ayrıntıları diziyi klişe bir polisiye diziden ayırıyor.
    3.sezon sırada..izleyeceğiz inşallah ..:D

    • hikaruivy dedi ki:

      @noxonite: Ben de 3’ü çok tavsiye ediyorum, bence the mentalist’in en başarılı sezonuydu. Patrick Jane’in iç dünyasına daha çok indikleri bölümleri ben de çok seviyorum. Teşekkürler yorum için ^^

  3. canlina dedi ki:

    Mentalist i bir arkadaşım daha önermişti.Ben de merak ediyorum ama kore dizileriyle hemencecik biten az bölümlü dizilere alışan bünyem hiiiiç uzun bir diziye başlayamam diyor.İşte böyle bi çelişki arasında kalıp bir türlü başlamadım mentalist e.
    veronica mars a gelince bi kez tv rastlayıp beğenmiştim ama hiç takip edeyim diye düşünmedim zaten amerikan dizilerini hep bi başından bi sonundan izleyerek gidiyorum.Belki de kore dizileri kadar sıcak gelmediğindendir bana.Hep bi yüzeysel kalıyor amerikan dizileri.

    • hikaruivy dedi ki:

      @canlina: ben de henüz iki-üç haftadır izliyorum ve 3 sezon nasıl bitti anlayamadım🙂 o yüzden gözün korkmasın sevgili canlina. bi de güzel yanı (red john’lı bölümler hariç) bölümlerin birbirinden bağımsız olması; o yüzden istediğin sırada da izleyebilir, bazılarını atlaayabilirsin🙂

      veronica mars içinse bu dediklerimin tam tersi geçerli: dizideki olay örgüsü çok katmanlı; o yüzden her bölümünü dikkatle ve sırasıyla takip etmek gerekiyor. bana da amerikan dizileri uzun zamandır çekici gelmiyordu; ama bu iki dizi çok sıcak ve çekici geldiler. o yüzden bir şans ver derim😉

      • canlina dedi ki:

        Hmmm…Veronica’ya hiç başlamayım ben o zaman😀 O kadar bölüm o kadar düzenli gidemem gibi geliyor.Ama ilk fırsatta mentalist e başlıcamm🙂🙂

  4. superunni dedi ki:

    CSI:NY , Cold Case, Without a Trace, Veronica Mars,Sherlock Holmes, Dexter, her ne kadar polisiye olmasa da Prison Break bittiğim dizilerdir.Bunu da indirip izlemeye başlıyacağım😀 tanıttığın için sağol.O The Fall filmini de kapak resminden tanıyamadım ama daha önce izlediğim bir filmmiş hatırlamamışm😀 Hafızamı canlandırdığın içn de ayrı bir teşekkür ederim.

    • hikaruivy dedi ki:

      @superunni: rica ederim tatlım ^^ dexter benim de bittiğim dizilerden; BBC dizisi sherlock’un yeni bölümlerini sabırsızlıkla bekliyorum. prison break’te ise 2. sezonu tamamlayamamıştım maalesef:/ sevgiler ^^

  5. Mentalist’i izlemedim, denk gelirsem muhakkak izleyeceğim, çok güzel yazmışsın. <3<3
    Veronica Mars ise neredeyse her cnbc-e'yi açışımda denk gelir oldu.😀 Ben de el mecbur izliyorum işte. Maksat sıkılmamak.😀 (Sevdim demiyorum da, sıkıntı geçsin diye diyorum. :D) Ama ben bu dizinin konusunu doğru düzgün anlayamadım gitti. Yazıda gayet açık konusunu vermişsin, ben yine tam anlamadım. Logan'ın kızın ex-sevgilisi olduğunu biliyorum. Nerden biliyorum? Şöyle ki; BURASI SPOILERLI OLABİLİR, İZLEMEYENLER OKUMASIN LÜTFEN. kız bir rüya görüyor o rüyada da Logan bir kızla … durumunda. Kız da bir hışımla Logan'a gidip kar tatilinde ne yaptığını, o kızla öyle bir şey yapıp yapmadığını soruyor ve maalesef acı gerçeği öğreniyordu… Filan filan. Bunlar ayrılıyordu, çocuk telesektere mesaj bırakıp özür diliyordu, kız bunu dinleyemeden siliyordu… Diziyi ilk izleyişimde böylediler.😀 Ve kızın ölen arkadaşı, en eski sevgilisi (Duncan dediğin) ve tecavüz meselesi hakkında dizide hiçbişiye rastlamadım… Ben kaçıncı sezondayım sence? Amma karışmış bu olaylar.O_o Son olarak evet o baba ne kafa adam değil mi?😀 Atışmalarına ben de bayılıyorum.😀 Bu arada o polislikten mi atılmış?O_o Ayh ne cahilim.😀😛
    Ben Rizzoli & Isles ve Veronica Mars'ı sırayla izliyorum.😀 Rizzoli & Isles'ı da öneririm. ^^ Her bölümde ayrı bir olay olduğundan ve bir bölümü kaçırınca diğerini, bir öncekiyle bağlantısı olmadığından rahat bir şekilde izleyebilidiğimden onu daha çok seviyorum.😀 Malum okul, yazılı.. Ne zaman neyi izleyeceğim belli olmuyor, bölümleri birbiriyle bağlantılı olanlar çorap söküğü gibi ayrılıyor ve ben de "Ama şimdi ne oldu, ne zaman oldu" durumunda kalıyorum.
    Yazı için çok teşekkürler. ^^ Ellerine sağlık. ^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @harmony: sağol tatlım, izle bence de ^^ ama veronica mars’ın son sezonuna denk gelmişsin sen, hiçbir şey anlamaman çok normal🙂 son sezonda duncan yok, sadece logan var, tecavüz ve lilly’nin öldürülmesi olayları çooook geçmişte kalmış, eminim anmıyorlardır bile… son sezon diğerleri kadar iyi değilmiş ayrıca; izleyeceksen ilk sezonu, sırasıyla izle derim. ama evet, baba süper adam, o sanırım hiç değişmeden kalıyor🙂

      rizzoli & isles bundan sonraki ilk izleyeceğim polisiye olsun o zaman🙂 daha önce de iyi şeyler duydum hakkında; sen de öyle diyorsan izlenir😉

  6. Mentalist’i öyle bir anlatmışsın ki herkes bi dursun ben dizi izleyeceğim demek istiyorum şu anda😀 Yeni dizi arıyordum ben de aslında ama polisiye konusunda uzmanlaşacak kadar dizi izledim çok şükür de ama bu farklı diyorsun oy ben ne edem nereye gidem.Aklımda bulunsun😀
    Veronica Mars’ı da izliyordum ben çok da seviyordum ama hiç başına oturup bi adam gibi izlemedim.Tv’de ne zaman görsem çok iyi dizi bir ara indireyim ben bunu deyip duruyorum ama burda görünce elime kırmızı kurdelamı bağladım,indirip bakacağım bir ara😀
    Yazıda yine satır aralarında Hikaruluğunu gösterip eğlendirdin bizi he😀 Polisiye külliyatında hala arka sokaklar olan bir ülkede yaşıyoruz hanımlar beyler bizim günahımız ne? Bizim niye Veronicamız,büyücümüz,alengirli işlerimiz yok.Tamam tamam ağlama duvarı olmadan kaçtım ben.Önerileriniz itinayla dikkate alınacaktır.Öperim kok😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @egosantrik: ahaha, işimiz bu şekerim, maksat herkeslere sevdiğimiz şeyleri izletebilmek. durdurun dünyayı, dizi izliycez biz!😛 veronica’yı mutlaka izle, tam senlik, seversin eminim. ayrıca süper bir soundtrack’i var, sen ondan 3 yazı çıkarırsın kok’cum. bu arada bizim niye veronica’mız, vampirimiz, büyücümüz yok diyen dillerine kurban; şu sinema-televizyon sektörüne dadanasım var yiminle! hepimiz güçlerimizi birleştirirsek türkiş vampir ve türkiş kurt adam (sanki bu türk gelenek-görenek, efsanelerine daha uygun olur, di mi??) çıkarabiliriz bence.😛 ben de öperim kok ^^

  7. Veronica aklımda ama önce emrin olan kdramayı izlemem lazım sir yes sir.Şimdi hikarucum yazımda anlattığım üzere vampirlerin çıkması kaynağı kim Osmanlı,ee Türkler kimlerden geldi kurtlardan ahahahaha .Of herşeyi Türklüğe bağlayan insanlardan oldum iyice.Kızılderililer de Türkmüş diyolar😀😀 Yani gelenekse gelenek efsane ise efsane yav yaratıcı zekalar davranın ulan artık içim şişti tvdeki dizilere iğnerek bakmadan.Ya da senin fikrin mantıklı biz birleşelim yakalım bu gezegeni.Saygılar ayrıca Hello Ni York hav ar yu😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @egosantrik: aferin asker! rahat!😛😛 SKKS’ye başladın mı bari? başla ve seni de joongki-severler kervanına katalım bir an önce😉

      bu arada harika bir noktaya temas etmişsiniz sevgili kok’cuğum; osmanlı ve eflak-boğdan beyliği olmasaydı hollywood diye bir şey olmazmış ya, bak sen şu işe! kızılderililer de türk zaten…😛 artık cesur yapımcılardan yaratıcı bir atak bekliyoruz, di mi? hem maşallah yıldızımız da bol; uzaylı rolünde mustafa topaloğlu, vampir olarak edvırd kalın’ın kaşlarıyla yarışan kaşlara sahip sarp levendoğlu, saksı adam doğuş, kurt adam berdan mardini… isteyince yıldız çoook…

  8. Besra dedi ki:

    Ben uzun zamandır Amerika dizilerini izlemiyorum bir dizi hariç oda CSI Las Vegas hiç bıkmadan sıkılmadan izlediğim tek dizi 🙂 hikaruiv: yazdığın 3 diziyide izlemedim ne bileyim ilgimi hiç çekmedi polisiye dizilerde favorimdir🙂 yazında o kadar hoş anlatmışsınki dizileri gidip izlesemmi ne🙂

  9. Kitapçı Anne dedi ki:

    Mentalist candır can…Simon Baker, özellikle geçen sezonun son bölümünde muhteşemdi. Gerçi bu sezonun ilk bölümü hafif bir hayal kırıklığı yaratmadı değil, ama ilerki bölümlerde bunu telafi edeceklerine inanmak istiyorum.

    Veronica Mars ise bence şu anki dizilerin hepsini 5 basar. Taa yıllar önce, şu anda yayında olmayan Sinek ?? gibi ismi olan bir kanalda yayınlanıyordu Digiturk’te ama her gün ayrı bir saatte. Deli gibi yakalamaya çalışırdım. Epey de başarılı olmuştum, sadece CNBC’de de oynamasına rağmen son bölümünü hiç seyredemedim.

    Herkese 2 diziyi de çok tavsiye ederim.

    • hikaruivy dedi ki:

      @kitapçı anne: öncelikle bloguma hoşgeldin sevgili “kitapçı anne”🙂 mentalist’in 4. sezonu biraz fazla hızlı başladı ve yok artık dedirtti, ama devamında bu durumu fazlasıyla telafi ediyorlar, özellikle 7. bölümde😉 veronica mars ise hiç eskimeyecek bir klasik bence. son bölümü ise dizinin finali değil de sezon finali gibi bitiyor, o yüzden dizi devam etmeyince yazık olmuş maalesef…

  10. ka dedi ki:

    harika site!

  11. Bazennn dedi ki:

    The mentalist dizisini izlemeye doyamadim desem yeridir. 5 sezon nasilda bir anda bitiverdi anlamak zor. Bende diger izleyiciler gibi kesinlikle tavsiye ederim. Canlandirilan karakterler de cok cok basarili oyunculuklariyla ayrica ovguyu hak ediyorlar😉

    • hikaruivy dedi ki:

      Kesinlikle. Özellikle 3.sezon finali favorimdir. 6. sezonda ise red john’a daha fazla odaklanmış bir sezon izleyeceğimize dair güzel bir önsezi var içimde, umarım yanılmıyorumdur😉

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s