Polisiyenin Üstadı: Agatha Christie

Azıcık maceracı ruhlu olup da polisiye roman okumayı sevmeyen yoktur herhalde… Polisiye denince hepimizin aklına ilk gelen isimse Agatha Christie’dir. Tam 67 polisiye romanı (ve takma isimlerle yazdığı aşk romanları!) olan bu çalışkan İngiliz teyzemiz benim en çok keyif alarak okuduğum polisiye roman yazarlarının başında geliyor… Ayrıca onun hakkında o kadar çok şey anlatabilirim ki, inanın bu yazıya sığmaz, birkaç yazılık bir yazı dizisi hazırlamam gerekir. Çünkü romanları kadar kendisi de ilginç bir karakterdir; 25 yaşında bir dedektiflik hikâyesi okuduktan sonra “bu ne la? ben daha iyisini yazarım” deyip kalem kâğıdın başına oturmuş, ve gerçekten de dediğini yapmış bir insandan bahsediyoruz! (Meraklısına not: İlk romanı “The Mysterious Affair at Styles” isminde olup bizi Hercule Poirot ile tanıştıran romandır ve bir çeşit “double jeopardy” vakası içerir; ve bence bir ilk romana göre oldukça başarılı, oldukça sürprizlidir! Türkçe’ye “Ölüm Sessiz Geldi” ismiyle çevrilmiş…) Sonracığıma bu teyzenin bir de “Pera Palas” macerası vardır: İstanbul’a ziyarete gelmiş, Pera Palas Oteli’nde kalmış, ve bu turistik gezisi sırasında birkaç gün ortalardan kaybolmuştur! Üstüne üstlük, tam da o günlerde İstanbul’da faili meçhul bir cinayet vakası yaşanmıştır!! “Adamı Agatha Christie öldürdü, cinayet romanlarındaki katilin ruh halini daha iyi anlamak için yaptı bunu, üstelik bu işi İstanbul’da yapmayı seçti ki yakalanmasın…” diye komplo teorileri üretenlerin sayısı hiç de azımsanacak gibi değildir…

Agatha Christie... Yakışıklı bir teyzemizmiş...

Romanları kadar kendisi de egzantrik olan bu teyzeyle benim tanışmam ise 13 yaşımdayken büyükbabamın engin kitaplığında dinî kitaplar arasına her nasılsa karışmış olan “Kitaplıkta bir Ceset” romanını bulmam ile oldu: İlk defa bir cinayet romanı okuyor olduğum için bu kitabı biraz tırsa tırsa okumuştum… Ama bu harika roman damağımda öyle hoş bir tat bıraktı ki, daha o yaşta Agatha Christie kitaplarının müptelası oldum. 14 yaşımın yaz tatilini o sırada bulunduğum yaz kampının kütüphanesindeki tüm Agatha Christie’leri hatmederek geçirdim (onun yerine kamptaki yakışıklı oğlanlarla flört etmek varken… cık cık cık, süzme inekmişim ya ben, şimdiki aklım olsa, aaah ah!😀 :D). Lisedeyken sanırım en az 30 kitabını okumuştum ki Türkçe’ye çevrilen kitaplarının sayısı da aşağı yukarı bu kadardı. Ki zaten geri kalanlarını da İngilizce’lerinden okudum. (Gerçi o sıralarda Altın Yayınevi yeni yeni Agatha Christie’ler basmakla meşguldü… Şimdi sanırım tüm külliyatı Türkçe’ye çevrilmiş durumda.) Şu anda gözden kaçırıp da okumadığım Agatha Christie kitaplarının sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. O yüzden kendimi gönül rahatlığıyla bir Agatha Christie uzmanı ilân edebilirim, eheh😀😀 Ama itiraf etmeliyim ki bu uzmanlığıma (ve detaycı, dikkatli bir insan olmama) rağmen katili tahmin edebildiğim kitaplarının sayısı da iki elin parmaklarını geçmez!😛😀

Gerçi Agatha Christie kitaplarının çekiciliği tam da bu yüzdendir belki: Romanlardaki kurgu öyle başarılıdır ki, sizi bir o yana bir bu yana sürükler, kafanızı karıştırır, kitaptaki tüm karakterlerden tek tek şüphelenmenize neden olur, ve en sonunda muhakkak ters köşe yapar! Ve ne kadar kitabını okumuş olursanız olun, bu kadının kafasındaki formülü çözemezsiniz (ya da en azından ben çözemedim :P); katil bazen tam da olması gereken kişi çıkarken bazen saçma sapan bir sebeple en alâkasız kişi de çıkabilir. Gerçi Agatha teyzenin bazı ipuçlarını bilerek sakladığı da olmuştur (mesela bir kitabında dedektifimiz anne babanın mavi gözlü olduğundan yola çıkıp onların kızı olduğunu iddia eden siyah gözlü bir kızın yalan söylediğini kanıtlamıştı… ama sorun şu ki, anne babanın mavi gözlü olduğu bilgisi bize kitabın başında verilmemişti!) Ama olsun: Sonundaki gizemi ister çözün ister çözemeyin; her romanı -Hercule Poirot’nun deyimiyle- “gri hücrelerinizi çalıştırır” ve okuyana çok keyifli bir macera sunar. Ayrıca bir zamanlar -kimbilir nerde- okuduğum bir yazıda Agatha Christie romanlarının insana mutluluk hormonu salgılattığı yönünde bir iddia vardı! Evet, cinayet romanları okuyarak mutlu olmak kulağa çok saykoca geliyor olabilir, ama yazıda bahsedildiğine göre Agatha teyzemiz öyle bir dil kullanıyor, kelimelerini öyle seçiyormuş ki, okurken farkında bile olmadan kendinizi iyi hissediyormuşsunuz. Bunu açıklamakta güçlük çekiyorum; zaten okuduğum yazıdan da aklımda pek bir şey kalmadı, ama google’da arama yapınca bu konuyla ilgili şöyle bir yazı buldum, bu dil meselesinden bahsetmemekle birlikte demek istediğim şeyle bir miktar alakalı. Özetle, Agatha Christie (ve benzeri “cozy” (sıcak) polisiye romanlar) sempatik bir karakter tarafından anlatılmakta, küçük sakin yerlerde geçmekte, kan vahşet gibi brütal ögeler içermemekte ve sonunda suçlu adalete teslim edilerek içimiz ferahlatılmakta olduğu için insanda rahatlama duygusu uyandıran cinsten romanlarmış, yazan amca öyle diyo🙂 Ben buna bir de Agatha Christie romanlarındaki dilin yalınlığını (İngilizce’si çok rahatlıkla anlaşılmaktadır) ve betimlemelerin sevimliliğini de ekleyeyim😀 (“Handsome woman” lafını sanırım ilk kez ondan duydum; Agatha Christie klasik anlamda güzel olmayan, ama duruşu ile çekici ve karizmatik olan hatunları anlatmak üzere böyle bir tabir kullanır… Ayrıca her kitabında mutlaka bir bahçe betimlemesi vardır, ve bu bahçede mutlaka shrub’lar ve rhododendron’lar bulunur!) Bir de Agatha teyze mutlu sonları sever. Bir cinayet romanında mutlu son nasıl olabilir ki diyebilirsiniz; ama mesela roman başında kavgalı olan baba-kız, ya da birbirine açılamayan âşık bir çift varsa, cinayet çözülüp katil bulunduktan sonra bunlar birbirlerinin değerini anlar ve mutlu mesut günlere yelken açarlar (eh, işte size bir ipucu: romanda böyle birileri varsa yüksek ihtimalle onlar katil çıkmayacaktır!)

Agatha Christie’nin iki tane önemli dedektif karakteri vardır, romanlarının çoğunda ya biri ya da ötekisi bulunur ve gizemi o çözer (bir de birkaç kitabında yer alan Tommy ve Tuppence vardır ama onları sallayın, diğer ikisinin yanında pek bi’ toy kalır bunlar :P) Bunlardan birincisi, yaşlı, evde kalmış kızkurusu teyzemiz Miss Marple’dır. Bu teyze son derece anaç bir teyzedir, üstelik çöpçatan bir yanı da vardır (aynı ben! :D) Kendisinin motto’su şöyledir: “insan her yerde aynıdır!” Bu teyze küçük bir köyde yaşar; köyünden çıkıp bir yerlere gezmeye falan gittiğinde ise mutlaka bir cinayet olayına karışır (son derece uğursuz bir teyzemizdir yani! nereye gitse birileri ölüyo lan, ben arkadaşı olsam onunla bütün ilişkimi keserdim!😛 :P) ve de her cinayet olayında olaya karışanları köyündeki bazı insanlara benzetir: “Aaah, bizim köyde fırıncı Jack usta vardır, o da bir gün ekmekleri eldiven giymeden fırına atarken yakaladığı küçük çırağı çilli Billy’yi fırıncı küreğiynen dövmüştü” falan der mesela; onu dinlemekte olan şüphelilerse “ahan da yaşlı kadın kafayı yedi! ne alakası var?” falan diye düşünürler; ama kitabın en sonunda ortaya çıkar ki, katilin cinayeti işlemesindeki sebep Jack ustanın çırağının hijyen eksikliğine fazla tepki vermesinde olduğu gibi, geçmişte kendisinin de yaptığı ve başına çok dertler açıp onda travma yaratan bir hatayı maktülde görmesi ve fazla tepki vermesidir, falan fişman. (Evet çok salak bir örnek oldu ama siz anafikri anladınız😀 :D)

Ama yaşlı teyzenin tüm sevimliliğine rağmen A.C’nin benim favorim olan karakteri, ünlü dedektif Hercule Poirot’dur: Bu Belçikalı dedektif, yumurta kafalı, kısa boylu, komik bir tiptir. Ama acayip yüksek bir ego’su vardır, ve bu egonun kaynağı çok zeki olduğunun farkında olması -ve özenle besleyip büyüttüğü, her akşam pomatlarla ovduğu bıyıklarıdır!!😀😀 Sherlock Holmes’un Watson’ı gibi bu amcanın da Hastings isimli emekli albay bir arkadaşı vardır ve bazı vakalarında ona Hastings eşlik eder. Fakat Sherlock Holmes’un aksiyon adamı olması ve gözden kaçan delilleri şıp diye bulmasını sağlayan keskin dikkatinin aksine Hercule Poirot akıl adamıdır, cold case’lerin dedektifidir; cinayet davasının üzerinden isterse 20 sene geçmiş ve ortada delil namına bir şey kalmamış olsun, o olayı “gri hücrelerini kullanarak” çözer. Olayı çözdüğü zaman herkesi bir yere toplaması ve teatral bir atmosferde olan biteni anlatması da yine egosunun şanındandır!😀 Poirot süper İngilizce konuşur elbette; ama iki lafının arasına Fransızca kelimeler iliştirir, ayrıca kendisine ilk bakışta burun kıvıran İngilizler’e kibarlığından hiç ödün vermeden süper laf çakar😀 Agatha Christie, soğuk ve kendini beğenmiş İngilizler’in yaşantısını çok güzel yansıttığı romanlarına onlarla hafiften dalga geçen böyle bir karakter ekleyerek benim acayip takdirimi kazanmıştır!

Agatha Christie, William Shakespeare’den sonra eserleri yabancı dillere en çok çevrilen İngiliz’dir. Sadece başka dillere çevrilmeyi bırakın, beyaz perdeye, tiyatroya da defalarca uyarlanmıştır onun hikâyeleri… Mesela “Fare Kapanı” on yıllardır Londra tiyatrolarında kapalı gişe oynamaktadır (Hatta şimdi baktım, taa 1952’den bu yana oynamaktaymış)! Film ve dizi uyarlamaları içinse sizi imdb’nin şu sayfasına yönlendiriyorum; kaç tane var ben sayamadım! Sonracığıma, Miss Marple’lı ve Hercule Poirot’lu bir animemiz bile var: Agatha Christie’s Great Detectives Poirot and Marple! Ama izlemenizi pek tavsiye etmem; ben birkaç bölüm izlemiş sonra fazla basit bulup bırakmıştım…

Sadece bunlar da değil: On Küçük Zenci, Doğu Ekspresinde Cinayet, Güneşin Altındaki Kötülük (bu böyle mi çevrildi acaba? emin değilim…) ve Alfabe Cinayetleri’nin adventure türünde bilgisayar ve video konsol oyunları da var!

Son olarak en sevdiğim Agatha Christie romanlarından bahsedeyim: Zaten en ünlü romanlarından olan “On Küçük Zenci” ve “Doğu Ekspresinde Cinayet” romanları benim de favorilerimdendir. İkisi de birbirinden harikadır, müthiş birer kurgu içerirler, çok ama çok dikkatlice okuyup tüm gri hücrelerinizi çalıştırarak akıl yürütmezseniz, imkânı yok katili bulamazsınız… Bunlar dışında Kitaplıktaki Ceset (ilk okuduğum… ilk göz ağrım…), The curtain: Hercules Poirot’s last case (“Ve Perde İndi” diye çevrildi zannediyorum… yine ağzımı açık bırakan bir son, ve hüzün dolu bir roman…), Uyuyan Ölüm, Üç Kör Fare (Fare Kapanı diye de bilinir…) benim en sevdiklerimdendi.

Evet lafı çok uzattığım için burada kesiyorum. Ama bitirmeden önce buraya kadar okumuş olan arkadaşlara ufak bir jest yapmak istiyorum: Aşağıda resimlerini görmüş olduğunuz “Cat Among the Pigeons” ve “The Endless Night” isimli romanlarımı ilk yorum yazanlara hediye edeceğim. Sadece yorum bırakıp hangi kitabı tercih ettiğinizi belirtmeniz yeterli. Bu arada kitaplar İngilizce; ama merak etmeyin, İngilizce’leri hiç ağır değil: Okullarında yıllarca İngilizce eğitimi almış, üniversitede hazırlık okumuş birisi rahatlıkla anlayabilecektir. Ne dersiniz, ABD’den posta almak isteyen var mı?😉

İşte böyle… Daha beni tutmasanız bir bu kadar daha yazabilirim ama okuyanları baymamak adına en uzun post’larımdan biri olan bu yazıyı burada kesiyorum. Ve size, bol gizemli, bol eğlenceli, ama mümkünse cinayetsiz günler diliyorum!😀

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı kitap içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Polisiyenin Üstadı: Agatha Christie için 36 cevap

  1. winpohu 'ca dedi ki:

    ben agatha cristie bayılırım lise dönemin bunlarla gewçti bir sürü kitabını topladım sahaflardan hepsi birbirinden güzel ama en güzeli ve perde indinin sonu beni çok şaşırttı on küçük zenci şampanyadaki zehir falan süper hepsi süper gri hücreler🙂

  2. winpohu 'ca dedi ki:

    “The Endless Night” :))

    • hikaruivy dedi ki:

      @winpohu: tamamdır😀 seni batı’nın en hızlı yorum yapan kovboyu ilan ettim!😀 ayrıca adresi yollamana da gerek yok, how convenient!😀 (aklıma gelmişken north and south’u okuyabildin mi? ingilizce’si biraz ağırdı bence…)

      ikinci talihliyi bekliyorum😉

      • winpohu 'ca dedi ki:

        agatha cristie demişsin yazıyı görür görmez atladım ama süprizi hiç beklemiyordum çok sevindim. ne de olsa bu deneyimi yaşamış ve pek sevmiştim muahahah🙂

        north and south için tekrar teşekkürler ingilizcesi ağır olduğundan bende okuma işini ağır ağır ilerletiyorum . bu kitabı ne çok seviyorum anlatamam🙂

        ayrıca yazı çok güzel olmuş ben böyle güzel anlatamazdım bunu .eline koluna sağlık🙂

  3. makinosev dedi ki:

    The Endless Night’ı istirem😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: öhömm, o zaman seni winpohu’ya havale ediyorum: aranızda anlaşın🙂 bu arada cat among the pigeons benim daha çok hoşuma gitmişti diyip işi iyice kızıştırayım, ahahah😀😀

      @winpohu: sağol canım, ben de çok severim A.C. teyzemizi, bu yazıyı yazmasam olmazdı😉

      • makinosev dedi ki:

        yok ben isime aldım benim için sorun değil valla, ay çok sevindim şimdi, hem ilk kez A.C. okumu olcam hemi de senden hatıra olacak😀

      • winpohu 'ca dedi ki:

        makinocum bayan ikinci onu ben seçtim bile🙂
        neyse canlar ikisi de bizde kaldı değiştirip okuruz artık🙂

    • makinosev dedi ki:

      winpohu-şi kapmış madem bende Cat Among the Pigeons’ı istiyorum o halde😀😀
      bu arada Handsome woman betimlemesine koptum😀 fotonun altındaki yorumunu görünce aklıma susan boyle bile geldi, bütün ingiliz ajummaları böyle handsome’mı acaba diye düşünmüyor değilim şuan😀

  4. makinosev dedi ki:

    ah o namcalar yok muuu🙂 winpohu’da uzun süreli etki yapabilen millet düklerin diyarından ingiliz namcalar galiba🙂

    Hikaru, kitabı kapacağım diye yukarıdaki konu arada kaynadı ama valla çok eğlendim okurken🙂 On Küçük Zenci ve Doğu Ekspresinde Cinayet ile ilgili yazında vardı önceden aklıma hemen o geldi🙂

  5. hikaruivy dedi ki:

    @makino, winpohu: handsome woman tanımı boşuna değil, böyle yakışıklı teyzelerden ingiltere’de çok var anlaşılan!😀😀 namcaları iyidir ama soğukturlar biraz:/ fransız erkeklerini daha çekici bulurum ben şahsen, ama çok pis ukaladır onlar da😛

    @makino: evet canım, masalevi yazmıştı, ben de ona yorum yapmıştım🙂 eğlendiğine sevindim, banzaiiiii!😀

    • makinosev dedi ki:

      fransız dedin ya şimdi, geçenlerde kısa film olarak koyduğun video aklıma geldi , ukelalıkta bir üst noktaydı o🙂
      Halbuki bir İrlandalı bir İsveç veya Koreliye benzemeyen bir koreli bulmak ister bu yürek ama naparsın kader!!!😀 benim sonumda handsome teyze gb olcak galiba😀

    • winpohu 'ca dedi ki:

      ingilizler yakışıklıdır ama italyanlar bir başka aslında ne çok millet var böyle ah ah şuan winpohu kendinden beklenmedik konuşmalar yapıyor yarın sabah uykusunu alınca bunları okuyup neler demişim ben diyebilir🙂

      @makino uzun süreli etki edebilen kimse yok tabi de dükler ayrı olursa hayır demem . yalnız bu gün gördüğüm biri john thornton a pek benziyordu yaw off offf😦

      • makinosev dedi ki:

        sen bu aralar pek şanslısın, berberde lee jun ki poterleri görmeler, sokakta john thornton filan😀 neyse kıskanmıyorum hiç, abim bile kıvanç tatlıtuğ görürken kıskanmadım şimdi de kıskanmam😀 hommm🙂

      • hikaruivy dedi ki:

        eneee, ben canlı canlı görmüştüm kıvancı🙂 yanında azra akın da vardı, bize el sallamışlardı. hey gidi günler!😀😀

    • makinosev dedi ki:

      anaam ne güzel kırdığım potu yan çevirdin de tam isabet ettirmişim gb gösterdin. tabi canım masalevi yazmıştı ama yorumlardan net hatırlıyorum sevdiğini😀😀😀😀

      • winpohu 'ca dedi ki:

        ben bu gün istanbul kazan ben kepçe dolaştığım için görmediğim kalmadı ama lee jun ki posteri benim içinde baya ilginç bir deneyim oldu🙂 gel beraber gezelim görelim🙂

  6. hikaruivy dedi ki:

    @makino: di mi yav, j’attendrai le suivant! korkunçtu, hala düşündükçe kadıncağıza acıyorum!😀
    irlandalı, isveçli, oooo makino hanım, nerde sarışın kızıl saçlı adam var, onları beğenioruz anlaşılan! sarışın candır ama, ben de severim🙂 koreli’ye benzemeyen koreli de iyiymiş!😀 ji sub’da fena halde koreli tipi var yalnız, onu napıcaz??😀😀

    bi de ha masalevi yazmış ha ben, aramızda teklif mi var canım?😉

    @winpohu: yarın sabah kalkınca bu yazılanları bi daha oku çingum! ibret-i alem olsun diye silmeden bırakıcam böyle, ahahah😀😀 john thornton’a benzeyen adamı nerde gördün???

    • winpohu 'ca dedi ki:

      muhahahah ibret i alem için🙂 ömürsün çingu . göz kapaklarımın bana oynadığı acımasız bir uykusuzluk oyunu yüzünden ellerim düşündüklerimin aksine yazmış diye bir kıvırma biçimi denesem bende yerler mi ne dersin🙂

      koreliye benzemeyen koreli bende isterim sarışında iyidir ama koyu siyahlar saçlarda olur bak hiç seçici değilim🙂

      adamı istanbulda gördüm devamlı düşünüyorum kime benziyor kime sonunda buldum . aklımda yer etti yüzü🙂

      • winpohu 'ca dedi ki:

        not: gece gece burasını sohbet alanı yaptık çingu çok özür :=)))

      • hikaruivy dedi ki:

        @winpohu: yooo, hiç sorun değil, eğleniyoruz işte ne güzel🙂 jun ki posteri süpermiş yalnız, koptum resmen! ben ODTÜdeyken bizim üniversitenin arka mahallesinde (100. yıl yani) Nazmi diye bi berber vardı, o da Brad Pitt resmi falan asmıştı camına. Hatta bi de kartvizit bastırmış, kartvizitin üzerinde bir tarafta Brad Pitt, diğer tarafta Leonardo Di Caprio, ortada da kendi suratı!!! Ay ne kopmuştuk yau, amcamdaki özgüvene bak!😀😀

      • makinosev dedi ki:

        Amcada sarışın mıydı bari😀 bari ele avuca gelen bir özelliği olsa🙂 yoksa bilinçaltındaki fangirl’ü mü yansıtmıştı acep, ben erkek olsam hem de sarışın olanından o kartvizitten sonra adımımı atmazdım🙂
        not: ilk defa bu kadar dallı budaklı yorum şeması görüyorum, paşa paşa altalta yazmak lazım ama özellikle ben bir üstteki yoruma bir ortadakine derken bayaa bir arapsaçına döndürdüm burayı🙂 hikarucm yine de yetişiyorsun hepsine helal🙂

      • hikaruivy dedi ki:

        amca dediğime bakma, genç bi çocuktu, şimdi en fazla 32-33tür. ama brad pitt ve leonardo’nun yakınından bile geçemez, orası ayrı😀 evet kendisi de sarışındı sanırım, demek sarışın olunca default olarak brad pitt gibi olacağını düşündü garibim😛😀😀

        yorumlar konusunda hile yapıyorum azıcık: blog kontrol panelinin manage the comments kısmından idare ediyorum, böylece sırayla görebiliyorum. yoksa arada kaçırdıklarım olurdu, ahah😀

  7. sagbeyin dedi ki:

    çok güzel bir yazı olmuş hikaruivy^^ ben deagatha christie derim başka bir şey demem🙂 kendisiyle 11 senelik geçmişim var ama son 4 yılda kitap olarak sadece onun kitaplarını okuyarak bu ilişkimiz yoğunlaştı🙂 neredeyse bütün kitaplarını okudum okuyacak bir şey kalmadığından artık çizgi romanlarına geçtim🙂
    bir de aynen bu kadar kitabını okudum benim de çözdüğüm katil sayısı 2 veya 3 tanedir.O mavi göz olayını ben de hatırlıyorum çok ters köşeye yatırmıştı beni agatha teyze🙂 oysaki ne kadar emindim katilden🙂
    bu arada favorilerimiz aynıymış hikaruivy! bir de ben ekstradan ilk göz ağrım olan “pembe panjurlu ev”ide katabilirim. bu arada “ve perde indi” benim için çok acıklıydı…Poirot’u böyle de mi görecektik!
    bir de bir fikrimi paylaşayım bence agatha christie’nin romanlarında yer verdiği yazar adriane oliver agatha christie’nin kendisi. Adriane Oliver hep kitaplarının başkahramanı finlandiyalı dedektiften aslında nefret ettiğini söylerdi. “Acaba Agatha Christie’de Hercule Poirot’tan nefret mi ediyordu ve okuduğumuz bu kitaplar şiddetli bir nefretin ürünümüydü? diye çok düşünmülümdür:)
    bu arada ben de “Cat Among the Pigeons” u istiyordum ama geç kaldım sanırım ühühühü
    NOT: Yıllar geçtikçe Nazmi’nin özgüveninde eksilmeler olmuş galiba :)) artık öyle kartvizitler basmıyor sanırım😉

  8. superunni dedi ki:

    Kitaplar gitti mi şimdi başkalarına ;(((

  9. Lee dedi ki:

    Kitaplar gittiğine göre yazı hakkında yazmaya başlayayım hemen🙂 Ayrıca böyle bir incelik göstermen harika çingu^^

    Şimdi ben de agatha teyzeyi çok severim. Aynen senin gibi küçük yaşta keşfetmiştim ama nasıl keşfettiğimi hatırlamıyorum. 10 Küçük Zenci olmalı ilk okuduğum kitabın. Katili bulamamanın verdiği sinir harbi ile kitapta aldığım zevk birbirine karışınca o duygu yoğunlukları içerisinde oradan oraya uçuyordum🙂

    Hala severim, hala deli gibi okurum. Kitaplığımda Agatha’dan 3 4 kitap vardır, çoğunu genelde arkadaşlarımdan ya da kütüphanelerden alıp okumuşumdur. Lisedeyken okulun kütüphanesi haricinde gelen gezici kütüphane otobüsünde çok vardır Agatha, sınıftaki bütün arkadaşlarıma okutturmaya çalışıyordum🙂

    O zaman hemen benden bir tavsiye çingu. Doctor Who’nun 4. sezonunda Agatha Christie temalı bir bölüm var. Doctor ve Donna Agatha’nın yaşadığı yıla gidiyorlar. O bölümü kesinlikle ve kesinlikle izlemelisin. Yerlere yatmıştım gülmekten, Donna zaten beni krize sokuyor hep, enfes kadın. Ayrıca Agatha’yı görüyoruz, romanları hakkında, kendisi hakkında değişik bilgiler duyuyoruz. Bayılacağına eminim. İzlersen o bölüm hakkındaki yorumlarını kesinlikle duymak isterim🙂

    Ve son olarak ellerine sağlık, harika bir yazıydı. Çok keyif alarak okudum.

  10. Lee dedi ki:

    Ah, söylemeyi unutmuşum. Ben de Osmanlı’nın Sherlock Holmes’ü olan Amanvermez Avni’nin Serüvenleri’ni okuyorum bu sırada. Bunu da sevdim, hem de bizden biri😀 Tavsiye ederim🙂

  11. hikaruivy dedi ki:

    @sagbeyin: çok teşekkür ederim sağbeyin’cim🙂 desene aynı duyguları paylaşıyoruz! pembe panjurlu ev’i hatırlayamadım yalnız; biraz ipucu versene? kim öldürülüyordu, nasıl bir mizansendi? ve perde indi’de poirot’ya ben de çok üzülmüştüm yahu. ama gene de poirot’luğunu yapmayı bilmişti!🙂
    adriana oliver kendisi diyorsun demek! vay, hiç böyle düşünmemiştim🙂 ama evet, kendisinin karikatürize edildiği bir hali olabilir (yazar hanımın saflıkları gözümde canlanıyor da🙂 ) ama Poirot’dan nefret ediyorsa doğrusu ayıp etmiş, tüm ukalalığına rağmen ondan nefret edilebilir mi hiç??🙂
    (bi de nazmi konusunu aydınlattığın iyi oldu, yıllar içinde olgunlaşmış o zaman. ya da belki sadece saçları seyrelmiştir!😀 :D)

    @superunni: hahah, merak etmeyin dostlar, arada bir gene yaparım böyle. kitap yazılarımın takipçisi olun anacım🙂

    @lee: sağol canım, o senin güzelliğin😀 oovvv, sen direk damardan girmişsin: on küçük zenci’yle başladıysan A.C. müptelası olmamak işten değil! Doctor Who’yu izlemiyorum, ama o bölümünü izleyeceğim. Amanvermez Avni’yi de ilk defa duydum, vay be, bizim de teee 20. yy’ın başında böyle bir polisiye kahramanımız varmış demek! Tamam, onu da bir yerlerden bulup okuyayım mutlaka. Ben en eski Türk işi dedektif olarak Peyami Safa’nın Cingöz Recai’sini bilirim; hatta Ayhan Işık’ın oynadığı bir filmi bile vardı🙂

    • superunni dedi ki:

      Peki hatun takipteyim bu sefer önce ben kapacağım..:) Telefonuma uyarı ayarlayacağım sen yazdığında bana uyarı gelcek :)nihhahahah yaşasın teknoloji:DD
      A.C. teyzem nasıl bir beyin nasıl bir kalemdir onda ki ya …Ben de ilk Hercules Poirot’s L.C. okumuştum küçücükken🙂 takipteyim hatunn :))

  12. mydestiny dedi ki:

    En uzun postunu bir çırpıda okudum, hemen bitti. Devam etseydin keyifle okumaya devam edecektim ben de:) Ellerine sağlık diyorum çok güzel bir yazı olmuş.

    Ben henüz bütün kitaplarını okuma fırsatını bulamadım, 4-5 tane okumuşum en fazla. Yazını okuyunca kitap sipariş listesi hazırladım bile:)

    Daha nice kitap yazılarına:) Kitap yazısı okumak güzel^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @mydestiny: Çok teşekkür ederim canım, ben de seviyorum kitap yazılarını. Neden daha sık yazmıyorum o zaman, hımm, güzel soru, ahah😀😀 Ama madem işe yarıyor, sipariş listesi hazırlatacak kadar sizi heveslendirebiliyor bu yazılar, bundan sonra daha sık yazarım ben de😉 Keyifli okumalar! ^^

  13. sagbeyin dedi ki:

    bir itiraf yapayım sana hikaruivy:) kitabın adı pembe panjurlu ev değilde pembe evdeki ölüymüş. sen kitabın konusunu hatırlayamadım deyince işin doğrusu ben de hatırlayamadım🙂 ama okuduğum zaman ne kadar hayecanlandığımı ve kitabın kapağında bir pembe evin olduğunu hatırlıyorum🙂 bir internetten araştırayım dedim ve baktım öyle bir kitap yok! “Allah Allah aslında okumamışmıyım bu kitabı ” derken biraz daha araştırınca meğer asıl isminin “pembe evde ölü” olduğunu gördüm😀 isimleri hatırlama konusunda ne kadar kötü olduğum bir kez daha kanıtlandı hahaha😀 hikayede Tommy ve Tuppence var ve huzurevinde yaşlı 2 kadının öldürülmesini anlatıyormuş
    unutmuşum kitabı .Tekrar okuyayım bari🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @sagbeyin: tamam, şimdi oldu🙂 ben onu okumamışım, tommy-tuppence olunca fazla ilgimi çekmedi sanırım😛 ama sen çok sevdiysen şans vermeye değer😉

  14. Geri bildirim: Biri Polisiye Mi Dedi :) « Winpohu'ca Blog

  15. masalevi dedi ki:

    ühühühü ne kadar geç kalmışım, gitti caanım kitaplar. neyse başka bahara artık🙂 agatha christie benim için çekirdekle aynı işlevi taşıyor, birine başladın mı tüm kitapları okumadan içi rahat etmiyor insanın🙂 kitapları zaten mükemmel, üstüne üstük kendi hayat hikayesi de çok esrarlı. sanırım kocasının kendisini aldattığını öğrendiğinde çekip gidiyor evden. günler sonra arabası bulunuyor önce sonra kendisi. kısa süreli hafızasını da kaybetmişti sanırım, bulunduktan sonra hiç konuşmamış. ama bu süreçte onu İstanbul’da görenler olmuş Pera Palas Oteli’nde. bir de ölümünden sonra bile gizemli olaylar bitmemiş falan.. Çok acayip bir kadınmış, onunla aynı dönemde yaşamak isterdim.

    çok uzun detaylı bir yazı olmuş gerçekten ellerine sağlık Hikarucum..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s