Güzel Şeyler Bunlar…


Bugünlerde beni mutlu eden güzelliklerden bahsedeyim biraz da… Konu başlıklarımız yiyecek (bir oburun maceraları…), takı (kız milleti işte…), doğa (eski izciyiz, olsun o kadar…) ve müzik (ruhumuzu da beslemek lâzım tabii…) Ve hayır, bu yazıda yakışıklı aktörlerin resmi olmayacak! 😀

Yiyecek: Öncelik elbette yine Kore’nin: Yeni bir Kore marketi keşfettim. Hem de öyle böyle değil; bu seferki fena halde Koreli bir market! Önceki Asya süpermarketlerinde ağırlıklı olarak İngilizce yazılar olurdu; burda ise ürünlerin çoğunun üzerinde sadece Korece yazılar var. Ama bu beni durdurdu mu, tabii ki hayır! Alacaklarımı yine aldım. En başta da şu aşağıda görmüş olduğunuz şimdiye dek yediğim en lezzetli (ve en acı!) rameni almış bulundum:

Rameni tam 10lu paket halinde aldığım için 2 haftadır nerdeyse her akşam yiyorum, şikayetçi de değilim!!

Tabii ki bol bol abur cubur da aldım:

Market raflarından birkaç görüntü (tıklayıp büyütebilirsiniz):

Bu da marketin dışarıdan görünümü. (Karanlıkta ve telefonla çekim yaptığım için pek iyi çıkmamış… Hoş, aydınlık olsa bile bu durum marketin salaş olduğu gerçeğini değiştirmeyecekti…)

Takı: Takı takmayı sever misiniz? Ben çok severim ama genelde takmam, daha doğrusu becerip de takamam: Küpelerimin bir tekini mutlaka kaybederim; zaten kulaklarımda yalnızca birer delik var, çok istediğim halde kulak deldirmekten korktuğum için ikinci delikleri bir türlü açtıramadım (aynı korku, çok sevdiğim halde asla hızmam olmamasının da sebebidir…) 😛 Kolye takmaya üşenirim; çünkü banyoya girerken hep boynumda unuturum ve zincirleri kararır; yüzükler beni sıkar ve mutlaka bir köşeye fırlatırım, vs. vs. Ama bugünlerde yeni bir aksesuar keşfettim ve havalar soğuyup sandalet giymeyi bırakana kadar da vazgeçeceğe benzemiyorum: Ayak parmağı yüzüğü!

Nasıl, sizce de çok tatlı görünmüyorlar mı? Ayaklarımdan değil, yüzüklerden bahsediyorum; ayaklarım sanırım yalnızca bir ayak fetişisti olan Tarantino’ya hoş görünecektir 😛 (Alo, Quentin? Bu yazıyı okuyorsan haberin olsun, ben ve ayaklarım Kill Bill 3’te kısa bir rolde oynamaya talibiz. Tabii önce Didem Erol olaydan haberdar olup da beni parçalamazsa! :P) Bu da bir başka görüntü (ayaklarımı arabanın ön tarafına dayayarak yapmış olduğum hayvanlığı affedin, ama ayaklarım gayet temizlerdi, eheh :P), sandaletin izi de pek komik olmuş:

“Ben bu resmi bir yerden hatırlıyorum” diyen var mı? Aaa, benim twitter profil resmim de aynen böyle ayol! (Yalnız orda ön patileri dayamışım arkaları değil :P)

Doğa: Yukarıdaki resmin (hayır kedili olanın değil, bir üsttekinin) arka planında görmüş olduğunuz üç şerit gidiş-üç şerit gelişli geniş yol ise I90 oluyor efenim: New York eyaletini batıdan doğuya kat eden bir “interstate”tir kendisi. Çok tatlı bir yoldur; hele de sonbaharda kızaran, sararan ağaçlar ile muhteşem bir görüntüye sahip olur… Şimdilik hâlâ yeşil; ama bir aya kalmaz o güzelim renklerle dolu bir fotoğrafını eklerim. Ama “banane banane, ben örnek isterem!” diyorsanız bilgisayarımda önceden kalma bir “New York’ta sonbahar” fotosu vardı, işte buyrun:

Bu da aynı yolun yaz aylarındaki görünümü:

İşte bu renge (hatta daha ateş kırmızısı bir renge) dönüşen çok sayıda ağaç var buralarda. Ağaçlar konusunda acayip cahil olduğum için türünü bilemiyorum; bilen varsa beni aydınlatırsa sevinirim.
Bu da bir başka interstate yolu; New York’u kuzeye doğru kat ederek Montreal’e kadar giden I87 (gördüğünüz gibi her yer orman…)Evet, Upstate New York’un doğası bir harikadır gerçekten! Şaşırtıcı, öyle değil mi? New York denince akla sadece gökdelenler gelir, ama aslında New York City alan olarak New York eyaletinin çok küçük bir bölümünü oluşturur. Eyaletin geri kalan büyük kısmı ise ormanlık, yeşil mi yeşil, güzel bir sayfiye yeridir…

Müzik: Indie müzik sever misiniz? “Indie ne ulan” diyenler için “independent”ın kısaltması olduğunu belirtelim, ve büyük müzik şirketlerine bağlı değil de, bağımsız, küçük bütçeli şirketlerle çalışan müzisyenleri anlatan bir terim olduğunu da ekleyelim (hoş, şimdi artık bu terim anlam kaymasına uğrayıp bir müzik türünü de belirtir oldu…) Koreli indie gruplar hakkında harika bir tanıtım için sizi Sermin’in şu yazısına alalım. Hakikaten Koreliler bu konuda muhteşem bir iş çıkarıyorlar; mesela Small Accacia Band’in So Good Bye şarkısını, Clazziquai’nin Wizard of Oz‘unu, Zitten’ın Feel Alright‘ını, Tearliner’ın We Quit Us‘ını dinleyip de sevmeyen olur mu bilemiyorum… Bense biraz daha uluslararası takılıp size birkaç başka isim daha sunmak istiyorum: Önce, İzlandalı Olafur Arnalds:

Sonra, Amerikalı Chris Garneau:

Son olarak ise, bu iki kızcağızı indie sınıfına sokmak ne derece doğrudur bilmiyorum (çünkü kendileri beste yapmıyor, başka sanatçıların şarkılarını kendilerince yorumluyorlar) ama yaptıkları Beirut, Tom Waits hatta Feist cover’ları beni benden almakta! İşte karşınızda Agathe & Fine:

Nasıl? Dediğim kadar varmış değil mi? Evet, güzel şeyler bunlar! 😉 😀

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı ABD, Genel, kişisel, Müzik, Uzak Doğu içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

17 Responses to Güzel Şeyler Bunlar…

  1. Lee dedi ki:

    Müziklere bayıldım. Korece indie müzikleri sevmem, uluslararası çok güzeldir ama.
    New York fotoları da tam sonbaharlık, artık resmen geldiğinikabul edebilirim 😀
    Takı konusunu es geçiyorum ben aha :p
    Yeni bir marketin daha oldu demek çingu, hayırlı olsun 🙂 O rameni merak ettim şimdi, eminim çok güzeldir. Şu rengarenk olan şişeler vitamin suları mı? Dok Go Jin’in fotolarını aradı gözlerim onların üzerinde hehe 😀

    Ellerine sağlık, çok keyif alarak okudum 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @Lee: Indie candır 😀 Beğendiğine sevindim ^^ Bu arada yazıda daha ağaçlar yeşil falan demiştim ama aslında kızarıp sararmaya başlamışlar bile, üç günde doğa değişiyor yahu! Evet sonbahar geldi de geçiyor! 😀

      Marketlerimiz artıyor çingu! Ramenden sana da getiririm gelirken 🙂 O renkli şişe ise bildiğin gazoz: Aldım onu da, denemeden durabilir miyim?! Çok enteresan bir şişesi var; üst tarafa doğru inceliyor ve içinde, içmek üzere kafana diktiğinde tam o noktaya gelen bir bilye yüzüyor! Biz düşündük düşündük, en sonunda asidi kaçmasın diye o bilyeyi koymuş olduklarına karar verdik! 😀 Böyle bişi işte… Teşekkürler yorumun için ^^

      • Lee dedi ki:

        İsterim valla, çifte mutluluk yaşarım. Sen gel de kalanları olmasa da olur her türlü çingu. Görelim gönül gözüyle şöyle. Olmadı ben Ayna gibi bir program yapıp geleceğim artık aha :p

        Bilye olayı cidden garipmiş, ilk başta dikkatimi çekmemişti. Siz deyince gördüm 🙂

  2. makinosev dedi ki:

    Ev bir Hikaruivy ile Aş Kendini programına daha hoşgeldiniz 😀 😀 ellerine sağlık bayıla bayıla okudum her zaman ki gibi 😀
    Yiyecek:
    -market raflarındaki hawaiian blue adlı içecek neyi nesi, internette bu rengi tutturmak için bir sürü içki gördüm ama senin fotodaki aromalı suya benziyor, nedir ki şimdi o? çok merak ettim 🙂
    – bu arada “Market raflarından birkaç görüntü (tıklayıp büyütebilirsiniz):” notuna koptum gülmekten, daha doğrusu kendime güldüm anca resimlerini büyütür büyütür bakarız biz malum buaralarda kore marketi yok 🙂 🙂 gülerim ağlanacak ezikliğime 😀 😀 😀
    Takı:
    – girişte yazdığın yazı tam beni anlatıyor, bu kadar olur 🙂 ben de severim ama takmasını beceremem ki 😀 küpe yüzüğün yanında mimlerden hatırlarsan bir de Hürrem Sultan’ın tacı var sevdiğim ama işte takmasını bir türlü beceremiyorum 😀 😀 sorun ben de değil taç da 🙂
    – tarantino’nun Didem Erol ile muhabbeti neydi o ya 🙂 ben de zamanında D.E’den dinleyince çok gülmüştüm 😀 bu kız tarantino’yu nerde görmüş tanışmış o da ayrı mevzu 🙂 aman neys eboşverelim o iki çatlağı, çok güzel durmuş yüksük ayacıklarında 😀 😀
    Doğa:
    -ayaklı fotonda arka fona bayılmıştım, bulutlar ne güel yumuk yumuk gökyüzü masmavi 😀
    diğer sokak fotoları da öyle, bayılırım ağaçlı yollardan geçmeye bizim sokakta böyle sizinkinden güzel olmasın 😀 🙂 o ağaçların adını öğrenmiştim ama unuttum, şimdi bakmaya da üşendim 🙂 biyan 🙂 yalnız duvar yada bina üzerinde kırmızı yapraklı sarmaşık görüyorsan onun adı buralarda amerikan sarmaşığı 🙂 hani önce yeşil sonra bir de kıpkırmızı kesiliyorlar işte o sarmaşık 🙂
    – yollar önceki yazılarında dediğin gibi cidden çok genişmiş, yaşadığın eyalet genel olarak ormanlıkmış ne güzel çok şanslısın 😀 çok da şaşırdım tabi , bir zamanlar İstanbul’un her yerinde şehirleşme var sanırsım meğer kuzey şeridi hep ormanlıkmış, bunu öğrendiğim zamana döndüm bir an 😀

    ellerine sağlık çok güzel yazmış yine 😉

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: “hikaruivy ile aş kendini” hahah, çok tuttum ben bu lafı, TVye program hazırlayıp adını böyle koyucam! 😛 😛 sağol canım, senin yorumların da benim yazıları aratmıyor 🙂

      o mavi içecek lee’ye de dediğim gibi bir çeşit gazoz. valla içeriğine baktım, ama renk veren suni boya gibisinden bişey dışında mavi rengi nasıl elde ettikelrini yazmamışlar… ama daha da ilginç olan kısmı şişenin dizaynıydı, bakınız içinde bilye yüzüyor:

      https://hikaruivy.wordpress.com/?attachment_id=2965

      takı olayında sahi sen de öyle misin? hahah, sorun bizde değil takılarda tabii canım 😀 😀 yüzük olayını çok sevdim ama, kaybedene ya da havalar soğuyana kadar biraz daha takılıcam böyle 😛 (didem erol’un da amma kulaklarını çınlattık! :D)

      ağaçlar cidden çok güzel burda. bi gün çıkıp sırf sonbahar fotoları çekmek istiyorum. yeşilken kırmızıya dönen ağaçlardan etrafta çok fazla var, boşuna “amerikan” sarmaşığı dememişler demek… istanbul’u ilk gördüğümde ben de şaşırmıştım çingu: çok kalabalık, çok fazla şehirleşme var deyince hep binalar binalar hayal etmişim demek ki. ama boğaz çevresi de bence fena değildi… bi de erguvan mevsimi falandı sanırım; öyle olunca gözüme daha da hoş görünmüştü 🙂

  3. masalevi dedi ki:

    ay şahane bir yazı olmuş bu hikarucum ellerine sağlık satır atlamadan okudum 🙂

    shin ramen burada gaya restoranda satılıyor ben orada yemiştim, leader’dan falan çok daha acı bir sürü arkadaşım yiyemeyip yarıda bırakmıştı ben suyunu bile içtim işin suyunu çıkarıp düşün artık, çok seviyorum ama ne yapayım 🙂 shin ramen gerçekten çok daha lezzetli diğerlerinden..

    ayak parmağı yüzüğü denen şeyi ilk kez bloğunda gördüm ve bayıldımm, hemen taksim takıcılarını ziyarete gidiyorum, ayağının resmini bile götürebilirim ona göre 🙂

    indie band konusunda biraz cahilim aslına bakarsan, bahsettiğin müziklerin birçoğunu my lovely roommate’de dinlemiş çok sevmiştim, Wizard of Oz, Feel Alright, We Quit Us çok çok güzellerdi, tavsiye ettiklerinden dinlemeye devam edeceğim hadi bakalım 🙂

    çok konuştum ben haydi görüşmek üzeree^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @masalevi: sağol tatlım ^^ shin ramen’in suyunu bile içtiysen yüksek bir acı eşiğin var çingum! 😀 ben çok sulu yapıyorum acısını alsın diye; suyunun büyük kısmını da içemeden bırakıyorum. ama cidden lezzetli 😉 ayak parmağı yüzüğünü ben de tesadüfen gördüm. hatta nasıl takılıyor bu falan demiştim; ama arka tarafı tam kapalı değil ve ayarlanabiliyor, aklında olsun 😉 kore indie müzikleri hakkında asıl üstat sermin’dir, onun bloguna da bir bak istersen. zaten bugün egosantrik’i de bu işe bulaştırdım; mutluyum, gururluyum! 😀

  4. Unni gerçekten de güzel şeyler bunlar. 😀
    Ramen olarak sadece Leader denedim, Kore sever Çingumla anlaştık, haftasonu (gelecek haftasonu)değişik markalardan ramen yemeye gideceğiz. 😀 😀 Dediğine göre Leader’da az çeşit varmış, bence de öyle. 😀 Koca İstanbul’da o kadar ay boyunca bula bula 3 çeşit ramen buldum, tavuklu, acılı, mantarlı… 😦 Artık yeni ramen tatlarına yeni çingumla buradan devam ederim… Hoş, İstanbul’da bulamadığım çeşitleri burada nasıl bulacağımız merak konusu, Çingu beni görüyorsan sen halledersin biliyorum, sana laf yok. 😀
    Unnim parmak yüzüğünü ilk kez senin blogunda gördüm, ilginç bir şeymiş. 😛 😀 Buralar hala sıcacık ama ben yine de “Havalara güven olmaz.” mantığıyla sıkı sıkı giyiniyorum. 😀 İlkbahar gelir gelmez sandalet giymeye başlıyorum, bulursam takmalıyım. 😀
    Doğa manzarası çok güzelmiş.. Gözlerimi alamadım! ❤_❤ O güzel sonbahar yaprakları, yemyeşil yollar… ❤ Bana biraz Ankara’yı anımsattı, orası da bol ormanlıktı. 😛 Ama tabii böyle müthiş görüntülerin olabileceğini düşündüğüm zamanlarda (sonbaharda kısaca, amma uzun cümle yazdım. xD) Ankara’ya gitmişliğim yok, sadece tahmin diyelim. 😀
    Indie müzik tarzını da ilk kez burada duydum, yani Indie olduğunu ilk kez burada öğrendim. 😀
    My Lovely Roommate’de dinlemekten kendimi alamadığım müzikler… ❤ Adını da öğrendim artık >> Indie! Bir de arada mırıldanıyorum hala -> MLR OST – She Could Be You 😀 Onu kim söylüyorsa çok güzel söylüyor, ben söyleyince hep “you” bölümünde detone oluyorum. Pof. >.< 😀
    Son cümlem sevgili Masalevi'ne. Gaya Restaruant deyince içim burkuluyor Masalevi Unni. TT Çünkü koskocaman 1 yıl boyunca her gün "istisnasız, sapmasız" önünden geçtik servisle. Üzerindeki Korean Restaurant yazısını her okuyuşumda servisi ayağa kaldırıyordum! 😀 Ama bir gün de "Abi dur burda, inecek var." diyemedim, eh malum sınavlar, eve gidip uyuma isteği (sabah sabah kargalar kahvaltı etmeden okula koşan sevgili liselilerin çektiği çile)… Bir gün ablamla İstiklal Caddesi'ne gittiğimizde abla gel Kore restoranına gidelim diye tutturdum, ablam Kore ve Koreyle alakalı şeylerii pek sevmez (benim ısrar ve bıktırmalarım yüzümden.) ama "Hadi madem, gidelim." dedi. 😀 Onu bile ikna ettim yani. 😀 Ama bu sefer de yerini bulamadık! TT
    Ama bir gün o restorana gideceğim, kafaya koydum, ne zaman olduğu bilinmez. 😀
    Unni, son cümlelere sen de cevap verebilirsin, Gaya lafı duyunca yazmadan içim rahat etmez dedim. 😀 Kusura bakma çok uzun bir yorum oldu… TT Ellerine sağlık, çok güzel ve keyifli bir yazıydı. ❤

  5. besra dedi ki:

    Senin bu şahsına munasır yazılarını seviyorum 🙂 okurken çok zevk alıyorum hikaruivy : haha öncelikle ayaklarından bahsetmek istiyorum pek şekerler hele yüzükler çok şirin 🙂 New York’da sonbahar ne kadar güzel fotolara bakınca frank sinatra’nın New York New York şarkısı aklıma geldi 🙂 bende acılı rameni çok sevdim yaşadığım yerde güzel bir Kore marketi keşfettim ilk aldığım acılı ramen çok seviyorum …. ama senin marketin kadar kapsamlı değil kıskandım 😛 abur cuburları almaya çekiniyorum çok istiyorum ama içine ne kattıklarını bilmediğim için uzaktan bakıyorum 😦

    eklediğin müzikleri çok sevdim özellikle birini Agathe & Fine:şarkıları çok güzel ilk defa dinledim teşekkürlerimi sunuyorum 🙂

  6. hikaruivy dedi ki:

    @harmony: o zaman ramen maceralarından bizi de haberdar edersin canım 😉 bense bir tane kafama göre bulunca başka şeyler denemekten vazgeçiyorum; sanırım bu defa da öyle olacak. ayak parmağı yüzüğü sandaletle gerçekten çok hoş duruyor, bahar gelince denemeyi ihmal etme 😉 manzaralara gelince, evet ya, şaşırtıcı ama gerçekten de ankara türkiye’nin en yeşil şehirlerinden biridir. hatta kızılcahamam ilçesi yakınlarında ışık dağı diye bir dağ vardır; sonbaharda yeşilin kırmızının sarının en güzel tonlarını oradaki ağaçlarda görmüştüm! ankaralılara şiddetle tavsiye ediyorum. ve kore restoranı: inşallah en kısa zamanda orda yemek yemek nasip olur diyorum! jalga dongseng! 😉 😀

    @besra: beğendiğine çok sevindim besracım, ben de beni mutlu eden şeyleri böyle bloga not düşmeyi ve arkadaşlarımla paylaşmayı çok seviyorum, içimi hafifletiyor sanki… new york new york şarkısı di mi, uzun zamandır dinlemiyordum, açayım da dinleyeyim 😀 abur cuburları alırken ben de dikkat etmeye çalışıyorum ama farkında olmadan neler neler yedim kim bilir! 😀 😀 agathe & fine gerçekten harika bir ikili; dinlendirici bir sesleri ve tarzları var; can sıkıntısına bire bir! iyi dinlemeler çingum ^^

  7. Neo dedi ki:

    Tam yatıyordum bu yazıyı farkettim 🙂 Kore marketi mi Allah Allah nerede var Türkiye’de ki bu dedim okumaya devam ettim meğer New York’taymış 😀 O marketde olup bende alışveriş yapmak isterdim 🙂 Sonra biraz daha okumaya devam ettim ayakları gördüm. Kesin futbol filan oynuyorsun sen ahaha. Yolun manzarası süper. Bu sefer ayaklar toparlanmış 🙂 Futbol oynamayı bıraktın galiba 😛 Amerika’daki bu yol düzenlemelerine hastayım. Bizde adamlar çimleri biçme ile uğraşmayalım diye dikiyorlar abuk subuk bitkileri. Görüntü kirliliği resmen. Çoğuda çöpçülerin süpürge dallarına benziyor. Yazının başında Amerika’da olduğunu farkettim demem bu yol yazısıyla oldu.

    Müziklere gelince Indie’nin açılımını bende bilmiyordum. Indie olarak tek hatırladığım şarkı Leigh Nash – My Idea Of Heaven http://www.youtube.com/watch?v=5iUCh30tgDI

    Bu tür şarkıları çok severim halbuki. Indie diye gidip de araştırmamışımdır ama. Paylaştığın şarkılar çok güzel gerçekten. Sonra serminece’nin sayfasına da baktım oradan kimbapsushi’ye geçtik kpop nedir ne değildir’e o kadar çok şey paylaşmış ki hepsine bakamadım bile ama not ettim okuyup o şarkıları dinliycem 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @Neo: Ahahah, demek ayaklarım futbolcu ayağı gibi?! Bunun bir iltifat olduğunu zannetmiyorum; haha 😀 😀 Amerika’daki yol düzenlemelerine ben de hastayım; adamların tüm yol kenarları düzgün çimli falan olur; işleri güçleri yok bununla bile uğraşıyorlar…

      Leigh Nash’i ilk defa dinledim. Çok iyiymiş, takip edilir. Kpop konusunda da özellikle sermin’in paylaştığı gruplar ve şarkıları bir harikadır gerçekten; çok çok tavsiye ediyorum.

      • Neo dedi ki:

        Bu sözün kırıcı anlaşılacağını biliyordum ama kırmak için söylemedim 🙂 Gördüğümü söyledim sadece. Vakit bulursam onlara da bakacağım bir ara 🙂 Teşekkürler.

      • hikaruivy dedi ki:

        @Neo: Yok yau ne kırılması, şaka yapıyordum ben 🙂 Vakit bulursan bak bence de 😉

  8. nicomedianiac dedi ki:

    merhaba, yazıların çok güzel. wordpress le tanışmamı sağlayan sa şu: didem erol un ayaklarını arattım, oradan sayfana ulaştım, karşıma çıkan senin ayaklarındı. Didemden kat be kat daha harika ayaklara sahip olduğunu söyleyebilirim.yeni yazılarını ve hatta ayak fotolarını beklerim ..

    • hikaruivy dedi ki:

      övgülerin için teşekkür ederim nicomedianiac ama başka ayak fotoğrafı ekleyeceğimi zannetmiyorum, o fotolar yalnızca ayak parmağı yüzüğünü göstermek için eklenmişti… neyse, ama en azından şimdi didem erol’un ayaklarını arayarak bloga gelenin kim olduğunu öğrenmiş olduk, hayatımdaki gizemlerden birinin aydınlanmasını sağladığın için teşekkürler! 😀 😀

      • nicomedianiac dedi ki:

        wordpress çok hoşuma gitti, enteresan bir bahaneyle gelmem de eğlenceli olsa gerek :), zaten başka foto eklemene gerek yok gayet net fotolar parmaklar 🙂 bu arada sandalet izi belli değil o kadar 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s