Once Upon a Time, in America – 2

(Serinin ilk yazısı işte buradaydı. ABD hakkında bilinmeyen ilginçlikleri anlatmaya devam 🙂 )

Burada her şey büyüktür: Evler, arabalar, yollar, insanlar… İnsanları zaten biliyorsunuz, bakınız: obezite. Ama Amerikalılar sadece kendileri kocaman olmakla kalmaz, kocaman evlerde oturmayı, kocaman arabalar sürmeyi de pek severler… Son zamanlara kadar benzin Türkiye’dekinin dörtte bir fiyatına olduğu için (eh, Irak’a Afganistan’a boşuna mi gitti bunlar??) benzini su gibi içen koca koca arabalar sürmek onlar için sorun değildi de, şimdi artan petrol fiyatları yüzünden Obama’ya ağlayıp duruyorlar 🙂 🙂 Bense vergiler yüzünden dünyanın en pahalı benzinlerinden birini kullanan bir devletin evlâdı olarak onlara kıs kıs gülüyorum: Hehe, nası oluyomuş? Biraz da siz çekin! (Hımm, bu arada onlarla birlikte ben de çekmiş oluyorum ama bunu görmezden gelebiliriz :P) Fakat haklarını teslim edeyim, adamların yolları hep otobandır, geniş ve ferahtır. Bunca yıldır ABD’de yaşayıp araba kullanıyorum; bir kere bile sollama yapmadım: Çünkü asla gidiş yönü tek şeritli bir yolda araba kullanmadım! Büyük şehirlerde bile araba sürmek sorun değildir; İstanbul’da araba kullanmayı hayal bile edemiyorum ama New York’ta çok rahat araba kullanabiliyorum. Onu bırakın, ben 18-20 yaşlarındayken Türkiye’deyken küçük şehirlerde gayet güzel araba kullanabilirken burada yaşayıp otomobil kullanmaya alıştıktan sonra Türkiye’ye dönünce büyük bir şok geçirmiştim: Yollar daracık, her bir köşeden önünüze arabalar çıkıyor, insanlar patır patır yola atlıyor, resmen stres oldum kullanamadım yahu! Ömür törpüsüydü! Döndüğüm zaman yurdum trafiğine yeniden alışmam epey zaman alacak…

Burada iki yer var ki, bu yerlerde sıra bekliyorsunuz desem gülersiniz: Birincisi, mağazaların kasaları! Evet, insanların alışveriş manyaklığı yüzünden ödeme yapmak için bile çoğu kez uzun bir sıra bekliyorsunuz, bana çok komik gelmişti 😀 (Gerçi Türkiye’de de acayip kalabalık olan mağazalar var; örneğin Mango’nun indirim günlerinde içeri girmekten nefret ederim! Ama bizde bu istisnai bir durumdur, öyle değil mi?) İkincisi ise restoranlar: Rezervasyonunuz yoksa, ünlü bir yere (mesela Cheesecake factory) gittiyseniz mutlaka ama mutlaka oturtulmadan önce sıra beklersiniz. Hele bir de cuma/cumartesi akşamıysa ve kalabalık bir grupsanız yandınız: Ben birçok sefer bir saatten fazla sıra beklediğimizi bilirim. Restoranların diğer ilginç özelliklerine gelince: Bir kere, istisnasız hepsi gayet loştur: Öyle şıkır şıkır pırıl pırıl yerler beklemeyin yani. Bazen yemeğin içinde ne olduğunu ya da bardak/çatal-kaşıkların temiz olup olmadığını tam olarak görmememiz için böyle yapıyor olduklarından şüpheleniyorum! 😀 Sonracığıma, öyle bizdeki gibi geç beğendiğin yere otur olayı yoktur; sizi restoran görevlisi karşılar ve kendi seçtiği bir masaya oturtur. Su parasızdır, yani en azından musluk suyu. Ama yaz-kış, içinde koca koca buzlarla gelir. Ve son olarak bahşiş bırakmak kendi seçiminiz değil, zorunludur: Sadece restoranlarda değil, kuaförlerde, diğer hizmet veren yerlerde ve taksilerde de en az yüzde on-on ikilik bir bahşiş bırakmanız beklenir!

Karanlıktan bahsetmişken, burda sadece restoranlar değil, evler de karanlıktır yav: İnsanlar karanlık odalarda oturup TVyi karanlıkta izlemeyi severler. Odaların tavan ışığı yoktur; genellikle köşelere konulan insan boyu yüksekliğinde abajurvari ayaklı lambalarla aydınlatılır. Yani burda bir ev tutarken lambanızı yanınızda getirmeyi unutmayın, yoksa karanlıkta kalabilirsiniz 😛 Mobilyaları ise genellikle çok eski modadır, çok ağırdır. Ağır kelimesini burada iki anlamda kullanıyorum: birincisi, genç işi olmaktan uzak, oturaklı anlamında; ikincisi ise bildiğin ağır, yani hafifin tersi anlamında (Hatta daha geçen gün kitaplığı bir odadan diğerine taşımaya çalışırken alt rafı ayağımın üzerine düştü, üç gündür tırnağım mor geziyorum :/ Nerde bizdeki gibi güzel, ağaç mobilyalar; burda hepsi suntadan yapılma!) Sonra daha da ilginç bir şey: Kiralık apartman dairelerinde beyaz eşya yani buzdolabı, fırın, mikrodalga falan evin içinde gelir. Ama hiçbir zaman çamaşır makinesi yoktur! Müstakil ev sahibi değilseniz çamaşırınızı apartmanınızın en alt katındaki çamaşırhanede yıkarsınız (The Big Bang Theory’yi düşünün: Penny ve nerd komşuları sık sık çamaşırhanede karşılaşıp muhabbet ederler ya, hah işte bu yüzden…) Yine bulaşık makinesi olan apartman dairesi bulmak çok nadir bir durumdur; hoş, kendiniz de bulaşık makinesi alabilirsiniz ama bizdeki gibi gıcır gıcır muhteşem makinalardan bulmayı beklemeyin: Burda çamaşır makineleri böyle merdaneli falan, hantal makinalardır; bulaşık makineleri desen 80lerden kalma gibidir! Neden böyle, valla hiçbir fikrim yok. Otobüslerinin neden köy otobüsü gibi olduğunu bile çözemedim ki bunu çözeyim…

ABD’de sokaklar (çok kötü bir muhitte değilseniz) genellikle temizdir. Ama metroları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim 😛 Sokaklarında sokak kedileri ve köpekleri bulunmaz. Onların yerine bol bol sincap ve fare bulunur! Hatta bakınız yukarıdaki resmi bizzat New York Battery Park’ta çekmiştim; bir banka boylu boyunca serilip keyif yapmakta olan bir sincap arkadaşın resmidir! 🙂 Sokaklarında sincaplar dışında bir de evsizler çoktur. Bu insanlar yaz kış sokakta yatar kalkar, dilenerek geçinir, ve özellikle sıcak memleketleri seçerler (eh, doğal olarak…) Bunların bir kısmı sistemin gerektirdiklerini kaldıramamış (doğ-büyü-oku-işe gir-mortgage öde-mortgage öde-mortgage öde-öl) ve gönüllü olarak evsiz olmayı seçmiştir; aynen kendini toplumdan soyutlayan Japon hikikomoriler gibi…

ABD’de insanlar genellikle kibardır: Yolda gördüğünüz biri sizi selamlayıp geçer. Sizden önce binadan çıkan biri kapıyı tutar, geçmenizi bekler (hatta bazen siz de adamcağız beklemesin diye koşturmak zorunda kalırsınız! Bakınız aşağıdaki resim). İnsanlar market rafları arasında yanınızdan geçerken bile “excuse me” deyip geçerler. Hatta hapşurduğu için “excuse me” diyenler vardır ki neyini excuse edeceğimi hâlâ anlayamadım: Rahat ol be koçum, hapşurmak sağlıklı bişiydir, ohhh, yarasın! 😛

Sadece bu mu, Amerikalılar daha pek çok yönden bana ilginç geliyor: Bir başka enteresan şey, adamlarda hiç “geç kaldım” hissinin olmaması! Bunu şöyle açıklayayım: Bizim kültürümüzde yaşamın genel hatları bellidir: Okulunu bitir, erkeksen askere git, sonra bir iş bul, evlen ve çocuk yap. Ama Amerikalılarda bu yok abi. Adam otuz beşinden sonra pat diye doktora yapmaya karar verebiliyor! Hiç öyle “aman bu yaştan sonra ne gerek var? ay çoluk-çocuğa nasıl bakıcam?” hissi yok adamlarda! Çok güzel bir şey bence; helal olsun diyorum; şahsen ben cesaret edip otuz beşimde hayatımı sil baştan değiştiremem!

Öte yandan bu dediğim genelde beyaz Amerikalılar için geçerli; Amerika’da etnik gruplar arasında büyük farklar var… En ilginç grupların başında da elbette zenciler geliyor. Kibarca Afroamerikan diye andığımız bu gruptaki insanlar ne yazık ki beyazlar tarafından hâlâ çok sevilmiyor… Şimdi bana ırkçı demeyin, ama beyazların bu konuda biraz da hakkı var. Şimdi, bu aslında çok ama çok uzun bir konu; siyahların bir zamanlar köle olduğunu, hatta Amerikan İç Savaşı’nın kölelik sebebiyle çıktığını, zavallı zencilerin KKK gibi ırkçı hareketlere maruz kaldığını, ve hatta taaa 1960lara kadar ikinci sınıf insan muamelesi gördüğünü biliyoruz. Yani zavallılar yeni yeni kendilerini toparlıyorlar… Ama bu, onların şu anda pozitif ayrımcılığa tabi tutulduğu (bazı üniversiteler sırf siyahileri kabul ediyor… ya da bir burs verilecekse zenci öğrencilere öncelik veriyorlar…) ve tüm kayırmalara rağmen oldukça tuhaf bir kültürleri olduğu gerçeğini değiştirmiyor maalesef… Her ne kadar gündüz vakti Harlem’e elimi kolumu sallayarak girip tek başıma gezme cesareti göstersem de (Harlem eski Harlem değil, merak etmeyin 🙂 ) genel olarak zencilerden korkarım ben. Gasp olaylarının çoğunun faili bu arkadaşlardır çünkü. Ayrıca öyle enteresan çocuk yetiştirme metodları vardır ki, gülseniz mi ağlasanız mı bilemezsiniz: Çocuğu yerden yere vurur, çekiştirir dururlar. Bir de çok enteresan bir giyim modası vardır zencilerin: Kadınları istisnasız kendilerine 2 beden küçük gelen pantolonlar, bluzlar giyip tüm vücut yağlarını sergilerken erkekleri de istisnasız kendilerine 5 beden büyük gelen kotlar, sweatshirt’ler giyerler ve pantolonları her zaman kıçlarının altında durur! Evet, aynen şöyle (gerçi resimdeki arkadaş zenci değil, onlara özenen bir beyazmış): E dostum hiç giymeseydin??

Kısacası enteresan adamlardır zenciler… Ayrıca her ne kadar kâğıt üstünde tüm Amerikan vatandaşları eşit de olsa, zenciler ve beyazlar bir arada olmaktan hâlâ çok hoşlanmazlar (ama bunu açık açık söylemezler elbette, siz davranışlarından anlarsınız).

Bir diğer büyük etnik grupsa Meksikalılar. Onlar ise genellikle kaçak yollardan ABD’ye gelmiş, üç kuruşa çalışan garibanlardır. Ama çalışkan adamlardır; zenciler gibi “devlet bana bahsın!” mantığında değillerdir (zaten devlet de onların devleti değil, mecburen çalışacaklar n’apsın zavallılar…). Güney eyaletlerinde bazen Hispanik tabir ettiğimiz bu Latin Amerikan kökenli insancıkların nüfusu o kadar yoğun olabiliyor ki, günlerce İngilizce değil sadece İspanyolca duyabiliyorsunuz! (ABD’ye İngilizce’nizi geliştirmek için gelirseniz güney Texas’a falan gelmeyin yani 🙂 🙂 )

Şimdilik bu kadar. Devamı gelecek (tu bi kontinyud) 😉

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı ABD içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Once Upon a Time, in America – 2 için 26 cevap

  1. La Fea dedi ki:

    Ameriya’ya İspanyolcamı geliştirmeye geleceğim 🙂 Diyorsun yani dostlar bir kez daha anlayım American Dream diye bir şey yok. Yalan kandırıyorlar sizi 😀

  2. Lee dedi ki:

    Çingu ben senin bu Amerika yazılarına bayılıyorum. Daha çok itiyorum, daha çok daha çok! evet sıyırdım aha 🙂

    Zenciler Amerika’nın Kürtleridir diyebiliriz sanırım o zaman, zamanında bir profesörüm de böyle demiş ve uzun uzun anlatmıştı.

    WAT ile Florida’ya giden bir arkadaşımı Amerikalı sanıp “Burada yaşıyorsun ve İspanyolca bilmiyor musun? Git öl o zaman” filan demişer haha. Anlattığında çok gülmüştüm 😀

    Fort L. hayranı biri olarak gideceğim vakte kadar bir mi casa su casa olayına filan gireyim aha. Hablas espanol? 😀

    Ellerine sağlık, çok keyifliydi 🙂 Ve cidden çamaşır makineleri öyle berbat, bir Amerikalı arkadaşına sorsana. Otobüsler, makineler niye böyle, ülkecek dert edindik :p

  3. mine dedi ki:

    ellerine sağlık güzel bir yazı olmus 🙂
    devamını merak ediyorum doğrusu 🙂

  4. makinosev dedi ki:

    müstakil evde oturanların çamaşır makinalarını bodrumda tuttukları bir dolu film ve tabi bir de mahallenin çamaşırhanesinde(laundry’a ne diyeceğimi bilemedim :D) edilen flörtlerde zenginleşen kliplerden sonra uyanmıştım bu olaya ama çözememiştim, orda yaşayan sen bile çözemediysen biz zaten nasıl çözelim 😀 😀
    acaba beyaz eşya üretmiyorlar dışardan da öyle çok getirttirmiyorlar diye mi bulaşık ve çamaşır makinası yetersiz ve az :S otomobil ve elektronik cihazlarda üretimi biliyorumda beyaz eşya olayının sırrı nedir hala çözebilmiş değilim 😀
    bahşiş olayının o kadar fena olduğunu tahmin etmiyordum, çok saçma geldi açıkçası, aten yediğin yemeğe yada kullandığın mala herşeyi kapsayan bir ödeme yapıyorsun, acaba maaşlar çok mu düşük de zavallılar bir de bahşişe el açıyorlar :S
    not: Harlem’in eskisi gibi olmadığına çok sevindim nedense, bana ne oluyorsa artık 😀 ellerine sağlık yine çok güzel anlatmışsın 😀

  5. diaboloviolette dedi ki:

    yeni yapılan evlerin çoğu ankastre iken, her şey batıda çok güzel, son teknoloji vs derken, batıya gidip de bunlarla burun buruna gelmek değişik oluyor gerçekten..
    avrupa’ya gidip de elimde ikea çantasıyla çamaşırhane yollarını çürütürken az sorgulamadım 🙂

    yalnız o özenti çocuk nasıl adım atıyor, atabiliyor çok merak ediyorum 🙂

  6. hikaruivy dedi ki:

    @La Fea: Valla şekerim Amerikan rüyası varsa bile bize uğramadı 😀 😀 Türkiye’de bundan çok daha iyi şartlar altında yaşıyordum, gıcır gıcır evlerimiz varmış da değerini bilememişiz 😀 😀 Haa, çok zengin olursan burda da yaşam iyidir tabii; ama doktora öğrencisiysen öyle değil 😛

    @Lee: Sağol canım, aklıma geldikçe “aa bunu da yazmalıyım” deyip notlar alıyorum zaten 🙂
    Zenciler Amerika’nın Kürtleri meselesine gelince, orda biraz dikkatli olmak lazım: Bir defa, tarihi açıdan bakarsan aslında hiç ilgisi yok: Bizde Kürtler’in köle ya da ikinci sınıf insan statüsünde olduğu bir zaman yaşanmadı. Zamanında (özellikle 1980 sonrası) Kürt vatandaşların büyük eziyetler çektiği doğru; ama o sıralarda sağcı solcu muhabbetinden Türkler de az çekmediler; yani yine ırkçı olmaktan ziyade tüm “farklı” olanları ezen bir anlayış vardı… Öte yandan son zamanlarda Kürtler ve Türkler arasında zencilerle beyazlar arasındaki gerilime benzer bir gerilim olduğu doğru; ama bu ABD’deki gibi yapısal, kronik bir durum değil bence: Şu terör belası bitince çözüleceğine inanıyorum (ha, fazla mı iyimserim, orasını bilmiyorum :P) Madalyonun diğer yüzüne bakarsak da Kürtler pozitif ayrımcılığa tâbi değiller! Yani bizde ABD’nin zencileri gibi Kürtleri ötekileştirme durumu pek yok…
    Ve İspanyolca meselesi: Evet, güney eyaletlerinde İspanyolca bilmezsen hayatta kalamazsın, o kadar net! 😀

    @Mine: Aklıma geldikçe yazmaya devam edeceğim, teşekkürler 🙂

    @Makinosev: Hahah, öyle valla, her türlü film ve klipten olayı çözdük zaten 😀 Zamanında ben de düşünür bir anlam veremezdim; evlerinde yıkamak varken neden çamaşırhaneye gidiyo ki bunlar diye 😛 Bizde en temel ev eşyası olan çamaşır makinesinin onlarda olmayabileceğini düşünememiştim bile! 😀 Bahşiş olayı hakikaten saçma; hatta bahşişi beğenmezlerse peşinden koşturup “ne oldu, bi yanlışımızı mı gördünüz?” diyorlar! 😀 Garsonların pek çoğu saatlik ücretle değil, topladığın bahşiş senindir mantığıyla çalışıyor; yani lokanta sahipleri için de çok kıyak bir durum. Valla sistem böyle kardeş, böyle gelmiş böyle gidiyor 😀

    @diaboloviolette: aynen öyle canım… bu yazıları yazıp batı bildiğiniz gibi değil demeyi amaçlıyorum ben de 🙂 alamanya’dan en yeni teknolojik aletlerin getirildiği dönemler çok geride kaldı 😉

    o çocuk nası yürüyor ben de bilmiyom valla. sanırım ayaklarını sürüyor! nası bir moda anlayışı bu, bilemedim 😛 😛

  7. Lee dedi ki:

    Tarihi açıdan ve pozitif ayrımcılık açısından haklısın çingu. İşteyken yorum yaptığım için çocuk yetiştirme ve kültür olayı konusundaki benzerlikleri vurgulamamışım 🙂 Ben daha çok o yönde benzetiyorum. Bu konu yorumlaşarak konuşulmayacak kadar derin aslında 😀 Sen buraya geldiğinde konuşuruz diyeceğim ama 40 yılda bir görmüş olacağız, bu konulara sıra gelene kadar ohooooo 😀

    İspanyolca olayına girmem lazım, Florida sahilleri beni bekler 😀

    Ayrıca çamaşır makinesi ve otobüs olaylarının cevaplarını büyük bir merakla bekliyorum çingu 😀

  8. sagbeyin dedi ki:

    çok güzel bir yazı olmuş hikaruivy 🙂 restoranlarda saatlerce beklemekle ilgili seinfiel de bir bölüm vardı sanırım. Adamlar saatlerce bir yemek için sıra beklemişti .İzlediğimde şaşırmıştım ama oranın adetiymiş demekki:) bu arada sincaba bayıldım:) ne güzel uyuyor:)
    tekrar ellerine sağlık^^ merakla bekliyoruz devamını:)

  9. mydestiny dedi ki:

    Amerika yazılarının hastasıyız efem 😛

    Demek millet evde çamaşır makinesi olmadığı için çamaşırhanelere gidiyormuş! 😀 -Evde yıkamak varken neden çamaşırhaneye gider bu insanlar anlamıyorum’u çözüme kavuşturdun resmen 😀 😛 Ev eşyalarıyla ilgili bölümleri çok şaşırarak okudum, ilginçmiş.

    Ellerine sağlık:)

  10. Besra dedi ki:

    Çok severek okuduğum bir yazı olmuş ellerine sağlık:) küçüklüğümden beri Amerika’nın herşeyini bildiğim için bu yazdıklarına hiç şaşırmadım 😀 zenciler konusuna değinirsek seninle aynı düşünüyorum hatta daha ileriye giderek şimdi zenciler ayrımcılık yapıyor, mesela kliplerinde beyazları bulmak nerdeyse imkansız ama beyazların kliplerinde hep zenciler var zencilerin beyazlara hala öfkeli olduklarını düşünüyorum …birde giyim konusunda berbatlar ozellikle kadınları çok ucuz giyiniyor ……. yukarıda bir foto var Allah aşkına o çocuk o pantolonla nasıl yürüyor görmek isterdim merak ettim 🙂 yazının devamını merakla bekliyorum :)))))

  11. hikaruivy dedi ki:

    @lee: öyle canım, yorumlarla tartışılamayacak kadar derin konular bunlar… ileride konuşmak üzere diyelim o zaman 😀 florida sahilleri seni bekliyor tabii, aman gecikme! 😀

    @sagbeyin: teşekkür ederim sagbeyin, sen deyince ben de hatırladım o bölümü! hatta yanlış hatırlamıyorsam orda da bu kadar zaman bekleyelim mi, yoksa çıkıp başka yere gidelim mi diye tartışıp tartışıp bi türlü sonuca varamıyor, bu arada bir saat geçmiş oluyordu falan 😛 evet, bu bir amerika gerçeğidir! 😀

    @mydestiny: sağol tatlım, ev eşyaları konusunda harika tasarımlara sahip olduğumuzun bir kez daha altını çiziyor ve Allah milletimizin zevkine zeval vermesin diyorum 😀

    @besra: sağol besracım. doğru, artık her şeylerini biliyoruz, şaşırtıcı pek bir şey kalmadı… zenciler beyazlara hâlâ öfkeli; haklısın. bir de fecii alınganlar 😛 giyim kuşam konusuna hiç girmiyorum; zenci modası benim damak tadıma pek uygun değil 😛 😛

  12. Novella dedi ki:

    aa ben de burda (eramusla avrupalara geldim ya ben) aynen senin dediğin gibi kocaman ama cüssesinden beklenmeyecek derecede kibar bi amerikalıyla tanıştım. demek ki bunların özü böyleymiş. ben de amerikalıları nedense kaba insanlar olarak hayal ettiğimden bu çocuğun kibarlığına şaşıran gözlerle bakıyordum. geç kalmış değiliz ya, haftaya şaşırmayayım da hakkını teslim etmiş olayım ryancığımın :p

    • hikaruivy dedi ki:

      @Novella: aa öyle mi, ne iyi etmiş de Erasmus’la Avrupalara gitmişsin 🙂 bu arada ryan da hemen ryancığım olmuş, dikkatlerden kaçmadı 😀 😀 şaka bi yana, öyledir, eğitimli amerikalılar gayet kibar insanlar (ama eğitimsiz olanlar yani “red neck” dediklerimiz kaba saba olabiliyorlar :D) amerikan devletine uyuz olsam da amerikalılarla bir sorunum yok, diğer batılılara göre en açık fikirli ve türklere karşı önyargısız olanlar bence amerikalılardır, o yüzden bir sıcaklığım var kendilerine karşı… ayrıca zaten devletlerin politikaları insanları bağlamaz, değil mi?

  13. superunni dedi ki:

    hem bilgilendirici ve hem eğlendirici yazmışsın işte bunu çok seviyorum 😀 okurken böyle suratımda bir hafif salak gülümsemesi oluşuyor 😀 şu yukaradaki çocukta yanılmıyorsam pantolunu dizinde mi ne :D:D ona çok güldüm 😀 bende eğitim için gitmeyi çok düşündüm ama düşünmekle kaldı sadece 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @superunni: teşekkür ederim superunni, elimden geldiğince eğlenceli yazmaya çalışıyorum 🙂 o çocuk ve benzerlerini sıklıkla gördüğüm için ben artık pek gülemiyorum ama ilk gördüğümde gülmekle şok olmak arasında bir yerlerdeydim! 😀 😀 teşekkür ederim yorumun için.

  14. masalevi dedi ki:

    ben bu yazı dizisini çok sevdim devamı dört gözle beklenmekte biline 🙂 yazdıklarını okudukça aklıma Amerikan dizilerinden kareler geliyor gülümsemekten kendimi alamıyorum, mesela hantal ev eşyaları, duvar lambaları, dar tişörtlü zenci kadınlar, kıçlarından inen pantolon giyen zenci adamlar falan gözümün önünde uçuşuyor 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @masalevi: değil mi, amerikan dizilerindeki görüntüler daha bir yerli yerine oturuyor şimdi 😀 😀 evet hepsi gerçekten de var! 😉

  15. Secret dedi ki:

    Ben hala o ‘donu düşük’ arkadaştayımm yaa bildiğin düşük belin alasını yapmış 😀 o nedir ya koptumm 😀 😀 nasıl yürüyor onunla çok merak ediyorum bir günde videoya çekersen süper olur 😀 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @secret: çaktırmadan çekebilirsem çekeyim bari. ama sonra zencinin tekinden dayak yemek de var, muhaha 😀

      evet ya, ben birkaç video da ekleyeyim değil mi? çok güzel fikir verdin, sağolasın canım ^^

  16. Ahaha bu yazı dizisi en sevdiğim yazı dizisi vesselam.Üstüne bir şeyler de öğreniyoruz oh sayende bizden iyisi yok çingum 😀 Ellerin dert görmeye hikarucum 😀 😀 Anağğmm Amerikan Rüyasına koş sen hele.Amerika diye gözümüzde büyüttüğümüz yerde bir ampül bile yok öyle mi tavanlarda.Hey gidinin Edison’u sen koskoca icat yap ama memleket faidelenemesin işte 😀 😀 Bu otobüs olayını ben de çok merak ediyorum.Acaba zenginlerin zaten arabası var siz fakirler sizin için köylü arabasını uygun gördük,çok bile nihahah mı demeye çalışıyorlar alttan alta 😀 😀 Ben Afroamerikanları severim yahu ama uzaktan davulun sesi hoş mu geliyor yoksa.Gerçi benim sevdiğim dağ tepe yıkan sesleri ama iyidir iyi Afrolar 😀 Bizim burda olsa bu ne böyle zibidi gibi giyinmiş deyip delici bakışlar atarlardı o donu düşük çocuğa he 😀 Çamaşır,bulaşık makinesi işine şaşırdım ben, sen o kadar muasır medeniyet ol,teknolojik atılımlar yap ama evine bir makine koyama.Amerika yalanmış babam 😀 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @egosantrik: sevdiğine sevindim canım, maksat sizi eğlendirmek (ve de amerikan rüyasına dair hayallerinizi yıkmak, hehe 😀 :D) yalnız ben böyle saydırmaya devam edersem FBI CIA kapıma dayanacak: “türk gençlerine amerika’yı kötülüyormuşsunuz bağyan! tü size!” diyecek diye korkuyorum 😀 😛 otobüs olayında kesinlikle “pis fakirler, ölün siz!” gibisinden bir durum var, başka türlü izah edemiyorum! Afroamerikanlar konusunda bişey diyemiycem, ben de buraya gelmeden önce severdim onları; Afrika zencilerini hâlâ sever ve acırım, ama Amerikan Çinlilerinden nefret ettiğim gibi Amerikan zencilerine de pek ısınamadım… Neyse… Donu düşük çocuğu bizde olsa bi güzel döverlerdi bence 😛 😀 Burda mahalleli abileri olmadığına şükretsin! 😀

  17. superisi dedi ki:

    Selam.

    Blogunuzu Darkangel ve Mavi’nin blogrollarında görüyordum ancak bu yazıyı Google’dan tesadüf eseri buldum ve çok sevindim.

    Bir zaman ben de Amerika’da bulunmuştum az çok katılıyorum yazdıklarınıza. Şu kibarılık hakkında iki kelam etmek isterim. Tamam iki de bir excuse me derler ama o şapur şapur yemek yemeleri, aynı masada otururken bile burunlarını sümkürmeleri (gerçekten iğrenç) bazen dayanılmaz olabiliyordu.

    Zencilerle aram her zaman iyi olmuştu. Hatta yazın baya yandığım için beni melez sanıp aralarına alanlar, kendilerinden sayanlar bile vardı. Biraz komikti ama her iki tarafa da ait olduğunuz hissetmek güzel bir duygu. Lan bunlar zenci ya bana bir şeyler yaparlarsa diye bir korkum olmadı hiç 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @superisi: hoşgeldin sevgili superisi! bundan sonra sık sık beklerim o zaman 🙂

      sürekli burun sümkürme olayı amerikalılara özgü değil, tüm avrupalılar da yapıyor bunu. hatta ben bir defasında derste burnunu sürekli çok gürültülü bir biçimde sümküren bi herif yüzünden hocanın anlattıklarını dinleyemediğimi bilirim! 😀 😀 kültürel bi durum heralde, bizde ayıp karşılanır…

      vayy, melez zannedilmek de güzelmiş 😀 ben gene de çekinirim onlardan ama. gerçi bize de zenciler sizin önünüzü kesip gasp etmek isterlerse türk müslüman olduğunuzu söyleyin, o zaman dokunmazlar demişlerdi ama hiç tecrübe etmedim (etmiyim de zaten…:P)

  18. Geri bildirim: Once Upon A Time, in America – Part 3 | Hikaruivy'nin renkli dünyası :)

  19. sizomizo dedi ki:

    yine çok güldüm ama ben:D hele ki o pantülünü çıkarmayı unutan çocuğa:D o nidir ya?:D bizim okulda da böyle bir tip vardı ve hakkında iyi şeyler söylenmezdi:D bastı bacağın tekiydi zaten, bir de böyle giyinir iyice hobbit’e dönerdi:D

    zenci konusu kafamı karıştırdı şimdi benim.. hep ezilen tarafta olduğum için zencilere de yakın bulmuşumdur kendimi.. pek sempatik bulurum.. bir araştırayım ben şu konuyu en iyisi..

    kibarlık mevzusu çok hoşmuş yalnız.. ama yabancılarda olan bir şey bu zaten.. bir kaç yıl önce Marmaris’te bir otelde staj yapmıştım oradan biliyorum.. Türk müşteriler yüzüne bakmazken; lobide, restoranda veya snake bar’ın etrafında ne zaman bir turistle karşılaşsam adamlar hem selam veriyordu hem de halimi hatrımı soruyordu.. ilk başlarda garipsemiş sonra alışmıştım buna.. derken yabancılar gidip, Türk müşteriler gelince ve ben aynen “merhaba:)”ya devam edince karşılığında sadece “-.-” alıp yerime oturmuştum..

    yine yeniden bilgilendim.. 😀 kaydediyorum hafızama bu bilgileri.. Amerika’ya giderken yanıma büyük boy spot ışığı, çamaşır ve bulaşık makinesi alacağımı da not ettim.. tamamdır:D

    • hikaruivy dedi ki:

      @sizomizo: ahahah, o pantolon mevzuu çok can yakıyor, hiç sorma! 😀 evrim geçirecekler, bacaklar yirmi santim kısalacak, o olacak en sonunda!

      zenci konusu mazluma sempati duyan bizlerin kafasını karıştırıyor her zaman… gayet halisane duygularla gelip ırkçı olarak dönen çok sayıda arkadaşım oldu 😛 ben yine de her şeyin başı eğitim, eğitimli insan ne güzel, zencisi beyazı fark etmez o zaman, lay lay lom diyorum 🙂

      kibarlık konusunda çok haklısın yaa! bizde insanlar garsona, kendisine hizmet eden görevlilere bir teşekkürü, bir gülümsemeyi çok görürler! çok kızarım ben de bu duruma.

      evet gelirken valize bi spot lambası, bi de çamaşır-bulaşık makinalarını atmayı unutma! 😀 gümrükte biraz problem olabilir, ama değer! 😀 😀 😀

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s