Tesadüfler üzerine kurulu bir aşk öyküsü…

Nerden başlasam bilmem ki… İzlediğim en iyi film değildi. En sevdiğim oyuncular oynamıyordu. Ama içimde, derinlerde bir yerlere dokundu bu film: Çünkü ilk aşk (hatsukoi) vardı içinde; Redd vardı; Kuğulu Park, Seymenler Parkı, Atakule vardı: Ankara vardı…

Eskiden beri hep düşünmüşümdür: Nasıl da tesadüflere bağlı hayatımız… Bir kırmızı ışıkta beklerken biraz ötede patlayan bir bombayla veda edebiliriz yaşama (rahmetli Kerem Yılmazer gelir hep aklıma…). Bir metroyu kaçırırsak hayatımız baştan aşağı değişebilir (Sliding Doors’u bilir misiniz?…) “Bedava yaşıyoruz, bedava” der ya Orhan Veli; belki de “tesadüfen yaşıyoruz, tesadüfen” diye değiştirsek bu mısrayı, yalan olmaz…

Ve aşk: “Ruh eşi” kavramına inanmam ben aslında. Bir insan için birden fazla, belki de binlerce doğru insan olabileceğini düşünürüm. Ama dünya öyle büyük, insanlar o kadar çok ki, milyarlarca kişi arasından senin için doğru olan bin taneden birine rastlamak bile büyük, çok büyük bir şans işi. Ve zamanımız öyle az ki!… Öyle az sayıda insanı tanımaya şansımız var ki… Halbuki bir bilsen, belki de metroda çaprazındaki koltukta oturan kızı bir tanısan öyle seveceksin ki; ömür boyu en yakın sırdaşın, dostun olacak… Belki de kantinde arka masada konuşup gülüşürken seni rahatsız ettiği için kızdığın o sarışın çocuğu bir tanısan var ya, ona deliler gibi âşık olacaksın! Şans, kader, ne dersen de: Ne çok şey var olabilecekken ol(a)mayan… Bazen iyi, bazen kötü…

İşte bunları düşündürttü bu film bana. Muhteşem görüntüler eşliğinde bir dakika bile sıkılmadan izlenen bir filmdi… Oyunculuklara denecek söz yok; Altan Erkekli, Şebnem Sönmez, Ayda Aksel, Hüseyin Avni Danyal harika oynadılar; çocuk oyuncular çok şirindi; Belçim Bilgin (ki kendisini pek sevmem açıkçası… İtici gelir bana biraz… “Yaşı 25 olduğu halde 35 gösteren kızlar” ekolünün ülkemizde Bergüzar Korel’den sonra en başarılı temsilcisidir!) rolüne çok yakışmıştı; hatta Mehmet Günsür’ü gölgede bıraktı bence: Mehmet Günsür zaman zaman kendi yakışıklı gülüşünün havasına fazla kapıldı gibi geldi bana. (Ayrıca o apaçi stayla saçlar neydi öyle?? Gençliğini canlandırdığı sahnelerdeki uzun saçlı hali bin kat daha iyiydi…) Söylemeye gerek var mı, en çok geçmişteki sahneleri sevdim ben: İflah olmaz bir nostalji-sever oluşumdan belki de. Ya da çocukluk aşklarının masumiyetine âşık olduğum için…

Şimdi biraz spoiler gelecek. İzlemeyenler (ayrıca Sınav ve Vizontele filmlerini de “yaa hacı, bi ara izlerim diye bırakmıştım ben…” diyenler) bir sonraki paragrafı atlayabilirler.

Yönetmen hakkında da birkaç kelam etmeden olmaz: Ömer Faruk Sorak bunu hep yapıyor azizim: Sınav filmi de onundu mesela; laylaylom bir gençlik filmi izleyeceğimi düşünerek neşeyle filmin karşısına geçmiş; sonra Sen Ağlama ile, Dursun Zaman ile ağzıma sıçılmış bir biçimde, gözler kocaman bir kurbağaninkiler kadar şiş, salya sümük sinemadan çıkmıştım! İlk Vizontele‘nin de yönetmenlerindendi; yine laylaylom giden bir filmken son sahnede dağıtmıştı bizi. Bu sefer hazırlıklı olduğumu düşünüyordum; ama anlaşılan o ki, ne kadar hazırlansam da Şebnem Ferah’tan Hoşçakal eşliğinde gelecek olanlara hazır olamazmışım meğer…

Kısacası, güzel film… Kimileri “tesadüflerin boku çıkarılmış, bu kadar da olmaz!” diye eleştirmişler filmi, ki bence beyhude bir eleştiri olmuş: Yahu, filmin adı bile bağıra bağıra: “bu filmde bir sürü tesadüf sayesinde gelişecek olan bir aşk hikâyesi izleyeceğiz” diyor; sen daha niye takılıyorsun kardeşim? Gavur Serendipity’yi yapınca oluyor da, bizimki neden olmuyor? Evet, belki dünyanın en özgün filmi değil; belki en güzel aşk hikâyesi değil; ama rahatlıkla dünya sineması standartlarında yarışabilecek, çok hoş bir film olmuş. Sadece aşk değil; babasını istemeden kıran bir evlâdın öyküsünü, kalbi kırık bir ikinci adamın dramını, dağılan bir ailenin trajedisini ve daha nicelerini tam da dozunda anlatmış. O yüzden ben; Türk sineması bir yandan Recep İvedik’ler tadında gişe filmleri, diğer yandan fazlasıyla soyut ve -bence- sıkıcı sanat filmleri kulvarlarında ilerlerken, böyle hem gişeye, hem de sanatsal kaygılara hitap eden filmlerin artmasını yürekten istiyorum. Yine o yüzden, tüm klişelere, tüm eksikliklere rağmen sevdim, ve emeği geçenleri ayakta alkışlıyorum: “Bir amaç için doğmuş olduğuna inanan” bir kızın var oluşunun anlamını en güzel biçimde tamamlama öyküsünü böyle hoş bir biçimde anlattığınız için tebrikler, tebrikler…

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı sinema içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Tesadüfler üzerine kurulu bir aşk öyküsü… için 17 cevap

  1. makinosev dedi ki:

    “Bir amaç için doğmuş olduğuna inanan” bir kızın var oluşunun anlamını en güzel biçimde tamamlama öyküsünü böyle hoş bir biçimde anlattığınız için tebrikler, tebrikler…
    yazının tamamı bir yana en çokta bu yorumuna katılıyorum, ben de daha yeni izledim filmi, hala etkisindeyken geldi bu yazın, eline sağlık 🙂
    sınav filmini de çok sevmiştim, ama bu film daha çok sevdim, o final sahnesi beni bitirdi zaten, mehmet günsur’un(filmdeki adını unuttum) boğazda otururken bisikletine ve gitarına tekrar kavuşmuş, hayata tekrar dönmüş olduğunu resmediyordu sanki… nostalji bölümleri ve stüdyodaki eşyaların bir eskiyip bir yenilendiği sahneler çok etkileyiciydi 🙂 misa da bile kendimi tutup ağlamamıştım ama bu filmde hüngür hüngür ağladım 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: ben de uzun süre etkisinden kurtulamayacağım sanırım; final hiç tahmin etmediğim biçimde bitti SPOILER hatta iki genç, aynı günde doğdukları gibi, aynı günde ölecekler zannetmiştim ama böyle çok daha etkileyici oldu galiba: kız, kendisinin sağ salim doğmasına sebep olan küçük çocuğa borcunu ödedi; hem de nasıl ödedi: kalbini (iki anlamda da!) ona vererek… tüylerim diken diken oldu cidden… SPOILER evet, stüdyo sahneleri harikaydı; görüntü yönetmenliği aşmıştı zaten… ben de hüngür hüngür ağladım 😦 😦

      • hayalmiyim :) dedi ki:

        aslında ben de o sahnede ikisinin de öleceğini düşünmüştüm bu son aklıma gelmemişti ve evet bu son daha etkileyici olmuş 🙂

      • makinosev dedi ki:

        SPOILER ben de baktım bizim oğlan hasta, dedim kesin kız ölecek 😀 hele bir de parkta otururken kız ben aslında bugün yaşayamayabilirdim tesadüfler beni bulmasa gibi bi cümle sarfetti ya tamam dedim kızım sen baştan gidicisin 🙂 üstelik bisiklet kazası olmasa oğlanın hastalığı erken teşhis edilemezdi, üstüne bir de donör olayı ile 2. kez hayat verdi çocuğa 😦 baştan tahmin ettim kızın öleceğini böylece ama gene ağladım gene ağladım 😦 😦 😦 SPOILER
        güzel filmdi vesselam, eline sağlık 😉

      • hikaruivy dedi ki:

        SPOILER vayyy, güzel yakalamışsın. ben hâlâ esas oğlanın ölmesini, hatta kızın onun ölüm yatağında annesiyle tanışıp o kazayı öğrenmesini, “benim doğmamı sağlayan da özgür’müş! böhü böhü!” diye iyice kahrolmasını falan bekliyordum 😛 SPOILER bu arada organ nakli olayı ile olsun, ilk aşk muhabbeti ile olsun; film bana fecii halde “Boku no Hatsukoi o Kimi ni Sasagu”yu da anımsattı; bu filmi izleyen var mı?

  2. hayalmiyim :) dedi ki:

    kendi yolumuzda yürürken bir sonraki köşeyi döndüğümüzde başımıza ne geleceğini bilmediğimiz bu dünyada umarım güzel tesadüflerle karşılaşırız…
    filmi izlerken ben dağılacağımı tahmin etmiştim zaten, hazırlıklı oturmuştum yani izlemeye…herkesin bir “ruh eşi” olduğuna inanıyormuyum bilmiyorum ama varsa onu bulduğumda kaybetmeme neden olacak birşey olmamasını diliyorum 🙂
    “Bir amaç için doğmuş olduğuna inanan” bir kızın var oluşunun anlamını en güzel biçimde tamamlama öyküsünü böyle hoş bir biçimde anlattığınız için tebrikler, tebrikler… Bu cümlene gerçekten bayıldım çingu 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @hayalmiyim: umarım öyle olur canım… inşallah hep güzel tesadüflerle karşılaşır, diğer yarımızı bulduğumuz zaman kaybetmeyiz 🙂 son cümlede spoiler vermeden deniz’in “ben nerdeyse doğmayacakmışım biliyor musun… o yüzden şimdi yaşıyorsam bir anlamı olmalı…” deyişini hatırlatabilmek için epeyce kastım; o yüzden beğendiğine sevindim hayalcim ^^

  3. Besra dedi ki:

    Ben sevemedim çok çok tesadüf vardı bende gerçekçiliğini yitirdi Ve farkettimki Bizim ”Türk sineması” aşk flimlerini yapamıyor mümkünse uzak dursunlar çok yapaylar !!!

    • hikaruivy dedi ki:

      @besra: zevk meselesi tabii tatlım… ben çok takılmadım; hatta bazı tesadüflerin bilinçli olarak konduğunu düşündüm: yani mesela istanbula giderken aynı trene binecek olmaları ama özgür kaçırınca özgürden boş kalan yere burağın oturması falan olmasa da olurdu; ama sanki özellikle tesadüfleri artırmak için konulmuş, yani bilerek yapılmış gibi geldi bana. o yüzden de bana batmadı.

  4. mydestiny dedi ki:

    Ben de artık Ömer Faruk Sorak filmlerinin nasıl olacağını tecrübeyle sabitlemiş bulunuyorum. Sınav, Vizontele ve Aşk Tesadüfleri Sever… Adam son anda ne yapıp edecek ve o hıçkırığı bizden alacak 😛 Bu da onun tarzı ne diyelim artık. Bu filmde güzeldi doğrusu. Tesadüfleri abartmışlar diyenler için söylediklerine katılıyorum. İyi ağladık ama filmde 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @mydestiny: evet canım, bir değil iki değil, ö.f.s’nin olayı tecrübeyle sabitlendi artık 🙂 kendimi epeyce tuttum ama küçük kızın son bir defa yataktaki adama bakarak hastane odasından çıktığı anda dağıldım ben de 😀 😀

  5. masalevi dedi ki:

    film kaliteliydi bence. hani bazı filmler vardır ne konu çok güzeldir ne de sonu fala ilginç biter ama öyle bir havası vardır ki seni kendisine hayran bırakır.. bu film de öyleydi. ergenlik dönemimin starı güzel insan Mehmet Günsür için gitmiştim bu filme. ama Belçim de fena değildi. bu arada haklısın gerçekten büyük gösteriyor 🙂 ben de geçmiş sahnelerini çok sevmiştim, hatta çocukluklarının çok daha uzamasını dilemiştim ama olmadı.. bir de o 90lardaki uzun saçlı Mehmet’i sevdim nedense.. ve beni en çok ikisinin doğumundaki o ilginç tesadüf etkiledi. biri diğerine hayat verdi, tıpkı filmin sonundaki gibi.. ama ben ağlamadım sonunda, misadan sonra hiçbir şeye ağlayamıyorum, duygusuz oldum çıktım haa 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @masalevi: çok güzel tespit masalcım; ne konu ne de finali itibariyle muhteşem bir film değildi ama ilginç bir biçimde etkileyiciydi… müzikleri mi, çekimler mi, yoksa genel olarak o tanımlanamaz havasından mıdır, bilmiyorum… mehmet günsür’e taa hamam’dan beri ben de hastayım ama nedense bu filmde eskisi kadar beğenemedim kendisini… bu koreliler benim estetik algılarımı da yamulttu galiba, ahah 😀 😀 doğum olayı bence de muhteşem bir tesadüftü; hatta seymenler parkında oturdukları ve doğumgünlerinden konuştukları sahnede bu da ortaya çıkacak, özgür heyecanla: “aa, aynı kazadan benim annemler de bahsetmişti!” diyecek diye bekledim ama sanırım yeter artık, iki karakterin bütün muhabbeti “ay ne tesadüf! eki eki eki!”den ibaret olmasın diye o olaya girmemişler 😛

  6. makinosev dedi ki:

    @hikaruivy ay dur Boku no Hatsukoi o Kimi ni Sasagu deyip spoiler verme, daha yeni indirdim ama izleyemedim vakitsizlikten 😀 ya da ben gözümü kapiim sen çingulara anlat derdini 😛

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: haha, korkma çingucum, spoiler vermedim; çünkü iki film birbirinden çok ama çok farklı… sadece ikisinde de organ nakli ve ilk aşk temaları geçiyor; o yüzden biri diğerini aklıma getirdi. sen rahat ol 🙂 🙂

  7. mavi dedi ki:

    Bizim sinemamıza bok atanlar yok mu birde? Türkler yapamıyor. Bıdı bıdı. Ulan şuursuz. Bunu Koreli yapsa ya da uzak doğu izleyemeyen Amerika saplantılı bebeler için söyleyeyim Amerikalı yapsa bu filme ölecektiniz lan. Yabancı film olsa bu ve sevilmese var ya. Yerim belli yurdum belli gelin suratıma tükürün.
    Ben film on numaraydı demiyorum. Film işte. En azından izledim ona göre yorumumu yapıyorum. Mehmet süperdi. Şarkılar da öyle. Eh ne yalan söyleyeyim Ankara da.
    Beğenin,beğenmeyin. Ama lütfen boş boş konuşup beni delirtmeyin.
    Çok güzel anlatmışsın arkadaşım. Eline sağlık.

    • hikaruivy dedi ki:

      @mavi: evet bizde milletçe kendimizi fazla yerme olayı var maalesef… tamam, kimse bu filmin bir başyapıt olduğunu iddia etmiyor. ama müzikleriyle, çekimleriyle, oyunculuklarla gayet üst sınıf bir iş olmuş. hatta bence bu aralar vizyona giren hollywood filmlerinden kat kat daha iyi, daha izlenebilir bir film. ama ekşideki yorumlara falan bakıyorsun, millet yerin dibine sokmuş! hayret ediyorum. ben duygulandım mı, kendimden bir parça buldum mu, ona bakarım arkadaş… sağol canım yorumun için ^^

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s