Bu Aralar: Film, Dizi, Anime…

Bu aralar biraz yoğunum… Ama yoğun olmak film/dizi/anime izlememi ne zaman engellemiş ki şimdi engellesin? Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım diyor ve son günlerde izlediklerime geçiyorum. Kısa kısa bahsedelim.

Film: Kdrama tutkunu Türk kızlarının %90’ının oppa bellediği, milli damadımız, ortak haremimiz Gong Yoo’nun son filmi “Finding Mr. Destiny“yi izledim. Şirin, sevimli bir romantik komediydi. İlk aşkını arayanlara yardım eden bir ajans sahibi (Gong Yoo) ile onun ilk müşterisi olan sahne yönetmeni kızın (Lim Soo Jung) mevzubahis “ilk aşk”ı ararken yaşadıkları maceraları anlatıyordu. Senaryosu kolaylıkla tahmin edilebilir olmakla beraber izlerken insanın yüzünde tatlı bir gülümseme bırakan cinsten bir filmdi. Ayrıca Gong Yoo’nun hijyen takıntılı, azıcık sarsak, sakar tiplemesine bayıldım! Herif sevimli anacım, sadece karizma haller değil, saf roller bile yakışıyor adama. Hele şu ağlama sahnesi yok mu?? Bitirdi beni yemin ederim!

Şimdi spoiler vericem, izlemediyseniz aşağıdaki paragrafı okumayın, bir sonrakine atlayın.

Esas kızımız ilk aşkını hayal ederken ilk başlarda bu adamın yüzünü görmememiz, ama Gong Yoo’yla tanıştıktan sonra hayallerindeki adamı bizim Gong Yoo olarak izlememiz mutlaka herkesin dikkatini çekmiştir. Sanırım yönetmen kız, sadece birkaç gününü birlikte geçirdiği ilk aşkının yüzünü tam olarak hatırlayamadığı, ayrıca Gong Yoo’yla tanışır tanışmaz bilinçaltında ondan hoşlandığı için  (elbette bunu bilinçli olarak fark edememişti; yoksa gül gibi çocukla didişip durmazdı :P) bu adamın yüzünü de Gong Yoo olarak hayal etti. Ama benim izlerken bunu anlamam biraz vakit aldı; hatta başta “Allaalla? Bunlar birbirini tanıyor da hatırlamıyor mu? Yoksa ilk aşk, Gong Yoo’nun ikizi filan mı çıkacak?” diye çeşitli teoriler yürütmüştüm. Değilmiş, açıklama bu kadar basitmiş. Ama hoş bir fikirdi; sevdim doğrusu…

Bunun dışında, rengârenk Hindistan manzaraları da filme ayrı bir tat katmıştı. Yalnız filmde bir sahne vardı ki, şuracıkta saydırmadan geçemiyciğim: Yönetmen kızın oyunundaki oyunculardan biri (hatta en önemlisi!) bir akşam tam gösteriden önce arıyor ve trafikte sıkışıp kaldığını, gelemeyeceğini söylüyor. Bunun üzerine yönetmen kız sahneye kendi çıkıyor! Ve resmen döktürüyor! E siz o artist kıza boşa para veriyormuşsunuz abicim; madem yönetmen bu işi bu kadar iyi kıvırabiliyordu, çıkarsaydınız ya hatunu sahneye… Bu sahne cidden gereksizdi ve saçmaydı. Yönetmen kızın sahneye illa ki bir şekilde çıkması ve Yoo’yu büyülemesi gerekiyorsa bari biraz daha inandırıcı bir kurgu olsaydı; daha önemli bir mazeret, ya da yönetmenin dansları bilip boş vakitlerinde kendi kendine dans ettiğine dair biraz ima falan, ne biliyim işte… Neyse… Bu tip ufak tefek hatalara takılmazsanız insanı neşelendiren bir filmdi işte; çok bir şey beklemeden izlenirse hoşça vakit geçirmek mümkün…

Anime: Manga ve animelere hepimiz bayılıyoruz. Peki bunların nasıl bir süreçte üretildiğini, mangaka (manga çizeri) olmanın çileli yolunu merak eden var mı? İşte Bakuman, mangaka olmayı kafaya koyan ortaokullu iki çocuğun hikâyesini anlatıyor. Türü drama ve otaku animesi diye geçiyor. 2010’da 25 bölümlük ilk sezonu yayınlandı; ayrıca 2011 ekiminde ikinci sezonunun yayınlanması söz konusu. İzlemesi son derece keyifli bir anime bu; insanı saran bir hikâyesi var. Ayrıca oldukça gerçekçi; kahramanları on dört yaşında veletler olduğu halde shounen animelerdeki gibi slapstick komedi veya fan service falan yok. Konusunu anime-planet’te şöyle anlatmışlar: “Moritaka Mashiro feels as if life is passing him by; with no dreams or motivation, he trudges through day-to-day life. One day, after leaving his notebook behind, he returns to school and finds the smartest guy in class, Takagi, waiting for him. Takagi is happy to return the book, but on the condition that Mashiro agrees to become a mangaka with him. Though Mashiro initially declines, he soon reconsiders when he discovers that the girl he likes, Azuki, dreams of becoming a voice actress. And after promising that she can have the lead role if their manga is ever adapted into an anime, he suggests that they get married once they are both successful! Shockingly, she agrees to the proposal and Mashiro and Takagi embark on their quest to become manga artists.”

Ben de kendimce Türkçe’ye şöyle çevirdim (çevirirken kendi yorumlarımı katarak tabii, ehe mehe😛 ): Moritaka Mashiro, hiçbir rüyası ya da ideali olmadan günlerini mal mal geçiren kendi halinde bir çocuktur. Bir gün manga çizimleri yaptığı (aslında ön sıradaki kızları çiziyordur abaza ergen…) defterini sınıfta unutur ve almak için sınıfa geri döndüğünde defterini sınıfın en çalışkan öğrencisi Takagi’nin elinde görür. Takagi yüzünde pis bir sırıtmayla defteri geri verirken: “Sen de az değilmişsin haaa, yavruları ne biçim çizmişsin! Bence biz güçlerimiz birleştirip Voltron’ı oluşturabiliriz!” der ve yavrucağın kanına girer. Mashiro başta hık-mık etse de, Takagi onun sınıf arkadaşları Azuki’ye olan aşkını keşfetmiştir, bunu kullanarak “Bak yoksa Azuki’ye onun bacaklarını çizdiğini söölerim haa!” diye tehditler edip Mashiro’yu ikna eder. Hatta kızın da seiyuu (ses aktörü, animeleri seslendiren kişi) olmak istediğini öğrendikleri zaman iki çocuk da gaza gelirler ve mangaları yayınlanıp bir de animeye çekildiği zaman başrolde Azuki’yi oynatacaklarına dair ona söz verirler. Azuki de, yazık yavrum, “ölme eşeğim ölme… daha manga yazacaksınız da… tutacak da… animesi yapılacak da…” diyecek kadar kafası çalışmadığı için (eh, ne de olsa henüz girmiş on üç, on dört yaşına… edalı işveli capon güzeli…) iki çocuğun sözlerine kendini kaptırır ve “tamam lan, hadi öyle olsun, yiğitlerim benim!” diye kendi de heyecan yapar. Mashiro ise onun bu heyecanına şahit olunca birdenbire gaza gelir. On dört yaşında bir velet olduğunu ve modern dünyada ortalama evlilik yaşının yirmilerin sonuna tırmandığını (ki bu sayı, Japonya’da 30 falan…) unutup birden kendini Orta Çağ’da yaşayan, ortalama ömrü otuz beş olan insanlardan biri zanneder ve “İlk animemizi yaptığımız zaman benle evlen Azuki!” diye bağırır! Siz Azuki’nin “Oha, çüş, bu yaşta ne evliliğinden bahsediyorsun?!” demesini beklerken içine Jülyet kaçmış Azuki de demez mi “Evet!” diye! Ve aynı Azuki Orta çağ romantizmini abartıp eklemez mi “Madem bu sözü verdik, o halde o güne kadar işimizden başka bir şey düşünmeyelim! İkimiz de rüyalarımızı gerçekleştirmek uğruna çok çalışalım! Ganbatte, neee?!” diye! İşte böylece iki kafadarın en güzel çağlarını gezip tozarak değil de bir odaya kapanıp manga çizmeye çalışarak geçireceği zorlu günleri başlamış olur…  Bakalım sonunda “salaklıklarına doymasınlar, heba ettiler gençliklerini!” mi diyeceğiz, yoksa “aferin lan, işte azmin zaferi!” mi? Ayrıca gördüğünüz gibi çok pis çeviri yaparım😛

Dizi: HBO’nun yeni dizisi Game of Thrones bu sene (ve ileriki yıllarda) adından sıkça bahsettireceğe benziyor. Dizi, fantastik edebiyatın en popüler kitap serilerinden biri olan “A Song of Fire and Ice”tan uyarlanmış. Bu kitapların yazarı George R.R. Martin ABD’de inanılmaz popüler; yeni nesil Tolkien muamelesi görüyor desem yalan olmaz. Dizi ise henüz ilk sezonunda, hatta daha sadece 4 bölümü yayınlandı. Ama muhteşem dekorları (100 milyon dolar bütçesi varmış! Oha!), sürükleyici hikâyesi ve müthiş oyunculuklarıyla (sinema filmlerinden tanıdığımız Lena Headey, Sean Bean gibi isimler var…) bizim şimdiden gönlümüzü kazandı. Üstelik ben fantastik edebiyatı çok da sevmem açıkçası… Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter serisi dışında bu türden okumadım, Ursula K. Le Guin’in çok övülmesine rağmen elim bir türlü Yerdeniz beşlemesine gitmedi, vs. Ama bu dizide farklı bir yön var: Bir defa, fantastik dünya dediysek de bu fantastikliğin boku çıkarılmıyor. Gerçi ortamda bir çeşit vampirimsi yaratıklar (beyaz yürüyenler) var; ama bunlar taa ilk kitabın sonunda (yani ilk sezonun bitiminde) ortaya çıkıyormuş… Bir de ejderhalar var, ama bunların nesli tükenmiş… Onun dışında şimdilik olağanüstü hiçbir şey yok. Hikâye daha çok “insan doğasına dair çatışmalar”ı anlatıyor. Ve karakterler inanılmaz gerçekçi. Yüzüklerin Efendisi’ndeki gibi klasik “iyi çok iyi, kötü çok kötü; elfler çok iyidir, orklar çok kötü, vs.” bir dünya değil bu. İyilerin de kötü yönlerine, ya da kötülerin de insanî özellikler taşıdığına sık sık şahit oluyoruz. Dizi, gerçekten de adını aldığı gibi “taht kavgaları” üzerine kurulu. Yani bol bol entrika, ihanet, seks, şiddet, katliam, savaş içeriyor. Bu açıdan herkese cazip gelmeyebilir, aklınızda bulunsun.🙂

Konusundan kısaca bahsedeyim: Hikâye bizimkinden farklı bir evrende, Orta Çağ gibi bir dönemde geçiyor. Bu evrende 7 krallık var. Her krallık başka bir aile (dizide “ev” deniyor) tarafından yönetiliyor, ama hepsinin başında tek bir kral var. United Kingdom gibi bişi’ yani… Bu 7 krallığı tek çatı altında toplayan ilk kral olan “demir taht”ın sahibi Targaryen en yakın adamı tarafından öldürülünce onun soyundan gelen Viserys ve kızkardeşi Daenerys, Moğollar gibi göçebe ve vahşi bir halk olan Dothraki’lerin yaşadığı doğu topraklarına sürgün ediliyor. Viserys, kızkardeşini bunların kralı olan Khal Drogo’yla evlendirip Dothraki ordusunun gücüyle tahtı geri alma planları içinde.

(Solda, çakma sarışın Targaryen kardeşler… Platin sarısı saçlarla o siyah kaşlar hiç olmamış… Orlando Bloom’un Legolas’ı çok daha başarılıydı gençler, üzgünüm…)

Öte yandan şimdiki kral Robert Baratheon, Cersei Lannister ile evli. Ama bu güzel sarışın kraliçe, aslında kardeşi Jaime ile ensest ilişki içinde (eww…)! İkilinin bir de cüce kardeşleri var, ki bu herif o fahişe senin bu fahişe benim gününü gün etmekle beraber, aslında kafası acayip çalışan bir adam.

Son olarak bir de 7 krallığın en kuzeyinde bir buz ülkesi var ki, bu topraklarda vahşiler ve bir efsaneye göre “beyaz yürüyenler” yaşamakta. Buradan gelebilecek saldırılara karşı kocaman buzdan bir kale inşa edilmiş ve bu kaleyi koruma görevi çeşitli suçlardan sürgün edilmiş suçlulara yıkılmış…

İlk bölüm, kralın sağ kolu Jon Arryn’in öldürülmesi ile başlıyor. Bunun üzerine kral, kuzeydeki Winterfell’e gidiyor ve yakın arkadaşı olan Kuzey Evi’nin Lord’u Eddard Stark’ı sağ kolu olarak başkente gelmesi için ikna etmeye çabalıyor. Eddard Stark ve Leydi Stark’ın ise bir sürü çocukları var (tam olarak kaç tane sayamadım😛 galiba beş…) Ama bunlardan en önemlileri erkek fatma kızımız Arya ile ortanca oğlan Bran. Bunlardan başka bir de Lord Stark’ın gayrimeşru bir oğlu var, Jon Snow. Zavallı çocuk ömrü boyunca piç diye itilip kakılmış; ama çok dürüst ve mert bir çocuk. Zaten Arya ve Jon dizideki açık ara favorilerim oldular. (Dire Wolf’lar hariç tabii🙂 )

Şimdilik fazla bir aksiyon göremedik; aksiyon namına bol bol soyunma-sevişme sahnesi falan vardı işte… Ama bundan sonra kanlı savaşlar başlayacakmış ki, açıkçası Kore romantik komedileriyle jöle gibi erimiş benliğimi gerçek dünyanın acımasız kollarına hazırlamak için bundan daha iyi bir terapi yöntemi düşünemiyorum! Otomatik portakal hesabı😛 Haha😀

Ayrıca şu dire wolf’lardan bir tane evime alıp beslemek istiyorum. Yirim.

Ve sizi, insanda eline kılıç alıp savaşma isteği uyandıran (hadi o kadar değilse de, fecii FRP oynayasım geldi! Üstelik heralde en son on sene önce falan oynamıştım :P) jenerikle baş başa bırakıyorum:


About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı anime, sinema, Uzak Doğu, Yabancı Dizi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bu Aralar: Film, Dizi, Anime… için 20 cevap

  1. winpohu 'ca dedi ki:

    ne güzel bir yazı bu . gong yoo’nun filmini izlemiş biri olarak çok bir şey fark etmedi .film ahım şahım değil demek istiyorum .acımasız yorumlar yapacakken aklıma o sevimli ,sakar eve alınıp beslemek istediğim gong yoo gelince yok be diyorum .adamı bu halde gördük ya o zorlama senaryo bile gözüme batmadı .film bitince yüzümde kocaman aptal bir sırıtış vardı🙂

    gelelim anime tanıtmına gülmekten kırdın beni a nasıl çeviri öyle🙂
    günlerini mal mal geçiren ,yavrucağın kanına girer.,Azuki de, yazık yavrum, “ölme eşeğim ölme… daha manga yazacaksınız da… tutacak da… animesi yapılacak da…” diyecek kadar kafası çalışmadığı için, içine Jülyet kaçmış Azuki süpersin hikaru .bu cümleler müthiş aslında hepsini buraya kopyala yapıştır yapmak istedim🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @winpohu: haha, sağol tatlım😀 öyle kuru kuru çevirmeye gönlüm razı olmadı, kendi yorumlarımı katıverdim😛

      ayrıca gong yoo’nun o halleri cidden tam eve alıp beslemelikti! güzel tespit😀 filmi kurtaran da o oldu zaten…

  2. makinosev dedi ki:

    HBO gene yapmış yapacağını, trueblood’la zaten gönlümde taht kurmuştu şimdi bir de bu dizi çıktı🙂 buarada daha izlememiştim bu diziyi senin yorumları okuyunca ilk sezonu anlatmaya başladığını sanmıştım meğer daha introymuş🙂 öyle bir anlatmışsın ki seyretmiş kadar oldum, soran olursa da senaryo hikaruivy’nin son mimi dicem😀😀
    anime çevirisine de koptum😀
    Time’ın gelecek hafta ki kapak başlığını görür gibiyim … “Türkler dublajdan sonra çeviride de iş çıkarttılar!!!😀
    konuya da bayıldım, hani kitabını okuduğunuz hikayelerin sinema versiyonları sönük kalır ya… her detayı işleyemezler filmde, siz de “ama şu yok bu yok, bunu anlatamamışlar, kahramanların iç dünyası daha bir karmaşıktı” filan dersiniz, senin bu çevirinden (yok böyle bir çeviri😀 ) sonra animeyi beğenir miyim acaba dedim, acaba hikaruivy’nin yazdıklarını animeye aktarabilmişler mi diye kara kara düşünüyorum şuan🙂 umarım animenin yapımcıları çok çalışıp iyi iş çıkarmışlardır, yoksa gelip senden özür dilemeleri gerekir valla😀

    • makinosev dedi ki:

      hikaruivy’m times diil de time olacaktı, editlermisin çingum onu😉 şimdiden kamsahamnida😛

      • hikaruivy dedi ki:

        @makino: haha, sağol tatlım yorumların için😀😀 evet, biraz hayalgücümü kullanıp satır aralarını okuduğumu itiraf etmeliyim (takagi mashiro’ya “üff, piliçleri ne biçim çizmişsin!” demiyordu elbette😛 ben ve fesatlığa çalışan aklım, olayı böyle yorumladık😀😀 ) Game of Thrones’a gelince; hımm, sanırım biraz karışık yazmışım. Bütün arka planı anlatayım diye uğraştım ama o kadar çok karakter ve olay var ki, sadece o dünyayı anlatmka bile son derece zor ve kafa karıştırıcı oldu… Ama bu defa senaryo bana ait değil, aman bi yanlışlık olmasın!😛😀

  3. scarlet dedi ki:

    hemen sana bir finding mr destiny düzeltmesi yapmak istiyorum geçmiş zamandaki aşkı (kim jong wook)u gong yoo’nun oynamasının nedeni yine gong yoo’nun şimdiki zamanda oynadığı karakter! biraz karışık oldu belki ama filmde geçmişe dönüş sahnelerinde biz hep gi joon(gong yoo) ile dönüyoruz hep o düşünüyor.KJW’u hiç görmediği için yüzünü bilmediği için onun yerine kendini koyuyor!. im soo jung karakteriyle iki defa falan geçmişe dönüş sahnesi var onlarda da kim jong wook’un yüzü görünmüyo hiç! (trenin arkasından koştuğu ve kimlik değiş tokuş yaptıgı sahne!) yani biz hep gi joon’nun hayalinde izliyoruz geçmişi. filmin sonunda havaalanı sahnesinde zaten KJW’un başka biri olduğu da görünüyor.bunun yanında eline sağlık yorumların güzel olmuş.

    • hikaruivy dedi ki:

      @scarlet: vayy, böyle de yorumlanabilirmiş hakikaten, teşekkürler. bir daha izlersem daha bir dikkat edeceğim, ama hakikaten söyledikleriniz mantıklı görünüyor: bu sefer gi joon esas kızdan (bilinçli ya da bilinçsiz) hoşlandığı için onun ilk aşkını da kendisiymiş gibi hayal ediyor… ve evet, KJW’nun başkası olduğunu zaten biliyoruz… teşekkürler yorumunuz için ^^

  4. scarlet dedi ki:

    yok tam anlamadın ne demek istediğimi aslında gi joon başlarda kızdan hoşlanmıyor sadece KJW’un yüzünü görmediği için düşünürken kendini onun yerine koyuyor insanlarda oyledır ya bi olay düşünürsun içindeki karakterleri bilmediğin zaman gözünün önüne atıyorum kız olanına ya kendini yada tanıdın birini getirirsin boş bir surat hayal etmek yerine gi joonda bunu yapıyor neyse bi daha izleyince anlıcaksın ne demek istediğimi herkez zorlanmış bu ikilem yüzünden ama yaptıkları bir reportajda okudum senaryonun böyle olduğunu yanı aslında benımkı yorum değil filmin gerçek senaryosu izleyınce de böyle oldugunu görüyosun ama biraz karmaşık çekmişler gereksiz yere.

  5. mydestiny dedi ki:

    Ben de Finding Mr. Destiny de geri dönüş sahnelerini senin gibi düşünmüştüm hikaru. Ama scarlet’in açıklaması da mantıklı olmuş=) Ayrıca o ağlama sahnesine bittim. Evinde kaldıkları adam, kızı sırtında oraya kadar nasıl taşıdığını anlatırken keyiften gülümseyen Gong Yoo’nun, ağladığı ortaya çıktığında yüz şekli anında değişti😀 Çok tatlıydı film boyunca.

  6. hikaruivy dedi ki:

    @scarlet: yok, anladım demek istediğini, ama gong yoo’nun kendisini kızın hikayesindeki adam yerine koymasının sebebinin kızdan fark etmeden de olsa hoşlanması olduğunu düşündüm. bana çocuğun biri eski kız arkadaşıyla yaşadığı bir olayı anlatsa kızı tanımıyor olsam bile kolay kolay kendi yüzümle hayal etmem onu, öyle yapmam için ancak o çocuktan hoşlanıyor olmam falan lazım!😀😀 ama senaryonun böyle olması da mantıklıymış cidden, aydınlattığın için teşekkür ederiz scarlet ^^

    @mydestiny: ağlama sahnesi ve sonrası hakikaten en komik sahnelerden biriydi; Gong Yoo’nun mimiklerine kurban😀 cidden film boyunca çok şirindi; boşuna hepimizin oppa listesine girmeye hak kazanmamış!😀😀

  7. makinosev dedi ki:

    @hikaruivy yok çingum hiç karışık olmamış, tam tersine ballandıra ballandıra anlatmışsın mekanı da karakterleri de, izlemiş kadar oldum sayende🙂 trueblood’ın yeni sezonu başlamadan ben de şu diziye başlayayım , çok uzak kaldım amerikan dizilerine ama bu kaçmaz😉

  8. guneykore dedi ki:

    Blogunu zaten seviyorum gezmeyi..
    Bu konunda da Gong Yoo ‘yu görünce iki kelam etmeden geçemedim.
    Malum bu aralar tek zayıf noktam😀
    Koydugun resim( Gong Yoo ‘nun agladıgı ) beni gece gece kopardı valla
    Duyan deli zannedicek😀 ( Çokta tınn xD)
    Ben o diziyi nasıl atlamışımm?? En kısa zamanda izlicem ..
    Kamsamnida hikaru ^^

  9. hikaruivy dedi ki:

    @makinosev: sen de izle de yorumlarını yapalım canım.. bakalım hangi karakterleri daha çok seveceksin?😉

    @guneykore: demek sen de gong yoo’cular arasına katıldın ha, geçmiş olsun şeker. bu sevda ömür boyu bitmez, hahah😀😀 o ağlama sahnesi gong yoo manyaklığının tavan yaptığı noktaydı; o sahnede kopmayan ve “ne şekerrrr!” diye erimeyen hatunun hormonlarında bir sorun vardır bence😀😀 yalnız finding mr. destiny maalesef dizi değil, kısacık bir film😦 tek kötü yanı da bu; dişimizin kovuğuna bile yetmedi…

  10. makinosev dedi ki:

    Game of Thrones’ın ilk 2 bölümünü izledim, harikaydı her bölümü sinema etkisi yaptı bende, bütçesi neden bu kabarık anladım yani🙂 o kurtlara bende bayıldım🙂 jon, bran ve arya kardeşler benimde favorim, bran’ın o yaşta yüzünde beliren mimiklere hasta oldum tam oyuncu olmak için doğmuş. Viserys ve kızkardeşi Daenerys’e daha doğrusu yalnızca Viserys’e ve yılan gb çalışan zekasına uyuz oldum, kitabı okumadığım için bilmiyorum ama viserys ve cüce lord ileride zekalarıyla öne çıkarak birbiriyle kapışacak gibiler. kız kardeş Daenerys’i de ne şansızmış! öyle abi mi olur, barbar kocası bile kardeşinden binkat iyidir. neyse şimdilik bu kadar yorum yapabiliyorum, gidip 3. bölümü izliim ben, bran gözünü açtı bu arada, ilk bölümde öldü diye çok korkmuştum🙂 ben kaçtım…

    • hikaruivy dedi ki:

      makinosev: kesinlikle!!! her bölümü sinema filmi gibi, çok doğru demişsin… ayrıca jon, bran ve arya’yı sevmene sevindim; sevilmeyecek gibi değiller🙂 bran’i canlandıran çocuk cidden süper yetenekli.
      viserys’e ben de uyuz oldum ama daenerys onun hakkından gelecek gibi gözüküyor😀😀 cüce lord da şimdilik biraz uyuz bir karakter, ama ileride kendini sevdirecek gibi bir his var içimde… izleyelim görelim😀
      ben de 5’i izleyeceğim bu akşam. çok efsane bölüm olmuş, öyle diyorlar😉

      • makinosev dedi ki:

        amma kalabalık kadro, hangi birini takip edeceğimi şaşırdım🙂 ama 5 bölümün 5ide süperdi🙂 gözlerim bayram etti, sihirli annemdeki şatolardan sonra gözüm esaslı şato gördü sonunda😀😀😀

  11. makinosev dedi ki:

    ya bu dizinin 6.bölümü niye yayınlanmadı bu hafta😦 sezon sonuna doğru sibel kekilli de diziye dahil olacakmış buarada 😉

  12. Lee dedi ki:

    6. bölüm yayınlandı. Hatta 7’de Amerika’dakiler için yayınlandı, webrip2i düştü bile nete. Ben HD bekliyorum, o yüzden 29’undan indireceğim.

    Çingu son zamanlarda izlediğim en iyi dizi gerçekten. Her bölümü böyle ayıla bayıla seyrediyorum, resmen muazzam!

    Gong’un filmini normal buldum ben, ah muhteşem olmuş diyemedim🙂

    Bakuman’da hoş mangadır, ama şu sıralar Level E izliyorum kopuyorum haha. Ayrıca deadman Wonderland izliyorum, resmen vahşet. Tavsiye ederim, süper bir anime🙂

  13. hikaruivy dedi ki:

    @makino: evet canım, lee benden önce davranmış, 6nın yayınlandığını söyleyecektim ben de. hatta 7 bile nete düştü ama TVde yayınlanmadı. ben de 7nin kaliteli versiyonunu bekleyenlerdenim. 6 efsaneydi, 7 daha da efsane diyorlar, heyecandan tüylerimizi ürperiyor!😀 ayrıca evet, sibel kekilli de girecekmiş ve önemli bir rolü olacakmış… yalnız bu sezon 10 bölümde bitecek ve ikinci sezon teeee nisan 2012de başlayacak dediler, ona biraz moralim bozuk:/😛

    @lee: di mi çingum yaa, acayip bir dizi. lost’un ilk sezonları gibi bağladı kendine, inşallah sonu benzemesin yareppim, amin!😀😀 deadman wonderland ve level e’yi merak ettim, bir bakıcam şimdi konularına. gerçi bakumandan sonra sekaiichi hatsukoi’ye başladım şimdi. o da fena gitmiyo. bakalım🙂

    • makinosev dedi ki:

      @Lee @Hikaruivy haklısınız çingular çoktan gelmiş, yalnız ben forumlarda dizi ismine bakmayıp Sean Bean’li afişi aradığım için ıskalamışım diziyi (ilahi ben😛 )🙂
      Lee’ye de katılıyorum bu dizi yalnız HD izlenir, o sinema tadı başka türlü çıkmaz… HBO ve bazı amerikan kanalları, ilk sezonları 10 bölümle başlatıp sonraki sezonları 20-24 bölüme kadar çıkarıyorlar. bu da öyle olmuş sanırım. sağlık olsun, kitap uyarlaması olduğun için hiç değilse 4-5 sezon gideceği kesin, buna sevinebilirz🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s