Buzzer Beat: Aşk bizi güçlü kılar…

Geçtiğimiz haftalarda, blogumun okurlarından Besra‘nın önerisiyle Buzzer Beat’i izledim. Ve beklemediğim kadar çok sevdim. Aynı zamanda şaşırdım da: Adından da anlaşılacağı gibi (Buzzer Beat, ya da Buzzer Beater, İngilizce bir terim olup “basketbolda son saniye basketi” anlamına geliyor efenim… Buzzer, maç bitiminde çalan o alarm gibi düdük. Beater ise “yenen, alt eden” anlamında. Buzzer beater da, düdüğü yenip sayıyı kaydeden basket yani :)) basketbol konulu bir dizi bu. Romatik komedi olduğu söylenebilir; ama komedisi pek fazla değil. Hatta bir Japon dizisi olarak absürt ve çocuksu bir komedi bekliyorsanız fena halde yanılacaksınız: Çünkü bu dizi realist Kore dizilerine yakın bir tatta olmuş ki, aslında Japon komedilerindeki çocuksuluğu sevsem de (Hotaru no Hikari‘de Buchou’nun Hotaru’ya her seferinde başka bir hayvan ismiyle hitap etmesindeki (kaplumbağa kadın! yılan kadın!) çocuksu komediyi hatırlayın, işte bundan bahsediyorum…) bana böyle diziler daha çok hitap ediyor: Still Marry Me ya da Kim Sam Soon’u çok sevmemin sebebi belki budur…

Gelelim diziye: Başrolde, bir yakışıklılık abidesi ve fakat bana nedense hep biraz soğuk gelen Yamapi var. Yalnız herüfün oyunculuğunu takdir ettim doğrusu: Nobuta wo Produce‘taki Akira performansından sonra Akira’dan bu kadar farklı bir rolün de hakkını verebilmiş olması gözlerimi yaşarttı. Gerçi sık sık donuk bakışlarına maruz kaldık kendisinin, ama rol, yani “çok ince ruhlu ama her şeyi kendi içine atan Naoki” rolü onu gerektiriyordu. Ayrıca Yamapi’nin kol ve vücut kasları oldukça hoşmuş, dizi boyunca bol bol görme şerefine eriştik 🙂 Jenerik bile onun sırt kaslarıyla açılıyordu lan, oha! Yalnız burdan bir şey söyleyeceğim Yamapi’ye: Birader, ne olur sen gülme! Bazı çirkin insanlar vardır, gülünce güzelleşiverirler ya; işte Yamapi bunun tam tersi: Normal duruşundaki o güzel yüz, gülünce birden çirkinleşiveriyor! Buyrun size kanıt:

Ayrıca dizi boyunca o korkunççç mor pantolonunu hiç çıkarmadı. Yamapi’cim kusura bakma ama giyim zevki sıfır… Azcık Koreli oğlanlardan ders almanı tavsiye ediyorum.

Neyse, Yamapi’ye yeterince saydırdığımıza göre (biri kedi ve ciğer mi dedi? hımmm…) şimdi karakter tanıtımına gelebiliriz:

Kamiya Naoki (Yamashita Tomohisa) : Esas oğlanımız olan Naoki, aslında çok yetenekli olmasına rağmen kendine güvensizliği yüzünden bir türlü potansiyelini gerçekleştiremeyen bir basketbolcu. Her şeyi içine atarak yaşayan, kötüyken bile çevresindekileri endişelendirmemek için “iyiyim ben” diyen bu genç adamın hayatı, bir gün cep telefonunu otobüste unutmasıyla tamamen değişecektir…

Shirakawa Riko (Kitagawa Keiko): Esas kızımız ise güzel sanatlar mezunu, keman virtüözü, ve mesleğini yapabileceği bir iş ararken bir yandan da part-time işlerle hayatta kalmaya çalışan bir genç kız. 2 yıldır platonik olarak tutkun olduğu senpai’sinin kendisini kemancı kızlardan oluşan bir quartet’e davet etmesiyle havalara uçuyor; ama aynı senpai tarafından cinsel tacize uğrayıp hayalleri yıkılıyor… İşte böyle bir zamanda, otobüste unutulan bir telefon sayesinde Kamiya-kun ve onun hocası olan Kawasagi-san hayatına giriyor…

Nanami Natsuki (Aibu Saki): Dizi başlarken Naoki’nin gayet ciddi düşündüğü kız arkadaşı olarak karşımıza çıkıyor bu kız. Son derece akıllı, güzel, kariyer kadını ve cici bir kız… mı acaba? Zaman ilerledikçe fark ediyoruz ki, aslında Naoki’nin loser’lığından ciddi anlamda nefret ediyor! Hatta o yüzden gidip öyle bir şey yapıyor ki, Naoki’nin de kendisinin de kaderini tümden değiştiriyor…

Çok gerçek bir karakter bu Natsuki: Ona benzer o kadar çok kız tanıdım ki… O yüzden ona acımakla ondan nefret etmek arasında kaldım. Bir yandan, Naoki’nin kendine güvensizliği yüzünden hissettiği çaresizliği, kızgınlığı çok iyi anlıyor ve ona hak veriyorum… Ama öte yandan kendini haksız duruma düşürecek öyle şeyler yaptı ki, onurlu bir erkek tarafından asla bağışlanamayacağı âşikardı… Ayrıca Aibu Saki’nin de çok sevdiğim bir aktris olduğu söylenemez; Zettai Kareshi’deki yarı ezik-yarı gıcık (Knighto-kun’a az çektirmedi kaltak!) rolüne uyuz olmuştum 😛 Şimdi bu aşırı güvenli, herkesin bayıldığı Natsuki rolünde ona bir daha uyuz oldum 😀 Anlaşılan ben bu kızı hiç sevemeyeceğim, ehu 😀

Kawasaki Tomoya (Ito Hideaki): Bu da takımımızın koçu. 32 yaşında, ve Riko’ya ilk görüşte âşık oluyor…

Bunlardan başka kötü çocuğumuz Yoyogi Ren (Kaneko Nobuaki), takım kaptanı yakışıklı basketçi Utsunomiya Toru (Nagai Masaru), takımın müzmin yedeği ve şirinlik abidesi Hatano Shuji (Mizobata Junpei) ve de Riko’nun ev arkadaşı flütist Ebina Mai (Kanjiya Shihori) de dizideki diğer karakterler…

(Takımdakilerin vücut yarıştırma sahnesi. Hehe 😛 )

Gelelim sevdiğim sahnelere. Bundan sonrası fecii halde spoiler içermektedir, bilginize!

1. İkilinin ilk defa tanıştığı basket sahası ve arka plandaki reklam: “Love makes me strong!” Muhteşem bir ambiyanstı! Naoki’nin Riko’nun keman çalışını büyülenmiş gibi dinlemesi; hemen sonra Riko’nun onun basket oynayışına hayran olması… Ne tatlı bir sahneydi! İki çocuğun hemen arkadaş olup birbirlerini yüreklendirmeye başlamaları çok hoşuma gitmişti…

2. Sonra, Riko’nun tesadüfen Naoki’nin maçına gelmesi. Bir gün önce hayranlıkla izlediği çocuğun maçta o performansı gösterememesi üzerine fena halde öfkelenmesi. Ve maçı yarıda kestiğine aldırmadan, tribünlerden bağırması: “Hey, 8 numara! Doğru düzgün oynasana! Sen çok yetenekli ve güçlü bir adamsın, bu gücünü göster!” Ve hakikaten ayarı yiyen Naoki’nin birden coşması. Adam gazla çalışıyormuş meğer, haha 😀

3. Yolda tesadüfen karşılaşıp birbirlerine “rüyalarımızı gerçekleştirmek için çok çalışalım!” diye söz verdikleri zaman, Riko’nun Naoki’den ayrıldıktan sonra “hayır, onu sevmiyorum… yok canım, onu sevmiyorum… onu sevmiyorum…” diye kendi kendini ikna etme çabaları… Ve, birdenbire, ani bir aydınlanmayla her şeyi anlaması: Ben bu çocuğu seviyorum!

4. Naoki’nin sevgilisinden ayrıldığı gece Riko’nun onu telefonla araması ve kemanını dinletmesi. Bu sırada Naoki’nin çok duygulanıp ağlaması. Onun ağladığını duyunca, Riko’nun gecenin bir yarısı ilk trene atlayıp sabah kamp yerine varması ve arkadaşına “ağlıyordun… iyi misin diye bakmaya geldim…” demesi! Ben bile duygulandım, kız atlayıp gelmiş yahu… Naoki’nin etkilenmemesi mümkün değildi…

5. Naoki’nin Riko’ya birbirimizi artık görmeyelim dedikten sonra kızın doğumgününde onu araması… Riko’nun “bana doğumgünü hediyesi olarak basket topunun sesini dinlet…” demesi… Sonra basket sesini dinlerken Naoki’nin evinin önündeki parkta olduğunu anlaması. Pencereyi açıp bağırması: “Seni bir daha öpmeyeceğim! Seni bir daha tokatlamayacağım! Senle fazla samimi olmayacağım! Senin 5 metreden fazla yanına yaklaşmayacağım! Yeter ki artık beni bir daha göremeyeceğini söyleme!”

Ve gözleri dolan Naoki’nin birdenbire her şeye boşverip deliler gibi koşarak onun evine gelmesi, Riko’yu öpmesi… Çok güzel sahneydi, of offf…

6. Naoki’nin evde mahsur kalması da çok komik ve şirin bir sahneydi! Riko onu telaşla kendi odasına ittikten sonra ev arkadaşlarıyla içmeye devam edip ancak sabah olunca zavallımın yanına gidebilmişti… Bu arada Naoki yatakta uyuyakalmıştı. Ama Riko onun saçlarını okşamaya başlayınca bizimki kaslı kollarıyla kızı hoop yatağa çekmiş, sonra da ona sıkıca sarılmıştı. Birbirlerine ilk isimleriyle hitap etmeye karar verip yüzlerinde kocaman bir gülümseme ile kaşık pozisyonunda uykuya dalmışlardı… Pek şekerdi yau…

Sabah Naoki evden ayrılıp parkta eşyalarını toplarken Riko’nun ona camdan veda etmesi, bu arada genç adamın “hay Allah yaa! gene mail adresini almadım…” diye fısıldadığını işitip (evet, muhteşem kulakları vardı kızımızın!) bir kâğıda yazdığı mail adresini camdan uçak yapıp göndermesi de pek şekerdi. Suratımda koca bir sırıtmayla izledim o sahneleri.

7. Shuuji ve Mai de çok şekerdi: Hele o basket atma sahnesi! Shuuji, parkta kızı banka oturtmuş, elinde basket topu ile gelip Mai’nin önünde evlenme teklif edecekmişçesine diz çöküp “biliyorum hiç gelirim yok, meteliksizim… ama yine de, eğer bu atışı yaparsam resmi olarak benim kız arkadaşım ol!”dediği sırada olaya şahit olan Naoki’nin afallama sahnesi gülmekten gözlerimden yaş getirdi 😀 Hatta Naoki “manyağa bak… Mai seni kabul eder mi…” diye içinden geçirdiği sırada Mai de demez mi: “Peki” diye! Zavallı Naoki’nin şok oluşu görülmeye değerdi 😀 Sonrasında, Mai ve Shuuji kadar Naoki de o basketin girmesini diledi tabii 🙂 Ama sonucu söylemeyeceğim; izleyip öğrenin, haha 😀

8. Naoki’nin “Love makes you strong” yazılı reklam afişinin üzerine: “Rüyan için savaşmaya devam et! Bir numaralı hayranın seni her zaman destekleyecek!” yazması… Riko’nun bunu görünce duygulandığı sahneler… Sonra bu resmin fotoğrafını çekip yanında götürmüş, odasına asmıştı…

9. Ve son sahneler: Naoki’nin final maçı oynanırken Riko’nun delirmiş gibi koşup ona zamanında ulaşmaya çalıştığı sahneler… Ve kendini tekrar eden kader… Çok güzeldiiiiii! (eriyen hikaru…)

Bu arada dizinin zayıflıkları da vardı tabii, olmaz mı… Anne ve kız kardeşin hikâyesi biraz boşlukta kaldı… Natsuki’nin kötü kızlığı havada kaldı (yani Yoyogi’ye karşı uyuz davranıyordu hakikaten, ama sonra birden yine iyiye dönüverdi). Utsu karakteri de öyle: Natsuki’ye olan ilgisi biraz daha derinleştirilebilirdi belki… Ayrıca hikâye köklerini basketboldan almasına rağmen maçlar ve orada oluşan heyecan hiç ama hiç yansıtılamamıştı! Bir yandan aşk üçgeni (hatta dörtgeni) gelişirken bir yandan da Naoki’nin maçlardaki performansı, gün geçtikçe artan hırsı ve aşkın gerçekten de onu güçlü kıldığı daha iyi aktarılacak zannetmiştim ama avcumu yaladım…

Ama olsun: Naoki-Riko aşkı ve üstesinden geldiği (bence çok da büyük olmayan, ama hayatta tutunmak için uğraşan iki genç insan için çok büyük görünebilen) zorlukları izlemek son derece keyifliydi… Bu aralar Japon dramalarına ağırlık veriyor olmamın boşuna olmadığını hatırlattı bana. (Zaten son zamanlarda Kore izlemez oldum! İmdat! Neyse ki Lie to Me ve City Hunter geliyor…)

Gönül yaylarının gevşediği bu bahar aylarında aşkın bizi nasıl güçlü kıldığını anlamak için Buzzer Beat’i izleyiniz, izletiniz sevgili dostlar… (Evet, kapanış cümlesi bulamadım, bu saçma cümleyle idare edin 😛 :))

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Jdrama içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Buzzer Beat: Aşk bizi güçlü kılar… için 5 cevap

  1. makinosev dedi ki:

    Önce online izleyip sonra indirdiğim nadir dizilerden, en sevdiğim sahneleri de sıralamışsın tek tek, tekrar izlemiş kadar oldum 😀
    Ben de senin gibi yamapiyi sırf dizilerde sevebiliyorum, buzzer beat’den sonra nabuto wo produce’u izleyince 10/10 puan vermiştim ama yine de sevemiyorum şu cocuğu, gülmesin etmesin.. istemez 😀 Yanlış bilmiyorsam her iki dizide de birlikte oynadığı kızlarla gerçekte de çıkmıştı sanırım… 5 numaralı sahnenin gerçekçiliği ondan olabilir yani 😀
    Gülüş dedin ya! aynı şey Oguri Shun’da da var, ona da gülmek yakışmıyor, japon erkeklerinde sorun var galiba 😀
    Love Shuffle’dan Kanjiya Shihori burda da var ama burda daha sempatik di mi?
    – dii (hikaruivy’den cevap) 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: Vayy, ben işin magazin boyutundan habersiz kalmışım. Doğrudur, çıkmıştır, yamapidir, yapar yani 😛

      Evet ya, sen deyince fark ettim: Cidden Japon erkeklerine gülmek pek yakışmıyor… Ama Koreliler öyle değil mesela: Sert, erkeksi yüzleri bile olsa gülünce çok şeker olabiliyorlar (Kang Ji Hwan geldi aklıma hemen :P) Geçenlerde masal’ın blogunda en sempatik, en karizmatik, en sıcak… vs. gülüşleri seçmiştik; orda fark ettim ki, Koreli aktörlerin hepsi birbirinden tatlı gülüyor yahu… Bak bu da link’i: http://masalevi.wordpress.com/2011/04/12/coffee-prince-biraz-gec-oldu-ama/#comments

      Ha bi de, Mei’dense Mai’yi tercih ederim elbette! 😀

      • makinosev dedi ki:

        ben bu yazıyı yorumlar yapılmadan önce okumuşum bak tüm geyiği kaçırmışım 🙂 song joong-ki ve gong yoo zaten insanın aklını alıyor gülüşte :)))) listeye kang Ji-Hwan’ı da eklemişsin tam olmuş 🙂

  2. besra dedi ki:

    hikaruivy ,harika yazmışsın ellerine sağlık aynı şeyleri sevmişiz dizide yanlız hala katılmıyorum Pi’nin çirkin güldüğüne 😦 Dizide sevdiğin sahneleri birbir sıralamışsın benimde en sevdiğim sahneler heleki yedinci bölümün son partındaki öpüşme sahnesi böyle öpüşmeye can kurban 🙂 valla Naoki karekterini çok sevdim Riko’yla çok uyumluydular bir birlerine çok benziyorlardı, belkide birbirlerine yakınlık duymaları bu sebebtendi, dizide en sinir olduğum Natsuki’yidi dizi boyunca çileden çıkardı beni hiç sevmedim hatunu …. Riko’nun arkadaşı çok tatlıydı dizideki diğer karekterler hepsi çok iyiydi 🙂 kısacası çok sevmiştim bu diziyi herkesin izlemesini tafsiye ediyorum 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @besra: haha, tamam tamam, sen sevdikten sonra… 😀 bu arada öpüşme sahnesi hakkındaki yorumuna kesinlikle katılıyorum; bir japon dizisinde gördüğüm en gerçekçi öpüşmeydi. Naoki ve Riko karakterlerini ben de çok sevdim. Yetenekli, ama özgüveni az gençler. Severim ben öyle insanları. Ukala tiplerdense mütevazi olsun canımı yesin 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s