Nostalji Köşesi: İlk gençliğimizin Gençlik Dizileri…

90’larda ergen olanlar hatırlarlar: İlk Öpücük ve Gençlik Rüzgarlarıyla başlayan, Evimiz Hollywood’da, Melrose Place ve La Nena’yla devam eden, nihayet Dawson’s Creek’le tepe noktasına ulaşan altın bir dönem yaşadık biz o yıllarda… Bizden önceki kuşakların tek kanallı TRT devrinde izlemeyi hayal bile edemeyeceği çeşit çeşit gençlik dizisi, özel televizyonlar sayesinde evlerimize konuk olmuştu. Eh, biz de sonuçta ergeniz; aşk-meşk muhabbetlerine, hele de bizim yaşımıza yakın ecnebi gençlerin yaşadıklarına feci halde meraklıyız… Hal böyle olunca tüm Türkiye çapında bu dizileri sevmeyen, deli gibi takip etmeyen 12-18 yaş arası genç sayısı eminim yok denecek kadar azdı…

İşte bu yazıyla o günlere dönmek istedim biraz: Okuldan apar topar gelip heyecanla TV’nin başına çöküp Beverly Hills’in başlamasını beklediğim yıllara… Bakalım siz de bu dizileri hatırlayan ve deli gibi izleyen kuşaktan mısınız?

Helene et les Garçons: Hatırladığım ilk dizilerden birisi “Helene ve çocuklar”dır. Bizde Gençlik Rüzgarları ismiyle gösterilmişti. Bu ve ekürisi İlk Öpücük yayınlanırken sanırım daha ilkokula gidiyordum, ama yaşımın küçük olması, her gün merakla bu dizinin başına geçmeme engel değildi! İlk Öpücük’le bağlantılı (burdaki karakterlerden Helene, öbür dizideki Justine’in ablasıydı) ve tıpkı onun gibi Fransız menşeili bir diziydi. Sarışın kızımız Helene, onun büyük aşkı Nicola, arkadaşları Joanna, Christian, Cathy ve Etienne’in başından geçenleri anlatırdı. Oğlanların bir müzik grubu vardı yamulmuyorsam, ama yaptıkları müzik hakkında hiçbir fikrim yok, aklımda tek bir nota bile kalmamış… Dizideki kızlar arasında sürekli spor kıyafetlerle gezinen, neşeli ve azıcık çatlak Joanna favorimdi. Bu ablamız Amerika’nın bağrından kopup gelmiş, pek şeker bir kızdı; hatta bir de kendisinden kısa boylu, Christian isminde bir sevgilisi vardı ki, Joanna Hobbit kılıklı bu elemanı “kri-kri” diye çağırırdı… Asıl başrol olan sarışın Helene dizinin ağır ablasıydı, onu da severdim. Cathy’yi ise hoş bulurdum (güzel, esmer bir kızdı) ama biraz soğuk muydu ne? Biraz da kevaşeydi; erkek arkadaşı Etienne’i aldatıp üstüne bir de hamile kalmıştı!

Erkeklerdense Helene’in sevgilisi sarışın Nicola favorimdi. Çok hoş çocuktu yav… Etienne de esmer yakışıklısıydı… Fakat grubun şebeği Christian tipsiz herifin tekiydi; bence Joanna’yı hiç hak etmiyordu. Hem zaten kıza bok çuvalı gibi davranırdı, uyuz şey! Hatta bir bölümde de onu aldatmıştı (zaten dizi sürekli bir aldatma muhabbeti üzerine kuruluymuş yav… Amerikan dizilerinde hiç değilse bir olay, bir şey olur. Ama bu sitcom tadındaki Fransız dizilerinde varsa yoksa öpüşme, seks, kim kimi aldatmış, vs. vs. Şimdi olsa muhtemelen tahammül edemezdim, ama ergenken çekici geliyordu😀 ) Joanna ise aldatılınca ilk defa ağlamıştı. Onun üzüldüğünü görünce Christian da köpekler gibi pişman olmuştu: Meğer seviyormuş da gösteremiyormuş hıyarto. (Yersen…) Kendini affettirebilmek için kıza şarkılar yaktı, ama Joanna çekip gitti, Amerika’ya döndü. Sonra ne oldu hatırlamıyorum… Neyse, sonuç olarak hoş ama boş diziydi.

Jenerik şarkısı ise “Helene… Je m’apelle Helene… Je suis une fille comme les autres” yani “Helene… Benim adım Helene… Ben de diğerleri gibi bir kızım” diye başlardı. Bakınız burda:

(Bu arada fotoğraflardaki dördüncü çiftin kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yok… Hatırlayan varsa yorum yazsın lütfen😀 )

Beverly Hills 90210: Bizim Evimiz Hollywood’da olarak bildiğimiz (yalnız bu noktada çevirmenlere bir çift lafım var: Evimiz Hollywood’da ne lan??😛 Biraz “Gençlik Rüzgarları”nın çevirmenlerinden örnek alın; bak adamlar “Helen ve garsonları” gibi koca bir epic fail potansiyeli taşıyan ismi ne güzel çevirmişler!) Beverly Hills Lisesi öğrencileri Brenda, Brandon, Kelly, Dylan, Donna ve David’in maceralarını anlatan bir diziydi bu. İlk bölüm, ikiz kardeşler Brenda ve Brandon’ın ailecek California’ya taşınması ile başlıyordu. Amerika’nın Yozgat’ı Kentucky’den taşınıyorlardı galiba; eh, Los Angeles’ın da bir tür İzmir olduğunu düşünürsek, ikizlerin yaşadığı kültür şokunu açıklayabiliriz sanırım. Brandon Los Angeles’ta da eski okulundaki gibi çalışkan ve başarılı örnek öğrenci olarak kalmayı başarıyordu ama Brenda özgür memlekete gelir gelmez kabak çiçeği gibi açılıyor, derhal asi çocuk Dylan’la aşna fişneye başlıyordu! Ben bütün arkadaşlarımın aksine mavi gözlü güzel yüzlü efendi çocuk Brandon’ı (kısa boyuna rağmen) Luke Perry’nin canlandırdığı karizmatik ve asi serseri Dylan’dan yakışıklı bulurdum ki, bu zevkim (baby-face ve efendi erkek tercihi) o günden bu yana değişmemiştir… Dediğim gibi, önceleri Brenda Dylan’la sevgiliydi. Hatta Brenda bekaretini Dylan’a vermişti. Sonra bunlar ayrıldılar, Kelly Dylan’la çıkmaya başladı. Ama durun, Kelly önce Brandon’la çıkıyordu galiba… Her neyse, orda bir aşk üçgeni oluşmuştu ve her akşam gelişmeleri (acaba bugün kim kime verecek…) heyecanla takip ederdik. Bu arada Donna ise grubun cici kızıydı; David’le (ki kendisi şimdi Megan Fox’un sevgilisi olan Brian Austin Green’dir) sevgiliydi ama bakireydi. O zamanlar “bu çirkin kız bu hoş çocuğu nasıl tavlamış?” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ne bileyim kızın Tori Spelling, yani dizinin yapımcısı Aaron Spelling’in torpilli kızı olduğunu?😛 Bir de Steve ile Andrea vardı ama bunlar ezik karakterlerdi; Steve’in “kıroyum ama para bende” tadında bir abimiz, Andrea’nınsa şişe dibi gözlükleriyle bir inek olduğu (ve diğer oyunculardan bariz bir 10 yaş büyük gösterdiği) kalmış hatırımda… Ayrıca sonradan Brenda diziden ayrılmış, yerine Amber diye bir hatun girmişti ve dizinin erkeklerini bir bir elden geçirmişti… Neyse, sonuç olarak Beverly Hills, annemin “amanıııın, bizim kız elden gidiyorr!” korkularına ve engelleme çabalarına rağmen beni izlemekten vazgeçiremediği dizilerden birisi olarak hatıralarımda yerini aldı… Zaten bir süre sonra Kanal D pat diye ortasında kesiverdi diziyi; biz de öölece mal mal kalakaldık (sonu nasıl bitiyor, hâlâ bilmem…) Gerçi annemin o dizileri izlersem ahlâkımın bozulacağından korkmasına da hâlâ anlam verebilmiş değilim: Sevgili anneciğim, bizim o yıllarda güzide ülkemizin küçük bir şehrinde yaşadığımızın farkında değildin galiba… Öyle kimin eli kimin cebinde ortamları, içkinin su gibi aktığı, uyuşturucunun kol gezdiği liseli gruplarını 90lı yıllarda İstanbul’da bile bulmak zorken, güççücük bit kadar Isparta’da ben nasıl dejenere bir genç haline dönüşebilirdim ki Allahaşkına?! Neyse… Dizi ise tam 10 (evet, ON!) sezon devam etmesine rağmen oyuncularına kariyer bakımından hiç faydası dokunmamış, dizi bitince her biri kaybolup gitmiştir. Hatta bir-iki sene önce Amerika’da bu diziyi yeniden canlandırmaya çalıştılar; yine aynı okulda geçen, bu sefer Kelly ve Brenda’nın öğretmen olup geri döndükleri bir versiyonu başladı; ama tutmadı galiba…

Dawson’s Creek: İşte dizi budur! Üniversteyi bitirdiğim yıl bile kendini bana izletmeyi başaran The O.C. ile birlikte en sevdiğim gençlik dizisi DC’tir… Ayrıca o güne dek izlediğim diğer diziler hep benden birkaç yaş büyük insanları anlatırken ilk defa izlerken karakteriyle yaşıt olduğum, belki de o yüzden kendimi fecii halde özdeşleştirdiğim diziydi DC… (Gerçi bir miktar komplekse girdiğimi de belirtmek isterim: Adamlar 15 yaşında öyle felsefeler yaparlardı ki, “lan, ben niye böyle şeyler düşünemiyorum? yoksa ben aptal mıyım??” diye eziklendiğim çok olmuştur…) Hikâyeyi hepiniz biliyorsunuz: Küçük bir Amerikan kasabasında yaşayan çocukluk arkadaşları Dawson ve Joey’nin, New York’tan gelen sarışın “kötü kız” Jen ve gruba dahil olan tembel çocuk Pacey ile birlikte değişen hayatlarını anlatır. Dört çocuk birlikte büyürken yaşadıkları aşklar, dostluklar, hayatlarına giren ve çıkan yeni insanlar ve dünyaya açıldıkları üniversite yılları gelir sonra. Dizi karakterleriyle birlikte siz de büyürsünüz… Gerçi ikinci sezonda diziye giren uyuz sarışın Andie ve gay kardeşi Jack ile birlikte asıl karakterlerimizin sayısı 6’dır; ama bizim gönlümüzde çekirdek dörtlü ayrı bir yere sahiptir… Gerçi böyle dediğime bakmayın, Joey’i ve Dawson’ı pek sevmezdim ben. Hatta sevmemeyi bırak, resmen kıl olurdum😛 Esas kız Joey’nin hanım hanımcık başladığı diziyi tam bir kevaşe olarak tamamlamasına ve o yamuk gülüşüyle en sevmediğim dizi karaterlerinde üst sıralara oynamasına rağmen bu diziyi bu kadar sevmemi tek bir şeyle açıklayabiliyorum: Pacey Witter!!!

Joshua Jackson’ın henüz on dokuzundayken büyük bir başarıyla canlandırmaya başladığı Pacey karakteri, asıl başrol olması gereken Dawson’ı çoktan gölgede bırakmış, hayallerimin yıldızı olmuştur. Onun âşık halleri, Joey’e uzaktan baktığı zamanlarda gözlerinde beliren acı, öte yandan özünde çok şakacı bir çocuk oluşu ve elbette karizmatik kişiliği ve hoş ses tonu bugün bile aklımdan çıkmıyor. Joshua Jackson biraderim, sen harbiden çok iyi oyuncuydun be… (Hatta hâlâ iyi oyuncusun, ama üzgünüm, Fringe beni hiç sarmadı be abicim…) Dawson’ı canlandıran tuhaf Hollandalı isimli çocuk (James Van der Beek’ti galiba.. Yuh, nasıl silmişim adamı hafızadan!) ise dizinin yayınlandığı yıllarda People dergisi tarafından defalarca dünyanın en güzel 100 insanı listesine seçilmiş, beni dumurlardan dumurlara sürüklemiştir: Yani yuh, göz var izan var, bu kepçe kulaklı, koca burunlu ve çıkık çeneli oğlanın neresi dünyanın en güzeli?? Harbiden yuh… Dawson da gıcık bir karakterdi zaten; “I am a dreamer” falan diye diye  gezerdi ortalarda, kıçımın kenarı! Halbuki aslında dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanan kibirli oğlanın tekiydi! Aslında bence uyuz Joey Potter’la güzel bir ikili oluşturuyorlardı; hatta bana kalsa bu ikisini birbirine yapar, Pacey’e de Hikaru gibi tatlı, cici bir kız ayarlardım (öhömmm….) Ama işte garibim Pacey her şeye rağmen Joey’e yanık olduğu için ben de mecburen bağrıma taş basıp ikisinin kavuşmasını dileyen gruptandım… Bu arada 5. ve 6. sezonu hiç tam anlamıyla izleyemedim; çünkü o zamanlarda üniversiteye başlamıştım, yurtta kalıyordum ve üstüne üstlük dizi de eski tadını kaybetmişti… Ama sonunu biliyorum ve Jen’ciğe çok üzülmüştüm. Dizideki en iyi kız oydu bence. Yazık oldu…

Son olarak, DC’in güzelim jenerik müziklerinden biri ile kapatalım:

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Yabancı Dizi içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Nostalji Köşesi: İlk gençliğimizin Gençlik Dizileri… için 14 cevap

  1. makinosev dedi ki:

    Bu üç dizininde hastasıydım ben, ah hangi ara büyüdük biz🙂
    Gençlik Rüzgarındaki o çifti bende hatırlamıyorum ama youtube’da bu dizinin orj bir bölümünü altyazısız izlemiştim. Ve dikkatimi çeken bir şey oldu, biz hakikaten dublajda çok iyiyiz, şöyle ki amerikalı kız meğersem ingilizce konuşuyormuş dizide de, ama bu dil sorununu, burnundan kıl aldırmayan fransız yapımcılarımız onu bir erkeğin boru gb seslendirmesiyle çözümlemişler. Valla kulaklarımla duydum, hatunların hepsi bir odada toplanmış muhabbet ediyor sözde konuşma sırası amerikalıya gelince bir erkek kaba bi şekilde fransızca konuşuyordu🙂🙂 Bizim dublajcılara helal diyorum oyuzden🙂
    Evimiz Hollywood’da da ben de luke perry’cilerdendim, brendan’ınutuk çekmediğinde severdim, okul radyosunda takılırken mesela🙂 Donna konusunda da aynı şeyleri düşünmüşüz, ben de yıllar sonra baba torpili olduğunu idrak etmiştim🙂 diziye sonradan gelen Amber, ortalığı bayaa bir şenlendirmişti cidden, Melroce Place havası vermişti diziye🙂 Brian Austin Green’i de hep new kids on the block grubunun en küçük elemanına benzetirdim, donna’nın yanında harcandı biraz. neyseki Sarah Conner dizisinde amcayı oynayarak tüm o boşuna oynadığı sezonları telafi etti, sarah conner’ı da neden yarıda bıraktılar anlamıyorum😦
    gelelim dawson’a dediklerinin hepsine katılıyorum, müzikleri karakterleri çok iyi diziydi, ben üniversiteye gittikleri bölümleri de izlemiştim, joey’in iri kıyım oda arkadaşının hastasıydım. Pacey’i frindge’de ben de izlemek istemedim açıkçası… Jane’e gelirsek final sahnesinde ağladığım kadar hiç bir amerikan film ve dizisnde ağlamamıştım, hala hatırladıkça içim kıyılır. jane’ın anneannesini de severdim ben gay çocuğa çok sahip çıktı (ellerinden öperim😛 )🙂
    bizim kavak yelleri’de dawson’ın çakması olarak başlamıştı farketmişsindir sanırım, ama bayaa bi türk vari yaptılar sonra. pacey lisedeki hocasına aşıktı, abisi de gay, KY’de ise pacey(ege)’nin abisi ile lise hocası evleniyorlar. Joey bir amerikan rüyası olan gazetecilik okumak istiyordu Aslı ise tıp tabiki. Joey’in ablasının da evlilik dışı bir bebeği vardı, KY’de ona Deniz’ın babası ilham verdi sağolsun(amerikalılar bile bunu yapmazdı sanırım🙂 ) Dawson steven spielberg hastasıydı, Deniz ise Fatih Akın🙂 Jane şehirden gelmiş asi bir kızdı, Mine’de Almanya’dan geldi Dawson’a göz koydu, onun anneanneside bayaa otoriter çıktı herşeyi geçtim dizinin kendisi ve jeneriği sahil kasabasında çekilerek hazırlanmıştı, sonradan konu aldı yürüdü gitti ama hem 2 dizinin birbirini andırması hemde çok farklı oluşları hoşuma gitmişti🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: bu dublaj işinde bizim iyi olduğumuzu ben de rose of versailles’ın her dilde seslendirilmiş bölümlerini youtube’da izlerken fark etmiştim. japonlarınkinden sonra gene en iyisi bizimkiydi.

      EH’da Brandon’ın okul radyosunda takıldığını sen söyleyince hatırladım bak😀😀 Brian A. G.’ninse Sarah Connor’da oynadığını duydum, ama dizi çok övüldüğü halde izlemedim. DC’te ben de Jen’in anneannesini çok severdim. En başlarda biraz uyuz gibiydi ama sonradan iyi kalpli bir teyzemiz olduğunu ispatlamıştı🙂🙂

      Kavak Yelleri’nin ilk sezonunu izlemiştim ben de. Hatta ilk 10 bölümünü falan çok sevmiştim. Dediğin gibi DC ile arasındaki benzerlikler ve ufak farklar hoştu, çakma olmasına rağmen zevkle izlememize sebep oluyordu… Hatta sonunda biz de güzel bir gençlik dizisi yapıp şeytanın bacağını kırıyoruz diye düşünmüştüm!😛 Ama sonra öyle bir saçmaladı ki, daha fazla izlemeye tahammül edemedim! Hâlâ da devam ediyor galibao_O

      • makinosev dedi ki:

        sürüyor sürmez mi? bende ilk sezondan sonra bıraktım, yine de reklamlardan takip ediyorum… Ege 2. kez öldü misal onu biliyorum😀😀

      • hikaruivy dedi ki:

        ben de aynen… hatta efe bir kez daha ölünce birisi ekşi sözlüğe şey yazmış: “neyse ki bu sefer Efe’nin kalbini bağışladılar, bu defa dirilip geri gelme şansı yok!” çok güldüm yaa😀😀

  2. winpohu 'ca dedi ki:

    bu diziler benden sorulur aha🙂 anlattığın bütün dizileri ilk okul yıllarından başlarayarak izlemiş ilk öpücük gençlik rüzgarları falan derken evimiz hollywoowdda ve de dizi kültürümde milat kabul ettiğim dawson creek .dc benim cnbc-e dizilerine başlamamamın sebebidir.orta okul yıllarında böyle bir dizi insanı şoka sokabiliyor.sonrasında the o.c izledim sevdim ama çocuklukta alınana tad bir başka şimdi olsa gençlik dizisine katlanamam.ne zaman görsem bunları geçmişi yad ediyorum .ellerine sağlık baya eğlenceli bir yazı olmuş🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @winpohu: Hahah, valla öyle şekerim🙂 Ortaokul yıllarından başlayarak dizikolik olacağımız belliymiş! Bizi bu diziler mahvetti!😛 Teşekkür ederim yorumun için…

  3. makinosev dedi ki:

    “ben de aynen… hatta efe bir kez daha ölünce birisi ekşi sözlüğe şey yazmış: “neyse ki bu sefer Efe’nin kalbini bağışladılar, bu defa dirilip geri gelme şansı yok!” çok güldüm yaa😀 :D”😀 koptum bu yoruma, senaristlerde uyuz olmuşlar demekki ege’ye, sürekli sette sorun çıkarıyormuş, bu organ bağışından sonra olaya nokta koymuşlar cidden😀

  4. Besra dedi ki:

    Harika bir yazı olmuş ellerine sağlık ogünlere döndüm sayende🙂 benimde heyecanla bölümlerini bekleğim, iki dizi vardı İlk Öpücük Beverly Hills bu iki diziye bayılırdım bölümlerini izler arkadaşlarla kıritik ederdik ne olacak, ne bitecek diye düşünüp dururduk🙂 Beverly Hills’te benim favori karekterim asi ruhlu karizmatik,yakışıklı, Dylan’dı aşıktım adama😀 Brenda’yla ilişkisi bittiğinde ne çok üzülmüştü karalar bağlamıştım😦 şimdi ogünleri düşünüyordumda gülüp geçiyorum oysa ne çok etkilenmiştim… herşeyiyle güzel bir diziydi yerini hiçbir gençlik dizisi alamadı🙂

    hikaruivy neiyi ettinde böyle güzel bir yazı yazdın sayende nostalji yapmış oldum teşekkürler🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      Sağol Besracım🙂 Ben de heyecanla beklerdim her gün… Her sabah da okulda kritiği yapılırdı elbette😀 Herkesin bir favorisi vardı elbette, ve de kendini özdeşleştirdiği bir kız karakter🙂🙂 Ne günlerdi!
      Sevgilerimle ^^

  5. kimbapsushi dedi ki:

    ahhhh ah nostaljik bir yolculuğa çıktım şu anda. ilk diziyi bilmem ama diğer 2si bayılarak, hatta hastası olarak izlediğim dizilerdendir.

    evimiz hollywood’da biraz daha bulanık, zira daha küçüktüm. tek hatırladığım şu klasik kimin eli kimin cebinde türünde ergen dizilerinden olduğuydu. o zamanlar bayılarak izlerdim. yalnız diziden aklımda kalan sahne pek garip. ikizlerden biri banyoda saçını düzleştiriyordu:) ben de garipsemiştim, o yıllar öyle şeyler şimdiki gibi yaygın değildi tabi. vay anasını teknolojiye bak deyu bakakalmıştım. 3-4 yıl önce yine çıktı bi kanalda (tv8 olabilir). bi sevindim nostalji yaparım deyu ama tırt olduğunu anlayıp bıraktım. bu arada amerika’nın yozgatına da koptum ahah

    dawson’s creek ise (ki biz kısaca dawson derdik) lise yıllarıma rastlar. 2 kat altta oturan arkadaşa da bulaştırmıştım, beraber oturup izlerdik, hatta tekrarlarını bile kaçırmazdık. dakika sayardım, bitmesi yaklaşınca hüzün çökerdi. o derece manyağıydım. benim aklımda kalan karakterlerden biri de, o dönem feci aşık olduğum ve hem joey hem de jen’i düdükleyen charlie idi. asiydi, rock grubu vardı (bu da benim erkeklerde hala değişmeyen tercihim) adamın adını unuttum şimdi, one tree hill’de oynuyor hatta(bitti mi ki o dizi). neyse. eddie vardı bir de, yine şanslı joey’nin barmen sevgilisi. onun da hastasıydım.
    joey ve dawson’dan ben de nefret etmeme rağmen yine de bayılarak izlerdim. pacey yahu, işte o gönüllerin kralıydı. lisede joey’le çıktıkları dönemler güzeldi misal, sonra üniversitede iyice sapıttı joey.

    ay amann daha sayfalarca yazabilirim emin ol, yeniden mi izlesem diye düşündüm şu an valla özlemişim. iyi oldu bu, eline sağlık çingu.

    • hikaruivy dedi ki:

      hahah, yaz çingucum valla… ben de özellikle DC hakkında saatlerce konuşabilirim😀

      charlie’yi hatırlamaz olur muyum, en hoş çocuklardan biriydi cidden. one tree hill’de de esas oğlan oldu sonra… one tree hill’i ise izlemeye başlayıp daha ikinci bölümünde bırakmıştım; hiç sarmamıştı nedense… ama sanırım hâlâ devam ediyor!o_O

      eddie’yi hatırlayamadım yalnız, son sezonlardan mıydı acaba?

  6. mavi dedi ki:

    ben Sabrina izliyordum😛

  7. zipper dedi ki:

    21.caddeyi ve booker i bilmiyosunuz galiba?johnny deepin ilk dizisiydi 21.cadde.96 mezunları vardı o zaman ben de pek büyük sayılmazdım ama gençlik dizilerinin babalarındandı…EH gerçekten bir çığır açmıştı,brendaya gıcık olduğumu hatırlıyorum,kanal d onu kaldırınca müzik tutkunları diye bişey vermişti orjinali the neighboors du galiba jamie walters vardı orda da ahhhh…ilk öpücük,gençlik rüzgarları verilirken galiba orta 3 teydim ben ya;ama iple çekerdim…ama gerçekten de DC bir numaraydı ama diziyi pacey için izliyodum,ahhh o ne tatlı bişeydi yaaa…..

    • hikaruivy dedi ki:

      @zipper: aha, 21. cadde! şimdi çok tuhaf bir şey söylüycem, ama bu dizi benim aklıma nasıl kazınmış biliyor musun: erzincan depremiyle! 92 yılıydı sanırım, bir cuma akşamıydı iyi hatırlıyorum. TV’de 21. cadde vardı (ama dizi hakkında sıfır… hiçbir şey kalmamış aklımda…) ve birdenbire deprem olmuştu. biz de o zamanlar erzincan’a yakın sayılan bir şehirde yaşadığımız için bayaa hissetmiştik depremi. hayatımdaki ilk deprem deneyimimdir, aklıma o gece kazınırken 21. cadde detayı da hatırımda kalmış… ama şu ana dek gençlik dizisi olduğunu bile anımsamıyordum, dizide johnny depp’in oynadığını ise ilk kez duyuyorum! vay be… şimdi izlesek kim bilir nasıl tuhaf gelir johnny’nin gencecik halleri🙂

      EH’nin kaldırılmasından sonra kanal d’ye feci gıcık olmuş olacağım ki, sonrasında gelen diziyi izlemedim bile:/ DC ise kesinlikle bir numaradır😀

      yorumun için çok teşekkür ederim🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s