Sezon ortası Türk dizileri karnesi

Eveeet, bir Türk dizisi değerlendirme seansıyla daha karşınızdayız sevgili izleyiciler… Daha doğrusu “birinci geleneksel Hikaru’nun Türk kanallarına saydırması şenliği” mi demeliyim acaba?? Çünkü bu sezon büyük bir hevesle izlemeye başladığım Deli Saraylı’nın ve Çakıl Taşları’nın ardından Türkan’ın da 26. bölümüyle yayından kaldırılacağını öğrenmiş bulunuyorum! Sevgili Kanal D yöneticileri, hay ben sizin gibi… Üstelik bu kaliteli dizi, onca gün ve saat değişikliklerine rağmen hâlâ AB grubunda ilk 10’a girmeyi başarıyordu!!! Öff be, ben ne diyeyim ki artık, illallah ettim Türk kanallarının saçma sapan yayın politikalarından!

Neyse, bari kalan dizilerimden biraz bahsedeyim de keyfim yerine gelsin: Yine Hikaru’nun lanetine uğramak üzereyken reyting tanrısının gazabından son anda kurtulan ve şimdi efsane olmaya doğru giden bir Behzat Ç. ve elbette hem döver hem severiz dediğim Öyle bir Geçer Zaman ki (ÖBGZK): Bu sezon düzenli olarak takip ettiğim dizilerim bunlardan ibaret… Ayrıca arada bir Muhteşem Yüzyıl’a da göz atıyor, ve Hürrem’in: “Sülümaaaan! Sülümaaaan! Çocuğum nerdeee? Çocuğumu getirin banaaa!” diye deli danalar gibi bağırmalarına denk gelip içimden önlenemez bir “ortamdan ışık hızıyla uzaklaşma dürtüsü” yükselene kadar izliyorum 🙂 Ha bu arada, Ezel’i de ben salladım; artık ittifakların kurulup kurulup bozulmasından, herkesin şiir gibi konuşmasından ve tüm düşmanlar birbirini tek kurşunla öldürebilecekken gereksiz oyunlara girişilmesinden fenalık gelmişti!

Gelelim yorumlara:

ÖBGZK: Ah ah, bu sevgili dizi, çok şey vaad edip de fecii halde klişeye ve ajitasyona bağlayan bir yapım olup çıktı sonunda… Hâlâ her hafta takip ediyor, Caroline’in çemçük suratının ortasına bir yumruk geçirmek ve Cemile’yi o hayattan çekip almak istiyorum (içime balıkçı kaçtı, evet…); ama artık ne Ahmet-Berrin aşkında, ne Osman’ın tatlılığında, ne de Mete’nin asiliğinde aynı tadı bulamıyorum maalesef… Sebepse çok açık: Dizi, fena halde gerçeklikten koptu. Artık bana bir tiyatro oyunu hissiyatı veriyor… Bir kere; ailenin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi ayol: Cemile’nin Caroline’i bıçaklayıp hapse düşmesinden tutun, evin yanması, başka eve çıkma, bu eve ipotek gelmesi, Berrin’in solcularla takılması ve başına gelenler, Aylin’in yasak aşkı, Cemile’nin tacize uğraması, iş bulamaması… ayyyy üfff, yazarken bile içim kıyıldı! Tamam neyse, siz anladınız işte… Hadi bunları geçtim; ama karakterlerin çok karikatür tipler olması çok ama çok gözüme batıyor: Caroline mesela… O dudak büzme hareketleri, o Cemile’ye illa ki kötülük yapma heveslisi tavırları falan; niye yahu, niye?? Kadının kocasını elinden aldın zaten; artık güzel güzel yaşayıp keyfine baksana yahu… Ya da Nöriman yenge: Kadının işi gücü Cemile’nin dedikodusunu yapmak, başka da hiçbir olayı yok!… Hayır yani, Yaprak Dökümü’nde de vardı fesatlık kaynağı tipler (mesela Ferhunde); ama bu tipler tamamen siyah değildi: Kendi özlemleri, kendi hayatları, hatta iyi yanları da vardı. Ayrıca kötülük yapmalarının bir sebebi vardı. Gri’ydiler yani, simsiyah değil… İşte bu dizi, burdan kaybediyor. Karakterlerin motivasyonunu anlayamıyorum ben artık… Hele bir de sol-sağ çatışmalarına giriyorlar ki, bu dönem bir Tomris Giritlioğlu yapımında bile bu kadar sığ bir biçimde anlatılamazdı yani! Senarist bey kardeşim; hiçbir şey bilmiyorsan aç iki gram Çemberimde Gül Oya izle bari; izle de siyasi meseleler nasıl anlatılır bir gör… Böyle ne idüğü belirsiz sağcı tipler yaratıp (ülkücü mü? milli görüşçü mü? merkez sağcı mı? valla tipler hepsinden ortaya karışık…), bu tipleri önce kötü gösterip sonra muhtemelen tepkilerden korktuğun için daha ılımlı bir hale getirmekle dönem dizisi yazılamıyor maalesef… Zaten Ahmet karakteri de böyle garip bir şey oldu; ilk bölümlerde “davam benim için her şeyden önemlidir!” diyen adam gitti; yerine, Berrin “run Lola run” modunda koştukça sürekli onun peşinden koşturan tuhaf bir tipleme geldi… Soğuttunuz adamı gül gibi Ahmet’ten de, Berrin’den de! Pehh… Zaten Berrin’ciğimin her bölümde daha da bozulan cildi beni cidden üzüyor; kıza resmen benim nazarım değdi ayol…

Ayrıca küçük Osman’ın büyüyünce kime benzeyeceğini buldum: Fatmagül’ün Suçu Ne dizisindeki avukat karakterini canlandıran Murat Daltaban’a! Bakınız, yüz aynı yüz; alın aynı alın; şimdilik arada bir saç farkı var ama Osman’ın da geleceği parlak gibi…

Hele o balıkçı muhabbetine hiç girmiyorum: Adam döner koltukta Ali Kaptan’ı karşılayıp “hani bir zamanlar fakir ama gururlu bir adam vardı ya… işte o benim!” sahnesini oynadı yahu! Abovv… Olur da bu kadar mı klişe olur; valla ağlama dönemleri çoktan geçti; ben artık diziyi izlerken gülüyorum! Ayrıca izledikten sonra ekşi sözlüğü açıp isolde’nin yorumlarını okumak bana diziden daha çok keyif verir oldu; hadi hayırlısı…

Türkan: Ah benim güzel dizim… snıf snıf!… Böyle bir şeyi lisedeyken falan izlesem gider tıp okurdum, o derece âşığı olmuştum… Bu zavallı dizi de o günden bu güne aktarıldı, sürekli saati ve yeri değişti, ama yine de reytingleri bir türlü düşürülemedi! Ayrıca ne yazık ki ilk başlardaki o tatlı kadro son bölümlere doğru fena halde kırpıldı: Baba öldü, kardeşlerden biri askere diğeri gemici olmak üzere açık denizlere gitti; anne ve en ufak kardeş İngiltere’ye yollandı; romantik âşık Ali, kardelen Berfin’le birlikte artık hiç görünmez oldu, oof of… Allah’tan Doktor Yemni rolünde Uğur Polat diziye dahil oldu da, biraz da olsa yüreğime su serpti: Bu adamın yarı deli-yarı dahi doktoru büyük bir başarıyla canlandırmasını tek kelimeyle ağzım açık izliyorum! Ayrıca Türkan’ın her bölümünde elimde bir selpak mendil hazır bulunduruyorum: Ağlamadığım tek bölüm geçmiyor çünkü… Ve bunu, saçma sapan ajitasyonlar ya da aşkı kullanarak yapmıyor; gayet gerçekçi, toplumsal sorunlar yüzünden duygulandırıyor insanı: Cüzzamlı hastaların içler acısı halinden kötü yola düştükten sonra normal bir hayat kurmalarına izin verilmeyen zavallı kadınlara, okumak isteyip de okula gönderilmeyen kız çocuklarına kadar her bölüm ayrı birileri için ağlattılar beni… Ve tüm bu sorunların 2011 Türkiye’sinde bile hâlâ dağlar gibi durduğunu görmek öyle acı ki… Ama anlaşılan bunları anlatmak yerine suya sabuna dokunmayan, iki sevgilinin onbinyediyüzyetmişikinci kere ayrılıp barışmasını anlatarak seyirciyi ağlatmayı amaçlayan diziler ekranlarda hüküm sürmeye devam edecek… Ne yapalım, biz de Kore dizilerimizle teselli buluruz; sizin aptal şeylerinize kalmadık, hıh!

Behzat Ç.: Sezonun sürprizi benim için bu dizidir arkadaşlar. İşin ilginç tarafı, ben öyle vurdulu-kırdılı şeyler pek sevmem, maço erkeklerden nefret ederim, arada bir küfür ederim etmesine ama iki kelimesinden biri küfür olan insanlara tahammül edemem; yani bu diziyi sevmemek için bütün bahanelere sahibim. Ama Behzat Ç. deli gibi beklediğim, her hafta iple çektiğim bir dizi oldu ki, ben bile bu duruma hayret ediyorum. Bir kere, Ankara’da geçtiği için benden artı bir puanı kapıyor: Beş senedir ayrı olduğum güzel Ankara’mı özledikçe hasret gideriyorum bu sayede… Ayrıca oyunculuklar süper. Behzat ve Harun favorim; ama Hayalet’i de çok seviyorum; bende aileden biriymiş hissi uyandırıyor (bizim anne tarafı Ankaralı’dır, ondan olsa gerek 🙂 ) Pilli Bebek’in sahnelere cuk oturan birbirinden güzel şarkıları da ayrı bir keyif kaynağı… Sonracıma süper hayat detayları yakalıyorlar; sadece en son bölümde bile bakınız şunları saydım: “Shot bardağı bulamayınca tekila’yı çay bardağında içmek”, “acemi şoförün arabayı kaldıramayınca suçu debriyaja atması” (haha 🙂 ), “internetten tanıştığı adamla ilk buluşmaya kız arkadaşını götüren genç kız” (benim de bir arkadaşıma aynen böyle eşlik etmişliğim vardır), ve en bombası, “evlenebilmek için boy ve portre fotoğrafı çektiren ev kızı”! Sanırım Türk toplumunu bundan daha iyi anlatan bir dizi yok şu an piyasada 😀 Süpersiniz sevgili Behzat Ç. ekibi! Lütfen böyle devam 🙂

Ve şöyle bir tanıtım video’su mevcut ki, oy oy oy! Her karakter sadece birkaç replikle bundan daha hoş bir biçimde anlatılamazdı:

Yalnız oyunculuklara iyi dedik ama arada bir öyle figüranlar çıkıyor ki, insanı hayattan soğutuyor yemin ederim… Gerçi lafım şu aşağıdaki videodaki amca için diil: Kendisi kötü oyunculuğu sayesinde her izlediğimde beni ekran başında uzun bir süre güldürüyor sağolsun 🙂

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Türk dizisi içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Sezon ortası Türk dizileri karnesi için 12 cevap

  1. mydestiny dedi ki:

    Çok güzel bir analiz olmuş:)) Çakıl Taşlarını ben de severek izliyordum kaldırıldığında üzülmüştüm, güzel bir gençlik dizisiydi. Ekrem ve annesi çok matrak karakterlerdi 🙂 Bu dizilerden sadece Behzat Ç.’yi izliyorum. Çok güzel ve çizgisini bozmadan devam ediyor. Favorim; Harun karakteri!! Adam habire yiyor! İzlerken ben de sürekli atıştırıp duruyorum, neyseki kilo almıyorum 😀

    Türkan dizisini denk geldikçe izliyorum ama habire gün/saat değiştirip duruyorlar. Düzenli takip edemiyorum bu yüzden. Yeni gelen doktor çok renkli bir karakter. Ani tepkileri/hareketleri sevimli. Yayından kaldırılacak olmasına üzüldüm, başarılı bir işti. Diziye sahip çıkılsın isterdim.

    Ezel dediğin gibi sıktı ama ben hala izliyorum. Sırf flashback’ler hatrına. Eski yılları izlemek günümüz ezel ve çetesini izlemekten daha eğlenceli. Dizide ne oluyor hiç belli değil. Neyseki bu sezon bitiyormuş dizi, tadında bir final iyi olur, fazla bile sürmüştü.

    • hikaruivy dedi ki:

      @mydestiny: sağol tatlım. çakıl taşları’nı heralde bizden izleyip de sevmeyen yoktu; kimbap, arwen hakkında yazılar bile yazmışlardı ama değerini bilemediler maalesef 😦 behzat ç’de ben de en çok harun’a gülüyorum galiba… aslında bence biraz fazla maganda, ama geçenlerde “hangi behzat ç karakterisiniz” diye bir test yaptım, yüzde 56 harun çıktım iyi mi! o günden beri “benim de içimde bir angara bebesi yatıyormuş meğer” diye düşünüp harun’a daha sevgi dolu yaklaşıyorum 😀 😀

      ezel’in ilk sezon efsaneydi, keşke öyle bırakılabilseydi… ikinci sezonda intikam hikayesi bitip de dayı-kenan hikayesine dönünce benim için hiç tadı kalmadı… dediğin gibi bir tek flashbackler güzel…

  2. Chibi dedi ki:

    ilk iki diziyi ilk bölümden izlemeye başlayıp sonra bıraktım Behzat Ç.ye sonradan başladım ama bırakamadım aksine onların bu doğal ve samimi halleri bağımlılık yaptı hala takipteyim güzel bir analiz olmuş bu yazı.Harun’a hele hastayım ultrason cihazını boğazına dayayıp “boğazlar gitmiş, gitmiş” diye hayıflanmasına hatırladıkça gülüyorum hala, bir de bu sorguya direk adamı niye öldürdün la diye başlamalarına direk icraat hahaha 😀

  3. akustikhuzunler dedi ki:

    bunlardan sadece Behzat Ç’ye bakıyorum arada. Adamların hepsi arıza yaa! ^^ Sezonun ortasından izlemeye başladığım için ve izlerken milleti bu kim bu ne sorularıyla kriz geçirtmeme rağmen keyif aldığım bir dizi. Burada görünce ayrı bi mutlu olduum ^^

  4. hikaruivy dedi ki:

    @Chibi: Hahhah, süper hatırladın Chibicim, Harun’un o hareketine ben de kopmuştum. Tam Angara bebesi yav… Heheh 😀

    @akustikhuzunler: O zaman kulübe hoşgeldin 😀 yalnız ilk bölümü izlersen çok şahane olur akustikcim; çünkü her şey, o ilk bölümdeki olay üzerine devam ediyor… (ayrıca sen ne zamandır nerelerdesin, kaç zamandır yoksun… özledik 😀 )

  5. Secret dedi ki:

    ÖBGZK haricinde diğerlerini izlemiyorum (Uzakdoğu sineması ve yabancı diziler izlediğim için sürekli) gerçi artık ÖBGZK yi de izlemiyorum.Harika bi yazı olmuş canım..Yani tespitler,saptamalar ancak bu kadar nota atışlı olabilirdi. 🙂 Dediğin gibi artık ne osman bana sevimli ne mete bana hoş görünür oldu.Artık metenin davranışları aşırılık,osmanınkilerse daha yapmacık gelmeye başladı.Her bölümde ayrı bi aksilik..Ne bileyim..O zaman napıyoruz ; Uzakdoğu dizileri izlemeye devammmm ! 😀 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      @secret: sağol tatlım! ^^ evet, maalesef dizinin ilk günlerindeki samimiyet hissi kalmadı… mete’yi sürekli bağırıp çağıran saldıran bir ergene, osman’ı da diziye neşe katmak için kullandıkları bir objeye dönüştürdüler! 😀 o yüzden senin de dediğin gibi uzak doğu rulessss!!! 😀 😀

  6. 4astrea dedi ki:

    Amaninn süper bir yazı olmuş nası daha önce göremedim yuh bana 🙂
    Ellerine sağlık;)
    Öncelikle Ezel ve Hürrem konusunda yüzde yüz katılıyorum. Hürrem o balgam yutmuş gibi (ıyy) bağırmasına deli olduğum için izlemiyorum. Ezel de artık yuh dedirtti millet bir otara bir bu tarafa geçiyo kim düşman kim dost belli değil takip edemiyorum artık:)
    Şu sıralar bir tek Öyle bir Geçer Zaman Ki’yi takip ediyorum ondan da soğumam an meselesidir. Artık şu felaketler zincirini uzattıkça uzattılar. Gemiyle kıyıya girmedikleri kalmıştı o da oldu son bölüm 🙂

    Osman benzetmesine koptum, harbi bu çocuk büyüyünce onu oynatsılar işte benziyo cidden ahaha:) Tabi ben büyümüş hallerinide göstereceklerine inanıyorum bakalım ne olacak. Sadece ses olarakta kalabilir

    • hikaruivy dedi ki:

      @Astrea: Sağol Astrea’cım, öyle içimden geldi, biraz da Türk dizisi yazayım dedim 🙂 Hürrem’in bağırma olayı çok fena, çokk… Kıza birileri “sen sinirlenince çok güzel oluyorsun” filan demiş heralde; öyle zannediyo garibim, yazık… 😛 Ezel’i de ekşi sözlükten takip eder oldum; kim ölmüş kim kalmış onu biliyorum bir tek!
      ÖBGZK son bölüm çok komikti yaa! Eve gemi girdi lann! Oha, çüş, yuh!!! 😀
      Bir de sözüm ona öyle bir geçer zaman ki; ama zaman hiç geçmedi yavu… Osman hâlâ aynı bücürlükte, dizi hâlâ 1967 yılında… Ben bekliyordum ki böyle Hatırla Sevgili gibi falan olsun, dönemin olaylarıyla birlikte yıllar geçsin… Ama dönem dizisi olmasının hiçbir olayı kalmadı. Neyse…

      • 4astrea dedi ki:

        Ahah aynen Hürrem’e biri “sen bağırırken ve balık etliyken güzelsin” demiş olmalı çünkü en son gördüğümde 20 kilo falan almıştı garanti, o yemekleri oturup yiyor sanırım haha:P

        Bende aynen o isimden yıllar geçicek diye düşünüyordum, hani bir bölüm osman 10 yaşında diğer bölüm 15 falan en son ne olduğunu göreceğiz ama yok kaldı aynı devirde bir yıla bir ton olay sığdırdılar. Zannımca bu olayları yıllara yayacaklardı ama bu küçük osman sevilince oyuncu değiştirmeyelim dediler:P Artık osman gerçekten büyüyünceye kadar yayınlarlar puhaha

      • hikaruivy dedi ki:

        oh may gat! osman’ın büyümesini beklersek bir yaprak dökümü vakası daha geliyor demektir! :S canını seven kaçsın! 😛
        hürrem de cidden giderek irileşiyor. dizinin ilk bölümlerinde ne güzel kız demiştim; şimdi sumo güreşçisi gibi oldu hatun…

  7. guneykore dedi ki:

    Yazdıgın dizilerden sürekli takip ettiğim bir Türkan vardı.. Onu da o kadar çok geç saatlere aldılar ki okulum yüzünden izleyemez olmuştum.. Onun yüzünden doktorluğa fena abayı yaktım:DBu dizi hakkında ilk defa güzel bir eleştiri duymuş oldum sayende.
    Neyseki muhteşem yüzyıl var.. Onunla idare ediyoruz şimdilik 😛

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s