Sophie’s Revenge: Dünyanın en şeker intikam hikâyesi

Çoğu insanın aksine, ben aslında dizi izlemeyi film izlemeye tercih ederim. Evet filmler çok daha derli topludur; çok daha kalitelidir; insanı yormaz, 2 saatte anlatacakları ne varsa anlatır ve size keyifli vakit geçirttikten sonra hayatınızdan çıkıp giderler. Ama işte dizilerin de güzel yanı, ekrandaki kahramanlarla daha derin bağlar kurmamıza izin vermesidir: Six Feet Under‘ın beş sezonunun ardından final bölümünde yaşadığım duyguları, bana en ağır, en duygusal filmler bile hissettirememiştir mesela… O yüzden ben pek fazla film insanı sayılmam… Ama biraz da sabırsız bir yapım var… Belki de 16-20 bölümlük Kore dramalarına sarma sebebim budur: Çünkü bu dramalar insanı fazla baymadan iki saatlik bir filmden çok çok daha fazla karakter gelişimi vaad ediyor; yani tam kıvamında, böyle %50 kakaolu bitter çikolata gibi, tam ağzıma lâyık 🙂

Bu uzuuuuun girizgâhtan sonra gelelim asıl anlatacağım şeye: İlk defa bir Uzak Doğu romantik komedi filmi (hem de Çin filmi!) izledim de, ondandı bu laf kalabalığı! Sevgili Kaktüsçiçeği‘nin tavsiyesiyle “Sophie’s Revenge“i diğer tüm filmlerin önüne aldım (Cyrano Agency… 2046… Hatta Finding My Destiny… Hepsi kuzu kuzu sıralarını bekliyor…) ve izledim. Aslında “aaa So Ji Sub varmış, gözüm gönlüm şenlensin” diye başladım izlemeye, ama sonra fark ettim ki bayağı bayağı zevk almışım: Bazı sahnelerde resmen ekran başında gürültülü kahkahalarla gülüyorum, yandan komşular duvarlara vuruyo falan (yok şaka, o kadar da gürültü yapmadım canım!) Hiçbir şey bilmeden izlemeye başladığım film beni acayip eğlendirdi, özellikle bir intikam hikâyesi üzerinde uğraştığım şu günlerde ufkumu açtı; o yüzden size de tanıtmadan edemedim.

Filmimizin konusu aslında biraz klişe: Evlilik arifesinde sevgilisi Jeff tarafından, kendisinden daha güzel, daha genç olan Anna (hatta hatun film yıldızı lan, oha! sevgilinizin sizi Tuba Büyüküstün veya Beren Saat için terk ettiğini düşünün, kabus gibi!) uğruna terk edilen zavallı Sophie, kendini intikam almaya adıyor ve bu iş için Anna’nın eski sevgilisi zannettiği Gordon’la işbirliği yapıyor. Sonra gelsin komedi, gelsin kahkaha! Tam da bu konuya sahip bir Meg Ryan filmi vardı, bilmem hatırlar mısınız: Addicted to Love. Hatta IMDB sayfası tam da burda. Ama Addicted to Love ve Sophie’s Revenge’in benzerliği bu noktada bitiyor, olay örgüleri tamamen farklı gelişiyor. Meg Ryan filmini yarım yamalak hatırlıyorum, çok da sevmemiştim. Fakat Sophie’ciğin çoğu ters tepen planlarına bayıldım! Hepsi birbirinden eğlenceli, ama azıcık da acıklı yahu… Zavallının yerinde olmak istemezdim… Mesela süslenip püslenip doktor sevgilisini ayartmaya gittiği bir günün sonunda başına gelenlerden sonra şu hale gelmişti yavrucak:

Filmde sevdiğim/sevmediğim kısımlara geçmeden önce belirtmeden edemiyciim, bu film iki adet önyargımı daha da sağlamlaştırmama neden oldu:

1) Çince felaket bir dil!

2) Çinli erkekler hakkaten çirkin. Koreli’lerin yanına bile yaklaşamazlar… (Yani bir Peter Ho’ya bakın, bir de So Ji Sub’a bakın rica ediciğim…)

Yalnız Çinli hatunlar hiç de fena olmayabiliyor: Sophie, Anna ve Sophie’nin iki kankası Lily’yle Lucy hepsi birbirinden hoş kızlardı. Hatta Sophie, Ziyi Zhang’dı lan, daha n’olsun?? Kendisi en hasta olduğum Uzak Doğulu aktrislerin başında gelir. Hatta… hımm, galiba düşündüm de, adamakıllı tanıdığım tek Çinli aktristir kendisi! Crouching Tiger Hidden Dragon, Memoirs of a Geisha, House of Flying Daggers… Her izlediğim Hollywood/Çin filminde o oynuyordu. Hatun başrolü kimselere bırakmamış ki, ben n’apiyim…

Neleri sevdim:

-Sophie’nin Çılgın Bediş misali gün ortasında hayaller kurup sonra kendini kaybetmesine bayıldım: İlk seferinde, hastanenin koridorlarında sevgilisinin kendisinden af dileyip onu kollarına aldığını hayal ettiği sahnede nerdeyse yaşlı bir amcayla öpüşüyordu! Bir diğerinde, spor salonunda sevgilisini elinden alan kadının saçını başını yolduğunu hayal ederken kendini pilates toplarının olduğu yüksek bir rafta, bir topun üzerinde bulmuş, pilates öğrencilerinin sabırsız ve öfkeli suratlarla “hanfendi, lütfen ordan iner misiniz??” demesiyle kendine gelmişti! Japon animeleri absürtlüğünde, ama çok tatlı ve eğlenceli sahnelerdi her biri 😀

-Sophie ve Gordon’ın birlikte “kafasında anıları biriktirmek için bir kutu taşıyan çocuğun hikâyesi”ni yazmalarına bayıldım! Animasyonlarla renklenen çok tatlı bir sahneydi (bakınız aşağıda) Ayrıca filmdeki sahne geçişlerine de bayıldım: Film inanılmaz derecede dinamikti, sahneler insanın bir an bile sıkılmasına izin vermeden birbiri ardına tatlı tatlı akıyordu.

-Sophie’nin hayatındaki anne figürünün ne denli baskın olduğunu film boyunca kızcağızın “annem şöyle der… annem böyle der…” muhabbetinden anladık. Hatta ben finale doğru anneyle arasında sağlam bir çıngar çıkacağını zannetmiştim. Ama öyle olmadı. Hatta anne azıcık göründü. Ama yine de çok duygusal bir anne-kız ilişkisini şöyle bir diyalogla hissettirdiler bize:

-Korktum… İncinmekten korktum… Tıpkı babam seni terk ettiğinde senin incindiğin gibi.

-Birini sevdiğinde incinmekten kaçamazsın. Umarım sen de cesaretini yeniden toplar, yeniden âşık olursun. Tıpkı benim gibi… Ben yaşadığım hiçbir şeyden pişman olmadım kızım: Çünkü bu sayede senin gibi bir kız evlada sahip oldum!

(Snıf snıf! Annelerin mutsuz evliliklerine rağmen “iyi ki evlenip seni doğurmuşum!” dediği anlardan birine daha tanıklık ettik; şimdi dağılabiliriz…)

Yalnız filmin tek sorunu, sonunun biraz zayıf kalmasıydı bence. Daha çarpıcı bir finalle bitebilirdi. Ama olsun, canımız sağolsun… Bir buçuk saat boyunca beni güldürdü ya, arada bir So Ji Sub’ın kaslarını görmemi sağlayıp gözlerimi bayram ettirdi ya, daha da bir şey beklemem bir romantik komedi filminden…

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı sinema, Uzakdoğulu aktörler/aktrisler içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

11 Responses to Sophie’s Revenge: Dünyanın en şeker intikam hikâyesi

  1. Lee dedi ki:

    Bu filmde inanılmaz hayal kırıklığına uğramıştım, öyle böyle değil hem de.
    Sen git böyle bir kadroyu bir araya topla ve ortaya bu çıksın! Döverler adamı valla.
    Ben herkesin aksine Bingbing Fan var diye izledim, kendisi en hastası olduğum Uzakdoğulu hatunlardan biridir, oyunculuğu da süperdir 🙂
    Onun dışında So Ji Sub var diye izleyenler için kötü olmuştur sanırım, adam oldukça az gözüküyor. O çizimler güzeldi bir tek, onun dışında almayayım 😛

    Bir de Çince’yi çok beğenen sanırım bir tek benim çingu! 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      o zaman heralde beklentilerimiz farklıymış çingucum. ben öylesine, kafa dağıtmak için izledim ve çok sevdim. yani sonu başından tahmin edilen bir filmdi, ama sophie’nin planlarının bir bir çökmesi ve kızcağızın girdiği haller beni çok güldürdü valla, yalan değil 🙂

      Çince’yi beğenmene de hayret ve hayranlıkla bakıyorum 😛 neyse, en azından 20-30 sene sonra çince’nin bugünün ingilizce’si olacağı günlerde öğrenmen ve duruma adapte olman kolay olacaktır 😀 😀

  2. makinosev dedi ki:

    ben filmin çince olduğunu bile bilmiyordum sjs diye bodozlama atladım, ilk sahnede çinceyi de zor algıladım, hala da inatla “bu kore filmi ama yalnışlıkla çince dublajlısı mı indirdim acaba” bile dedim (aferin bana 😀 ).
    Misa’dan sonra girdiğim bunalımdan bu film çıkardı beni ama 🙂 film boyunca sjs’un sapasağlam kalması (öldürmeyen senarist öldürmüyor işte 🙂 ) ayrı bir başarı 🙂 O havlulu sahne de yönetmenin fikriymiş, sonradan eklenmiş senaryoya, sjs’da “hayranlarıma hizmet ^^ ” diye tamam demiş sağolsun.
    Filmin akıcı kurgusu benimde çok hoşuma gitti. Güzel filmdi vesselam, severek okudum yorumlarını, çok güzel özetlemişsin:)

    • kendisi dedi ki:

      Aynı tepkiyi vermişiz, ben de dublajlısını indirdiğimi düşünmüş ve 1.5 saat boyunca Çinceye katlanmak zorunda olduğum için kendime sinir olmuştum :/
      —-
      Hikaru, ben de filmi çok beğenerek izlemiştim hatta Uzakdoğu sinemasıyla yıldızı uyuşmayan anneme bile zorla izletmiştim 🙂 Ama ben izlediğim filmleri/dizileri ve okuduğum kitapları çok çabuk unutan biriyim, o nedenle neden sevdiğimi hatırlamıyorum. Aklımda kalan tek şey bittiğinde saat sabah 7’ye geliyordu ve kendimi çok mutlu hissederek uykuya dalmıştım 🙂 Güzel tanıtımın için teşekkürler, biraz hatırlamama vesile oldu ^^

      • hikaruivy dedi ki:

        @makinosev – kendisi: valla ben de çince olduğunu bilmeden başladım arkadaşlar! so ji sub’dan başka da kimin oynadığına hiç bakmamıştım, zhang ziyi’yi görünce şoke oldum! evet, biraz kulak tırmalıyıcıydı ama olsun 😉

        makino, öldürmeyen senarist öldürmüyor, hahaha, süpersin! 😀 yavrucağın kaderi hep ölmek mi derken sonunda iyi bişeyine rastladık… hoş, burda da eldeki iki hatundan birden oldu 😛 ayrıca havlu sahnesini izlerken yemin ediyorum aynı şey benim de aklıma geldi, kesin bu sahneyi kızlara kıyak olsun diye çekmişler dedim (çünkü ortada hiç de havluluk bi durum yoktu; sjs normal normal otururken de telefon açabilirdi yani…)

        kendisi, evet canım, romantik komedileri ben de çabucak unutuyorum. bunu da unutmayayım diye yazdım böyle 😀 yine de belki arada bir moral düzeltme seanslarında açıp bakarsam belki unutmam… 10 things I hate about you’nun bütün sahnelerini ezbere sayarım mesela; çünkü yaklaşık 10 kere falan izlemişimdir 😛

  3. makinosev dedi ki:

    @kendisi @hikaruivy @lee sene 2011 itibariyle çinceye bayaa bi aşağılayıp güldük ama hikaruivy’nin dediği gibi bundan 20 sene sonra da Lee ve Çinli çingularıda bize gülcek, ee hakkımızda hayırlısı diyorum 😀
    @hikaruivy sjs’un 2 kızdan da tekme yemesini havlu sahnesini kaçırmalarına bağlıyorum 🙂 amaan neyse onlar kaybeder 😛

  4. Geri bildirim: Cain and Abel (2009) « Kaktus Çiçeği

  5. tenshi dedi ki:

    slm.bu filmi izlemştim ama sizin yorumunuz daha bi güzel olmuş teşekkürler yazılarını takıp edicem heralde emeginize saglık kolay gelsin^_
    ^

  6. akustikhuzunler dedi ki:

    hmmm. bu filmi izlemedim ama ilk fırsatta izlemeye çalışacağım. Çince değilde ben bidünya Kore – Japon dizi ve filmlerinden sonra ilk izlediğim Tayvan filminde “bu nee sivrisinek vızıltısı gibiii” demiştim :))) Şimdi alıştım ama 😉 Belki sende Çinceye alışırsın kimbilir 😉

  7. Geri bildirim: So Ji Sub – Biyografi: 6. Bölüm – Ben deli değilim ki! « Kaktus Çiçeği

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s