Aklım takıldı, fikrim takıldı…

Hakkında yazmak istediğim pek çok Japon dizisi var. Ama izleme hızımla yazma hızım birbirini tutmuyor maalesef, bir de izlediğim zaman sıcağı sıcağına not almazsam güzel detayları unutup gidiveriyorum… Eh, hal böyle olunca, ben de kısa kısa geçmeye karar verdim. Yani dizilerin tanıtımını yapmak yerine kısaca konudan bahsedip izlerken aklıma takılan şeyleri yazayım dedim. Bakalım kafama takılan noktalarda bana hak verecek misiniz? O halde, buyrun dostlar doramalardan bir seçme size:

Hotaru no Hikari: Caponcuk’ların ofis ve okul komedilerini çok seviyorum. HNH de, ofis dizileri kategorisine giriyor. Bu arada ofis dizisi dedim diye “the office” gibi bir şey beklemeyin tabii; benim kast ettiğim, esas kızımız/oğlanımızın gününün ofiste geçtiği komediler; tam da Zettai Kareshi ya da Hotaru No Hikari gibi diziler yani… Hotaru’yla ilgili son derece detaylı ve açıklayıcı bir yazıyı bunu sevdim‘den okuyabilirsiniz. Bense dizinin henüz ilk sezonunu + ikinci sezonun ilk iki bölümünü bitirdim ve Zettai Kareshi’nin bahtsız ama sıkıcı Riiko’sunun aksine, çok daha manyak ve renkli bir karakter olan Hotaru’yu çok sevdim. Hotaru’muz bir “himono onna”, yani üstüne başına dikkat etmeyen, tek derdi verandasında oturup bira içerken manga okumak olan, kaygısız bir kızcağız. Günün birinde bazı elde olmayan sebeplerden dolayı iş yerindeki müdürüyle aynı evde yaşamaya başlıyor ve “titiz müdür vs himono onna” karşıtlığından doğan süper bir komedi bizi bekliyor! Yalnız izledikçe, aklıma “himono onna” olma şartları takıldı: Dizimizin daha ilk bölümünde, erkek avcısı Yamada-oneesan, himono onna’ların eve gelir gelmez eşofmanlarını çeken, saçlarını tepeden bağlayan, ortalığın dağınıklığına aldırmadan sıfır makyajla dolaşan kızlar olduğunu açıklıyor ve böylelerinin kadınlığı kurumuştur deyiveriyor! İşte o noktada ben kopuyorum: Aman Tanrım, ben bir himono-onna’yım! Ama ama ama ben daha gençliğimin baharındayım yahu? Daha çocuk yapcaktık, ne kuruması?? Sonra da beni bir düşüncedir alıyor: Yahu arkadaşlar, şöyle normal, orta sınıf bir aileye mensup bir insan olarak, hepimiz biraz himono onna/otoko değil miyiz zaten? Yani aramızda Aşk-ı Memnu’nun Bihter’i gibi kendi evinde bile gün boyu yirmi santim topuklular üzerinde, ful-makyaj, şıkır şıkır elbiselerle gezen birileri var mı cidden?! Eğer varsa olmayan çocuğumu keseceğim! Yok anacım yok; ben buna hayatta inanmam! Zaten öylesi varsa dört katlı evinin piyano salonundan çıkıp banyosuna, ordan da spor salonuna giderek gününü geçirdiği, boş vakitlerinde de entrika çevirip kocasını filan boynuzladığı için Uzak Doğu dizisi izlemeye vakti kalmıyordur diye tahmin ediyorum! Di mi kızlar? Yanlış düşünmüyorum di mi? Biri bana yalnız olmadığımı söylesin, yoksa şu anda üzerinde “hello kitty” pijamalar olan bir insan olarak kendimi bu halimle balkondan atacağım! (Ahaha, üzülmeyin, sadece 2. katta oturuyorum :D)

Koizora: Bu ise benim izlemeye pek alışık olmadığım türden bir Japon dizisiydi: Köküne kadar dramdı! Normalde kaçınırım hüzünlü şeyler izlemekten; çünkü dizi, özellikle de Uzak Doğu dizisi izlemek eğlenceli vakit geçirmek için yaptığım bir aktivite sonuçta… Ama bir şekilde Koizora’yı izlemeye başladım ve beni bir hayli duygulandırdı. Hatta dördüncü bölümden itibaren hüngür şakırt gidiyordum, evdeki kağıt havlular bitti, en son tuvalet kağıtlarına saldırmıştım… Neyse… Bu sefer de kahramanlarımız Hiro ve Mika isimli iki liseli (liseli vardı yaa, ah o liseliiii!) ve birbirlerine inanılmaz bir aşkla bağlılar. Olayları anlatmayayım, sadece acıklı Türk filmi klişelerini bol bol izleyeceğimizi, yine de anlatımı başarılı bir dizi olduğunu söyleyeyim yeter.

Yalnız burda da aklıma şu takıldı: Bu Japon liselileri, seks konusunda bir orta nokta tutturamaz mı kardeşim?? Ya Kimi Ni Todoke’deki gibi el el tutuşmaya bile utanacak kadar utangaç, ya da burdaki veya School days’deki gibi çıkmaya başladıktan birkaç gün sonra yatağa girecek kadar abartılı mı davranmak zorundadırlar? Liseli dediğin öpüşür aga, el ele tutuşmak ortaokullu işidir. Ama öyle Allah ne verdiyse girişmek zorunda da değilsiniz, bırakın diğer işler biraz daha ileri yaşlara kalsın! Siz daha küçüksünüz, önünüzde bir sürü zaman var, hött! (Tam öğretmen oldum, di mi? 😀 Ama öyle kardeşim, on sekiz yaşından küçüklerin cinsel ilişkisine fena halde karşıyım, ama bu başka bir yazının konusu…) Ve teşhisi koyuyorum: Günümüzün Japon gençliğinin tek bir eksiği var sevgili dostlar. O da şu teyze:

Hatırlamayanlara hemen hatırlatalım: Kendisi “Neşeli Günler” filminde Ayşen Gruda’nın “annem göster ama elletme dedi” repliğinde de bahsettiği akıllı ve ileri görüşlü annesidir!  Ki aslında bu anne, “azıcık ellet ama ileri gitme” demektedir ama bizim salak kız yanlış anlar, neyse… İnanmayan filmi açsın baksın. 🙂

İşte böyle… Her liseliye böyle bir anne lâzım. Fakat Ayşen Gruda örneğinde de görüldüğü gibi ileri yaşlarda evde kalmanıza sebebiyet verebilir, o kısma karışmıyorum…

 

Yankee-kun to Megane-chan: Auwww, bu şirin dizi de bölümlerini yutarcasına izlediğim Jdrama’lardan biri olmuştu. Aslında başı sonundan tahmin edilebilen bir dramaydı ama çok eğlenceliydi be yav. Konusu ise kısaca şöyle: Ortaokul yıllarından beri “yankee” yani serseri imajı üzerine yapışıp kalmış olan, fakat aslında özünde çok iyi bir çocuk olan Atpazarlı Kütük… ee pardon, Yankee Daichi diyecektim, lise 2’nin ilk gününde sınıfına yeni transfer olan Adachi Hana ile tanışır. Bu, saçları ineğe yalatılıp iki yandan sıkıca bağlanmış gözlüklü kızımız, örnek öğrenci olma hevesiyle dopdoludur ve sınıf başkanı olur olmaz Yankee’mizi gözüne kestirir: Onu adam edip topluma kazandıracaktır! Fakat çok geçmeden öğreniriz ki, Megane-chan’ın da meğerse büyük bir sırrı vardır: Ortaokul yıllarında o da bir yankee’dir, hatta sıradan bir yankee olmakla kalmayıp herkesi çatır çutur döven efsanevi “Hurricane Ada”dır! Sonra olaya dev cüssesine rağmen kavga etmekten korktuğu için hikikomori olmuş Chiba, gene eski bir Yankee olan fakat şimdi kendini derslere adamış, sınıf birincisi Izumi ve son olarak Ada’nın eski hayranlarından serseri kız Himeji de katılır, ve ekran başındakilere de eğlenceli bir okul draması izlemek düşer.

Megane-chan’ın gerek görünüşü, gerekse geçmişi ile fena halde Gokusen‘in Yankumi‘sine benzediği gerçeğini bir tarafa bırakırsak Yankee-kun da Megane-chan da birbirinden renkli ve şirin karakterlerdi. Özellikle Yankee-kun’un kızdığı veya sevinip duygularını belli etmek istemediği zamanlarda ağzından düşürmediği replik olan “urusai!” (“kes sesini” gibi, ama aynı zamanda “can sıkıcı/annoying” gibi bir laf bu galiba…) kelimesi, bir ara benim de ağzıma dolanmıştı, evin içinde “urusai! urusai!” diye geziyordum.

Yalnız işte, gene aklım takıldı: Dramadaki bütün saçmalıkları ve absürtlükleri Jdrama olması yönüyle bir yere koyuyorum… da, şu “saçını açıp gözlükleri çıkarınca birdenbire güzelleşiveren inek kız” klişesini bir türlü bir yere yerleştiremiyorum aga! Taaa Süpermen’den kalmadır bu “bir-gözlükle-görünüşünü-değiştiriverme-ve-seni-kimsenin-tanımaması” klişesi. Kaptan Mağara Adamı bu olayla iyi dalga geçmiştir, ehe 😀 Ayrıca benzer bir klişe de “sadece-gözlerini-kapayan-bir-maske-takma-ve-seni-kimsenin-tanımaması” klişesidir ki, “Zorro” deyince hepiniz hatırladınız, di mi? Lan oğlum, hem Zorro hem de Don Diego aynı kişi; köfte dudaklı Antonio Banderas işte! Ortamda onun gibi dudakları olan başkası var mı sanki, nasıl tanımazsın?! İşte filmlerde/dizilerde bir klişedir gidiyor, kimse de bunu sorgulamıyor… Neyse…

(Gerçi bir de bunun tersi olan durum var ki, onu da “herkese-benzeyen-biri-olmasına-rağmen-kılık-değiştireni-hemen-bulma” diye tanımlayabiliriz: Şizo-Mizo‘nun da çok güzel yakaladığı gibi, Sungkyunkwan Scandal dizisinde de bu durumun örneği mevcuttu. Red Messenger’ı bulmak için aşağıdaki resmi ahaliye gösteriyorlardı:

Ahaha, hâlâ gülüyorum lan: Bu robot resimle kimi bulmayı planlıyorlardı acaba?? Eh yani, biz sizi anamıza-babamıza “Ama dikkatli bakınca hepsi birbirinden farklı. Lütfen sevgili çekiklerimize hepsi birbirine benziyor muamelesi yapmayın!” diye cengaverce savunurken siz böyle robot resimler çizerseniz, insanlar da zaytung‘un yaptığı gibi dalga geçerler ama: “Japon emniyet müdürlüğü tüm Japon halkını zan altında bırakması nedeniyle robot resim uygulamasına son verdi“)

Neyse nerden nereye atladım… Diyeceğim o ki, yıl olmuş 2011; siz hâlâ aynı yerdesiniz sevgili Uzak Doğulu dostlar: Güzel bir kız saçlarını iki yandan topladı ve gözlük taktı diye güzelim yüz hatlarını görmezden gelip, saçlarını açmasıyla birlikte kıza birdenbire güzelleşiveren Ugly Betty muamelesi yaparsanız ben de kızarım haaa…

Şaka bir yana, evet, bu Japonları n’apıcaz böyle? Aklım takıldı, fikrim takıldı, güzel gözlerineeee aklım takıldı (laylaylom…)

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Jdrama içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Aklım takıldı, fikrim takıldı… için 8 cevap

  1. winpohu 'ca dedi ki:

    aklının takılması iyi olmuş çok komik bir yazı çıkmış .harbiden bu klişeleri yapanlar bunları ya fark etmiyor yada bizim fark edeceğimizi sanmıyor:) kaptan mağara adamı ve robot resim olayı çok güldürdü beni.bir de teyzenin o tavsiyesini devamlı söyleyip dalga geçerdik 🙂 koizoronun filmini izlemiştim o bile çok dramdı dayanamadım ,baydı beni ,orta noktayı bulup normalleştiklerin de japonları bu kadar sevmeyiz söyliyim onların deli oluşu ilgi çekiyor 🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @winpohu: haha, sağol canım 🙂 robot resim olayına ben de bakıp bakıp gülüyorum yaa, yok böyle bişey 😀 ayrıca japonlar konusunda haklısın galiba; onların deli-dolu halleri hoş geliyo insana. biz normal oluyoz da n’oluyo?? belki de hayatı biraz anime havasında yaşamak lâzımdır! 😀

  2. mavi dedi ki:

    Koizora mıdır Kaizora mıdır ben onun filmini izlediydim. Türk filmlerine laf edenlerin bakması gereken bir yapımdır. Bir iki günde kızın başına gelmeyen kalmadı. Bu ne dediydim. Güldüydüm 😀 Ama sonra üzüldüm yalan yok =/

  3. akira dedi ki:

    hahaha çok eğlenceli ve komik bir şekilde anlatmışın ellerıne sağlık:) Hotaru’yu izleyince yahu bu kızcağızı himono-onna diye aşşağlıyolar ee bende Hotaru gibiyim o zaman bende himono-onnanın allahıyım moduna girmiştim. Ne var yanı evde eşofman-pijama giymicez,saçımızı toplıyamıcaksak kendimizi nasıl evimizde gibi hissedicez dimi ama sayın caponlar yapmayın etmeyın 🙂 diğer 2 yapımı izlemedim ama duydum hele o filmdeki kızın başına gelmeyen işler kalmamış demek ki çekiklerin içinde de bir yeşilçam ruhu yatıyormuş:) bu arada senin senaryonun 2. sonu gelmedi bana unuttun beni:S ben Jin Ki’yi istirem böhüüüü

  4. hikaruivy dedi ki:

    @mavi, akira: valla öyle 😀 uzak doğuluların içinde de gizli gizli arabesk bir ruh var, gizli müslümcü onlar! 😀

    @akira: hehe, aklın yolu bir akira’cım 🙂 slogan yapıcam: “hepimiz himono onnayız!” 😀 ayrıca ben sana gönderdim sanıyodum yaa?? :S ay çok özür dilerim, senin gibi bir jin ki’ciyi nasıl unuttum?! hemen yolluyorum, kusura bakma canım…

  5. akira dedi ki:

    önemli değil canım mühim olan sonunu tamamlayıp yollaman benimde okumam:P Ben kuzenlerime o sloganı yaptım bile 😀 bu odanın hali ne dedklerinde ben himono-onnayım bu evdekı herkes hımono-onna, hepimiz himono-onnayız o yüzden karışmayın dıyodum tabı mal mal bakıyolardı zavallılar nihahaha 😀

  6. akustikhuzunler dedi ki:

    hahah. Bu yazıyı okurken kesinlikle çok eğlendim. Hotaru’yu izlerken bende evet evet ben bir himona onna’yı nayıır nolamazz, hemen bu eşofmanları atıyorum yerde uyumaktan ve abur cuburdan vazgeçiyorum , evriim geçiriyorum demiştim kendi kendime :)) sonra hatırlar mısın bilmiyorum sanırım 2. sezondaydı, hotaruya soruyordu müdür ömür boyu himona onna mı kalmak istiyorsun yoksa değişmek mi, o da düşünüp düşünüp sonunda himona onna olmaya karar verdiğini söylüyordu :))) o sahneyi izlerken durdurup, akustik ömür boyu himona onna mı kalacaksın demiştim kendi kendime, sonrada aman böyle kalacağım var mıı diye sıyırmıştım ^^ hahah ama en himona onna halimle bile o kız o evi o kadar nası dagıtabiliyordu işte buna akıl sır erdiremiyorum ^^ bir de şu veranda olayı, bayıldım! Türkiye’de pek veranda bulunmuyor ama bende de teras manyaklığı var :))

    SS deki o robot resme kahkahalarla gülmüştüm ^^ Hala da gülüyorum, nedenini açıklayamadığım bir şekilde ansızın olmadık yerlerde aklıma geliyor ve kahkaha atmamak için epey çaba harcıyorum :))

    • hikaruivy dedi ki:

      @akustik: evrim geçirebildin mi bari? ben tüm çabalarıma karşın hâlâ himono onnalığa devam ediyorum 😛

      yalnız valla o ev dağıtma meselesi benim de kafamı karıştırıyor: bir capon, ne kadar himono onna olursa olsun, kesinlikle evi o kadar dağıtamaz! capon ruhuna aykırı yav… amerikalı falan olsa neyse..

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s