Ortaya Karışık – Fena halde kişisel bir yazı…

Koreli aktör ve aktrislerin en çok kıskandığım fiziksel özelliği nedir sizce? Pürüzsüz tenleri? Hayır, çünkü çok başarılı kapatıcılar kullanıyorlar. Gözleri? Saçmalama dostum; onların on tanesinin gözündeki toplam kirpik sayısı + uzunluğu, benim tek gözümdeki kirpik etmez… Acayip derecede ince oluşları mı? Hımm, bak bunda biraz haklı olabilirsin, ama açıkçası onların beslenme alışkanlıklarıyla ben hayatta kalamazdım. Yani yaşardım yaşamasına ama buna yaşamak denirse! Muhtemelen depresyona girip intihar falan ederdim; çünkü ben yediği yemekle akıl sağlığı arasında çok güçlü bağlar olan insanlardanım: Güne kahvaltıyla başlamazsam acayip sinirli oluyorum; bir gün bile çikolata tüketmezsem fena halde moralim bozuluyor; oruç tutarken küfürbazın, uyuz karının teki haline geliyorum (heralde kazandığım bütün sevaplar da böylece uçup gidiveriyordur. pöff…) O yüzden ben ayva göbeğim ve 1.63 boyuma yakışan 55 kiloluk vücudumla mutluyum hacı… Eee, peki geriye ne kaldı? Sıkı durun, açıklıyorum:

Dişleri!!!

Evet, bildiğin dişler… Yani açıkçası ben bir zencileri kıskanırdım bu konuda (doğal, bembeyaz, sağlıklı dişler), bir de bu Koreliler’in dişlerine hastayım. Yani olur da bu kadar mı olur?? Bir tanesininki bari inci gibi olmasın be kardeşim?? Bak bizim aktrislere (bkz. Sinem Kobal) hiç umurlarında mı çarpık dişler?? E size n’oluyor, nedir bu estetik düşkünlüğünüz kuzum?? Biliyorum, hepsi doğal olamaz, ama kahretsin ki yapay-mapay bile olsalar acayip hoş gözüküyorlar! Bizse, yani gayet çarpık çurpuk olan alt dişlerim ve bense, ekran karşısında büyük bir kıskançlıkla onları izliyoruz.

Galiba bir tek, yani yaptırılmamış ve büyüklükleri birbirinden farklı olan dişlere sahip bir aktör olarak bir tek Lee Min Ho çarptı gözüme şu ana kadar… Ki onun da dişleri fecii halde sevimliydiler, yani hepsi bir boyda olsaydı gülünce bu kadar şirin olmayacaktı, o yüzden bu haliyle bırakması doğru seçim diyor ve tebrik ediyorum kendisini. Aferin evladım.

Invisalign diye bişiy varmış, duydunuz mu? Galiba ondan yaptıracağım… Diş telsiz, acısız, kesin çözüm! Kıskanmıycam sizi artık hain Koreliler!

*************************************************************************

Beni Uzak Doğululara ilk benzeten kimdi acaba?? Sanırım bunun tarihi çok eski değil… Küçükken Uzak Doğulu’lara değil, anime karakterlerine benzetirlerdi beni: Özellikle Candy’nin yayınlandığı dönemlerde kabarık saçlı kafam ve sürekli sırıtan bir suratla gezinmem yüzünden adım şeker kıza çıkmıştı. Sonra, galiba ilk kez bir Amerikalı bana “Koreli misin?” dediğinde resmen dumur olmuştum!!! “Lan, benim gözlerim iridir, üstelik de yeşildir; sen böyle Koreli mi gördün salak herif??” tonlamasıyla, “No, I am from Turkey” demiştim. (Evet, çok pis tonlama yaparım.) Sonra bir başkası (yine bir ecnebiydi ama nereliydi hatırlamıyorum…) Koreli zannetti beni. Bir İtalyan’sa yanıma gelip “Japon musun?” diye sormuştu; sonra güneş gözlüğünü çıkarınca: “Oh, çok pardon, değilmişsin” diye özür dilemişti. Bu arada o günlerde henüz Uzak Doğu sevgim başlamadığı için içten içe bozuluyordum bu duruma: Çünkü açıkçası muhatap olduğum en kalabalık Uzak Doğulu grup, Çinli’lerdi; ve -üzgünüm ama- kendilerini pek de güzel bulmuyordum. Hatta hâlâ güzel bulmuyorum. Evet, belki bana ırkçı diyeceksiniz, ama Uzak Doğu ırkları arasında bariz bir güzellik farkı var bence: Koreli ve Japonlar, kesinlikle ama kesinlikle Çinli, Vietnamlı ve Tayvanlı’lardan daha güzel. Ve ben de eskiden her çekiği capon sanan güzide milletimin güzide bir ferdi olarak Uzak Doğulu deyince aklıma Çinliler geliyor; beni Koreli veya Japon zannedenlere de bu yüzden bozuluyordum işte… Neyse, ne diyordum? Fakat bu Uzak Doğulu’lara benzetilme olayının en komiği, 2008 yazında İstanbul’da başıma geldi: O gün Kadıköy’de bir arkadaşımla buluşacaktım. “Ah ne güzel bir gün, sevin neşelen, laylaylom” diye kocaman bir sevgi kelebeği modunda Kadıköy sokaklarında yürürken BDP (o zamanlar adı DTP’ydi) mitinginin tam ortasına düştüm! Arkamı döndüm bir de ne göreyim? Kocaman bir kalabalık, ellerinde “biji apo” pankartları, dillerinde sloganlar, kafalarında kırmızı-sarı-yeşil bandanalarla “röarrrhhh!” diye arkamdan geliyor! Ben tabii hemen topuklayıp açık alana çıktım, bir kenarda soluklanırken Kadıköy meydanı mitingcilerle kaplanmıştı bile. Bense kalabalıkta umutsuzca arkadaşımı aramaya başladım. O sırada yanıma Doğulu çocuklardan biri yaklaştı. Benden rahat bir üç-dört yaş küçüktü galiba, yirmiden fazla göstermiyordu. Belli ki İstanbul’a gelmişken kız bulmadan gitmeyeyim demiş, beni gözüne kestirmiş. Yanıma geldi ve aynen şu cümleyi kurdu:

“Pardon hanfendi, siz Japon musunuz?”

Buyurrr?? Bir an resmen gülsem mi kızsam mı bilemedim! Aslında düşününce çocuk iyi taktik yapmıştı haa, şimdi olsa başarıya ulaşması bile mümkündü (haha, yok artık, o kadar da diil… ama sanırım söylediği laf hoşuma giderdi…) Şu açıdan diyorum; o sırada öyle bir dumur oldum ki, kızmaya fırsat bulamadım. “Ha? Ne? Japon mu? Ben mi?” diye ağzımda gevelerken kızma fırsatını da elden kaçırmış oldum. Tabii çocuk o sırada “tanışalım mı” falan diye ikinci aşamaya geçmişti ama o sırada ben de kendimi toparlamıştım: “lan yürü git, benim sevgilim var,” diye ortamdan uzaklaştım. Yalnız hâlâ düşünür düşünür gülerim. Evlâdım, nerden çıkardın Japon’u?? “En ilginç asılma yöntemleri” diye bir kitap çıkarılsa kesinlikle bu laf da eklenmelidir bence! Ayrıca o anda yaşadığım şaşkınlık yüzünden düşünemedim ama “hai! watashi wa nihon no shussin desu! yoroshiku onegaishimasu!” falan diye ortamdan uzaklaşsam çocukcağız nasıl dumur olurdu! Keşke yapsaydım bee, ah beee…

Bu arada Japon-Koreli zannedilmemin hikmetini çok sonraları çözdüm: Benim burun-dudak-çene üçlemem, fena halde Uzak Doğulu’ları andırıyor. (Bu da iyi bir şey tabii, eheh 🙂 ) Ayrıca üstüne bir de geniş ve yuvarlak bir yüz, beyaz ten ve çıkık elmacık kemiklerini eklersek, Uzak Doğulu’lardan beni ayıran tek bir şey kalıyor: Gözler… Eh, güneş gözlüğü, ya da kemik gözlük takınca Koreli zannedilmem işten bile değil kısacası… Kore’ye gidip gözüme güneş gözlüklerini geçirdikten sonra sokaklarda salına salına yürüyerek bu teorimi test etmek istiyorum; en kısa zamanda yapıciim inşallah. Sonuçlardan sizi haberdar ederim.

(Hımm, düşündüm de, Kore’deki şu sıfır beden modası bir gün geçerse o zaman gideyim ben… Yoksa bana da Kim Sam Soon’a olduğu gibi obez muamelesi yaparlar; durduk yerde sinirim bozulur! Evet evet, daha sonra gideyim ben :P)

*************************************************************************

Başınıza hiç “oha! bu ancak filmlerde olur!” dedirtecek türden bir şeyler geldi mi? İlginç tesadüfler? Tuhaf kazalar? Komik olaylar?? Benim pek olmadı. Bunda sanırım sakin ve huzurlu hayatı sevmemin etkisi olabilir (tamam tamam, itiraf ediyorum, ben bir himono-onna’yım!) Ama bazen, “dünya küçük” dedirtecek türden olaylar olabiliyor: Mesela ortaokulda âşık olduğum çocuk liseye başladığımıza zaman İzmir’e taşınmıştı. Bizim eski komşularımız ise çok daha önceden İzmir’e yerleşmişlerdi. Bir gün yolumuz İzmir’e düştüğünde bu eski komşuları ziyaret etmiştik ve komşu teyze, beni dumur eden şu cümleyi kurmuştu: “Aa Hikaru, biliyor musun, bizim üst katta da senin bir arkadaşın oturuyor: Adı (benimeskiaşkım!). O da senin okulundanmış, seni sordum, şıp diye bildi!” Ben tabii dumur… Hatta o sırada gaza gelip “aha, bu kader!” filan demiştim ama tabii sonra hiçbişey olmadı. Eheh…

Başka bir ilginç olay, bir defasında Central park’ta gezinirken başıma geldi: Dört-beş arkadaş güle oynaya yürüyorduk. Hava aslında güzeldi, sıcaktı yani; ama nasıl bir rüzgar var, resmen uçmamak için birbirimize tutunuyoruz. O sırada arkadaşın biri (ki kendisi feci halde meraklı, her şeyi araştıran, öğrenen bir tiptir… süper profesör olacak ondan…) parktaki tabelalardan birine takıldı; biz de onu beklerken durakladık. İşte tam o anda hemen önümüzdeki kocaman, on metrelik ağaçlardan birinin devasa dallarından biri, büyük bir gürültüyle parçalanıp yere düştü! Üstelik, eğer duraklamayıp yürüseydik tam da bizim olacağımız yere! Erkeklerden birisi sevgilisinin üzerine kapandı; benimse o zaman yanımda sevgilim yoktu (snıf snıf! romantik anı fırsatını kaçırmış olduk…) o yüzden kendi kendime tırsarak idare ettim n’apiyim… Ama bizi resmen Allah korudu: O dal üzerimize düşseydi, ya ölürdük ya da hastanelik olurduk, çok ciddi diyorum. İşte o günden sonra dramalardaki araba kazası sahnelerine ve erkeklerin kızları kurtarmasına biraz daha iyi gözle bakmaya karar verdim: Hakkaten olabiliyor böyle şeyler…

Bu da böyle daldan dala, tuhaf bir yazı oldu işte…

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı kişisel içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ortaya Karışık – Fena halde kişisel bir yazı… için 12 cevap

  1. kendisi dedi ki:

    Uzun yazıları okumayı çok sıkıcı bulurum ama bu yazı çok eğlenceliydi. Üslubuna bayıldım özellikle de “Evet, çok pis tonlama yaparım” bölümüne 😀

    Diş mevzusu benim de dikkatimi çeken konulardan. Yalnız o kadar düzgün dişli insanın içinde çarpık dişliler acayip dikkat çekici oluyor, örneğin Lee Donghae ❤

    Seni Uzak Doğulu zannetmeleri ilginç gerçekten. Benzer şeyler annemin başına da geliyor. Mesela Amerika'dayken komşumuz annem için "İlk defa Müslüman bir Japon görüyorum" yorumunu yapmıştı 😀 Adam alkolik olduğu için fazla irdelemedik 🙂

    "Vay be, demek birlikte olmak kaderimizde var" yorumunu yaptığım mucizevi olay benim de başıma geldi ama sanırım olaya getirmem gereken yorumun aslı "Karşıma ne kadar çıkarsa çıksın fark etmez, kaderimde onunla olmak yok" olmalıydı. Mucizeler olsa da sonuçları filmlerdeki gibi olmuyormuş demek…

    • hikaruivy dedi ki:

      hehe, sağol kendisi’cim. ayrıca diş konusunda haklısın; lee dong hae sen deyince aklıma geldi. böyle bir-iki isim daha var, gördüğüm zaman dikkatimi çeken, ama şimdi hatırlamadığım… neyse, zaman içinde hatırlarsam gelir yazarım belki 🙂

      lee’yle de onu konuşuyoduk. orta asya kökenlerimiz hakkaten kendini belli ediyo galiba. muhtemelen senin annenin de elmacık kemikleri çıkık, gözleri de hafif çekiktir; böyle oldu mu batılılar hemen uzak doğulu zannediveriyorlar.

      evet evet tesadüflere fazla da kaptırmamak lazım 🙂 hayalkırıklığına uğrama olasılığı artabiliyor…

  2. sizo-mizo dedi ki:

    çok eğlenceli bir yazı olmuş.. nasıl bitti anlamadım yani o derece hahaha….

    ah o diş mevzusu benim de kafama takılıyo.. valla benimkilerin de her biri kendi havasında, bir oraya savrulmuş bir öbür yana ahahaha…. ama o dediğin tedavi yöntemi iyiymiş.. ben bi doktora gideyim en iyisi.. gerçi dişlerimi düzelttirmeden önce yaptırtmam gereken ne tedaviler var ya neyse..

    Korelilere benzeme mevzusu süpermiş ya.. benim bi gözler andırıyo.. o da gözlerini kısıp baktığında yani ahahahahhh…

    ay ben çok sevdim bu yazıyı.. ellerine sağlık.. ha bi de hoşgeldim.. 😀

    not: ben seni izlemek istiyorum ama nasıl yapacam onu bilmiyorum.. beni aydınlatırsan sevinirim.. :))

    • hikaruivy dedi ki:

      @şizo-mizo: hoşgeldinnnn!! teşekkür ediyorum, öyle ordan burdan karaladım bişeyler… yalnız acayip dolmuşum ha şu diş konusunda 😀

      bu arada, blog ayarlarını karıştırdım, “yeni yazı yazılınca e-mail’le uyarı alma” opsiyonu gibi bişey bulup sağ tarafa, en alta ekledim. sanırım beni böyle takip edebilirsin. e artık blogdan bloga daha sık görüşürüz 😀 see ya! 😀

  3. La Fea dedi ki:

    Yıllarca ortodondtik tedavi görmüş biri olarak bu dişlerin yarısı kadar bile beyaz ve düzgün değil dişlerim. Çok güzel ben de çok özenirim inci gibi dişleri olan insanlara. Estetikke bile çok doğal duruyor. Yoon Eun Hee’nin dişleri çarpıktır ama bak o düzelttirmedi.

    • hikaruivy dedi ki:

      @la fea: içime su serptin çingum, yalnız değilim desene 😀 evet yoon eun hye vardı bi de. onun dişleri de sevimli duranlardan, bozmadığı güzel olmuş bence. işi biliyo keratalar 😀

  4. Lee dedi ki:

    Çingu oldukça eğlenceli bir yazı olmuş bu. Uzun yazıları zaten severim, bir de böyle keyifliyse tadından yenmez olur 🙂

    O çocuk Türkçe’mi sordu Japon musunuz? diye, bak merak ettim. Bazıları var böyle, turist sanıyor ama türkçe soruyor haha, benim bile başıma gelmişti 😀

    Sultanahmet’te bayağı turist sananlar olmuştu. Bir keresinde Meksikalı bir aile Topkapı Sarayı’nın yerini soruyordu. Bana “Siz de turistsiniz ama en azından gitmiş olma ihtimalini var. Nerede bu saray?” diye sormuştu 😀

    Diş konusuna da takılıyorum. Bayağı ilerlemişler, porselen gibi. Valla benim dişlerim bildiğin vampir, böyle iki sivri dişim, annem de arada takılır bana kam emmeye mi gidiyorsun diye 😀 Ama halimden memnunum, varsınb yamuk olsun, sivri olsun. Üvey evlat muamelesi yapmıyorum haha 😀

    Benim de gözler biraz çekik ve genelde kısık gözlerle bakıyorum, özellikle foto filan çekilirken. Uzakdoğu hayranlığımı öğrenen yeni tanıştığım biri “Aa, gözlerin de çekik biraz. Yoksa melez misin?” filan diye soruyor 😀

    Hep yaz, hep böyle yaz. Yine yeni yeniden görüşmek üzere çingu^^

    🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      @Lee: Sağol canım, arada bir esiyor böyle yazıyorum uzun uzun. Ah vaktim olsa daha neler neler yazıcam, haha 😀

      Türkçe sordu yav. En komik olan kısım da oydu zaten 😀 Uyuyor musun diye sormak gibi bişey, evet diye yanıtlanamayacak sorulardan biri 😀 Meksikalı aile de iyiymiş, turist numarası yapsaydın sen de keşke.

      Bir gün ben de melez numarası yapıcam. Kore’de filan melezler çok revaçta zaten; Daniel Henney olsun, Dennis Oh olsun… Gidicem ben de çeyrek Koreli’yim filan diycem. Bakarsın dizinin birinde bi rol kaparım, haha 😀

  5. Secret dedi ki:

    Yazının ortasına geldiğimde diş mevzusuna girdin yaa “iştee yaa adamımsın (adamımdan kastım anlaşılmıştır umarım 😀 ) sonunda benimde aklımdan çıkmayan bi konuya değinen biri, hay yaşa” diyiverdim ve yazıyı büyük bi iştahla okumaya koyuldum.Çok keyif aldım yazını okurken canımm.
    Nedir bunların bu harikulade dişleri? çok kıskanıyorumm yaa ve benim için dişleri inanılmaz önemlidir.Şu dediğin yöntemide araştırıcam biraz bakalım bi yol bulmam lazımm

    • hikaruivy dedi ki:

      @secret: haha, valla aynen öyle canım! sevindim yalnız olmadığıma 😀 😀 bu diş mevzuuna ben de çok takığım; çünkü sürekli fırçalamama, diş ipi kullanmama rağmen çabuk çürüyen, hem de maalesef özellikle alt tarafları çarpık çurpuk olan, ve de bir türlü bembeyaz görünmeyen dişlere sahibim 😛 ee, insan kıskanıyo haliyle 😛

      ayrıca hoşgeldin bloguma 🙂

      • Secret dedi ki:

        öncelikle hoşbuldum canımm
        benim dişlerimin şekliyle ilgili bir sorunum yok ama sorun renk..bi türlü bembeyaz olmuyor..artık white pen diye bişey var ondan almayı düşünüyorum..sen bi çözüm bulursan haber et emi?

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s