The Woman Who Still Wants to Marry: “sinek kadar kocam olsun başımda bulunsun” demeyen bir kadın!

Ah şu toplum normları… Kendimi anarşist olarak tanımlayamam esasında; ama “bu normların hepsinin köküne kibrit suyu!” diye gaza geldiğim zamanlar çok olmuştur! Şöyle bir düşünün: Bir erkek kendisinden on yaş daha genç kadınlarla çıksa/evlense; veya otuz yaşında hâlâ evlenmemiş olsa, kimse tarafından yadırganmazken, bir kadın aynı şeyi yaptığı zaman en hafifinden bir ayıplama ile karşılaşır! Bu Uzak Doğu’da da böyledir, bizde de, hatta o çok medeni Batı’da da! Uzak Doğu’da durum çok daha vahim tabii: My Name is Kim Sam Soon‘u izlerken resmen dehşete düşmüştüm. Bir kadın aynı anda genç+güzel+zayıf değilse, adeta bütün dünya ona aynı sübliminal mesajı yolluyordu: “sen eksiksin!” Esas kız Sam Soon’u bu yüzden çok sevmiştim işte; hiç kimseye aldırmayan, kendi değerinin farkında olan, güçlü bir kadın olduğu için. Dizi ise: “Kızlar, hangi yaşta, hangi kiloda olursanız olun, hepiniz çok ama çok değerlisiniz!” diyordu; ve benim içimden geçenleri ne güzel özetliyordu…

The Woman Who Still Wants to Marry / Still Marry Me” ise toplumun bir başka kanayan yarasına parmak basıyor: “Kariyer kadını”nın önlenemez yalnızlığı… Başarılı olmak için kariyerine odaklanmak ve bu yüzden otuzunu aşıncaya kadar evlenmemek, bir kadına büyük olasılıkla ömür boyu sürecek bir yalnızlık getiriyor… Çünkü kendi yaşıtı olan erkeklerin gerçekten iyi olanları ya çoktan evlenmiş oluyor (evet, çerez tabağı teoremi!) ya da artık daha genç kadınlarla ilgilenmeye başlıyorlar… Ve bu olay, Uzak Doğu’da çok daha keskin bir biçimde yaşanıyor: Çinli bir arkadaşım Çin’de çok başarılı kadınlara iyi gözle bakılmadığını anlatmıştı bana. Çok başarılı kadınlar erkekleri korkuttuğu için kimse onlarla evlenmek istemezmiş! Hatta Çince’de böyle kadınları tanımlamak için kullanılan olumsuz anlamlı bir kelime bile varmış!!! Aslında dünyanın her yerinde bu böyle galiba: Belki sorsanız kimse böyle düşündüğünü belli etmek istemez; fakat kadın-erkek pek çoğumuzda gizliden gizliye bu önyargı vardır: Kadın, erkekten biraz daha geri durmalıdır! Daha genç, daha fedakar olmalıdır. Ve elbette daha az para kazanmalıdır! Dünyanın en büyük 500 şirketindeki CEO’lardan sadece ve sadece yüzde 2.5’unun kadın olmasının altında yatan gizli sebep budur belki…

İşte dizimiz, tam da bu sorunların üzerine gidiyor. Ama bunu öyle tatlı tatlı, insanı yormadan yapıyor ki, bittiği zaman yüzünüzde kocaman bir gülümseme bırakıyor… İlk bakışta “sex and the city” veya “Ally McBeal” çakması gibi duruyor olabilir: Otuzlarında bir grup genç, kariyerlerinde başarılı kadının erkeklerle yaşadıkları acı-tatlı hikâyeleri anlatıyor sonuçta. Fakat aslında bundan çok daha fazlası var: Otuzlarında olup da hâlâ evlenmemiş olan bir kadının, ne kadar güzel olursa olsun (ki bence üç hatunun üçü de birbirinden taştı) yaşadığı toplum baskısını, hor görülme hissini izleyiciye başarıyla sunuyor. Daha otuzuma gelmeme birkaç sene var; ama ben bile karakterlerle kendimi öylesine özdeşleştirdim ki, pek çok sahneyi ekran karşısında gözlerim dolarak izledim. Ayrıca bir de, bir kadın olarak genç sevgili edinirseniz yandınız bittiniz demektir! Dediğim gibi; bir erkek bunu yaparsa çok normal olarak karşılanırken (ki Shin Young’un uyuzötesi Sunbae’si 39 yaşındaki herifin “banane yaa, 20lik çıtırlar varken napiyim 30undaki kadınları?” dediği sahnede, içimde önlenemez bir “The Ring’in Samara’sı gibi TV’ye dalıp herifi saçından tuttuğum gibi duvara çarpma isteği” duymuştum!) 30larında bir kadının 20lerinde bir erkekle birlikte olması son derece anormal görülüyor! Hey, bütün insanlık, size sesleniyorum: Sizin bu çifte standardınızı ben var ya… biiiiip!

Neyse, ehem, çok kaptırdım kendimi… Ne diyordum? Evet; yaşlı kadın-genç erkek ilişkisi… Aslında taraflar birbirini sevdikten sonra kim ne diyebilir ki?? Üçüncü şahıslara bok yemek düşer! Ama pratikte öyle olmuyor işte… Bazen aileler, arkadaşlar, hatta uzak akrabalar, çalışma arkadaşları öyle çok üzerinize gelip sizi öyle bir bunaltıyor ki; çok sevdiğiniz halde devam edemiyorsunuz… Yıpranıyorsunuz… Ve aşk bitmediği halde ilişki bitmek zorunda kalıyor…

Hayır, çok şükür ki yukarıda yazılanlar benim başıma gelmedi; bunlar benim bazı gözlemlerim sadece… Ama gelebilirdi de: Açıkçası, son zamanlarda örneğin beğendiğim aktörlere bakıyorum da, resmen yaş ortalaması 23-24’lerde geziniyor, hatta aralarında 21 olanlar bile var (ah Jung Yong Hwa… **Snıf snıf!**) Şimdi oturup mesela, tip olarak en beğendiğim, bana en çekici gelen on Koreli aktörün listesini yapsam, valla listede Gong Yoo, Lee Dong Wook ve Hyun Bin dışında yaş olarak benden büyük kimse olmayacak! (N’apiyim yav, yeni nesil çok yakışıklıysa benim suçum ne bunda? Eheh😀 )

Aslında biraz da şu var galiba: Bir kere, ben hiçbir zaman olgun erkek seven bir kız olmadım. “Tecrübeli erkek arkadaş” istemedim. Varsın acemilikleri olsun, bazen odunluklar yapsın, ben hoşgörürüm. Bazı şeyleri benle öğrensin. Birlikte öğrenelim. İşte benim düşüncem hep bu oldu. Yani bir erkekte bana en çekici gelen şeylerin başında “masumiyet” gelir… Ve şöyle de bir gerçek var ki, yirmilerinin ilk yarısında olan yakışıklı erkeklerin gözlerindeki o masumiyet otuzundaki erkeklerde pek kalmıyor; kırkında hâlâ masum görünenineyse ben hiç rastlamadım, rastlayan varsa mesaj atsın!😀 Bununla ne demek istediğimi maalesef kelimelere dökemiyorum… Şöyle açıklamaya çalışayım: Ben “Dorian Gray sendromu” diye bir şeye inanıyorum galiba… Tıpkı Oscar Wilde’ın “Dorian Gray’in Portresi” kitabındaki masum, güzel Dorian kötülük işledikçe portresinin çirkinleşmesi gibi, gerçek hayatta da insanlar kötülük yaptıkça bu kötülüklerin tortusu yüzlerine siniyor sanki. Giderek çirkinleşiyorlar… Hayır, kırışıklıklar ya da matlaşan bir cilt değil bahsettiğim: Gözlerindeki o neşeli, sevimli ışık kayboluyor mesela… Yerini sevimsiz bir bakış, yapmacık bir gülümseme alıyor. İşte bu, özellikle yakışıklı erkeklerde çok oluyor bence. Hepsinde değil tabii; ama playboy olup da bir sürü kadının kalbini kıran erkekler, kırklarına geldikleri zaman sanki bir meymenetsizleşiyorlar. Ya da belki onların kötü ününü duydukça bana böyle geliyor olabilir; psikolojik de olabilir yani; bunu bilemiyorum… Ama işte böyle bir his yüzünden, en azından şimdilik, yirmilerindeki erkeklerden başkasını pek beğenemiyorum. Bakalım zamanla fikrim değişecek, yaşım ilerledikçe kendi yaşıtım olan erkekleri daha çekici bulmaya başlayacak mıyım? (Aslında umarım öyle olur. Hayır yani Allah korusun hep yirmilerinin ilk yarısındaki erkeklere saplanıp kalırsam gün gelip de bir Seda Sayan, bir Gönül Yazar olmak var işin ucunda!! Amaniiiin, Allah korusun yav, tahtaya vuralım – tık tık!-)

Eheh, neyse yav, lafı fazla uzattım. Gelelim dizimize. İşte size kısa kısa karakterlerin tanıtımı:

Lee Shin Young (Park Jin Hee), 34 yaşında başarılı bir gazetecidir. Evlenmek üzere olduğu pilot sevgilisinden, yurtdışında 2 senelik eğitime gittiği için ayrılmış; tekrar Kore’ye döndüğü zaman ise pilot sevgili ona “ben başkasıyla evleniyorum!” diye kapıyı göstermiştir. Sonra Shin Young başka bir sevgili bulur, hatta ondan da evlenme teklifi alır, fakat bir gece hayatı tümüyle değişecektir…

Jung Da Jung (Uhm Ji Won) da Shin Young’la yaşıt, hatta okul arkadaşı olan başarılı bir simültane tercümandır. Üç kadın arasında kafayı evlenmeye en çok takmış olan da kendisidir! Zavallıcık evlenebilmek için şeytan çıkarma seanslarına bile katıldı yahu, daha ne olsun?! Türk olsa kesin cinci hocaya gider, Telli Baba’ya adak adardı😀😀 Çok şirin, ama bir o kadar da çekilmez bir karakter Da Jung.

Kim Bu Gi (Wang Bit Na) ise üçlünün en cool olanı, süper bir kadın! Adamım benim beee, tüm kadınlara böyle bir arkadaş lâzım! Mantığın sesi, son derece yardımsever, akıllı ve başarılı bir genç kadın. 20 yaşından 30 yaşına kadar çıktığı, hatta nişanlanıp evlenmek üzere olduğu sevgilisi ve ailesi tarafından o kadar kullanılmış, öyle hor görülmüş ki, günün birinde “eeeeh, eytere beeaah!” deyip isyan bayrağını çekmiş ve o günden sonra sosyal ortamların kraliçesi, parti böcüğü, süper kadın Bu Gi olmuş. Valla Shin Young’u kendine çıtır sevgili yapmasından dolayı değil de, böyle bir arkadaşı olduğu için çok ama çok kıskandım😀

Gelelim Beatles kılıklı pilot elemana: Aslında bu çocuğa başta kanım ısınmıştı. Sonuçta terk edilen, yalnız bırakılan bu çocukcaazdı… O yüzden Shin Young gözyaşları içinde geri dönüp “yeniden başlayalım” dediği zaman soğuk bir tavırla: “Ben başkasıyla evleniyorum…” dediği anda bile o kadar da uyuz olmadım; hakkıdır dedim. Ama sonra evlilik iptal olup yeniden Shin Young’un kapısına geldiği zaman ona: “Hey, beni yeniden seveceğini biliyorum… Hem bu saatten sonra başka kimi bulacaksın ki?” dediği zaman, işte o zaman içimdeki canavarı uyandırdı, ağız dolusu bir “hassss…r!” çektim😀 Zaten canımın içi süper Shin Young’um da benden geri kalmadı, o da canavara dönüşüp tam bir ork sesiyle: “sen benden daha yaşlı, daha şişko ve daha çirkinsin! dilerim ki kötü bir karakteri olan, çocuklu dul bir kadınla evlenirsin!” deyip arkasını dönüp gittiğinde resmen ekran başında yüreğimin yağları eridi! Heyttt beee, adamımsın Shin Young!😀😀 Gerçi Paul McCartney’nin Koreli versiyonu olan pilotumuz da kendi lafını afiyetle yiyip cezasını (ya da mutluluğu mu demeliyim?!) buldu sonunda! Hehe😀

Ve ve ve noona’sının şirini, hayallerin çıtırı, sevgili Kim Bum: Rolüne inanılmaz yakışmış, dünyanın en sevimli rock’çı genci olmaya aday. Aslına bakarsanız bu rol için benim ilk aklıma gelen isim Kim Bum olmazdı. Yanlış anlamayın, aslında kendisini pek severim (hatta BOF’ın çiçek çocuklarının hepsini severim. hem yakışıklı hem yetenekli gençlerdir hepsi — tabii Kim Hyun Joong’un en fazla bir Bellona yatak kadar (bu lafın patenti Lee’dedir bu arada😀 ) rol yapma yeteneği olduğu gerçeğini saymazsak…) neyse, ne diyordum? Severim Kim Bum’u. Ama bu rol için ilk tercihim o olmazdı. Ne bileyim, rock’çı çapkın çıtır rolünde aklıma ilk gelen isim muhtemelen Jang Geun Suk olurdu. Ama Kim Bum beni hayrete düşürme pahasına rolüne çok yakışmış. Ayrıca Park Jin Hee’yle de kimyaları çok tutmuş. Dizi boyunca en sevdiğim çift bu ikili oldu. Min Jae’nin yaşından beklenmeyecek olgunluğunu, Shin Young’a olan aşkını çok ama çok sevdim. Yani, şu aşağıdaki diyaloga bakar mısınız: Bunları söyleyen bir adam kaç yaşında olursa olsun sevilmez mi hiç?!

Ha Min Jae: Ben… her günümü seninle telefonda konuşarak, birlikte yemek yiyerek, ve hikâyeler paylaşarak geçirmek istiyorum. Lütfen benim kız arkadaşım ol…

Lee Shin Young (ciddiye almayarak): Bu zor olacak… Çünkü sen benim için fazla gençsin!

Min Jae: Sevgilin olacak erkeğin kaç yaşında olmasını istersin?

Shin Young: En azından… 32?

Min Jae: O zaman benle çıkmaya başla ve bekle: Bir gün nasolsa 32 olacağım.

Shin Young: Bense, daha da yaşlanacağım. Sonra kendime yeni bir hayat kurmak için çok geç olacak. Bunu istemiyorum.

Min Jae: Yaşlanmak gerçekten bu kadar kötü mü?

Shin Young: Ölümcül derecede kötü! Şu ana kadar ne kadar çok çalıştığımı ve ne kadar harika bir kadın olduğumu bir anda ikinci plana itiyor! 33’ümden beri blind date’e bile çıkmadım.

Min Jae: Bu kadar aptalca bir şey söyleyebileceğini düşünmezdim…

Shin Young: Ya ben? Ben bunları söylemekten memnun muyum sanıyorsun? Hayatta başıma geleceğini düşünmezdim! Gerçek, benim için de bir şok oldu!

Min Jae: Eğer benimle çıkmazsan ve beklersen… 32 yaşındaki o adam sana gelecek mi?

Shin Young (bir an duraklar. Sonra: ) Bunu bilemiyorum… Ama seninle çıkmak, benim için yalnızca zaman kaybı olacak…

Min Jae: Eğer o adam gelirse… kenara çekilmeyi bileceğim…

Shin Young şok olmuş bir halde ona bakar. Min Jae devam eder:

Min Jae: Eğer evlenmek istediğin kişi gelirse, o zaman kenara çekilip gitmen için sana izin vereceğim.. Ama o zamana kadar benim sevgilim ol…

Shin Young: Olmaz.

Min Jae: O halde, geleceğini bile bilmediğin bir insan için beni ezip geçecek misin?

Shin Young: Eğer senle çıkarsam, insanlar bana güler.

Min Jae: İşte bu yüzden bu yaşta hala bekarsın! Çok fazla düşünüyorsun. Kalbin gitmek istiyor, ama düşüncelerin yolu tıkıyor… O adam gelirse sana gitmen için izin vereceğim dedim ya!

Shin Young: Ya… gelmezse?

Min Jae: O zaman sonsuza kadar benimle kalırsın… (Shin Young donup kalır, Hikaru ise ekran karşısında çoktan erimiştir bile…)

Bitti mi? Tabii ki hayır: İnanılmaz komik mimikleri olan acemi çapkın Chinese medicine doktorumuz; Min Jae’nin minare yıkılmış ama mihrap yerinde kalmış olan orta yaşlı annesi; ve Shin Young’un ofis arkadaşları da işin içine girince, son derece keyifli, gerçekçi, samimi ve eğlenceli bir yapım çıkmış ortaya. İzlerken bir dakika bile sıkılmadım; tempo hep çok yüksekti. Üç kadının maceraları birbirinden komik ve şekerdi.

Bitirişi de Shin Young’un şu muhteşem replikleriyle yapalım:

Yürüyorum, yürüyorum… Yine de aşmam gereken tepeler var…

Yaşıyorum, yaşıyorum… Hâlâ öğrenmem gereken çok şey var…

Günde üç kez yemek yesek bile, bir sonraki sefere yeniden acıkırız… O halde, tek bir tecrübeyle bütün hayatımızı geçirmeyi nasıl düşünebiliyoruz?

Her seferinde yaşamalı, sevmeli, ve önümüze bir engel çıktığı zaman onun üstesinden gelmeyi başarmalıyız…

Hayatın ne olduğunu bildiğimi zannettiğim zamanlarda, beni yolumdan saptıracak en ufak bir taştan bile kaçınmama sebep olan o aşırı dikkatim… o olmadan hayatı, en baştan yeniden öğreniyorum…

Bahar geliyor…

Ve bana baharı getiren bu adamın yanında çooook uzun bir zaman kalmayı dilerken, muhabiriniz Lee Shin Young, normal gücünün tam 100 katıyla bildiriyor!

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı Kdrama içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

The Woman Who Still Wants to Marry: “sinek kadar kocam olsun başımda bulunsun” demeyen bir kadın! için 14 cevap

  1. MaryBeth dedi ki:

    ay hikarucuğum ne güzel yazmışsın öyle ellerine sağlık! ben henüz son bahsettiğin diziyi izleyemedim ama en kısa zamanda izleyeceğim. gerçekten bayıldım üslubuna da:) bundan sonra takipçilerinde biri olarak sayabilrsin beni de:) yazılarının devamını dört gözle bekleyen ahaliden biriyim artık. haydi yaz yaz!

    • hikaruivy dedi ki:

      selam mary beth, bloguma hoşgeldin ^^
      evet diziyi fazlasıyla tavsiye ederim, benim en sevdiğim dizilerin listesine girdi bile… yazılara gelince, eheh, fırsat buldukça yazıyorum ama bu hafta bayaa yoğunum açıkçası… teşekkür ederim güzel sözlerin için🙂

  2. La Fea dedi ki:

    Vayy çok iyi yazmışsın🙂 Ben kısa geçmiştim bir şekilde sıktı beni dizinin gidişatı. Sevdim ve zaman kaybı da diyemem ama sanırım bu ‘Bu yaşımda’ triplerine çok sinir oldum bende. Sayılı çevirmenlerden olan Jung’un kendini tamamlanmış başarılı hissetmek için illa bir kocaya ihtiyaç duyması, sonra kocasının ailesine olan hoş görüsü. Delirtti beni. Kesinlikle Bugi de benim favorimdi. Zaten dizide en beğendiğim ve özendiğim şey bu üç kadının dostluğu oldu. Kim Bum çok çıtır daha ama çok tatlı olmuş bu rolde. Gerçek yaşından büüyk bir karakter :)) O bile küçük benim için haha. Ya ben de gençleri pek beğeniyorum🙂 Lee Min Hoo, Jang Geun Soeuk, bu senin parantez içinde belirttiğin çocuk You are Beuatufildaki eleman dimi ortanca dediğim benim o da çok tatlı🙂

    • hikaruivy dedi ki:

      teşekkür ederim la fea. seni niye sıktı ki acaba? enteresan bi biçimde ben hiç sıkılmadım. ama ben sex and the city falan da severim, bu tarz açıyor beni yani, belki o yüzdendir.

      ama o bu yaşımda tripleri konusunda haklısın! ben de yukarıda bol bol içimi döktüm zaten, eheh😀

      kim bum’a gelince, evet, galiba daha bir çıtır dursun diye onu özellikle seçmişler! yirmi yaşında, hem de iyice küçük gösteren bir çocuk, 24 yaşındaki biri rolünü neden oynasın ki? jang geun suk olsaydı bu açıdan da iyi olurdu; ama o zaman başroldeki kızla aralarındaki yaş farkı çok bariz belli olmazdı, sanırım bunu düşündüler….

      haha, ne varsa yeni nesilde var la fea’cım! lee min ho, jang geun suk, ve evet you’re beautiful’un ikinci adamı jang yong hwa. hepsi birbirinden tatlı yahu🙂 baktıkça şöyle 3-4 yaş daha küçük olup kore’ye yolum düşseydi demeden edemiyorum, hahah😀😀

  3. La Fea dedi ki:

    Ahh yok Sex And The City izlemeyeceğim bir yapım ama bu diziye yeniden bakma isteği uyandırdın bende🙂 Gençleri üzmeyelim, istikbal gençlerde önlerini açalım kariyer anlamında😀

    • hikaruivy dedi ki:

      tabii canım, artık sıra gençlerde😀 şahsen bana bu güzel çıtırları ekranlarda görmek ve bazen hikayelerime konuk etmek yetiyor, bakma sen yukarıda dediklerime🙂 haha😀

  4. DayDreamer dedi ki:

    Diziyi bilmem, ama yazın çok güzel ve içten olmuş.🙂
    Arada bayanların yaşı ve genç sevgili meselesi hakkındaki düşüncelerini de paylaşmışsın daha bir hoş olmuş. Bir erkek olarak, pratikte benim için nasıl olur bilemiyorum, lakin düşünce itibarıyla seninle aynı fikirdeyim. Toplumdaki; “Erkekler kendinden genç kadınlarla birlikte olabilir, ama kadınlar kendinden genç erkeklerle birlikte olamaz, ayıptır” söylemi bana ikiyüzlülük gibi geliyor.

    • hikaruivy dedi ki:

      Teşekkür ederim DayDreamer! Sağduyulu erkeklerin de var olduğunu bilmek çok güzel bir duygu, eheh ^^ Dediğin gibi, toplumda bazı ikiyüzlülükler var ki, fena halde sinirimi bozuyorlar. O yüzden yazıda da kendimi fazla kaptırıp sık sık konu dışına çıktım; olayı kişiselleştirdim😀 Neyse, dizi de güzeldi deyip bitireyim😀

  5. Lee dedi ki:

    Ben bu dizinin erkek versiyonu dedikleri The Man Who Can’t Get Married’i izlemiştim. Yoo ah In’de oynuyor, özellikle Kimbap’a duyrulur :p

    Güzeldi valla, hele dizinin sonundaki ufacık parodilere bayılmıştım. Bu dizide listemdeydi ama bir türlü sıra gelmedi. Bir de ben Kim Bum’u kesinlikle ve kesinlikle böyle bir role yakıştıramıyorum. Soğuk durmamın asıl nedeni bu mu acaba? :p Yazı içten olmuş çingu, ellerine sağlık^^

    Bir de orijinal olan Japon versiyonunu izleyin derim (Yukarıda bahsettiğim dizinin) O çok daha güzel. Koreliler yine orijinalinin üstüne çıkamamışlar. Çıktıkalrını göremedim zaten😀

    • hikaruivy dedi ki:

      teşekkür ederim Lee. bahsettiğin diziyi de merak ettim şimdi. bu sefer önce Kore versiyonunu, sonra Japon’u izleyeyim; bakalım Hana Yori Dango’da son izlediğimi daha çok beğenmem gibi Japon’u daha çok beğenebilecek miyim?

      Kim Bum’u ben de bu role yakıştıramıyordum ama olmuş valla. Bayaa hoş olmuş hem de.

      Kimbap kesin izlemiştir onu. Gerçi Yoo Ah In’in daha küçük olduğu zamanlarsa pek sarmamış olabilir tabii🙂 Çocukcaaz yeni yeni açılıyo😀

  6. Geri bildirim: En Sevdiğim Dizi Karakterleri (Mim) | Hikaruivy'nin renkli dünyası :)

  7. aslı dedi ki:

    ben bu diziyi izlemek istiyorum ama engellenmiş nasıl izleyebilirim?

  8. melike dedi ki:

    ben bu filmi izlemedim ama fotoğraflarına baktımm güzele benziyoo sizin bu yazdıklarınızı okuyuncada meraklandımm ve izlemey başladımm bnm sorcağım bişey var boys over flowers diziinde kim bum (yi jung) ve kim so eun (gaeul) ben bu çifti çok seviyorumm bofu 25.bölüme kadar izledimm ve final oldu ondan sonra bn birkaç yerke yi jung ve gaeul un videolarını gördüm bofun diziinde 3 kere dah izledimm diziiy ama o bölümleri görmedimm acaba özel bölümleri varmıı diye merakk ediyorumm bide bişey daha kim bum ve kim so eun un başka beraber aynı diizide oynadılarmıı bunuda merak eyiroumm soularımıı yanıtlarsann çokk mutluu oluruumm …

    • hikaruivy dedi ki:

      kim so eun’la kim bum’u ben de çok yakıştırmıştım, hatta bütün kore de bizim gibi düşünüyordu🙂 ikisinin rol alacağı başka dizi projeleri vardı ama bildiğim kadarıyla gerçekleşmedi😦 belki senin gördüğün videolar reklam çekimleri ya da bizdeki magazin/dizi tanıtımı gibi programlara ait videolardır, ama benim bildiğim kadarıyla dizinin özel bölümü yok. keşke olsa, ben de izlerdim🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s