Bayram sürprizi: Senaryo yazıyorum!

Evet, yanlış okumadınız: Lee’nin fikrinin büyüsüne ben de kapıldım ve oturup bir senaryo da ben yazmaya başladım! Aslında hiç de iyi etmedim: Çünkü bütün tatil bununla geçti; odama kaçıp kaçıp yazı yazdım yahu… Ben zaten biliyordum başıma geleceği; kendimi hayallere ve hikâyelere kaptırınca gerçek hayattan kopuyorum resmen. Çok fena bu huyum, çokkk… Şimdi de elimde dört günde yazılmış altmış sayfalık bir yazı, kafamda uçuşan binlerce fikir, gerçek dünyada ise yapılmayı bekleyen bir dolu işle kalakalmış vaziyetteyim!

Anlatmaya en baştan başlayayım: Lee’nin senarist olmaya karar vermesinden hepimiz haberdarız. Bilmeyenler için link bu. Lee sonra bu fikri mim’e dönüştürüp bize paslamayı planlıyor(du, sanırım hâlâ böyle düşünüyor). Benim de çok ama çok hoşuma giden bir fikirdi bu: Karakterlerin yerine hepimizin tanıdığı aktörleri/aktrisleri koyarak kendi hikâyeni yaratmak, olayların gidişatına istediğin yönü vermek süper eğlenceli olacaktı! Ama dedim ya, gerçek dünyada bir sürü iş bizi beklerken yapması hiç de kolay olmayan şeydi bu. Bir de işin ucunda yazmaya başlayıp yarım bırakmak, ya da baştansavma bir şekilde tamamlamak vardı ki, bu da kabul edilemez bir şey benim gözümde. Yarım kalmış işlerden sonra kendimi çok kötü hissederim (ve işin fenası bunlardan hayatımda bir yığın var… :P) Neyse işte, o yüzden başlangıçta bu işe kendim girmeye pek yanaşmadım. Ama dört gözle Lee’nin ve diğer gönüllülerin yaratacakları hikâyeleri bekliyordum. Derken…

Derken efendim, geçen hafta “Öyle bir geçer zaman ki” (ÖBGZK)yi izlerken tuhaf bir şey oldu: Beynimde aşağıdaki prosesler aynen sırasıyla yaşandı:

“Ne güzel dizi yaa… Basit bir hikâye, ama müziklerle, içindeki doğallıkla, oyunculuklarla, böyle bir hikâye çok etkileyici bir hale gelebiliyor…

Şu Yıldız Çağrı Atiksoy da ne güzel bir kız… Çok duru bir güzelliği var… Dur bakiyim? Azıcık da Koreli kızları andırıyor sanki: Kara kaş-kara göz; beyaz ten, düz koyu renk saçlar, ufak burun-ağız, ince sülün gibi bir vücut…

Kore’ye gitse bizim Kore dizilerindeki hatunların çoğundan daha çok beğenilirdi. Iyyy, Go Mi Nam ya da Geum Jan Di yerine keşke bu kız gibi birisi oynasaydı be!

Hakikaten ya, bu kız Kore dizilerinde oynasa ne süper olurdu! Dur bakayım, kimle yakışır? Hımm, benim favorilerin hepsiyle olur: Lee Min Ho, Jang Geun Suk, Kim Jae Woo, Jung Yong Hwa… Hepsi olur… Ama gerçek hayatta böyle bir dizi projesinin olabilirliği yok maalesef (hüngür 😦 )

Aaa… bi dakka ya… Belki gerçek hayatta zor bu iş, ama hayaller evreninde beni tutan mı var?

Tabii yaa… Bunca zamandır “Uzak doğu dizilerinin Türk versiyonlarında kim oynar” diye kendi kendime geyik çevirip duruyorum… Peki ya soruyu şöyle sorsak: Uzak Doğu dizilerine Türk oyuncular misafir olamaz mı?

Düşünsenize, bir Kore dizisi, ve başrol oyuncusu… Türk! Ohaaa… Süper olmaz mı? İki kültürün birbirine ilginç gelen yönlerinden, çatışmalarından amma komedi çıkar!

İyi de bu iş nasıl olur? Ne âlâkâ? Niye Türk kızı Kore’ye gitsin ki? (Bizim gibi Kore manyağı değilse elbette 😛 )

Aaa, dur dur: Exchange öğrencisi olarak gitmiş olabilir… Peki ama neden Kore? Neden Avrupa falan değil mesela?

Kore’yle bizim Kore Savaşı yüzünden bir gönül bağımız var, öyle değil mi? (Hatta Türkleri pek seviyolar bu yüzden ^^) Bak bunu kullanabilirim…

Peki ama bu kız erkeklerle nasıl aynı ortama düşer?

Sadece okul, sınıf muhabbetiyle olmaz… Hem değişik bölümlerde okuyan öğrencilerden bahsedemem o zaman… Bir kulüp muhabbeti falan mı olsa acaba?

Bir dakika bir dakika: Kore dramalarının ilk ve en birinci klişesi sayesinde elbette: Aynı evde kalarak!

Hımm, peki bu iş nasıl olabilir?

Tabii ki yine süper bir klişe olan “yanlış anlama”lar sayesinde (en yakın örnek: bkz. Personal taste) Birbirlerini isimlerine, ilgi alanlarına, hatta yanlış izlenim veren facebook fotolarına göre yargılarlarsa, bir Koreli ve bir Türk pekâlâ kız zannettikleri birinin erkek, erkek zannettikleri birinin de kız çıktığını görüp şoke olabilirler! Böyle bir durumda da, kira kontratı önceden yapılmış ya da iki taraf da parasız kalmış, başka çare bulamamışlarsa, aynı evde yaşamaya mecbur olacaklardır…”

Ve hikâyemiz tamamlanmıştır! İşte size bulmacanın bütün parçaları: Üniversite son sınıf matematik bölümü öğrencisi olan Berna, çocukluğundan beri hayalini kurduğu şeyi gerçekleştirmek için exchange öğrencisi olarak bir dönemliğine Kore’ye gider. Bu arada internet aracılığıyla ayarlamalar yapmış, üç kız öğrencinin kaldığını zannettiği bir evde dördüncü kiracı olarak yaşamak üzere kontrat yapmıştır. Fakat Seul’a gelip de kız zannettiği öğrencilerin üç tane birbirinden yakışıklı (öhömm.. :D) erkek olduğunu görünce şoke olur! Ciddi, çalışkan ve cimri Jung Woo (Lee Min Ho), çapkın tiyatro öğrencisi Jin Ki (Jang Geun Suk), ve saf, neşeli, spor akademisi öğrencisi  Sun Yong (Lee Seung Gi) ile aynı evde yaşamaya başlayan Berna’nın bakalım başına daha neler gelecektir??

Evet biliyorum, tersten başladım (karakterleri ve hikâyeyi yaratıp onlara uygun cast bulmak yerine oyunculara göre hikâye yazdım…) Ve evet, fecii halde klişelerle giriştim olaya… Ama yazmak o kadar eğlenceli oldu ki, anlatamam. Yazdıkça her sahne tek tek gözümün önüne geldi, komik yerlerde kendi kendime kıkırdadım durdum 🙂 Ayrıca yazının ilginç bir büyüsü var; yazdıkça her şey daha bir oturuyor; karakterler kendini olayların gidişatıyla buluyor. Hatta öyle ki, ikinci bölümün sonlarına gelip ilk bölümü yeniden okuduğum zaman “Aa, bu karakter burda böyle dememeli, şöyle konuşsa daha iyi olur…” deyip düzelttiğim yerler de oldu.

Şu anda ilk iki bölüm tamamlanmış durumda. Fakat senaryo yazmanın s’sinden bile anlamadığım için benim yazı daha çok bir hikâye kıvamında oldu… Bir de aralara kendi yorumlarımı ekledim (mesela “Jung Woo öküz gibi bakar” diye bir cümle geçiyor; sanmam ki senaryo yazımında “öküz gibi bakmak” diye bir yazma şekli olsun 😀 ) Soundtrack ve yan rollerdeki aktör/aktrisler hâlâ kafamda netleşmiş değil… Ama zaten rejisörlere, yapımcılara göndermiyciiim, o yüzden bence bir zararı yok; siz sevgili müstakbel okurlarım hikâyeyi sevsinler yeter 🙂 Eee, ne dersiniz, bir Türk kızı Koreli yakışıklılarla bir araya düşerse neler olabilir?

Düşüncelerinizi, önerilerinizi, bu hikâyede görmek isteyeceğiniz her şeyi bana yazın. Eğer konu sizin de hoşunuza gittiyse gaza gelip bir an önce ilk iki bölümü post edicem (hatta muhtemelen bunun için ayrı bir blog falan açacağım; o kadar uzun bir yazı buraya nasıl post edilir emin değilim…). Sonra hep birlikte düzeltmeler yapar, uygun müziklere, yan rollere karar veririz. Ne dersiniz? Yorumlarınızı bekliyoruuuuum 😉

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı kişisel, Uzakdoğulu aktörler/aktrisler içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to Bayram sürprizi: Senaryo yazıyorum!

  1. Ser_min dedi ki:

    Biz ilk bombayı Lee den beklerken sen daha hızlı çıktın dostum. Kötü mü oldu peki tabiki hayır. Biz her ne kadar klişe desekte sonuçta baıla bayıla izlemiyor muyuz? İzliyoruz e o zaman orası önemli değil. Berna ismini beğendim rahatlıkla kullanılabilir bir isim Ber Na Şi 😀 Yalnız şahsi fikrimi beyan ediyorum tek gözüme batan şey bir anda 3 kişilik bir eve girişi. Bence içlerinde en sevdiğin karakteri seç ki sanırım Min Ho’nun karakteri uygun düşer onla evi paylaşsınlar sonrasında diğer iki karakter dahil olsun. Hem sana bir kaç bölüm kazandırı hem bir aşk dörtgeni yaratmak istersen işin kolaylaşır(tanıştıracağın olay örgüsü ile) hem bir çok komik sahnen olur.
    Böyle bir şey, tam senaryo olarak yazsan bak söylüyorum biz çok tatmin olmazdık ama senin için kolay olurdu. Çünkü senaryolar kalıp yazılardır.
    Mesela
    Jung Woo:
    (Sert bakışları ile odaya girer.)
    -Burda ne arıyorsun?
    Berna:
    (Şaşkın bir ifade ile Jung Woo’ya bakar ve cevap veremez)

    Açıkçası bu soğuk ancak kolay bir iş bana göre heleki aklında çoktan temel kurguyu oluşturmuşsan. Onun yerine süslü cümleler okurken daha eğlenceli olur.
    Oda giren Jung Woo karşında Bernayı görünce hiç bir şekilde uslubunu bozmadan o keskin ancak uzun süre bakıldığında içindeki yumuşak tarafı gösteren gözleri ile Berna’ya “Burda ne arıyorsun sen?” dediğinde Berna hiç bir şekilde tepki verememişti. Nedeni ise kendisine bile itiraf edemediği, O’na karşı duyduğu aşktı…

    Ay çok uzattım neyse ben beğendim vallahi bakalım türk kızının başına neler gelecek. o zaman sana kolay gelsin diyerek bekliyorum bölümleri. Bu arada Soundtrack te yardımcı olabilirsem ne mutlu bana 😉

    • hikaruivy dedi ki:

      Valla sevgili ser_min, öyle hoş ve öyle yararlı bir yorum bırakmışsın ki, resmen gözlerim doldu… Çok teşekkürler be çingu’cum! ^^

      Şu “soğuk ve kolay senaryo yazma kalıpları vs. süslü cümleler” muhabbeti kesinlikle ve kesinlikle tam da aklımdan geçen ikilemi özetliyordu: Ben de ikisi arasında kararsız kaldım; aynen dediğin gibi yazmada kolaylık mı, yoksa okuyan için daha hoş bir deneyim mi tercih sebebi diye düşün düşün işin içinden çıkamadım, ve — ikisi arasında bir yol tutturdum! Aynen senin örnek üzerinden devam edeyim:

      “Oda giren Jung Woo karşısında Berna’yı görünce sert bakışlarla:
      “Burda ne arıyorsun sen?” diye sorar.
      Berna şaşkın bir ifade ile Jung Woo’ya bakar ve cevap veremez. Dudakları titrer (muhtemelen bu, duyduğu aşk yüzündendir…)”

      gibi… Yani hareketlere odaklandım, duygulara fazla girmemeye çalıştım, duygulara illa girmem gerekiyorsa bunu yorum olarak belirttim; ayrıca hareketleri yazıdan ayrı olarak parantez içinde belirtmek yerine hikâye örgüsü gibi yazdım. Böyle ortaya karışık bir şey oldu; ne hikâye, ne de klasik anlamda bir senaryo, valla işte affınıza sığınıyorum 😛

      bu arada dediğin şeyi ben de düşündüm (üç erkekle aynı evde kalması mı, yoksa tek erkekle kalması mı sorunsalı…) ve açıkçası tek erkekle kalmasının çok çok daha mantıklı bir şekilde bağlanacağına inanmama rağmen, gerçeklikten biraz ödün verme pahasına da olsa üç kişiyi tercih ettim. çünkü böyle daha komik çatışmalar yaratma potansiyelim vardı (şimdi böyle yazınca ne demek istediğim pek anlaşılmıyor, ama okuyunca göreceksin 😀 )

      bu arada soundtrack yardımı teklifinin de hiç ikiletmeden derhal üstüne atlıyorum. hatta sana birazdan bir mail atıyorum. (selam verdin borçlu çıktın! ehu ehu 😛 )

  2. Lee dedi ki:

    Hikaru inan çok sevidim. Ben tatilimin son günündeyim. Araya vizeler ve tatil girince senaryo kaldı biraz. Ama çoğunluğu tamam benimde. Konuyu beğendim, klişe evet ama sen bunu Koreli senaristler gibi yapmazsın. Eminim çok eğleneceğiz :),

    Bu arada ben de senaryo demiştim ama hikaye gibi yazacağım. Hani o yüzden (öküz gibi bakar) gibi senaryovari olaylar olmayacak bende 😀 Açıklama yapayım dedim. Ben öyle senaryo yazımı sevmiyorum. Bildiğimiz ufak bir kitap olacak gibi. sonra keşfeden Koreli yapımcılar benim kitabımı senaryoya çevirirler. Öhöm öhöm.. 😀

    Eve gidince bu yazıyı bir daha okuyacağımi şimdi bu kafede kafamı pek toplayamıyorum 🙂 O yüzden yarın görüşmek üzere diyorum ^^

    Berna’ya da selamlar aha 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      Yaşasınn! Çok sevindim Lee, ben de sen söylediğinden beri hevesle bekliyordum. Bir an önce yazdıklarını okumak için sabırsızlanıyorum ^^

      Berna ‘ya gelince: Yukarıda ser_min’e yazarken unutmuşum, Berna ismini çok düşünmeden seçmiştim, ama üzerinden acayip geyik çevirdim sonra, o yüzden sonradan çok tuttum 🙂 Selamını da söylerim tabii, ahaha 😀

      Ayrıca Berna karakteri acayip sevdiğim bir karakter oldu: Şöyle ki, neşeli, akıllı, arkadaş canlısı, arada bir saflıkları olan ama bunu salaklık derecesinde abartmayan bir esas kız hayallerimin esas kızıdır 🙂 bunu da gerçekleştirme şansı buldum, iyi oldu 😀

      Yeni yazılarını bekliyorum ^^

  3. kimbapsushi dedi ki:

    hikaru chan, yeni gördüm ve çok sevindim. zaten lee ortaya atınca heyecanlanmıştım ve merakla bekliyordum. yazdıklarınızı okumak çok keyifli olacak^^
    şimdi öncelikle bence de senaryo daha ruhsuz kalır, zaten yazılış amacı da bir şekilde sahnelemek olduğuna göre bizim amacımıza çok da hizmet etmiyor. ben daha ayrıntılı bir anlatımı tercih ederim, araya espri sokarsın göndermeler yaparsın, hikayeyi güzelleştirmek için daha çok imkanın olur. soundtrack konusunda ben de yardım etmeye çalışırım elimden geldiğince^^
    şimdi gelelim ortaya attığın hikayeye. ben yazsam tamamen koreli bir cast kullanırdım (hikayeye girecek tek türk ben olabilirim, o da ancak esas kız olarak:P) ama bulduğun oyuncu gayet sevdiğim biri olduğundan batmadı. hikaye de güzel olacağa benziyor, bu hikayeden you’re beautiful tarzı pek çok şebeklik bekliyorum, aynı derecede romantizm, rekabet, hırs falan:P
    heyecanla bekliyorum canum, bir an önce yayınla hatta çok merak ettim^^ kolay gele.

    • hikaruivy dedi ki:

      Teşekkür ederim kimbap’cım, yine yüreklendirdin beni ^^ Yorumlarınızı her okuyuşta gaza geliyorum valla; nerdeyse gece gündüz yazacağım 😀 Gerçi şimdi tatil de bitti, artık bu hızla yazamam, ne fena 😦

      Yıldız Çağrı Atiksoy benim de çok beğendiğim bir oyuncu. Gerçi kendisini ÖBGZK ile tanıdım. Ve bu dizi de -hepimizin gaaayet iyi bildiği gibi- dramın Allah’ı! Ama Yıldız’ın aynı zamanda romantik komediye de çok yakışabilecek bir tipi olduğunu düşünüyorum; çok masum bir güzelliği var ve gülünce pek şeker oluyor (maşallah :P) Ayrıca Lee Min Ho ve Jang Geun Suk gibi taş elemanların yanına böylesi güzel bir kız yakışırdı 😀

      En kısa zamanda yeni bir blogda yayınlayacağım inşallah… Ama yeni blog açmak için biraz uğraşıp süslemeler yapmam gerekecektir… Neyse, çok uzun sürmeyecek ama, söz veriyorum 🙂

      Öperim, sevgiler chingu’cum, tomodachi’m :))

  4. koredelisi dedi ki:

    Vayyy yazını tek solukta okudum resmen, gerçekten bayram sürprizi oldu:) Lee’den dört gözle beklerken bombayı sen patlattın^^
    Öhü öhü başlıyorum; kore-japon ortak yapımı Friends dizisini izlerken ”keşke japon kızın yerinde bir türk kızı olsaymış, çocukta melez sanki bizim Türk kızlarıyla pek yakışır” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Şimdi senin yazını okurken içim içime sığmadı mini hayalim gerçek olluyor galiba:))
    Oyuncu kadrona bayıldım doğrusu ”Lee Min Ho,Jang Geun Suk, Lee Seung Gi” hayalimizdeki muhteşem üçlü… Senaryonda aşk üçgeni olucak gibi görünüyor, hangisi kazanıcak bilmiyorum ama ”Ciddi Lee Min Ho” demişsin bu ciddiliği biraz abartabilirsin. Yani demek istediğim yakışıklıların hepsi kıza iyi davranmasın, en azından bir tanesiyle kavga edip dursun… Bir klişede bende büyük aşklar kavgalarla başlar misali…Off tamam sustum:D(Sadece bir an aklıma geldi şahsen benim kavga ettiklerinde daha çok seviyorum, çünkü sevgisini diğerleri gösteremediği için uzaktan her daim kızı koruyup kollamsılarını seviyorum be;))
    Hikaruivy son bişi daha söylemezsem çatlarım, bende okurken senaryo yerine senin yaptığın gibi senaryo-hikaye karışımı okumayı tercih ederim;)
    Tamam şimdilik bu kadar gidiyorum:D Senaryonu biran önce okumak istiyorum, kolay gelsin;))

    • hikaruivy dedi ki:

      Koredelisi, valla kalbin çok temizmiş, nerdeyse dediklerinin hepsi var senaryoda! Lee Min Ho fazlaca somurtuk ve ciddi bir karakter olarak başladı hayatına; ama tabii zamanla kalbi ısınınca kendine gelip o şeker gülüşünden bizi mahrum bırakmaz diye tahmin ediyorum 😀 Ayrıca Berna karakteri de bir Go Mi Nam olmayacak kesinlikle! Bizim kız tuttuğunu koparan, yer yer kavgacı, ama aslında iyi kalpli ve neşeli bir kız. Tipik Türk kızı yani (öhömmm 🙂 )

      Üç-dört gün içinde son düzenlemelerle birlikte ilk bölümü yayınlayacağım. Asıl yorumlarınızı o zaman bekliyorum. Umarım seversiniz ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s