İlk Aşk: İzi hep kalır…

İlk aşkımız: En masum duygularımızı avcunun içine bıraktığımız sevgili… İster 5 yaşında yaşanmış olsun ister 15 yaşında; ilk aşklarda hep çok özel bir şey vardır: İlk’leri yaşamanın, dünyayı birlikte keşfetmenin iki insanı kopmaz bağlarla birbirine bağlamasıdır bu, belki… Ya da bir daha dünyaya o kadar büyük bir umutla bakamayacağını bilmek, içten içe… İlk aşklar hiç bitmezmiş zannedilir; o sevgili şüphesiz ömrümüzün sonuna kadar bizimle olacaktır; zaten hayat da sadece güzellikler vaad etmiyor mudur? Fakat… öyle değildir işte: Her şey gibi, ilk aşk da biter… Fakat sonraları, belki daha büyük aşklar, daha tutkulu sevdalar yaşansa bile, ilk aşkın verdiği o muhteşem mutluluk hissi ve geleceğe dair duyulan o lekesiz güven, belki de bir daha asla yakalanamayacaktır…

Geçenlerde Boku no Hatsukoi wo Kimi ni Sasagu, bilinen adıyla “I give my first love to you” yu izledim. İki küçük çocuğun onlarla büyüyen sevgisini gördükçe Nancy Sinatra‘dan “Bang Bang“i anımsadım; “I was 5 and he was 6 / we rode on horses made of sticks / he wore black and I wore white” diye devam eden; bana hep Rose of Versailles‘da André ve Oscar’ın çocukluklarını anımsatan o şarkı çaldı beynimin arka fonunda.  Sonra, My Girl’ü, Little Manhattan‘ı hatırladım. Hepsi ilk aşk üzerine, hepsi birbirinden güzel filmlerdir… Yazık ki bu konu üzerine aklıma gelen tek Türk filmi olan “İlk Aşk”ı onlar kadar etkileyici bulamamıştım… O yüzden bu yazı, benim izlediğim en güzel 3 ilk aşk filmine adanmıştır.

Dikkat, bundan sonra spoiler olabilir! Filmleri izlemediyseniz “read at your own risk”:

I give My First Love to You

Filmimizin konusu özetle şöyle: Takuma, bir kalp rahatsızlığı sebebiyle 20 yaşına varmadan ölecektir. Tek çare, organ naklidir; fakat uygun organ bulmak kolay değildir… Mayu ise, Takuma’nın doktorunun kızıdır. İki çocuk birlikte büyürler. Çocukluktan itibaren birbirlerine karşı derin duygular hissederler. Liseye başlama çağı geldiği zaman Takuma Mayu’yu kendinden uzaklaştırmak için en iyi okullardan birine başvurur. Tembel Mayu’nun bu okula girmesine imkân yok gibidir. Ama Mayu Takuma’dan ayrılmamak için canını dişine takar ve aynı okula girmeyi başarır. Hatta birinci olur! İlk gün Japonlar’da âdet olduğu üzre okul birincisi olarak konuşma yapmak için kürsüye çıktığı zaman Takuma’ya bağırır çağırır, benden o kadar kolay kurtulamazsın diye çocuğu tehdit eder! (Ha hayyt, aferin Mayu, “way to go” adamım!) Bu arada okul ikincisi olan Takashi de bu cesur kıza âşık olur! Takumi’ye “yemeyenin malını yerler” diyerek Mayu’nun peşine düşer. Sonra… sonra beklenmedik olaylar olur. İşte böyle…

Şimdi, öncelikle filmin artıları: Hikâye kesinlikle çok etkileyici. Zaten nasıl olmasın; 20sine varmadan ölüm fermanı imzalanmış genç bir çocuğun ve onun büyük aşkının hikâyesi trajik olmaz olur mu Allahaşkına?? Ki bir de bu çocuğun melekler kadar güzel bir yüze sahip olan (maşallah! pü pü pü!) Okada Masaki tarafından, son derece başarılı bir biçimde canlandırıldığını düşününüz. Diğer başrol oyuncumuz Inoue Mao da her zamanki gibi son derece başarılı. (Yalnız Mao’nun tüm sevimliliğine rağmen Masaki kadar güzel olmadığını belirtmeden geçemiyciim: Aşağıdaki resme bir bakınız. Oğlan kızdan daha güzel değil mi sizce de? Aman neyse neyse, onlar birbirlerini sevmişler, bana ne ayol??)

Filmde öyle vurucu sahneler var ki, yüreğim ağzıma gelerek izledim: Takumi ve Takashi’nin koşma yarışı yaptıkları sahne bunlardan biriydi örneğin. Ayrıca Teru’nun ölümünü öğrendikten sonra Takumi’nin hastanenin yangın merdiveninde fenalaştığı sahne de çok fenaydı, çoookk… Fakat aynı zamanda çok romantik, ya da çok sevimli olan sahneler de vardı ki, her biri yüzümde koca bir gülümseme bıraktı: Özellikle Takumi’nin doktora “seks yapabilir miyim?” dediği anda doktorun suratında oluşan ifade efsaneydi! Bilgisayar başında bana sağlam bir kahkaha attırdı 🙂

Son olarak, filmin soundtrack’i, özellikle “sayou-nara, ari-gatou, suki dayo, suki dayo” diye feci halde dile dolanan müziği yok mu, insanı can evinden vuruyor.

Yalnız filmin finaline bir itirazım var: Sırf daha etkileyici olsun diye sonunda iki elemanı da öldürmek zorunda mıydınız sayın senarist, yönetmen ve yapım-ve-yayında-emeği-geçenler? Yani, zavallı Takuma’cığa hayat veremeyecekse gül gibi Takashi’nin ölmesinin sebebi neydi?? Zavallı Mayu’nun yerlerde sürünerek Takushi’nin ailesinden kalbini dilendiği sahnenin anlamı neydi?? Mayu, o hareketiyle sevdiği adamın hayatını kurtarabilmeliydi bence. O zaman daha anlamlı olacaktı her şey; hâlâ mucizelere inancımız kalacaktı. Niye böyle yaptınız ama yaaa, böhüü!

Neyse… Her şeye rağmen güzel filmdi işte…

(Bu da bahsettiğim ünlü soundtrack parçası. Filmden görüntüler eşliğinde)

Little Manhattan

İşte sinemanın en şeker ilk aşk hikâyelerinden biri daha: Kahramanımız Gabe, 11 yaşında olduğu yaz tatilinde kindergarten’dan beri arkadaş olduğu Rosemary’ye karşı tuhaf şeyler hissetmeye başlıyor ve zavallıcığın ödü kopuyor! O zamana kadar kızlarla erkeklerin dünyası birbirinden tamamen ayrıdır çünkü, Gabe başına gelenlere bir anlam veremiyor… Küçük oğlan Manhattan’ın 72. ve 96. caddeleri ile sınırlı küçük dünyasında aşkı keşfederken, bir yandan da boşanmak üzere olan ailesinin sorunlarıyla boğuşuyor… Küçük bir çocuğun büyük dünyasını keşfetmek ve o saf duyguları yeniden hatırlamak isterseniz, kesinlikle es geçmemeniz gereken bir film “Little Manhattan”. Ayrıca şu alttaki afişi de ne kadar sevimli, öyle değil mi?

My Girl

İşte izlediğim en güzel aşk filmlerinden biri… Sonunda hayatımın şokunu yaşadığım, boğazım ağrıyana kadar ağladığım bir film… Macaulay Culkin’in, Anna Chlumsky’nin yanakları sıkılıp sevilesi 11 yaşındaki hallerini; Vada’nın cenaze evindeki yaramazlıklarını, çatlak büyükannesini ve iki çocuğun en iyi arkadaşlık / ilk aşk arasında salınan duygularını unutmak mümkün mü? Sonradan ikincisi de çekilmişti bu filmin; ama ilkinin tadını vermemişti elbette. Veremezdi de. Çünkü, ilk fimin büyüsü küçük Thomas’ın şu sözlerinde saklı:

“they say sometimes, when you get older, friends stop being friends.

not vada and me.

she’ll always be “my girl“!”

Reklamlar

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı sinema içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to İlk Aşk: İzi hep kalır…

  1. mavi dedi ki:

    My girl neydi yaa.
    Çocukken yayınlanacağını öğrendiğimde oturu bütün gün reklamlarını bile izlerdim. Kızın kulağını delrdirmesi bana hep ilham vermiştir ve yaz başı kıkırdağımı bir gaz delirrip eve geldiğimde filmde de böyle tepki vermişler miydi diye düşündüydüm 😀

    • hikaruivy dedi ki:

      Hahah, bak ben o sahneyi hatırlamıyorum 🙂 Bayaa oldu izleyeli zaten, bir ara tekrardan izlemek gerek… Ama senaristlerin minik şeker Thomas’a yaptıkları reva mıydı yaa, hâlâ düşününce gözlerim dolar 😦

  2. cornelia dedi ki:

    i give my first love to you kesinlikle müthiş bi filmdi.. Ağlamaktan helak olsamda her sahnesine değerdi bence 🙂 Keşke sonu mutlu bitseydi ama maalesef..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s