Amerikan dizileri

Ters psikoloji diye bir şey var: Bir şey yasaklanınca (ya da yapma imkânınız yoksa) ille yapasınız gelir ya, dizi izleme alışkanlıkları konusunda ben de biraz öyleyim. ABD’deyken salak saçma ne kadar Türk dizisi var internetten takip ederdim. Şimdiyse Muhteşem Yüzyıl, Kuzey Güney, bilumum Türk dizileri ayağıma kadar geliyor, ben TV’yi kapatıp Amerikan dizileri seyrediyorum! (İnsanoğlu nankör anacım, nankör… :P) Geyiği bırakırsak bu aralar sardığım diziler şöyle:

hartofdixie2

(Bu kısmı okurken Mumford & Sons’tan I Will Wait dinlemeniz tavsiye edilir. Bu dizinin ruhuna en uygunu, American country/folk music çünkü.)

Hart of Dixie: Adından da anlaşılacağı gibi Amerika’nın güney eyaletlerinin birinde, Alabama’da geçen bir dizi bu. Çıtı pıtı kalp cerrahımız Dr. Zoe Hart (Rachel Bilson) hastalarla insani olarak ilgilenmediği gerekçesi ile uzmanlık bursunu alamaz ve mezuniyetinden beri hiç aksatmadan ona mektup gönderip yaşadığı kasabadaki küçük kliniğe davet eden Dr. Harvey’nin iş teklifini kabul etmeye karar verir. Böylece New Yorklu hanım kızımızın küçük şehirle imtihanı başlamış olur. Elbette bu küçük kasabanın gözde bir bekârı (avukat George Tucker) ve bir adet cahil ama yağuşuklu oğlanı (Wade Kinsella) vardır; ama bunlar da yetmez, aşk üçgenini iyice karmaşık hale getirmek için George Tucker’ın uzatmalı sevgilisi sarışın güzeli Lemon (evet adı Limon) ve kasabanın belediye başkanı, eski futbolcu iri yarı siyahi gencimiz Lavon da olmazsa olmaz. Böylece yaşları 30’a yaklaşan bir grup insan arasında adeta bir The O.C., bir Dawson’s Creek havası yakalarız. Ergenliğinde bu dizileri izlemiş bizim gibi romantik hatunlar için Hart of Dixie’yi heyecanla takip etmekten başka çıkar yol kalmamıştır :P

hartofdixie

Şimdi baştan anlaşalım dostum, dizi biraz tırt. Karakterler yapay, verdikleri tepkiler tahmin edilebilir cinsten. (Yapacakları esprileri bile daha izlemeden bilebiliyorum!) Kasabanın altın çocuğu George Tucker yakışıklı olmayı bırak, besili bir tosuncuk kıvamında. Natalie Portman çakması Rachel Bilson’ınsa o tiki tepkileriyle bir doktor, hele hele bir kalp cerrahı olduğuna inanmak son derece güç. Kasaba hayatının tam bir parodi havasında olmasına değinmiyorum bile: Hayat Sevince Güzel tadında yaşayan kasaba ahalisi bizde bile en son 70’lerin Ayşecik filmlerinde kalmıştı. Bu dizide ise bir gün elmalı turta (?!) festivali olur, Lemon ve Belle’ler folklör kıyafetleriyle gösteri yaparlar, ertesi gün Bluebell’in düşman işgalinden kurtuluş :P günüdür, gene Lemon ve George stand-up’çı olarak sahnededir, vesaire vesaire. Bu kadar renkli (!) bir hayat New York’ta bile yok adamım, kandırmayın bizi. Ama redneck Wade ve sevimli Lavon hatrına tüm bu falsolarını görmezden geliyor ve “feel good movie” janrına uygun şekilde bu diziciği izleyip mutlu oluyoruz. Fazla gerçekçi dizilerden bay geldiyse arada çıtır çerez niyetine tavsiye edilir.

thegoodwife

(Bu kısmı okurken The Good Wife’ın harika soundtrack’inden Any Other World‘ü dinleyebilirsiniz.)

The Good Wife: Hart of Dixie’nin aksine insanı sarsıp kendine getiren çok realist, çok politik, müthiş bir dizi bu! Zamanında Lee büyük övgülerle bahsetmişti, ne zamandır izleme listemdeydi. Şimdi dolu dolu dört sezonu büyük bir keyifle izliyor ve büyüklerin dünyasına dalmaktan zevk alıyorum: Welcome to the capitalist world of America!

Dizinin konusu kısaca şöyle: Chicago başsavcısı olan eşi (Chris Noth) tarafından aldatılan, üstelik eşi bu skandal (ve seks karşılığı bilgi sızdırdığına dair iddialar) yüzünden hapse atılan Alicia Florrick (Julianna Margulies), avukatlık mesleğine geri döner ve üniversite yıllarından arkadaşı olan Will Gardner’ın ortağı olduğu firmada çalışmaya başlar. Bundan sonra her bölümde ayrı vakalar incelenirken bir yandan da eski başsavcının suçu/suçsuzluğu, yeniden politikaya atılma çabaları, Alicia’nın ergen çocuklarıyla başa çıkma mücadelesi, ve yıllar öncesinde küllenmiş bir aşkın yeniden doğuşu gibi sürükleyici bir hikâye de akıp gidiyor…

Dizi sıradan Amerikan izleyicisi için oldukça provokatif. Sanırım muhafazakâr eyaletlerden fazla reyting alamıyorlardır, çünkü dizinin dili de içindeki karakterler de fazlasıyla demokrat! Florrick ailesinin din-diyanetle ilgisi yok, o yüzden küçük kızları Hristiyanlığa sarınca, oğulları müslüman kız arkadaş edinip ezan dinleyince falan anne-baba bir tuhaf oluyorlar :D :D Öte yandan baba Florrick politik sebeplerle Yahudi lobisine yanaşmak isterken kızından gelen “Mavi marmara olayı eleştirisi” ile yemekteki Yahudi işadamları komple bir sarsılıyorlar! :D Şimdi hem demokrat, hem feminist, hem de müslüman olan bendeniz bu diziyi nasıl sevmiyim, mümkün mü böyle bişi? :P

Yalnız The Good Wife’ı Hart of Dixie ile aynı zamanlarda izleyince bünye bi’ tuhaf oluyormuş onu gördüm: Hart of Dixie’nin tosuncuk oğlanı George, burda pislik Blake Calamar olarak karşıma çıktı. Yine Hart of Dixie’nin karizmatik kalp cerrahı Dr. Hart, TGW’de koyu cumhuriyetçi, köylü kafalı bir eski polis. TGW’nin ana karakterleri bir yana, yan karakterleri tek kelimeyle müthiş: Mesela kampanya direktörü, çok becerikli ve karizmatik reklamcımız Eli Gold var ki, Zack’in slut kız arkadaşı Becky’ye verdiği ayarlarla, çocukların yanında cool takılıp içeri odaya geçince zıplayarak sevinmeleriyle insanda müthiş bir sempati uyandırıyor. Sonra bir Kalinda Sharma var ki, en erkek karakterden bile daha erkek, elinden hiçbir şey kurtulmayan şahane bir kadın. Son olarak diziye misafir oyuncu adı altında ünlü yağıyor mübarek: Geleceğe Dönüş’ün Marty’si Michael J. Fox, Çirkin Betty’nin Betty’si America Ferrera, House’un Lisa Cuddy’si Lisa Edelstein falan hep kısa rollerde göründüler, beni ekran başında şaşkınlık ve sevinçle gülümsettiler.

Öyle yani. İzleyin olum, politika ve hukuk düzleminde işler nasıl dönüyor haberiniz olsun! :P

samantha

(Buraya da bir Travis koyalım, dizide de çalıyor bu şarkı. Umut dolu şarkılar yapan bu İskoçyalı grubu çok sevdiğimi söylemiş miydim?)

Samantha Who: Bu şirin komedi dizisi ABC’nin salak yayın politikaları yüzünden iki sezoncuk sürmüş, ama pek şeker. Başrolde tee Married with Children dizisinden tanıdığımız Christina Applegate ablamız var. Konusu biraz My Name is Earl’e (bizim topraklarda Hakkını Helal Et diye de bilinir :P) benziyor:

barrywatsonSamantha adındaki esas kızımız bir araba kazası sonucu hafızasını kaybeder. Uyandığı zaman seyirci ile birlikte eski hayatına dair ipuçlarını birleştirerek nasıl bir insan olduğunu öğrenmeye çalışır. Ancak bir de fark eder(iz) ki, Samantha geçmiş yaşamında yellozun, bencilin, kısaca kötü bir insanın tekidir! Yeni Samantha geçmişte böyle bir kadın olduğuna çok üzülür, ve kendini değiştirerek geçmişteki hatalarını telafi etmeye çalışır, ancak bu iş hiç de kolay olmayacaktır…

Samantha Who, bir BigBang theory ya da bir Modern Family olmasa da gayet izlenesi, şirin mi şirin bir komedi. Üstelik Barry Watson şekeri (ki tee 7th heaven günlerinden beri hastasıyımdır) de bonus. 20 dakikalık haplar halinde alınız efem ;)

About these ads

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı ABD, Müzik, Yabancı Dizi içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Amerikan dizileri için 8 cevap

  1. Öylesine bir bakayım dedim bir yenilik var mı diye ve “BANG!” yeni bir yazı duruyor karşımda. :) Nasıl mutlu oldum bilemezsin. :)

    Hart of Dixie listeme giremese de The Good Wife anında listeye girmiş bulunmakta. :) Samantha Who’yu da sanırım iki yıl önce Amerikan dizilerinden bıkmadan önce izlemiştim. Her ne kadar aklımda sadece ilk bölümler kalmış olsa da kendisi hakkında olumlu izlenimlerim var. :) Yazı için teşekkürler. Yeni yazılar litfeen. :)

    • hikaruivy dedi ki:

      baktım ki yazmadıkça daha da tembelleşiyorum. ben de kendimi zorladım ve bu yazı çıktı :)

      TGW’yi izleyince yine konuşalım, üzerine konuşacak çok şey var ;) teşekkürler canım, görüşmek üzere.

  2. mydestiny dedi ki:

    Bugün ilk kez Amerikan dizisi izledim tabii ki senin yazını okuduktan sonra :) The Good Wife idi bu dizi. HOD ve SW ilgimi çekmedi nedense ama The Good Wife izle beni dedi resmen. İlk bölümü izledim sadece ama beğendim, sanırım devamını da izleyeceğim. İyi bir diziyle başlangıç yaptım galiba. Abartmamak için günde bir bölüm izlemeyi düşünüyorum şimdilik :D

    Tenk yuu öneriler için =))

    • hikaruivy dedi ki:

      vuuu, süper olmuş :) TGW’ci gençlik yaratıcam bu sayede :D günde bir bölüm iyidir, öyle üst üste atılacak bir dizi değil. sevgilerimle canım.

  3. deniz dedi ki:

    Gözlerime inanamıyorum, silip tekrar baktım.evet yanlış görmemişim.Bir an umudu kesmiş, İstanbul bu kızı yuttu herhalde demiştim.İş güç yoğunluğa daldı dedim, yanılmışım.Meğer seni memleket hasreti sarmış, amerikan dizilerine dönmüşsün :)
    Bu kadar özletme kendini sakın, öpüyorum ….. ^ ^

    • hikaruivy dedi ki:

      burdayım merak etme canım, hatta istanbul’a “seni yenicem istanbuuuul!” repliğimi bile söyledim :P memleket hasreti ha, ahah :D daha sarmadı ama yakındır :P ben de öpüyorum canım, istanbul’a gelir de haber vermezsen kızarım bi daha hatırlatmış olayım :D :D

  4. Sessizgemi dedi ki:

    Çingumm :)
    The good wife ilginç görünüyor listeme aldım :)
    Bu arada bir mimin var bende tabii yapmak istersen (:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s