Bu aralar beni heyecanlandıran şeyler…

Size pek çaktırmıyorum ama bu aralar zor günlerden geçmekteyim: Tezi teslim edip hayırlısıyla şu okuldan kurtulacağım inşallah; ama bu arada aynı anda 4 uçuk çıkarmak gibi başarılara imza atıyorum! Böyle bir durumda film/dizi izlemek en son akla gelecek şeymiş gibi görünse de stres atmak için benim en etkili silahlarımdan biri oldu: Biraz çalışıyor, biraz ağlıyor, biraz dizi/anime/film izliyor, sonra bir daha çalışmaya başlıyorum :P İşte bu zor günlerde azıcık da olsa günüme renk katan şeyleri size de aktarayım dedim. Test edildi –  onaylandı, stres altındaysanız şu aşağıdaki eğlenceliklere bir şans verebilirsiniz:

Avatar: The Legend of Korra

Önceliği Avatar’ın yıllardır beklediğim devam serisi olan Avatar The Legend of Korra’ya vermesem olmazdı… Bilen bilir, Avatar the Last Airbender benim gelmiş geçmiş en sevdiğim ikinci animedir. Aang şirinine, Katara tatlısına, Sokka muzipine ama en çok da Zuko yakışıklısına bayılırım, bayılırım! Seriyi baştan sonra 2 kere seyrettim, bazı bölümleri defalarca izledim, hatta bu animeden esinlenip roman bile yazdım! İşte benim için yeri bu kadar özel olan Avatar’ın devam serisini de dört gözle bekliyordum elbette… İlk bölümü daha nete düşer düşmez HD’sini bile bekleyemeden izledim. Ve gözlerim doldu: İlk serinin ta 70 sene ilerisinde geçen yeni seride eskilerden kimsenin kalmamış olması, kalanlarınsa (spoiler olmasın, kim olduğunu söylemiyim) yaşlı dedeler/ninelere dönüşmesi resmen içimi burktu (Ah ah, biz onların veletliğini bilirdik, snıf snıf!) Ve yeni Avatar olan kızımız Korra’yı çok sevdim: Tam benim sevdiğim kız tipi; güçlü, akıllı, neşeli. Onun maceralarını izlemeyi dört gözle bekliyorum. Şimdilik çizgi filmin sadece 3 bölümü yayınlandı; o yüzden sanırım çekirdek çitlemek gibi biraz biriktirip hepsini bir kerede yutacağım :) Ama bir yandan da avcum kaşınıyor; belki de dayanamaz hemencecik izleyiveririm. Bakalım, görüciğiz ;)

Gelelim Kore dizilerine:

Bu aralar Kdrama âleminde 3 dizi aşağı yukarı aynı zamanlarda başladı, ve ben de hepsinden biraz tattım: The King 2 Hearts, Love Rain ve Rooftop Prince. Lee Seung Ki’nin dizisi King 2 Hearts, günümüzde, ama Güney Kore’de hâlâ krallığın devam ettiği bir paralel evrende geçen bir hikâye: Kore yine ikiye ayrılmış, ve  olimpiyatlara beraber katılma muhabbeti yüzünden iki Kore ilk kez işbirliği yapmaya başlamış. Olimpiyatlara katılacak takıma Kuzey Koreli bir kadın komutan (Ha Ji Won) ve Güney Kore kralının şımarık kardeşi Prens (Lee Seung Ki) de dâhil oluyor – ve, sonrası mâlum şeyler :) :) İlk bölümleri “eh işte” denecek seviyedeydi, ama 6. bölüm komedisi ve romantizmiyle çok iyiydi. Ama 7. bölümde birdenbire büyük felaketler yaşandı ve dizinin komik havası kayboldu, en azından şimdilik… İkinci dizimiz Love Rain, 1970’lerde ve günümüzde geçen iki aşk hikâyesini anlatıyor -iki çifti de Jang Geun suk ve YoonA canlandırıyor. 1970’lerin hikâyesi tam eski romantik filmlerdeki gibi; çok saf ve temiz bir aşk hikâyesi… Ayrıca çekimler bir harika; Hatırla Sevgili’deki gibi sarımtrak bir filtre kullanılmış ve 1970’lerin havası çok iyi yakalanmış… Ama bu dizi de çok pis drama bağlayacağı için (ilk bölümdeki Love Story muhabbetinden anladım ben…) favorilerim arasında değil. Veee, nihayet geldik bu üçlüden beni en çok eğlendirenine: Rooftop Prince!

Bu dizimiz ise ilk bakışta Meg Ryan & Hugh Jackman ikilisinin rol aldığı Kate & Leopold filmini anımsatıyor: 300 sene öncesinde yaşayan Kore prensi günümüz dünyasına gelir ve burda başına gelmedik kalmaz! :D Ama filmin aksine, dizide şöyle bir ilginçlik var ki, 300 sene öncesinde yaşayan önemli şahsiyetlerin ikizleri günümüz dünyasında da mevcut! Veliaht prens, esas kız, ve esas kızın ablası 300 sene öncesinde de bugün de var olan karakterler. Dizinin sonunda bu çift yaratılma olayını (ya da böyle topluca reenkarne olma işini) mantıklı bir sebebe bağlarlarsa pek mutlu oliciğim. Ama bağlamazlarsa bile şimdilik dizi çok eğlenceli gidiyor; zavallı veliaht prensin (ve onunla birlikte gelen 3 yardımcısının) günümüz teknolojisi ile imtihanı acayip komik ve şeker :) İkinci ve üçüncü bölümlerde bu dört çocuğun günümüz dünyasındaki hallerini izlerken gülmekten yerlere yattım! Mutlaka izleyin, gülüp eğlenin ;)

Üçüncü sıradaki yapım, Amerika’dan geliyor: The Hunger Games!

Yıllardır ismini işitip durduğum (tamam, yıllar değilse de aylar öncesinden Deryacım bana anlatmış ve hararetle tavsiye etmişti :P), ama “survivor benzeri bir yarışmada birbirlerini öldürmeleri gereken 24 çocuk” konulu olduğunu bildiğim için bucak bucak kaçtığım bir seriydi Açlık Oyunları. Açıkçası ben distopyaları sevmem; Lord of the Flies ve 1984’ü küçük yaşta okuyup hayatımın travmasını yaşamış, genç yaşta dert sahibi olmuştum; o günden beri distopyalardan bucak bucak kaçarım. Ama young adult edebiyatı içinde incelenmesi gereken bu seri o kadar da kötü değilmiş meğer (Kötü derken insanın içini karartma açısından yaklaşıyorum olaya, bir kez daha belirteyim ki yanlış anlaşılma olmasın). İki hafta önce sinemada filmine gittim ve tek kelimeyle bayıldım! Sonra o gazla kitaplarını da edindim ve bu yoğunluk arasında üç kitabı birden bir haftada bitirdim. (Gerçi bir miktar hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim: Tamam, bir A Song of Fire and Ice, ya da Yüzüklerin Efendisi beklemiyordum elbette ama gene de kitapların biraz daha derinlikli olacağını ummuştum. Daha çok ayrıntı içereceklerini, işin felsefesine biraz daha gireceklerini zannediyordum yani. Ama öyle olmadı… Bir de bazı olaylar o kadar çabuk geçiştirilmişti ki, özellikle 3. kitabın sonunu hiç mi hiç beğenmedim! Hatta yazar Suzanne Collins’i kınıyorum ve ona laflar hazırladım: Tamam kitabı Twilight gibi kusmuk bir aşk üçgenine çevirme, ama Gale-Katniss-Peeta ilişkisinden biraz daha bahsetsen ölür müydün hain kadın??) Neyse, her şeye rağmen beni bir hafta boyunca meşgul ettiği ve gerçek dertlerimden uzaklaştırdığı için kendisine teşekkür edeyim bari..

Son olarak teee aylar önce La fea’dan, geçen haftalarda ise Peri’den duyduğum yepyeni bir Amerikan dizisinden bahsetmek istiyorum: 2 Broke Girls!

Bu dizimizse adından da anlaşılacağı gibi 5 parasız iki kızın maceraları üzerine kurulu: Tam bir varoş insanı olan Max (Kat Dennings) ile New York’un sayılı zenginlerinden birinin kızı Caroline’ın (Beth Behrs) talihin garip bir cilvesi sonucu bir araya gelmelerini anlatıyor. Max babasını tanımadan büyümüş, küçük yaştan beri kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalmış, bayağı esaslı bir kız. Caroline ise dadılarla büyütülmüş, sadece elbise dolabı bile Max’ın evinden büyük olan bir hatunken, babası milleti dolandırdığı gerekçesi ile tutuklanıp tüm varlığına el konunca kendini beş parasız sokaklarda buluyor… Ama öyle oturup haline ağlamıyor (inanılmaz güçlü ve Pollyanna bir karakter zaten; acayip sevdim kendisini) hemen kendini toparlıyor ve gidip Brooklyn’de (elit arkadaşları olan Gossip Girl tayfası Brooklyn’e hayatta uğramazlar çünkü!) bir diner’da işe başlıyor: Bu diner (bu arada diner’lar geç saatlere kadar açık olan, ucuz yemek veren yerlerdir) ise Max’in garson olarak çalıştığı diner’dan başkası değil! İşte iki kız böylece bir araya geliyor ve arkadaş oluyorlar. Diziye diner’ın sahibi Koreli miniminnacık bir adam olan Han, zenci kasiyer ve eski müzisyen Earl, ve tam bir sapık olan Rus aşçı Oleg de renk katıyor. Hatta kadroya son bölümlerde bir de Polonyalı milf hatun katıldı, kendisi aynı zamanda Stifler’ın annesi olur :D :D Bu arada dizi biraz belden aşağı espriler üzerine kurulu; böyle şeylerden hoşlanmıyorsanız çok beğenmeyebilirsiniz. Ama “bana fark etmez” diyenlerdenseniz yeni komedi dizileri arasında 2 Broke Girls’e de mutlaka bir şans verin, benden söylemesi ;)

About these ads

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı anime, Kdrama, kitap, Yabancı Dizi içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bu aralar beni heyecanlandıran şeyler… için 27 cevap

  1. Sessizgemi dedi ki:

    Avatar’ın yeni animesine ben de bayıldım çok güzel :) Rooftop Prince üçüncü bölüme geldim ordaki ruhsuz kıza gıcık oldum SeNa’yı görünce arka fonda şimşekler çakmaya başlıyor resmen :D Açlık Oyunları’nın Filmini izlemeyi istemiyorum önce kitabını okumalıyım. Belkide kitabını okusam bile filmi izlemem çünkü hakkındaki yorumlar çok kötü…

    • hikaruivy dedi ki:

      @sessizgemi: o se na’ya ben de feci gıcık oluyorum, sorma… bakalım prensin ondan vazgeçme hikayesini nasıl bağlayacaklar? ;) açlık oyunları’nın filmini ben epeyce sevdim aslında. sadece dövüş sahneleri olmamış, neler olup bittiğini anlayamıyoruz… sen gene de kitabı okuduktan sonra izle derim ;)

  2. Deniz dedi ki:

    Canım benim, Allah kolaylıklar versin.Bu tez olayları çok stresli, yorucu, insanın ömründen ömür alıyor resmen.Ben eşimden biliyorum.Doktora tezini verirken şeker gibi adam, canavara dönüşmüştü :(

    Ama senin rahatlama yöntemin çok iyi, izle rahatla, oh mis !

    • hikaruivy dedi ki:

      @deniz: çoook teşekkür ederim tatlım! evet bu aralar ben de patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşıyorum; hatta “ateşle yaklaşmayınız” diye bir tabela asıcam boynuma :P dizi/film izlemek biraz emniyet sübabı gibi oluyor, fazla birikmiş basıncı atıyorum :)

  3. Pamuk dedi ki:

    Love Rain bana birazcıkkk sıkıcı geldi, tamamen bitsin öyle izlemeyi düşünüyorum. Rooftop Prince benim de favorim ^^ Bir daha starbucks’ta kahvemi alırken a- me- ri- ca-no demeyi düşünüyorum :D

    • hikaruivy dedi ki:

      @pamuk: :) :) iyi fikirmiş, ben de hiç americano denemediğimi fark ettim, bir bakalım korelilerin cool görünmesini sağlayan bu kahve nasıl bir şeymiş? :)

  4. aurorainistnbul dedi ki:

    öncelikle kolay gelsin ya bende seneye tez yazıcam şimdiden düşünüyorum napıcam diye o yüzden Allah yardımcın olsun diyorum :) bu ara kendimi ne kadar nete attıysam yazdıklarının hepsini izlemişim maşallah :) valla ben avatarı görünce kendimi tutamadım direk 3 bölümü de izledim ve bayıldım :D love rain de gayet cici bi dizi bence ama bu bölümden sonra işler biraz karışcak gibi nolur bilemem :) rooftop prince’i zaten gülmekten zor izledim çoğu bölümünü :) bi tek the king 2 hearts’ı izlemedim onuı da şimdi izlemeyi düşünüyorum ( ^ _ ^ ) yazı için de eline sağlık :D

    • hikaruivy dedi ki:

      @aurorainistnbul: sağol canım, sana da şimdiden kolaylıklar dilerim. stresli bir iş, ama bitince yaşayacağım mutluluğu düşünüp katlanmaya çalışıyorum :) avatar’ın 3 bölümü de harika ha, dişlerim kamaştı şimdiden! love rain’i beğendin demek, evet geun suk için izlemek lazım aslında… senin de ellerine sağlık ^^

  5. Strawberry dedi ki:

    Kolay gelsin, umarım çabuk bitirirsin tezi. :)
    Avatar Legend Of Korra… Başlamasını dört gözle bekliyordum ama okulum dolayısıyla aklımdan çıkmıştı. Senin yazını okumasam neredeyse tamamen unutacaktım, 3. bölümde yakaladım yani bir kaybım yok. Hatırlatma için teşekkürler. :)
    Benimde izlerken gözlerim doldu, zaten hava bükücülerin sahnelerinde bir müzik var, kaldırsınlar onu oradan diyorum, geçmişi hatırlatmaktan başka bir işe yaramıyor! :D
    Sokka yok, Zuko yok (web sitesindeki bir bilgide hâlâ hayatta olduğu yazıyor, umarım çıkıp gelir bir yerden), Aang yok! (66 yaşında öldürmüşler zavallıyı! -_-) Katara orada ne diye duruyor anlamadım ben? Amaçları zavallı kıza, pardon kadına eziyet çektirmek herhalde. Bizden fazla geçmişi hatırlayıp üzülüyor. :(
    Korra! Kıza bakınca kendimi görüyorum. :D Ama biraz sinir bozucu oluyor bazen. :D

    Yazındaki diğer kısımlarla ilgili henüz bir bilgim olmadığı için (hiçbirini izleyemedim, çok istediğim halde!) ben Avatar ile ilgili olan kısma yorum yapayım dedim. :D Tez için tekrar kolay gelsin. :)

    • hikaruivy dedi ki:

      çok teşekkür ederim strawberry! yorumun günümü aydınlattı, eline sağlık :D Ama şimdi sen de böyle bahsedince fecii canım çekti, Avatar Korra’nın bölümlerini biriktirip öyle izleme planımdan vazgeçireceksin beni, aaaggh! :P Aang’i nasıl gencecik öldürmüşler, benim de aklıma almıyor :( Gerçi Aang ölmese Korra da doğamazdı değil mi… Katara ise çok tatlı bir nine olmuş ama bir zamanların çıtırını böyle görmek acıklı bea… Zuko’yu ise görmek bile istemiyorum; o benim hatıralarımda hep yakışıklı ateş prensi olarak kalmalı :) :)

      • Strawberry dedi ki:

        Çok mutlu oldum, insanları mutlu etmek çok güzel. :)
        Biriktirilerek izlenecek gibi değil, sen her bölüm çıktığında izle bence. :D Ah, tabi ben Türkçe çevirisini beklemek zorundayım, ne yazık ki İngilizcem hızlı konuşmaları çevirebilecek kadar iyi değil daha. :)
        4.bölümü henüz izledim, kısacık, mini minicik bir yerde Sokka, Toph ve Aang’in yetişkinlik hallerini gösterdiler. Toph aynı, hiç değişmemiş sanki. Sokka gençliğini andırıyor ama Aang… Eski haliyle alakası yok! Tanımak için geri sarmam gerekti o kısmı. :D Ama hepsinden bahsetmek olmaz, izlemelisin. :) (Sanki yeterince bahsetmedim gibi. :D)
        Evet, Korra doğmazdı ama bu kadar da erken öldürmelerine gerek yoktu ki! Diğer Avatarlar arasında 103 yaşına kadar yaşamış olan var! Onu sadece ruh olarak, Korra’nın zor zamanlarında görecek olmak hiç hoşuma gitmiyor. -_-
        Katara’nın yaşlılığıyla gençliği arasında uçurum var resmen, ben ilk önce tanıyamadım. Yanındaki karakter adını söylemese daha tanımayacaktım da herhalde. :D
        Zuko… Bence de öyle kalmalı. :D Ama yine de görmek güzel olur çünkü anladığım kadarıyla maziden yalnızca Katara ve Zuko’nun kalmasına izin vermişler, onları hatırlamak adına bu gerekli bence. :)

      • hikaruivy dedi ki:

        @Strawberry: Doğru diyorsun, kısacık bir şey zaten, çıktıkça izlemek lazım… 4te demek hepsinin yetişkinliğini gösterdiler, aaaaaghhhh, süperrrr! :D Hemen izlemeliyim! :D Zaten Korra’nın maceralarından çok bizim ufaklıkların yetişkinlik hallerini daha çok merak ediyorum; umarım dizide sık sık flashback’lere yer verirler ve biz de tatlı çetemizi yeniden görme fırsatı buluruz (snıf snıf!)

        Aang’in çok değiştiğine eminim; sonuçta ilk seride 12 yaşında kabak kafalı miniminnacık bir oğlancıktı. Büyüyünce çok hoş bir adam olmuştur :)

        Zuko’nun yetişkinlik hallerini kesinlikle görmeliyiz ama ben yine de yaşlı hallerini görmeye kalbimin dayanamayacağını düşünüyorum. Ah ah gül gibi Zuko’m ne hallere gelmiş diye ağıtlar yakabilirim! :D

        Çok sağol canım, dizi ilerledikçe birkaç yazı daha yazayım ve tartışmaya devam edelim olur mu? ;)

  6. Asiruh78080060 dedi ki:

    en yoğun ve sıkıntılı olduğum zamanlarda bende dizi izlerim iyi oluyo uzaklaşıyorsun bir süreliğine oooo alkol gibi oldu sanki:)

    avatarı merak ettim doğrusu hiç izlemedim bazen animelere sarıyorum bazen dizilere gidip anime mi izlesem dedim:)

    love rain ve rooftop princeyi bende izliyorum. katılıyorum 70ler daha iyiydi ama izleniyo sonlara doğru biraz toparladı sanki ama rooftop pincede izlediğim son iki bölümde komediyi çok azalttı ona üzülüyorum o dörtlü bir araya gelince süper komedi oluyordu.

    açlık oyunlarını sonunda bende okudum ama henüz son kitaptayım beni çok sürüklemedi son kitap 2 gündür sürünüyo:)

    diğer dizi hakkında bir fikrim yok:)

    çok güzel hikayede yazıyosun bütün bunların arasında severek takip ediyoruz:)

    • hikaruivy dedi ki:

      @Asiruh: Haha, aynen öyle: Diziler bende de alkol etkisi yaratıyor :) İyi ki de öyle, yoksa alkolik olup çıkabilirdim :P

      Güzel bir anime buldun mu keyfine doyum olmuyor :) Avatar da en iyilerden biri; kesinlikle kaçırma derim.

      Love Rain’de ben daha 70’lerden çıkamadım :P Rooftop Prince evet maalesef komediden çıkıp romantizm safhasına girdi; ama kdramalarda böyle olması normal; en komik olanları bile son bölümlerde biraz duygusala bağlıyor…

      Açlık Oyunları serisinin en güzeli kesinlikle ilk kitaptı. Dediğin gibi sonra sürükleyicilik biraz azalıyor…

      Senin de yorumlayan ellerine sağlık canım ^^ Blog yazılarında olsun, hikâyelerde olsun, sizden geri dönüş alınca daha bir keyifle yazıyorum ;)

  7. Strawberry dedi ki:

    Evet ama flashback hiç bu kadar flash olmamıştı, gözlerim Aang’i yakalayana kadar flashback bitmişti. :D Sokka’yı sadece sakal ve bıyık ilavesiyle düşün, Toph zaten hiç değişmemiş. Ama Aang… Yüzünün yuvarlaklığı kaybolmuş, kahverengi sakallar çıkmış (Evet, kahverengi! Oysa bu çocuğun saçlı sahnelerinde o saçlar siyahtı! Acaba saçlar ve sakallar aynı renkte olmayı bırakıp biraz değişiklik yapmak istediler de benim mi haberim yok? :D) buz gibi bir adam olmuştu. Ben yetişkinlik halini sevemedim. :( Şu ruhu ortaya çıksa da tam olarak son halini görsek. :)
    Korra arada unutuldu, bizim şu anki ilgi alanımız eski çete. Onları hayırlısıyla bir görelim, sıra Korra’ya da gelir elbet. :D
    Zuko zaten yetişkin gibiydi, ben onun küçük olduğuna hiç mi hiç inanmıyordum izlerken. :D Ama yaşlılığını bende görmek istemiyorum, Katara’yı görüp yeterince depresyona girdim zaten. Ama gösterirlerse de sorun yok. Sonra oturup beraber ağıt yakarız. :D
    Seve seve! :) Seninle konuşmak çok keyifli. :)

  8. makinosev dedi ki:

    Dayan Hikaru, doktora illetinden kurtuldun mu hiç bir şey sana zor gelmeyecek bak görürsün, en azından doktora bitirenler öyle diyor, yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin hem ;) eminim üstesinden geleceksin bu zorlukların… aja aja fightinggg :D
    dizi, hikaye, kitap ne bulursan oku izle, bende de aynı huy var, bir noktaya kadar gece gündüz iş düşünürüm ama beni üzmeye başladığında dikkatimi anında başka şeylere yöneltilirim, hem dua ette yalnız değilsin, bir dayanağım var ;)
    gün gelecek buraya doktorayı nasıl atlattığını da büyük bir zevkle anlatacaksın, biz sana güveniyoruz :D

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: ahah, pollyannacılık oyna diyosun :) çok haklısın güzelim, evet bundan sonra hiçbir zorluk beni kolay kolay yıkamaz! :P :D güzel sözlerin için çok teşekkür ederim, bana gerçekten harika moral veriyorsunuz ;) öpüyorum canım arkadaşım benim ^^

  9. sagbeyin dedi ki:

    70ler takıntım nedeniyle love raini izleyeyim diyordum ama çok acıklıymış anlattığına göre yüzden sanırım bir süre uzak durayım :)
    rooftop prince’i de çok merak ediyorum ama şu an Mikalzia’nın tavsiyesiyle once upon a time in saengchori izliyorum onu bitirince izleyeyim bari :) bu arada saengchori çok eğlenceli tavsiye ederim :)
    açlık oyunlarının kitabını okumadım ama geçen hafta filmine gittim ve çok beğendim.herkes ergen işi diyordu ama bana konusu pek ergen işi gelmedi hatta rahatsız edici bile sayılabilir.merakla bekliyorum devam serilerini :)
    tezin için Allah kolaylık versin canım. bu aşamaya gelene kadar türlü türlü zorlukları halleden birinin tezi de kolaylıkla halledeciğine inanıyorum. o yüzden hiç moralini ve sağlığını bozma. inşallah tez vakitte tezini tamamlarsın^^ fighting! :D

    • hikaruivy dedi ki:

      @sagbeyin: yanlış anlaşılma olmasın, ben daha dizinin ilk bölümünü izledim :) gerçi sonradan acıklı oluyormuş, evet, duyumlar aldım. ama benim gördüğüm kadarıyla pek acıklı bir şey yoktu (henüz)… saengchori’yi ben de izlemeyi düşünüyordum zaten, tavsiye için sağol canım ^^

      sen de hunger games’e benim gibi filmle başlayanlardansın demek. aynen ben de ergen işi zannederken filmi izleyince şoka uğradım! kitapları da tavsiye ederim, yukarıda biraz saydırmış olabilirim ama aslında fena değillerdi ;)

      güzel dileklerin için çok teşekkür ediyorum sağbeyincim, sayenizde moralim düzeliyor ;) sevgilerimle canım ^^

  10. AYŞE ALKAN dedi ki:

    huuuu ben geldim çok hoş blog bana da beklerim saygılar
    :))))

  11. masalevi dedi ki:

    oyy aylardır Kore dizilerimden uzak kaldım bu yazı da yarama tuz bastı azizim..hele ki sukkie bebeğimin beklemekten kabız olduğum love rain’ini bile izlememiş olmak koydu valla:/ neyse tez zamanda başlarım inşallah, ama dizilerin konularını şahane spoilersız anlatmışsın hepsini merak ettim, özellikle rooftop prince’ı. sıcak ve ölümüne boş yaz günlerinde izlemek dileğiyle diyelim o vakit :)

    hunger games’in ilk kitabına ve filmine ben de bayıldım ama devam kitapları hakkında olumsuz yorumlar okuduğum için devamını okumadım. aslında twilight gibi iki çocuk arasında kalan kız öyküsü okuyacağımı hissettim ve tadında bıraktım diyelim :) filmde Peeta ÖBGZK’deki Necati’ye ne çok benziyodu yaa izlerken filme odaklanamadık arkadaşımla sırıtmaktan :) ama Gale çok hoş çocuktu, filmin sadece başında görünmesi tam bi yakışıklı zayiatı olmuş yazık:/ peeta o olmalıydı kesinlikle :)

    • hikaruivy dedi ki:

      @masalevi: rooftop prince bu aralar blog dünyasında fırtına gibi esiyor; sen de bir an önce izle derim ;) hunger games’i tadında bırakmak da iyi bir fikirmiş aslında; ama ah işte şu merak duygusu yok mu… ahahah, peeta cidden necati’ye benziyordu yaa! :D ben aslında josh hutcherson’ı severim; seneler önce little manhattan’ı izlemiş, onun en bebe hallerini görüp oyunculuğuna bayılmıştım ama peeta rolüne hiç olmamış :/ gale’se tam bir taş :D bu arada yeni bir film geldi, avengers, mutlaka duymuşsundur. işte orda thor rolünde oynayan yakışıklıyı ben gale’le aynı kişi zannettim. hatta burak benle dalga geçti, “artık korelileri birbirinden ayırıyorsun ama amerikalıları ayıramamaya başlamışsın” diye. ama sonra bir öğrendik ki meğer bu ikisi kardeşmiş! :D yani aklında olsun, bunun en az kendisi kadar taş bir de abisi var, hehhe :D

  12. amomavali dedi ki:

    KORRA… BİR NUMARA. HENÜZ AVATAR’IN İÇTENLİĞİNİ VE KOMİKLİĞİNİ YAKALAMIŞ DEĞİL AMA FARKLI BİR ŞEHRİN DOKUSU VE MUZİP OLMAKTAN ÇOK UZAK BİR AVATARIN HİKAYESİ İLGİ ÇEKİCİ VE HEYECANLI. :) iZLEYELİM, İZLEYELİM…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s