En Acıklı Eski Türk filmleri…

Uzun zamandır gözlerim yollarda, bu mim bana ne zaman gelecek diye bekliyordum. Sağolsun deli çingum beni ilk hatırlayan oldu (nnnayır, nnnağlamıyorum… gözüme bir şey kaçtı…) ve nostaljik acıklı Türk filmleri listesi oluşturma sırası bana geldi… Şimdi, ben biraz kolaya kaçacağım sevgili abilerim ablalarım. Şöyle ki, listedeki bazı filmler zaten bazı arkadaşlarca gayet güzel bir biçimde hatırlatıldı; hepimiz burnumuzu çekip “ah ah…” nidaları eşliğinde duygulanarak o güzelim sahneleri anımsadık. O yüzden o filmleri kısa geçmeyi planlıyorum. Ama listeye almadan da edemedim; çünkü gerçekten hüngür şakır ağladığım filmlerdi bunlar. İşte geliyor:

1. Canım Kardeşim (1973)

Ahh, bu filmi izleyip duygulanmayan bir insan evladı olabilir mi acaba? Özellikle, sizin de mini mini bir kardeşiniz varsa… (Tamam, benimki artık kazık kadar olmuş olabilir; ama yine de ömrümün sonuna kadar benim minik kuzum olarak kalacak…) Konusu ve detaylı anlatımı için La Fea‘ya ve bakabilirsiniz. Canım Kardeşim, mükemmel bir filmdir: Küçük oyuncu Kahraman Kıral, bu filmde tek kelimeyle devleşmiştir. (Zaten bu çocukcaaz gelmiş geçmiş en yetenekli Türk çocuk yıldızıyken neden sinemaya devam etmeyip mobilyacı oldu, hâlâ bilmem…) Tarık Akan ve Halit Akçatepe’nin de hakkını yemeyelim, bu iki aktör de harika oynarlar. Fakirlik, parasızlık, hastalık, ölüm… Tamam, aşk filmlerinin yeri ayrıdır; ama ölümün yanında başka şeyin lafı mı olur? Küçük bir çocuğun son isteğini anlatan bir filmden daha dokunaklı, daha trajik ne olabilir ki? Canım Kardeşim, son derece orijinal senaryosu, iç dağlayan müzikleri ve harika oyunculukları ile bu listeye birinci sıradan girmeyi hak ediyor…

2. Ah Müjgan Ah (1970)

Ahh Sadri baba ah… Ne güzel insandın sen! Komedinin hasını oynadığın gibi (Turist Ömer Uzay Yolunda mesela; benim için efsane filmlerdendir! :D) dramı da öyle güzel oynardın ki, dudakların titreyerek “bu da mı gol değil??” deyişin hâlâ kulaklarımda… İşte bu film de Sadri Alışık’ın muhteşem oyunculuğu ile efsaneleşen filmlerdendir. Öyle âşık bakar, öyle acı çeker ki; bu duyguları oynuyor olamaz, muhakkak hissetmiştir dersiniz. Sevgilisini öyle bir anlatır ki mesela: “Elleri ufacık, gözleri dört defa lacivert” diye; o hitap ilk duyduğumdan beri aklıma kazınmış, hiç çıkmamıştır… “Param olsaydı, sensiz olmazdım” diye hıçkırır Hüsnü, ve yüreğimiz dağlanır… Film hakkında uzuuuun bir yazıyı canım arkadaşım Makinosev yazdı bile; o yüzden daha fazla uzatmaya gerek duymuyorum. Sadece şunu da ekleyeyim, birkaç sene önce Bülent İnal, Özge Borak, Tuba Büyüküstün ve Sinan Tuzcu’nun oynadığı “Ihlamurlar Altında” dizisi de bu filmden esinlenmişti.Bir de o efsane son sahneyi bir defa daha anmadan edemeyeceğim: Spoiler’dan korkmayan bünyeler için gelsin:

3. Boş Çerçeve (1969)

Aslında bu film biraz komikti bence: Ortaokulda falandım izlediğimde, o yaşta bile bazı sahneleri epey acemi, biraz da yapmacık bulmuştum ki tip tip sırıtmıştım. Daha doğrusu şöyle; ilk başları zatek komiktir, çünkü film romantik komedi gibi başlar: Hülya Koçyiğit yani Alev kızımızın ablası Arzu tanımadığı bir adamla beşik kertmesidir. Ama kız buna gönüllü olmadığı için beşik kertiği (kertik??) olan delüganlıyla (ki bu delikanlımız zamanın en yakışıklı jönlerinden Kartal Tibet abimiz oluyor…) kendisi yerine kardeşi mektuplaşmaya başlar. Alev kendini kaptırıp mektuplaştığı adama aşık olur, adam da ona. Ama Kartal abi bir de öğrenir ki, ölümcül hastalığa tutulmuştur! İşte bundan sonra Kartal abinin Alev’i kendinden soğutma sahneleri vardı ki, duygulanmam gerekirken ekran başında “puhaaaa!” diye kopmama sebep olmuştu: Kartal abi asıl nişanlısıyla tanışır; sonra ölümcül hastalığa mahkum olmuş her Türk ve Kore filmi esas oğlanı gibi dünyanın en gerizekâlı planını yapar: Alev’i kendisinden soğutacaktır! Bunun için de gider ablayı tavlar! Aferin esas oğlan, son günlerini sevdiğin kadınla geçireceğine onu kendinden nefret ettir ki, hem sen acı çek, hem de o kadıncağız gerçeği öğrenince kahrolsun; planın da böylesi; vallahi bravo! Bir de şöyle sahneler vardı: Kartal Tibet ve abla, yanlarına baldız Alev’i de alır üçü birlikte dağ-taş dere-tepe gezerler. Bu gezintiler esnasında Kartal abi yan yan baldıza bakarken ablaya: “Ah Arzucuğum, siz benim hayatımın kadınısınız… Sizden öncekiler gelip geçici aşklarmış…” falan der; bu sırada kamera Alev’in onlara arkasını dönmüş/kameraya dönük bir biçimde acı içinde (ama vakur durmaya çalışarak) bu sözleri dinlemesini gösterir. Ben de her seferinde ablası ve ablasının sevgilisiyle üçüncü teker şeklinde gezmelere gitmeye doyamayan Alev’ın mallığına koparım! Alev ne diye şimdi ablasıyla birlikte olan eski sevgilisinin yamacına yamacına gider, o da nasıl bir mazohisttir, valla takdiri siz Türk halkına bırakıyorum… Filmi izlemek isteyenlere buyrunuz “yutup” link’i:

Ama Allah için sonu pek acıklıdır… Zaten filmde de ismini veren “Boş Çerçeve” şarkısı yıkar geçer adamı:

4. Teyzem (1986)

Bu film Türk sinemasının gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden biridir bence. Yönetmen Halit Refiğ’in en iyi işlerindendir; senarist Ümit Ünal senaryoyu kendi hayat hikâyesinden yola çıkarak yazmıştır. Filmi küçük Umur’un gözünden izleriz: Umur ve annesi, yıllar sonra annesinin ailesinin evine gelirler. Burada Umur ilk kez teyzesi Üftade (Müjde Ar) ile tanışır. Üftade’cik güzeller güzeli bir genç kızdır; ama genç kızlığı üvey baba taciziyle geçmiştir… Sonra âşık olur; ama bu aşk gerçek midir hayal midir, bir türlü bilemeyiz: Çünkü Üftade, aynı zamanda şizofrendir de… Evdeki huzursuz ortamdan kurtulmak için alelacele bir evilik yapar; ama kocası (Uğur Yücel) eşcinsel çıkar! Üftade’ye dokunmaz bile, aynı evde iki yabancı olarak yaşarlar… En sonunda Üftade daha fazla dayanamaz, baba evine döner, ama çilesi bitmemiştir… Film boyunca Üftade için üzülmekten bir hal olursunuz… Son sahne zaten çok feciidir de, ondan sonra Üftade ve Umur’un mutlu geçirdikleri eski bir güne dönüş yapılınca insana daha da fena koyar: Bu eski anıda, sağlıklı, pırıl pırıl bir Üftade bütün gençliği ve neşesiyle Umur’a: “Söyle bakalım Umur,” diye sorar, “Senin sevdiğin biri var mı? Hadi söyle, kimi seviyorsun?” Umur ise çocukluğun bütün saflığıyla: “teyzemi” diye yanıtlar. O zaman Üftade çok içten, çok neşeli bir kahkaha atar. Ve siz, bu hayat dolu kızcağızın başına gelecekleri bildiğiniz için yüreğiniz fena burkulur… Sanırım esas kıza bu kadar üzüldüğüm sadece bir tek film (aslında tiyatro) daha vardı; o da Yılmaz Erdoğan’ın (bence en iyi eseri olan) “Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?” süydü: Bahtsız kız çocukları yüreğimi parçalıyor… Ah, zavallı Ünzile’ler! :(

5. Menekşe Gözler (1969)

Yine bir Sadri Alışık filmi; yine büyük ustanın beni ağlatmayı başardığı filmlerden… Sadri Alışık, Erol Büyükburç ve Fatma Girik’in başrollerini paylaştığı bir filmdir bu. Pek bilen yoktur… Pek ağlayan da yoktur belki: Çünkü göreceli olarak mutlu biter. Fakir kız Fatma Girik, sokağa düşüp Sadri Alışık’ın evine sığındıktan sonra Sadri Alışık’ın çapkın arkadaşı Erol Büyükburç’la birbirlerine aşık olurlar. Bir nevi “hatunların efendi erkek yerine piç tercihi” vakasıdır yani… Bunun üzerine, kızı koruyan kollayan, ama aslında kendisi de ona derinden âşık olmuş olan asil adam Sadri Alışık aradan çekilir; ikisini birbiriyle evlendirir… Bu yönüyle biraz “Cyrano de Bergerac”a benzer belki, hım?

Son olarak, Sadri babanın enfes sesinden “Menekşe gözlerde hiç vefa yokmuş”u dinlemeden geçmek olur mu?

Ahh, ortaokul-lise yıllarımın okuldan eve gelip TV karşısına kurulup öğledensonra kuşağında birbirinden güzel nostaljik filmlerini izlediğim zamanlarına gittim bu mim sayesinde… Ne güzel günlermiş; ah, ah… Eski Türk filmleri kültürümü de o günlere borçluyum ;) Şimdi gelelim mim’i yollamaya: Sevgili diabolo‘cum, Uzak Doğu değil ama Türk işi bir şeyler ilgini çeker diye önce sana yolluyorum ;) Ayrıca Mydestiny ve Secret da henüz -bildiğim kadarıyla, yanlışsam kusura bakmayın- kimse tarafından mimlenmedi; o zaman ben mimleyeyim :) Listelerinizi merakla bekleyeceğim kızlar ^^

About these ads

hikaruivy hakkında

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı mim, sinema içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

En Acıklı Eski Türk filmleri… için 13 cevap

  1. La Fea dedi ki:

    Teyzem filmi gerçekten çok güzeldir.Çocukken izlediğimde anlamamıştım tabii o üstü kapalı sahnelerden sonra netleşti. Kızın durgunlaşması baba evine dömesi, sonra ölümü :( Bilnen gerçeklerin görmezden gelinmesi. Kocasının ailesinin olan bitenlerden dolayı kızı suçlaması. Filmin sonunda kızının bile onu umursamayışı ama Umurun anılarında edindiği özel yer. Belki de onu tek anlayan DİNLEYEN, SEVEN, o küçücük çocuktu. Çok güzeldi cidden. Ellerine sağlık.

    • hikaruivy dedi ki:

      sağol La Fea’cım… bende de yazdıktan sonra Teyzem’i yeniden izleme isteği depreşti resmen… biraz ağır kaçacak ama dayanamayıp izleyeceğim galiba :D

  2. hayalmiyim :) dedi ki:

    ben Teyzem’i izlememişim yaa kaçmış benden, artık yarından sonra izlerim :)
    Korelilerin bize benzeştiği bir alan da sanırım bu filmlerdeki “hadi esas kızı kendimizden soğutalım da bizden nefret etsin, sonra acı çekmesin…” mantığı..En sinir olduğum durumdur filmlerde, dizilerde böyle triplere girenlerin yaptıkları…
    Güzel filmler seçmişsin çingu :D severek okudum yine yazını :)

  3. makinosev dedi ki:

    ayş nerden başlasam, zaten çenem düşük, 100 tane post okusam gene konuşacak bir şey bulurum heheh :D
    Canım kardeşimdeki ufaklık kıral mobilyalarının sahibinin akrabası mıymış bimiyordum sayende öğrendim, o yuzden neden sinemayı bıraktığını anladım :D Bu film 70lerde çevrilmiş, büyüyüp geçimini sağlaması gerektiği dönemde 80lere denk düştüğüne göre, öyle çalkantılı bir dönemde aile mesleğine yönelmesi normal geldi bana :S ama internette diğer filmlerine de baktım ağzım açık kaldı, hakkaten o küçük yaşta döktürmüş bol bol :) lafea ve senin anlatışına bakarak tekrar izleyesim geldi ama kıyamıyorum kendime, ağlamak istemiyorummm, anlıyor musun :(
    ah müjgan ah’da çok güeldi ben nasıl düşünemedim bunu yazmayı :P :P :D hehe şaka yaptım :) nasıl senden önce davrandım ammaa nıhahaha :D
    boş çerçevenin afişine dikkat ettin mi? tamamen renkli yazıyor, özellikle belirtmişler, içim bşr tuhaf oldu nedense :) bir de bu filmi ağlata ağlata anlatmalıydın ama okurken hülya koçyiğitin yalanrüzgarı pozu verip senin deyiminle vukur bir şekilde duruşu gözümün önüne gelince koptum gülmekten :D :D
    teyzem’i izlemedim galiba, ama izlemeye cesaretim de yok açıkçası, çok acıklı yapıyoruz biz bu filmleri yaa :( kimbilir neler geldi başına müjgan’ın :) teyzemin afişi desenli mektup sayfasına benziyor biliyor musun, hani eskiden temalı mektup kağıtları satılırdı kırtasiyelerde bana onu hatırlattı :)
    menekşe gözler için de Cyrano de Bergerac benzetmesi yapınca sen hemen gözümde canlandı her ikisininde filmleri ( tebrik ederim bir taşla iki kuş vurdun çingum :D ) fatma girik’in gençliği de ne kadar güzel, siyah saç 4 defa lacivert göz :P insan bakmaya doyamıyor :)

  4. hikaruivy dedi ki:

    @hayal: sağol canım, evet, bu esas kızı/erkeği kendinden nefret ettirme fikrini ilk ortaya atan senaristi bulup dövmek istiyorum! onun yüzünden son elli senedir ekran başında hep birlikte kanser oluyoruz!

    @makino: hahah, sen yeter ki yaz canım, ne kadar gevezelik, o kadar iyi! :D :D ah evet, 80 döneminde sinemanın durumunu ben hiç hesaba katmamıştım… yavrucak o yüzden sinemayı bırakmış olmalı… mobilyaclık garantili meslek sonuçta, heeh :D :D ben onu bir daha izlemeye cesaret edemedim; teyzem’i izledim. gene ağladım, o ayrı :P ah müjgan ah’ı nası kaptın yaa, hain çingu! :D :D hehe, şaka şaka, senin sayende ben de kısa geçip az hasarla atlatmış oldum, yoksa onu da bi daha izleyesim gelecekti :P :D menekşe gözler’i izlemediysen mutlaka izle ama. sadri alışık için izlenir. bir de fatma girik’in gençliği, şöyle 20 yaşındaki halleri falan cidden çok güzel. ama 25-30da o güzellik nedense kaybolmuş :( yani yine güzel de; bence 25-30 cıvarında filiz akın ve hülya koçyiğit onun önüne geçmiş. şahsi görüşüm tabii :) :)

  5. Besra dedi ki:

    Teyzem fiimi güzeldi farklıydı Müjde Ar ,Serra Yılmaz ,Uğur Yücel ,oyunculukları müthişti ozaman için yapılmış en güzel filimlerden biriydi oderece severim :) Canım Kardeşim ağlamaktan göz pınarlarım kurudu ne kadar acıklıydı yarabbi birdaha izleyeceğimi sanmıyorum artık duygusal flimleri kaldıramıyorum !!! Sadri Alışık filimleri güzeldir nerdeyse çoğunu izlemişimdir içlerinde en duygusalı Ah Müjgan nekadar nefret etmiştim Müjgandan öyleki o kadın oyuncuyuda hiç sevemedim :( listendeki bütün filimleri izlemişim bende iz bırakan bu filmler :)

    • hikaruivy dedi ki:

      teyzem çok iyidir, zamanının ötesinde bir filmdir, değil mi? serra yılmaz’ın o kocaman mavi gözlerini aça aça oynadığı görümce tiplemesinden de bahsetmeden geçmek olmazdı, iyi yakalamışsın. canım kardeşimden ben de köşe bucak kaçıyorum; babam ve oğlum’dan kaçtığım gibi! :D :D bense esen püsküllü’yü çok severim aslında. ama evet, bu filmdeki rolü kendinden soğutacak kadar uyuzdu :P

  6. Besra dedi ki:

    Evet çok çok iyi bir filmdi Serra Yılmazı orada tanıdım ogün bugündür takip ederim :) Yönetmen Halit Refiğ senaryo Ümit Ünal nasıl güzel olmasın ^^

  7. winpohu 'ca dedi ki:

    canım kardeşim yazılmasaydı ben de yazacaktım çok güzel filmdir çok fazla üzer adamı :)
    sadri alışık konusunda söylediğin her şeye katılıyorum uzay yolu ve bu da mı gol değil süper ama müjgan bir başka ne güzel oynuyor bu adam ya :)

    boş kalan çerçeveyi izledim ama sen yine öyle komik anlatmışsın ki kız mazoşist olabilir zannımca ,çok acıklıdır bunun sonu da .

    menekşe gözlerde sadri alışağa üzülmemek elde değil ve gerçekten cyrano ya benziyor ,güzel tespit :)

    liste çok güzel o ayrı ama sende çok güzel anlatmışsın ,ellerine sağlık :)

    • hikaruivy dedi ki:

      ben yazıldığı halde dayanamayıp yine listeye aldım. boş kalan çerçeve ise son ana kadar acemilikleriyle insanı güldürse de son anda fena yapıyor :) :) sadri baba ise övgülerin hepsini hak ediyor… sen de sağol canım yorumun için ^^

  8. koredelisi dedi ki:

    ”…ölümcül hastalığa mahkum olmuş her Türk ve Kore filmi esas oğlanı gibi dünyanın en gerizekâlı planını yapar: Alev’i kendisinden soğutacaktır!”
    Ahahahah koptum burda ya çok yerinde bir teşhis olmuş hikarum, erkek milleti değil mi işte naparsın:D:D Sadri Alışık’ık efsaneleşmiş karakteri ”Turist Ömer”in yeri apayrıdır, burda adı geçince baya eskilere gittim… Bende ilkokul-ortaokul zamanlarında okuldan gelir gelmez çantayı bir kenara atar (örnek öğrenci:D) televizyonun başına koşardım. Yalnış hatırlamıyosam Sadri Alışık’ın Gelinlik Kızlar diye bir filmi vardı, bir sahne de parmaklarını doksan derecelik bir açıyla büküp kendisiyle özleşmiş bir selamı varmı bilmem hatırlar mısınız. Turist Ömer dede aynı selamı verip duruyordu, her neyse çok severim Sadri Alışık’ı kısaca bunu söylemeye çalışıyorum ahahah:D

    Canım Kardeşim de ayrı bir olaydı ya, zati işin içine hastalık-ölüm mevzuları girince bende bütün sigortalar atıyo:( Bir televizyon hiiç gözümde bu kadar değerli olamamıştı!
    Bu arada ben Teyzem’i kaç yaşında izledim acaba, bak şimdi çok merak ettim. Çünkü sadece kenarından köşesinden bişiler hatırlıyorum o kadar ayrıntıların hiçbri yok kafamda. Hımm demek ki çok küçükmüşüm:D

  9. masalevi dedi ki:

    en acıklı Türk filmleri postunda bile güldürdün beni Hikaru tebrik ediyorum seni :) “bu sırada kamera Alev’in onlara arkasını dönmüş/kameraya dönük bir biçimde acı içinde (ama vakur durmaya çalışarak) bu sözleri dinlemesini gösterir.” sözleriyle dudaklarını ısıran Hülya Koçyiğit birebir canlandı gözlerimde ahaha :)
    seçtiğin filmler içinde Teyzem’i izlemedim.. kocasının eşcinsel çıkması ilgimi çekti o yıllarda bu konuları filmlerde kullanabilme cesaretini gösterebilmişiz demek ki.. bravo bize :)
    bu arada “sen hiç ateşböceği gördün mü?” ne kadar harika bir oyundu sen bahsedince tekrar hatırladım.. bir gün belki yazı yazarsın bu oyun hakkında ha, yorumlarını okumak isterim..
    cyrano de bergerac oyununu da “cyrano agency” de duydum. bir ara devlet tiyatrolarında gösterimdeymiş yine gelir umarım, konusu bayağı güzelmiş izlemek isterim.. bu arada cyrano agency de iyi filmdi, sevmiştim ben.. dün we teach love’ı izledim bana onu anımsattı hatta.. neyse daldan dala atladım yeter bu kadar :)

  10. hikaruivy dedi ki:

    @koredelisi: aaa, hatırlamaz olur muyuz sadri baba’nın (ya da turist ömer’in) ünlü selamını! ;) halk adamı sadri baba… bak şimdi aklıma kumral ada mavi tuna geldi: ordaki süreyya mercan karakteri (ada’nın babası) sadri alışık’tan esinlenilmiştir, biliyor muydunuz?

    teyzem’i ben çok küçükken seyretmedim neyse ki, yoksa “üvey babanın yatağın altından çıktığı sahne” ile bilinçaltımda dönüşü olmayan yaralar açılabilirdi! :D :D bayağı büyüktüm, ortaokul-lisede falan seyretmiştim. ama geçen gün bu yazıyı yazdıktan sonra dayanamayıp bir daha izledim! :P yine üzdü :(

    @masalevi: hahah, hülya koçyiğit ve abartılı oyunculuğu! onun koşma sahnelerinde hep gülmüşümdür :D :D o zamanlar öyleymiş tabii, “doğal oyunculuk” diye bir kavram yoktu heralde :P

    teyzem’de aslında eşcnsellik mevzuu üstü kapalıdır; yani adam anne kuzusu olarak falan resmedilir. bir de gerdek gecesinde kızın duvağını çıkarır çıkarmaz ağlayarak odadan kaçar, bütün bunları birleştirip eşcinsel olduğu sonucunu biz izleyenler çıkarıyoruz :D izlemeni öneririm canım, çok iyi filmdir cidden.

    sen hiç ateş böceği gördün mü harika bir oyundu! evet onun hakkında mutlaka yazmalıyım; ama önce ayrıntılarını atlamamak için yeniden izlemem gerek ;) yorumun için teşekkürler canım ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s