“Bana Aşkı Öğretir Misin?”

Şimdi size birbirinden tatlı iki film tanıtacağım. İkisi de romantik komedi; ama öyle sabun köpüğü romantik komedilerden değil. Derinliği olan filmler bunlar: Belki hatıralarınızın silinip gitme olasılığı ile, belki bir çınar ağacının kesilmesi ile gözlerinizi dolduran; ilk aşkı anlatan, bittiklerinde yüzünüzde baldan tatlı bir gülümseme, gönlünüzde sıcacık bir his bırakan filmler… “Bana aşkı öğretir misin?” yazdım başlıkta; çünkü bence bu cümle ikisini birden özetliyor: “We Teach Love” ve “Flipped”den bahsediyorum.

Filmleri tanıtmaya geçmeden önce sevgili Koredelisi ve Sermin‘e teşekkür edeyim: Link’lerde de göreceğiniz üzre bu iki filmi onların bloglarındaki övgü dolu yazıları okuyunca izlemeye karar verdim ve her zaman olduğu gibi zevkleri ile beni yanıltmadılar. Kamsahamnida çingular! :)

Flipped: 2010 yapımı bu film, The Story of Us, When Harry Met Sally, The Bucket List gibi benim çok sevdiğim filmlerin yönetmeni Rob Reiner‘a aitmiş. Rob Amca bizi yine hayalkırıklığına uğratmıyor ve 1957’de başlayıp 1963’te biten çok ama çok sevimli bir hikâye anlatıyor. Bu kez başrol oyuncularımız 13 yaşındaki Julie (Madeline Carroll) ve Bryce (Callan McAuliffe). Hikâyemiz, Bryce ve ailesinin Julie’lerin karşısındaki eve taşınması ile başlıyor. Julie, Bryce’ı görür görmez bu “göz kamaştırıcı gözleri olan” yedi yaşındaki çocuğun onun ilk aşkı olacağını şıp diye anlayıveriyor! Ve her zamanki sevimliliği ile koşup onlara yardım etmeye gidiyor. Ama Bryce, bütün iyi niyetiyle onunla tanışmaya gelmiş olan bu minik kızdan ürküyor önceleri: Çünkü Julie çok cesur, çok arkadaş canlısı; onun tam tersi yani! Okulda aynı sınıfa düştükleri zaman sevinçle gelip ona sarılan, onun kavun kokan saçlarını koklayan, bir çınar ağacının en yüksekteki dallarına korkusuzca tırmanan ve bu ağaç kesilmesin diye bütün mahalleyi inleten acayip renkli, şahane bir kız var karşısında! Her erkek böyle bir kızla baş edemez elbette; özellikle de cool takılmaya çalışan, okulda karizmasını çizdirmemeye, evde ise babasının sözünden çıkmamaya çalışan korkak bir oğlan çocuğunun bunu başarabilmesi hiç de kolay bir iş değil… Bryce Julie’nin değerini hiç bilemeden böyle tam altı sene geçiyor… Sonra, ikisi de ortaokuldayken Bryce’ın dedesi gelip onlarla yaşamaya başlıyor ve birdenbire işler tersine dönüyor: Dedesi sayesinde Julie’nin ne kadar gözkamaştırıcı bir insan olduğunu (dedesinin söylemiyle “She is quite the girl!” “esaslı kız” yani) anlamaya başlıyor bizim ufaklık. Ama ne yazık ki Julie de “insanların genellikle parçalarının toplamından daha az ettiğini” anlamış artık… Bryce’in gözkamaştırıcı gözlerinin ışığı Julie’nin gözlerinden silinmeye başlarken, Bryce acaba hayatının fırsatını kaçıracak mı, yoksa bu tatlı kızın ilk öpücüğünü kapmayı başarabilecek mi, izleyip görelim diyorum.

Ve bu kadar da değil; 60lı yılların başında Amerikan ailelerinin pek o kadar dejenere olmadığını (ehu :D) görmek ve iki çocuğun ailelerinin öyküsünü de tatlı tatlı izlemek için de muhteşem bir film bu. Filmin özeti ise, galiba büyükbabanın şu sözlerinde saklı:

“Kimilerimiz soluk, kimilerimiz saten gibi parlak, kimilerimiz ise ışıl ışıldır. Ama çok nadiren rengarenk birisiyle karşılaşırsın ve işte o zaman bu, başka hiçbir şeyle kıyaslanamaz.”

(Öhömm, tam bu noktada bir parantez açıp blogumun adına tekrardan dikkat çekmek istiyorum :D Tamam, dikkati çektim, şimdi olaysızca dağılabiliriz :P)

Bir de eklemeden edemiyciğim: Keşke bizim okullarda da oğlanları açık artırmayla satın aldığımız “basket boys” geleneği olsaymış; belki bu sayede orta 3’teyken platonik âşık olduğum çocukla bir yemek yemiş olurdum! Zaten benim o zamanki garip zevklerim göz önüne alınırsa o çocuk için benden başka teklif veren kimse olacağını da zannetmiyorum; oğlanı ucuza kapardım valla! Haha :D :D

Buyrunuz filmin soundtrack’inden en bir leziz haliyle 60ların Pretty Little Angel Eyes‘ı:

We Teach Love (Sarangeul Gareuchyeo Deurimnida): Sadece 70 dakikalık bir film, sizi hem deli gibi güldürüp, hem de hüzünlendirip gözlerinizi doldurabilir mi? Bu Kore filmi yapıyor arkadaş! Aslında dizi olacakmış ama olamamış. Bence daha iyi olmuş; dizilerdeki gereksiz uzatmaların aksine 70 dakikaya acayip tatlı bir hikâye sığdırılmış… We Teach Love, kız tavlamak isteyen başarısız erkeklere hizmet veren bir çeşit çöpçatanlık şirketinin cool ve -elbette- aşka inanmayan patronu Kwon Tae Joon (Tae-yeong Ki) ile tanışmamızla başlıyor: Bu soğuk adama, ilk aşkı Chul Woo (Jin-woo Yang)‘ya senelerdir açılamamış umutsuz vaka bir kızcağız, adıyla sanıyla Lee Jin Yi (Gyu-ri Kim), yardım almak üzere başvuruyor.  Tae Joon prensip olarak kadınlarla çalışmadığını, çünkü onların ne istediklerini bilmez ve gönlü hemen değişiveren yaratıklar olduğunu savunsa da Jin Yi’nin ısrarlarına dayanamayıp ona yardım etmeye karar veriyor ve kızımızın ilk aşkını tavlamasını sağlamak üzere işe girişiyor. Bu arada inanılmaz komik sahneler yaşanıyor: Kulağındaki kulaklıktan kendisine verilen direktiflere göre haraket eden saf kızımızın ilk aşkı ile konuşurken saçma sapan cümleler kurması mı dersiniz; yoksa tuvaletten çıkarken eteğinin çorabına sıkıştığını fark edemeyip rezil olması mı! :D :D Nihayet Jin Yi ilk aşkının dikkatini çekiyor çekmesine, ama bundan sonra sürpriz üstüne sürpriz bizi bekliyor: Ben tam iki kere ters köşe oldum! Çok değişik, çok şeker bir finali vardı filmin; şimdiye dek belki yüzlerce romantik komedi filmi izlediğim halde asla tahmin edemedim ve çok, çok sevdim!

Bir de esas kızımız filmin başlarındaki dalgalı saçlı haliyle bence feci halde Selin Şekerci’yi andırıyordu. Ben Selin Şekerci’yi de çok sempatik bulurum, o yüzden esas kıza ilk görüşte kanım ısınıverdi. Ayrıca film boyunca çiçeklerin anlamlarını açıkladıkça, yol ortasında bitivermiş bir karahindibayı kurtarmak için uğraştıkça onu daha da, daha da sevdim. Bir Kore filminde esas kızı bu kadar sevdiğim nadirdir, ben genelde ikinci oğlanları çok severim :D :D Bu yönüyle de benim için enteresan bir deneyim oldu :D

Kısacası We Teach Love az zamanda büyük işler başarmak isteyenlere (eğlence anlamında :D) tavsiyemdir! ;)

About these ads

About hikaruivy

a big fan of shoujo animes/jdramas/kdramas loves to eat, write, read and watch!
Bu yazı sinema içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

“Bana Aşkı Öğretir Misin?” için 42 cevap

  1. hayalmiyim :) dedi ki:

    We Teach Love, daha dün izledim ve itiraf ediyorum ilk kez izlediğim bir Kore filminde salya-sümük olmadım :D gözlerim doldu biraz bazı sahnelerde ama hemen sonrasında gülümseyecek birşey buldum kendime…70 dakikacık ama dolu doluydu bir anlamda :) aşık olasım geldi bazen, özellikle o sevimli palyaçoya..

    bir de fark ettim ki ben nedense izlediğim hemen her filmde esas kızı sevmişim :) en azından sevimli bulmuşum, elimde değil sevmeye programlanmış beynim :D (geum jan di’ye bile arada ısınırdım düşün artık :P )

    çok güzel bir filmdi iyi ki twitterda tavsiye etmişsin de iyi ki izlemişim çingu :D kamsahabnida :D

    • hikaruivy dedi ki:

      @hayal: hahah, sonunda sana şöyle umut dolu bir kore filmi izletebildik çingu :D yav sen kpss’ye gireceksin, morallenmen lazım :) :) bense genelde esas kıza gıcık olurum :P jan di ve go mi nam başta olmak üzere :D gerçi son zamanlarda ben de esas kızı seviyorum genelde; the greatest love ve city hunter’da çok sevdim mesela…

  2. diaboloviolette dedi ki:

    Flipped, konu açısından keyifli geldi bana. Kızın küçüklüğü çok tatlıymış yahu..Yakın zamanda izlemek istiyorum. Yaz zamanı iyi gelir bünyeye.

    Diğer film ise tam çerezlik, ayakları uzatıp keyfine bakmalık gibi. Fakat yorumda palyaço denmiş.. Gerilmedim değil. Tedirgin yaklaşıyorum..

    Sayenizde güzel filmlerden haberdar oluyorum çingulaaar sağ olun..

    • hikaruivy dedi ki:

      @diabolo: flipped çok tatlı bi film diabolo’cum; tam yaz akşamı filmi cidden. sevgilinle izle, bak o da sever :) hahaha, palyaço seni korkutmasın, valla öteki de güzel :D :D ayrıca bahsi geçen palyaço yalnızca bir-iki dakika görünüyor, yoksa ben de palyaçolardan çok hazzetmem aslında :D :D sevgiler cnm ^^

      • diaboloviolette dedi ki:

        vee evet dün seyrettim flipped’i ve bayıldım.. cidden büyük bir keyifle ve mutlulukla seyrettim. çok hoş bir anlatım tarzı varmış. böyle koltuğa yayıldık seyrettik valla..

  3. koredelisi dedi ki:

    ”60lı yılların başında Amerikan ailelerinin pek o kadar dejenere olmadığını (ehu ) görmek ve iki çocuğun ailelerinin öyküsünü de tatlı tatlı izlemek için de muhteşem bir film bu”
    Sırf bu lafın için bile izlenir, çünkü amerikan filmlerinden nefret ederim ama sende Şermin de önerdiyse kesin güzeldir. Filmi açtım bile birazdan izlerim;)

    We Teach Love filmini beğenmene sevindim çingum;) Ha bu arada Koredelisi tarafından mimlendin benden söylemesi:D

    • hikaruivy dedi ki:

      Vayy, Anti-Amerikancı çingum benim :D :D Yok yok, bunu kesin seversin, güven bana ;) Mim’i şimdi gördüm kuzum, en kısa zamanda yaparım, söz :) Zaten laf aramızda, bana ne zaman gelecek diye beklediğim bir mim’di, kih kih :)

      • koredelisi dedi ki:

        ”Anti-Amerikancı” ahahah öyleyim valla napım, herşey onların suçu:D:D Mimi beklediğini hissettim hayatım o yüzden vakit kaybetmeden sana paslayayım dedim :D Ama sende vakit kaybetmeden cevap versen diyrum hani;)))

        Bu arada filmi izledim geldim, dediğiniz gibi çıktı:D Çok tatlı bir film, bilindik belden altı saçma amerikan filmlerine benzemiyor (vay be ne kadar dolmuşum amerikan filmlerine, överken bile yeriyorum ahahahhah). Öneri için kamsahamnida çingum, bu arada filmde kız çocuğun gözlerine vuruluyor ilk ama bence kızın ki daha güzel di, söylemeden edemicim:D

      • hikaruivy dedi ki:

        @koredelisi: tamam canım, bundan sonra ilk iş o yazıyı yazmak ;) filmi beğenmene sevindim; evet, cidden çok tatlı ve masum bir filmdi. ve evet, bence de kızın gözleri daha güzeldi! :D sevgiler ^^

  4. akustik dedi ki:

    Bugün ne yapsam ne izlesem diye dolanıyordum, pek vaktim de yok hani bir filmi yarıya kadar mı izlesem diye ortalarda dolanırken dur bloglara bakayım dedim vee burayı okudum. Bayıldıııımm. İyiki dizi yapmayıp film olarak bırakmışlar. Kızın kıvırcık saclı hali cok güzeldi ya öyle bıraksalardı :P Bu arada çok pis ters köse oldum, o neydi ya öylee.. Senarist alnından öptüm seni 70 dakikaya bu kadar dolu dolu bir film yazabilmeyi başardığı için. Hikaruu sana da ayrıca teşekkürler, sayende izlediim çok keyifli vakit geçirdiim :)

    Bu arada hiç demiş miydim, blogunun arka fonuna bayılıyorum , çok hoş cok güzel. gördükçe gülümseyip mutlu olasım geliyo o yüzden seni readerdan okusam bile sonra vakit bulup bloga ayrıca girip bakıyorum :)) Deli miyim neyim ^^

    • hikaruivy dedi ki:

      @akustik: vayyy, tam senlik olmuş o zaman bu film. yazının işe yaradığına çok sevindim canım ^^ bence de iyi ki dizi yapacağız diye bu güzelim hikayey saçma sapan eklentilerle bozmamışlar. ayrıca ben de kıvırcık saçlı haline bayılmıştım, ama koreli erkekler öyle düşünmüyormuş belli ki :D

      blogun arka fonunu ben de seviyorum (sevmesem neden arka fon yapiyim zaten di mi, hehe :D) açıkçası bu kalpler, çiçekler ve pembe rengin erkek okuyucuları daha ilk bakışta kaçırdığına emin olmakla beraber (haha, durun olum gitmeyin, aslında çok komiğim ben lan :P :P) elim gidip de değiştiremiyorum bi türlü… iyi bari, senin yorumun içimi rahatlattı biraz :D

  5. makinosev dedi ki:

    “Öhömm, tam bu noktada bir parantez açıp blogumun adına tekrardan dikkat çekmek istiyorum :D Tamam, dikkati çektim, şimdi olaysızca dağılabiliriz :P” dikkat ettik efem ;) yakışır sana :D
    flipped için verdiğin videoda, film tam da o dönemin çekilen filmleri gb renklendirilmiş, sen izlerken de öylemiydi (şuan film iniyor ama içeriğini henüz göremiyorum:) ) en sevdiğim renk tonu, bu tarz çekilmiş filmler beni taa ilk sahnesinden duygulandırıyor.
    ” we teach love”ı facebook’daki tanıtımında görmüştüm ama twitter’dan yapılan anons ile tekrar göz atmaya karar verdim, çok güzeldiiii :D o çiçekleri benim eve göndersinler n’oluursun :D 2010 yılı karahindiba yılı mıdır nedir? road numberone’da da bolca adı geçiyordu:) bu arada çok güzeldi demiş miydim :) ama çok güzeldii :) eline sağlık çok güzel yazmışsın sende :)

    not: kesinlikle Selin Şekerci’ye benziyordu, o bukleleri her gördüğümde aa özgür dedim :D

    • hikaruivy dedi ki:

      @makinosev: ahha, senden kaçmayacağını biliyodum çingu! :D :D ehemm, kendimi tutamadım napiyim, haha :D

      evet flipped’da sarımtrak bir filtre kullanmışlar, cidden 60ları yansıtan, o dönemin filmleri gibi bir film olmuş. ben 60ların kıyafetleri, dansları, her şeyine bayıldığım için bu filmin stmosferine de bayıldım :D

      we teach love’daki çiçekler, değil mi? ahh, ayrı bir yazı yazmak lâzım onlar için. karahindiba – bu çiçeği meğer bilirmişim de adını bilmezmişim, öğrenmiş oldum. heralde papatya gibi biraz ezik bi çiçek olduğu için sıradan halk kızlarını sembolize etmek için de çok kullanıyorlar :D :D hatta ingilizce’sini de her agatha christie kitabında “dandelion” olarak rhododendron’la birlikte sık sık duyar(okur)dum (agatha teyze pek sever bu iki çiçekten bahsetmeyi), ama ne menem bişi olduğunu bilmiyodum tabii… sağol canım, sevdiğine sevindim, benim de acayip hoşuma giden bir film oldu bu. ve evet, selin şekerci’nin koca gözlerini ayrı tutarsak bu kız ona pek benziyodu :D :D zaten bu aralar herkesin ünlü koreli ikizini keşfetmeye başladım; daha demin en yakın arkadaşım sıla’nın ikizini KARA’nın lideri park gyu ri olarak buldum yav…

      • makinosev dedi ki:

        ben de sarı yapraklı halinin beyaz tüylü hale geldiğini bilmiyordum, ikisi farklı çiçek zannederdim yani :) agatha teyzemiz önden kapmış olayı bak :D gerçi o agudik bugudik isimlerden kaybediyor bence çiçeğimiz (sitanbul’dan kaktüs! bildiriyor :P )
        “heralde papatya gibi biraz ezik bi çiçek olduğu için sıradan halk kızlarını sembolize etmek için de çok kullanıyorlar :D :D” buna da koptum, doğru diyorsun valla :)
        ÖNEMLİ NOT: so ji sub’un benzerini bulursan ilk bana haber veriyorsun, söylemeyen ne olsun!!! :D hörmetler :)

      • hikaruivy dedi ki:

        ahahaha, tamam, söz, bulursam haber veririm. sen de joong ki benzeri ara benim için o zaman :D :D çiçek topla benim için :D :D hatta burdan da duyuru yapalım: sevgili beyler, aranızda ji sub’a ya da joong ki’ye benzediğini iddia edenler varsa başvurular için müracaat bizim bloglar :D

      • hayalmiyim :) dedi ki:

        hahahahaha :D dört yapraklı yonca arar gibi benzer araken karşınıza olmadık şeyler çıkmasın sonra :D
        NOT: ben benzerini değil kendisini istesem olmamı yaa :D

  6. Geri bildirim: Dört Günlük “Küçük” Film Maratonum… | hayalmiyim

  7. makinosev dedi ki:

    olur toplarım ahahahah :D bu kampanya bir çığır açacak çingum, içime doğdu :D joong ki için şahin moduna aldım gözceğizlerimi, göreve hazırım, bulacağım o ikizi :D aja aja fighting :)

    • hikaruivy dedi ki:

      @hayal: olur olur, orijinali her zaman tercih sebebidir. ama orijinalinin supply-demand dengesi biraz bozuk olunca, bari demand’i az olanlara yönelelim diyo insan :D :D

      @makino: valla bi ara da herkese bi oppa kampanyamız vardı, nooldu o iş? herkesin oppa’sı bile belliydi :D :D olmuyo böyle çingular, çok çalışmamız lazım! :D :D bu arada joong ki’nin benzerini bulursan bi telefon çak, hemen ordayım :P

      • hayalmiyim :) dedi ki:

        @hikaru: herkese bi oppa kampanyasını destekleyelim yahu “hep destek tam destek!!!” en süper kampanya bu bence (benim “ana beni Kore’ye gönder!!” kampanyasından daha etkili olur heralde :D ) benzerler gerçeğinin yerini tutabilir mi hiç yahu??? :D :P

  8. makinosev dedi ki:

    @hayal benim 4 yapraklı yoncam var, hemen 2.level’a geçtim jisub benzeri arıyorum tabikisi de arkadaşlara destek mahiyetinde joong ki için de çalışmalar devam :)

    @hikaruivy doğru diyorsun ben adresini bile buldum jisub’un hatta :D :) 22 temmuzda da 51kafe diye bir yer açıyor, açılışına gitmek vardı, orjinalini aklımda daha iyi tutmak için ama nirdee :)

    Günün sözü :
    orijinalinin supply-demand dengesi biraz bozuk olunca, bari demand’i az olanlara yönelelim diyo insan :D :D

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: yalan mı? :P :P adamın peşinde birmilyon kız varken benim şansım ne ki? :D biraz gerçekçi olmak lazım :P ama sen jisub’un kafesine bi git bence. hatta beraber gidelim. açılışına yetişemesek bile günün birinde birlikte seul seyahati yapalım, 51kafeye de mutttttlaka gidip bütün gün oturalım, jisub yanımıza gelmezse gitmiyoruz diye inat edelim! :D nası fikir? ;)

      @hayal: bence güçlerimizi birleştirirsek bu blog camiası bütün korelileri TRye bile getirir :D :D “bir gün bütün koreli yakışıklılar TRye gelicek!” imza hikaruivy başgan (hikaruivy başgan, fenerbahçe şampiyon!) :P :D

      • makinosev dedi ki:

        işte bu bee, işte takım çalışması, tatlılar benden :D ben de “ji sub’a kahve falı bakmadan gitmem bu kafeden” diye çığırtkanlık yaparım, sen de boş durmaz elindeki döner bıçağıyla beni korursun (bknz: türk olduğum nerden belli?, bn2: eyvah türkler geldi) :D kafeye gelene kadar, döner bıçağını ben tutarım, seni yormam :D

      • hikaruivy dedi ki:

        @makino: ahahaha, döner bıçağı! :D :D onu uçağa nası sokucaz ben şimdiden düşünmeye başladım :D :D ayıpsın çingu, sen iste ben gerekirse hepsini esir alırım; kızlar zaten üflesen uçar, erkekler için de yanımızda bir-iki tane yağız türk delikanlısı bodyguard götürürüz :D :D jisub’a falda neler çıkacak, üç vakte kadar kısmet mi? :D

  9. besra dedi ki:

    Uzun zaman oldu bir Amerikan yapımı flim izlemeyeli en kısa zamanda izleyeceğim severim bu tarz flimleri :) we teach love çok kişiden övgü alan bir yapım ama nedense birtürlü izleme fırsatı bulamadım hep diziler yüzünden :D ama artık sinemaya dönüş yapma vaktim geldi teşekkürler hikaruivy :)

  10. makinosev dedi ki:

    orda da dönerciler var ya, ödünç! alırız ne var, yağız türk deliganlılarını da ortan toplayı veririk, kahvehane yoktur malum orda :D
    gerisi senle bana kalmış çingu :D
    ji sub’un falında sürpriz bir aşk var, böleee sırt sırta vermişler, kız ondan açık tenli zayıfçana, S harfi görüyorum :D … falın devamını merak ettiysen yarın sana özel bir post döşerim çingum ;) hihi :)

    • hikaruivy dedi ki:

      valla olur, neden olmasın? al sana hikaye konusu :D başrollerde ji sub ve makino! :D :D ilk bölümü yarın senin blogdan okuyalım o zaman ;)

      bi de twitter’da devam ediyoruz geyiğe, gelsene, su çok güzel :D

      • makinosev dedi ki:

        ben o satırları okurken, bilgisayarı abime devrediyordum :) suya :D :D … pardon twitter’a gelemedim o yüzden :D öykü mimi iyicene karıştı, winpohu’nun öyküsünü okurken acıklı yazarım diyordum, my lovely roommate’i okurken de komedi olsun benim olsun demeye başladım, ne yapcam bilmiyorum :D

  11. makinosev dedi ki:

    flipped’i de seyrettim dün, çok güzeldi :( amerikan sineması hala ölmemiş, insan gibi duygusal filmler de çevirebiliyorlarmış hala :D

    • hikaruivy dedi ki:

      @makino: evet yaa, bu film artık klişeleşen hollywood filmleri arasında çölde vaha gibi geldi :) zaten kitap uyarlamasıymış.

      ah, çok sevindim, my lovely roommate’i okumaya başladın mı? ama ben yorum da istiyorum :) :) bence sen süper komedi yazarsın; hele de ji sub’la sevgi’nin tanışması hikayesinden çok manyak bir absürt romantik komedi çıkarırsın gibime geliyor, böyle ellerimi ovuşturuyorum beklentiyle, haha :D :D

  12. makinosev dedi ki:

    “çok manyak bir absürt romantik komedi ” etiket olarak kullanacağım bu tanımı :D yalnız senin öyküyü okudukça benim hikayem de kafadan değişiyor, dram yazmiim ben evet, çok manyak bir absürt romantik komedi olsun evet :D
    evde 2 bilgisayar var birinde internet var diğerinde yok, internetsiz olanda dizi izleyip öykülerini okuyorum şöyle ki.
    senin öyküyü önce tek tek pdfleyip bilgisyara indirdim sonrada müzikleri tabi. öyle okumaya başladım. internete girişi olmayan bilgisyarımda okuduğum için yorumları sonra yazarım dedim ama sıcağı sıcağına yazmak lazım haklısın :D buarada süper gidiyor öykünde olaylar… neyse orada yaparım yorumları :D

    • hikaruivy dedi ki:

      tamam, bekliyorum yorumları :D biraz you’re beautiful tadında yazmaya çalıştım, absürtlükler, kurulan hayaller, gırla gidiyor :D güneş ve ay’ın biraz daha gerçekçi ve dramatik olduğunu fark edeceksin.

      bu arada hani kitapların falan arka kapağında olur ya, işte mesela new york times “two thumbs up!”, başka ünlü bir yazar: “muhteşem bir kitap, mutlaka okunmalı” falan diye yorumlar yapmıştır, onlardan alıntılar yapılır… ben de senin hikayene ünlü yazar (!) hikaruivy olarak “çok manyak bir absürt romantik komedi!” diye övgüler sıralamak istiyorum :D :D hatta şöyle de ekleyeceğim: “makinosev, yepyeni bir tür icat ederek (absürt romantik komedi) edebiyat dünyasına yeni bir soluk getirdi!” ben sende ışığı görüyorum çingu, sen bunu yapacaksın, hadi benim çingum! :D :D

  13. La Fea dedi ki:

    Ben de izledim yeni bitirdim. İyiydi. Klişelerle ilerken bir anda ters köşeye yatırması gerçekten takdir ediciydi. İlk başta çok söylendim size yav bunu mu beğendiler diye ha ha ha ama sonuna kadar sabredince niye övgüler dizdiğiniz belli oldu :)

    • hikaruivy dedi ki:

      hahahaha, biz bişey biliyoruz da söylüyoruz! :D evet, zaten son an’a kadar klasik ilerlemiş olması son beş dakikasını bu kadar vurucu yaptı. beğendiğine sevindim ^^

  14. miwako dedi ki:

    flippedi izleyip yazdıktan sonra film hakkındaki yorumlara bakarken bloğundaki yazıyı gördüm hem filmi hatırladım hem de keyifle yazdıklarını okudum:D çok güzel yazmışsın filmi en güzel şekilde anlatmıssın o kadar iyi bir film ki fliipped bitince buruk bir gülümse bırakıyor insanda We Teach Love da klasik bir konuyu değişik bakış açsısı ve işlenişle nasıl tamamen orjinal ve farlı bir hikaye haline getirebileceğinin dersini verir nitelikte bir film ayrıca çok samimi ve şaşırtıcı

    • hikaruivy dedi ki:

      @miwako: aynen öyle sevgili miwako, yorumlarına aynen katılıyorum. bu arada senin blogunun adresi nedir? sanırım benim bildiğim bloglardan biri değil. ben de flipped hakkındaki yazını okumak isterim ;)

  15. masalevi dedi ki:

    aylar sonra oturup listeme aldığım flipped’ı izleyebildim sonunda, çok çok güzeldi.. formasyon derslerinde öğrendiğimiz gestalt felsefesi burada da karşıma çıktı: bütün parçalardan daha önemlidir! bu filmi bizim hocaya da izletilmeliydi bence :)
    şarkılar, 60ların o tatlı havası falan çok güzeldi. vee:

    Bir de eklemeden edemiyciğim: Keşke bizim okullarda da oğlanları açık artırmayla satın aldığımız “basket boys” geleneği olsaymış; belki bu sayede orta 3′teyken platonik âşık olduğum çocukla bir yemek yemiş olurdum!

    çok güldüm, ayynen katılıyorum, hatta lisede falan da olsaydı umutsuz aşklarımıza çare olurdu, çok sevdim ben bu basketboys olayını, öğretmen olursam birebir uygulayaciiim :))

    • hikaruivy dedi ki:

      @masalevi: yehuu, the fall’la birlikte iki etti! en sevdiğim filmleri sizlere de izletebildiğim için mutluyum, gururluyum :D :D

      hahah, basket boys olayı cidden süper olurdu! gerçi ben gene utanır, kendime yediremez, açık artırmada bile beğendiğim çocuğu alamazdım iyi mi! :/ nolucak benim bu gururum bilmem ki :P bi de öğretmen olursan nasıl uygulamayı düşünüyosun, çöpçatan hoca diye adın çıkar sonra! :D :D

      • masalevi dedi ki:

        aa ben kimsesiz çocuklar yararına diye kılıf uyduracaktım ona ama haklısın durduk yere fişlenmeyeyim şimdi :)

  16. Yılmaz DALKIRAN dedi ki:

    Youtube link’i çalışmıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s